Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Viyana’da konuştu

18 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori Gündem

Saadet Partisi’nin derdinin tüm dünyadaki Müslümanların barış, adalet ve özgürlüğünü sağlamak olduğunu dile getiren Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: “Bunu gerçekleştirmek için bütün gücümüzle mücadele etmek zorundayız” dedi.

derdimiz-insanligin-derdi-medium-0Medeniyet siyaseti
Saadet Partisi Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Viyana İslam Federasyonu yöneticileriyle kahvaltılı bir toplantıda buluştu. Saadet Partisi’nin medeniyet siyaseti yaptığını dile getiren Kurtulmuş, “Biz bir şahsın, bir partinin, bir cemiyetin bir toplumun seçilmiş bir sınıfın elit tabakaların siyasal sözcülüğünü yapmıyoruz. Bizim derdimiz bütün insanlığın özgürlük ve adaletini sağlayacak yeni bir medeniyetin oluşması için gayret etmektir” dedi.

Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Viyana İslam Federasyonu yöneticileriyle kahvaltıda buluştu. Saadet Partisi’nin medeniyet siyaseti yaptığını belirten Kurtulmuş, “Biz bir şahsın, bir partinin, bir cemiyetin, bir toplumun, bir seçilmiş sınıfın elit tabakaların siyasal sözcülüğünü yapmıyoruz. Bizim derdimizi bütün insanlığı özgürlük adaleti sağlayacak yeni bir medeniyetin oluşmasını sağlamak ve gayret etmektir” dedi.

Dünyanın karanlık bir dönemden geçtiğini dile getiren Kurtulmuş: “Sayıları birkaç milyonu geçmeyen seçkinler sınıfının dışında insanların giderek yoksullaştığı, giderek gelir dağılımındaki adaletsizliğe maruz kaldığı, gelirinin azaldığı, alım gücünün azaldığı bir dünyaya doğru gidiyoruz. Dünyanın ekonomik devi ABD’de 48 milyon insan açlık sınırında yaşıyor. Türkiye’de de maalesef, 2000 yılından itibaren uygulanan yanlış politikalarıyla insanlar yoksullaştırıldı. Gelir dağılımındaki adalet fevkalade bozuldu. Fabrikalar kapanıyor, esnaf dükkânı kapatıyor ve insanlar işsiz hale geliyor. Başkalarının yardımı olmadan yaşayamayacak olan 19 milyon 200 bin vatandaş, sınıf altı vatandaş haline geldi.” diye konuştu.

Su akıyor, ovalar duruyor
Kurtulmuş, “Bu kadar çok kaynaklara sahip bir ülke imkânlarını kullanamıyor, su kaynaklarını, ovalarını kullanamıyor. Neden? Çünkü IMF denilen beyefendiler sizin bütçenizde bu alanlarda bir yatırım yapmanıza müsaade etmiyor da ondan. ‘Su akar Türk bakar’ diye bir söz vardı önceden. Şimdi su akıyor, ovalar duruyor ve Türk bakıyor. Ülkemizde düne kadar 690 bin tütün işçisi vardı. 10 yıl içerisinde bu sayı 90 bine düşürüldü. Niçin? Bitlis’te Adıyaman’da Samsun’da Terme’de bizim Ahmetlerimiz Mehmetlerimiz tütün ekmesinler diye! Hani liberallik ve serbestlik vardı. Peki, ne olacak? ABD’deki George’ler, Michel’ler kazanacak. Sen tütün ekmeyeceksin Phlips Morris gelecek ve Türkiye’nin en ücra köşesinde tütün satacak. Anadolu’yu dolaşıyoruz her yerde maalesef 2 minibüs var birisi Coca-Cola minibüsü diğeri Pihilps Morris’in minibüsü” ifadelerini kullandı.

Bu, Allah’tan reva değildir
Dünyadaki hâkimiyetlerini sürdürmeye çalışan kesimlerin can havliyle insanların üzerine abandığını vurgulayan Kurtulmuş, “Bunun için de dünyanın her yerinde bombalar patlıyor, savaşlar oluyor, insanlar ölüyor, maalesef insanlar ölürken de insanlık ölüyor. Çünkü eski savaşlara baktığımızda bir ahlakı olduğunu görüyoruz. Şimdi hiçbir ahlakı olmayan ya da vicdanı olmayan bir savaş hüküm sürüyor. Sadece Irak’ta 7 yıl içerisinde 1,5 milyondan fazla insan öldürüldü. Daha dün 100 tane insan bir bombayla öldürüldü. Başka tarafta da 40 tane insan öldürüldü. Camilerin içerisinde kimsesiz ve yaşlı insanlar kurşuna dizildi. Kadınlara tecavüz edildi. 300 bine yakın Iraklı kadın dünya fuhuş piyasasına sürüldü. İyi de bu savaş neden çıktı. Biri çıkıp bunu izah edebilir mi? Hangi haklı sebebi var? Bir tek hedefleri var. Biz büyük Ortadoğu projesini kuracağız. Dünyanın dört bir tarafına hâkim olacağız. Bunu yaparken de İsrail, Büyük İsrail’i kursun, silah tüccarları ve petrol şirketleri de işlerin ortağı olsun. Beyler paralarına para katacak, petrole hâkim olacak diye 1,5 milyon Iraklı katlediliyor. Bu Allah’tan reva değildir” diye konuştu.

Afrika’daki insanlar açlıktan ölüyor
“40 sene evvel Afrika’da kimse açlıktan ölmüyordu ama bugün Afrika açlıktan kırılıyor” diyen Kurtulmuş, “Her bir dakikada bir insan açlıktan ölüyor. Sadece her yıl 5 milyon çocuk aşılanamadığı için çok basit hastalıklardan ölüyor. Sadece Avrupa piyasasında dondurma piyasası 13 milyar dolara çıkmış. Avrupalı 13 milyar doları dondurmaya öderken sadece 15 milyar dolar çocukları açlıktan kurtarmaya yetiyor. Lakin bunu sağlayamıyoruz. Firavunlar zamanında dahi bu kadar büyük zulüm ve yoksulluk ve kölelik yoktu. Bu krizi yapanlar aynı zamanda insanların uyanmaması için insan toplulukların içini boşaltıyor. Akrabalığı ve ahbaplığı yok ediyor. Ve sonunda toplumların ortak hedeflerde buluşmasının önüne geçiliyor. Bunu yaparken de toplumları yönlendirecek araçları ortaya koyuyorlar. Artık Viyana’daki, Bitlis’teki, Katmandu’daki çocuğu da aileleri eğitmiyor. Çocukları eğiten internettir. İnternet üzerinde bir takım küresel şebekeler var. Diğer taraftan Hollywood vasıtasıyla, filmler vasıtasıyla aynı kültür dünyanın çocuklarına verilmeye çalışılıyor. Bizim Ahmet de Muhammet de Asya’daki bir çocuk da aynı idolleri, kahramanları görerek duyarak onlar gibi olmaya gayret ediyor. Teletabiler, Pokemonlar çocukların örnekleri bunlar. Bu örneklerin ortak konusu ne? Kim güçlüyse o ayakta kalır. 3 yaşından itibaren çocuk bunları görüyor. Sonuç olarak aile yok. Boşanma olayları artmış, evlilik dışı ilişkiler ve bu ilişkilerden doğan çocuklar artıyor” şeklinde konuştu.

Şimdi ‘hayır’ zamanı

10 Mayıs 2010 Yazan  
Kategori Gündem

Terör devleti İsrail, 20 yıldır OECD’ye girerek kanlı ellerini temizlemek istiyor. İsrail, OECD’nin tek Müslüman üyesi olan Türkiye’nin veto etmesinden korkuyor.

simdi-hayir-zamani-medium-0İşgal ettiği Filistin topraklarında Filistinlilere karşı organize bir şekilde soykırım politikaları uygulayan terör devleti İsrail, Mayıs ayı sonunda görüşülecek olan OECD’ye üyelik konusunda Türkiye’nin veto hakkını uygulamasından çekiniyor. OECD’ye girerek insan haklarına saygılı ve demokratik gelişim sürecindeki bir ülkeymiş gibi meşruiyet kazanmak isteyen İsrail, tek üye ülkenin bile veto etmesi halinde örgütün dışında kalacak. 30 üyeli OECD’nin tek Müslüman ülkesi ise Türkiye! Kamuoyu, İsrail Dışişleri Bakanı’nın Türkiye Başbakanı hakkındaki “Firavun” benzetmesi yapmasının ve “alçak koltuk” krizinin hesabının sorulmasını, Davos’ta olduğu gibi bir kez daha “Van Münit” denilerek İsrail’e haddinin bildirilmesini istiyor.

Paris Sözleşmesi’ne dayanılarak 1961 yılında kurulan OECD İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı, savaş yıkıntıları içindeki Avrupa’nın Marshall Planı çerçevesinde yeniden yapılandırılması amacıyla 1948 yılında kurulan Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün (OEEC) yerini aldı. OECD, üye ülkelerin sosyo-ekonomik eşgüdümlü gelişmesini, demokrasi, İnsan haklarına ve yurttaş özgürlüğüne bağlılık çerçevesinde istikrarlı gelişimini desteklemeyi ve dünya pazarlarına açılabilmesini vazgeçilmez değerleri olarak benimsiyor. İsrail de 20 yıldır OECD’ye girerek uluslararası kamuoyunda katliamlarına meşruiyet kılıfı giydirmek istiyor. Yalnız OECD’nin de NATO gibi bir kuralı var. O da, üye ülkelerden herhangi birisinin veto etmesi durumunda, örgüte yeni üye alınmaması ilkesi.

Baskıyı artırmalıyız
Türkiye, yoğun iç gündemi ile meşgul olurken bu çok önemli meselenin gündeme getirilmesi ve hükümetin bu konuda veto hakkını kullanması için kamuoyunun ve sivil toplum kuruluşlarının baskısını artırması gerekiyor. Çünkü İsrail’in OECD’ye girişinin kabul edilmesi, Filistinliler ve tüm dünyadaki vicdan sahibi insanlarca İsrail’in Filistinlilere uyguladığı ayrımcı, kolonyalist ve işgal politikalarına uluslararası bir katkı olarak anlaşılacak. Üyelik durumunda, İsrail’in savaş suçları ve insanlığa karşı işlediği suçlarla ilgili mevcut dokunulmazlık kültürünün de güçlenmesi anlamına gelecek.

En son 19 0cak 2010′da örgüte üye olmak için bir kez daha başvuran İsrail, OECD Genel sekreteri Angel Gurria’nın da desteğini aldı. Gurria, İsrail’in üyeliğinin kabul edileceğini umut ettiğini söylemesine rağmen, örgütün tek Müslüman üyesi olan Türkiye, veto ettiği takdirde İsrail OECD’ye giremeyecek. Türkiye’nin kullanacağı veto oyu ile İsrail’in üyeliği reddedilmiş olacak. Bunun büyük bir tarihi bir sorumluluk olduğu ifade edilirken, İsrail’in üyeliğine aynı zamanda İngiltere, Yeni Zelanda ve Norveç’in de olumsuz baktığı biliniyor.

OECD’ye üye 30 ülkeden sadece Türkiye Müslüman kimliği ile örgütün üyesi. Ve Türkiye sadece İslam dünyasına değil, tüm dünyaya mesaj verebilecek. İnsanlığa karşı suç işlemeye devam eden, Gazze’de, Kudüs’te ve Batı Şeria’da çocuk ve kadın demeden sivilleri katleden terör devleti İsrail’in birliğe üye olması durumunda, işgalin meşruiyetini Avrupa’ya kabul ettirme imkanının önünün açılacağı belirtiliyor.

Dünya müslümanları Türkiye’den veto bekliyor
Merkezi İngiltere’de bulunan İslam İnsan Hakları Komisyonu da, İsrail in üyeliğine karşı bir kampanya başlatarak özellikle Türkiye kamuoyunun duyarlılığını güçlendirmek istiyor. Türkiye’nin İsrail’in üyelik talebine karşı veto kartını kullanması, Türkiye’nin bir kez daha Filistin halkının yanında samimi bir şeklide durduğunu göstereceğini unutmamak gerekiyor. İsrail’in alınacak olan üyelik kararıyla daha da güçleneceğini ifade eden sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de, İsrail’in OECD’ye üye olması yönünde alınacak bir kararın, İsrail’in yaptığı her türlü hukuksuzluğun desteklenmesi anlamına geleceğini, bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracağını vurguluyor.

STK’lardan “VETO” çağrısı
Önceki gün Mazlumder İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen basın toplantısı ile onlarca kitle örgütü de İsrail’in OECD üyeliğinin veto edilmesi için çağrıda bulundu.

Akabe Vakfı, AKDAV, Araştırma ve Kültür Vakfı, ASDER, Hikmet Vakfı, İHH, İnsan ve Medeniyet Hareketi, MAZLUMDER, Medeniyet Derneği, Özgür-Der gibi kitle örgütleri Mayıs ayı sonunda OECD’de görüşülecek olan İsrail’in üyeliğiyle ilgili Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Dışişleri Bakanı’na İsrail’in üyelik başvurusunun veto edilmesi yönünde çağrı yaptı.

İsrail’in alınacak olan üyelik kararıyla daha da güçleneceğini ifade eden STK temsilcileri bu yönde alınacak bir kararın İsrail’in yaptığı her türlü hukuksuzluğun desteklenmesi anlamına geleceğini, bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracağını ifade ettiler.

Kitle örgütlerinin ortak açıklamasında, “Filistin topraklarında işgalci ve yayılmacı politikalar izleyen, Müslümanların ilk kıblesi aziz Kudüs’e ilişkin olarak uluslararası hukuka aykırı biçimde ilhak kararı alan ve uluslararası sözleşme ve anlaşmaları hiçe sayarak Gazze’ye ambargoyu sürdüren İsrail’i OECD üyeliğine kabul etmek sadece OECD üye ülkelerinin iddia ettiği değerleri ihlal etmekle kalmayacak aynı zamanda İsrail’in Filistinlilere karşı işlediği suçların uluslararası arenada görmezden gelinmesi ve meşrulaştırılması anlamına da gelecektir. Bu tutum aynı zamanda Ortadoğu’da Müslüman halklara karşı düşmanlık politikalarının sahiplenilmesi anlamına da gelecektir. İsrail, Filistinlilerin tam bağımsız, özgür ve eşit bireyler olarak yaşama hakkını hiçe saymaktadır. İsrail yapmış olduğu bu tür uygulamalarla OECD’in insan hakları standartlarına aykırı davranmaktadır” denildi.

Açıklama şöyle devam etti: “Konuya duyarlı kuruluşlar olarak, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na, Dışişleri Bakanı’na ve diğer yetkililere, evrensel insan haklarını ve uluslararası hukuku çiğneyen işgalci İsrail’in OECD’ye üyelik başvurusunu reddetme çağrısında bulunuyoruz.”

İslam dünyasından Türkiye’ye ‘veto’ çağrısı
İsrail’in OECD’ye üye olması durumunda Müslüman ülkelere engel çıkaracağını ifade eden İslam dünyası kamuoyu, Türkiye’den veto hakkını kullanmasını istiyor. İsrail’in İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyeliği başvurusunun sonuçlanmasına günler kala, İslam coğrafyası ve Avrupa’daki Müslüman teşkilatlardan Türkiye’ye bu üyeliği veto etmesi yönünde çağrılar geliyor. Sadece Filistin yönetimi değil, Arap kamuoyu da İsrail’e karşı Türkiye’nin “veto” kararı almasını istiyor.

Rusya, Slovenya, Estonya ve Şili’nin yanı sıra İsrail de OECD üyeliği için bekleyen ülkeler arasında bulunuyor. OECD’de her üye ülkenin veto hakkı var. Bu nedenle İsrail, yoğun bir lobi faaliyeti yürütüyor. Türkiye kamuoyu da, “alçak koltuk” krizini ve İsrail’in Türkiye Başbakanı hakkındaki “Firavun” benzetmesini unutmadan, Filistin’de soykırım uygulayan terör devleti İsrail’in OECD’ üyeliğinin iktidar tarafından veto edilmesini istiyor.

İsrail niye OECD’ye girmek istiyor?
İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) 14 Aralık 1960 tarihinde imzalanan Paris Sözleşmesi’ne dayanılarak kurulan bir Teşkilat. Savaş yıkıntıları içindeki Avrupa’nın Marshall Planı çerçevesinde yeniden yapılandırılması amacıyla 1948 yılında kurulan Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün (OEEC) yerini aldı. Örgütün adı 1961′ de Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) şeklinde değiştirilmiştir. OECD, üye ülkelerin sosyo-ekonomik eşgüdümlü gelişmesini, demokrasi, İnsan haklarına ve yurttaş özgürlüğüne bağlılık çerçevesinde istikrarlı gelişimini desteklemeyi vazgeçilmez değerleri olarak benimseyen bir örgüt. İsrail de OECD’ye girerek uluslararası kamuoyunda katliamlarına meşruiyet kılıfı geçirmek için 20 yıldır mücadele ediyor.

OECD’ye üye ülkeler:
Avusturya, Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, Almanya, Yunanistan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, İspanya, İsveç, İsviçre, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Çek Cumhuriyeti, Finlandiya, Macaristan, Japonya, Meksika, Yeni Zelanda, Polonya, Slovakya, Kuzey Kore Cumhuriyeti, Güney Kore ve Türkiye.

Tarihi sorumluluk
En son 19 0cak 2010′da örgüte üye olmak için bir kez daha başvuran İsrail, bir üye ülkenin dahi veto hakkını kullanması halinde OECD üyesi olamıyor. Örgütün tek Müslüman üyesi olan Türkiye, veto ettiği takdirde İsrail OECD’ye giremeyecek. Bunun büyük bir tarihi bir sorumluluk olduğu ifade edilirken, İsrail’in üyeliğine aynı zamanda İngiltere, Yeni Zelanda ve Norveç’in de olumsuz baktığı biliniyor.

Zaman Yazarı Ali Bulaç:
Türkiye’nin İsrail sınavı
“Gazze’de İsrail’in giriştiği katliama karşı bütün dünyada öfkenin en çok kabardığı ülkelerden biri Türkiye idi. Söz konusu öfkeyi Çağlayan Meydanı’na 1 milyonun üstünde insanı toplayarak Saadet Partisi açığa çıkarma başarısını gösterince -ki buna Diyarbakır’da Mustaz’af Der’in yaklaşık 300 bin insanı meydana döktüğü gösteriyi de eklemek gerekir- birçok çevrede şafak attı. Davos çıkışı da bunu regüle etti.. Şimdi de İsrail, OECD’ye üye olmak istiyor. Bakalım Türkiye İsrail’in üyeliğini veto edecek mi, etmeyecek mi? Bu, İsrail politikasının hangi seviyede değiştiğinin de önemli bir göstergesi olacak.”

Yeni Şafak Yazarı Akif Emre:
“Firavun”un hesabını sorma fırsatı
“İsrail OECD’ye üye olmaya hazırlanıyor. Türkiye’ye tarihi bir sorumluluk düşüyor. Çünkü yeni bir üyenin OECD’ye kabul edilmesi için tüm üyelerin onayının alınması gerekiyor. Türkiye Başbakanı’na firavun benzetmesi yapan İsrail’in işgal ettiği topraklardaki ırkçı uygulamaları ve işlediği savaş suçlarının hesabını Türkiye sormalıdır. Bu anlamda hükümetin eline İsrail’e haddini bildirmek için önemli bir imkan geçmiştir.”

İHH Genel Başkan Yardımcısı Osman Atalay:
Soykırımı kamufle çabası
“İsrail OECD’ye üye olmak için 20 yıldır verdiği mücadelede son aşamaya geldi. İsrail için OECD üyeliği bir prestijden öte, yıllardır uyguladığı insanlık dışı, soykırım taciz ve tehcir politikalarını kamufle etmeye yönelik bir fırsat olacaktır. İsrail uluslararası platformlarda kendisine suni alanlar açma gayretindedir. Türkiye ikinci kez; “One Minute” demelidir. STK’lar ve aydınlarımız bu meselenin takipçisi olmalıdır!”

Haber kaynağını görüntüle