Saadet Partisi İstanbul Kadın Kolları
17 Nis 2016
genel başkan

İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesinin Üzerinde 2 Milyar Müslüman’ın Vebali Ve Sorumluluğu Var

287

Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, düzenlenen basın toplantısıyla İslam İşbirliği Teşkilatı 13. Liderler Zirvesi’ne katılacak olan 57 İslam ülkesi liderine seslendi.

Basın açıklmasının tam metni şöyle;

 

 

DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI…

Haftalık olağan basın toplantımıza hoş geldiniz.

Hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyor, katılımınızdan dolayı teşekkür ediyorum.

Bu toplantının, ülkemiz,  İslam Âlemi ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Her gün 3-5’ini mezara gönderdiğimiz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler diliyorum, mekânları Cennet, ruhları şad olsun. Kederli ailelerine Rabb’im sabr-ı cemil ihsan eylesin.

Milletimizin başı sağ olsun.

 

DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI…

Hepinizin bildiği gibi Türkiye yarın çok önemli bir toplantıya ev sahipliği yapacak.

57 İslam ülkesinin üye olduğu İslam İşbirliği Teşkilatı 13. Liderler Zirvesi 14-15 Nisan tarihleri itibariyle İstanbul’da yapılacaktır.

Bu yıl ki zirvenin ana teması; “Adalet ve Barış için Birlik ve Dayanışma”olarak açıklandı.

Hayırlı uğurlu olsun.

Biz Milli Görüşün tek temsilcisi olan, Saadet Partisi olarak bütün iyi niyetimizle, bütün samimiyetimizle,  bu zirvenin hayırlı sonuçlara vesile olmasını diliyoruz.

Bu zirvede alınacak kararların;

-İslam ülkelerinin gerçekten birlik ve beraberliğine,

 

-Gerçekten huzur ve güvenine,

-Gerçekten barış ve kardeşliğine

hizmet etmesini temenni ediyoruz.

Ancak geçmişte yaşadığımız tecrübelerden ve bugün içinde bulunduğumuz acı tablodan dolayı bu konuda pek ümitvar olamıyoruz.

Neden mi?

Çünkü:

İslam İşbirliği Teşkilatı, 1969 yılında,  yani bundan tam 47 yıl önce,Mescid-i Aksa’nın yakılma girişimi üzerine kurulmuştu.

-Ama Mescidi Aksa bugün tarihinin en dramatik günlerini yaşıyor. İlk kıblegahımız bugün İsrail askerlerinin postallarıyla pervasızca çiğneniyor, kirletiliyor.

-İslam İşbirliği Teşkilatı, bundan 47 yıl önce, İslam ülkeleri arasındaki birlik ve dayanışmayı arttırmak için kurulmuştu.

-Ama bugün, tam tersine,  İslam dünyası tarihin en dağınık, en parçalanmış dönemlerinden birini yaşıyor.

-İslam İşbirliği Teşkilatı, bundan 47 yıl önce İslam ülkeleri arasındaki ekonomik ve kültürel işbirliğiniarttırmak için kurulmuştu.

-Ama bugün İslam ülkeleri bırakın işbirliğini, tarihin en kanlı ırk ve mezhep fitneleriyle boğuşuyor.

-İslam İşbirliği Teşkilatı, bundan 47 yıl önce, İslam ülkelerinde huzur ve güveni sağlamak için kurulmuştu.

-Ama bugün, İslam ülkelerinin her biri, kaosun, anarşinin, terörün kol gezdiği bir coğrafyaya dönüşüyor.

 

DEĞERLİ ARKADAŞLAR…

Daha net söyleyeyim;

Bu zirvenin üzerinde, yıllardır zulme ve ambargoya maruz kalan Filistinli masumların vebali ve sorumluluğu vardır.

Bu zirvenin üzerinde, Suriye’de hayatını kaybeden 470 bin insanın, 14 milyon mültecinin vebali ve sorumluluğu vardır.

Bu zirvenin üzerinde, daha 2 yaşında iken masum bedeni sahillere vuran Aylan bebeğin vebali ve sorumluluğu vardır.

Bu zirvenin üzerinde, emeği sömürülen, kaynakları yağmalanan, ülkeleri parçalanan 2 milyar Müslümanınvebali ve sorumluluğu vardır.

 

DEĞERLİ ARKADAŞLAR…

İşte bu tablo yarım asırdır faaliyette bulunan ve yarın İstanbul’da 13. zirvesini gerçekleştirecek olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın varlığını ve çalışmalarını sorgulanır hale getirmektedir.

İslam dünyasının artık,  görkemli, şatafatlı zirvelere değil, şahsiyetli bir duruşa ihtiyacı vardır.

Süslü laflara, ağdalı bildirilere değil, İslam dünyasını aydınlık bir geleceğe taşıyacak kararlı bir tutumaihtiyacı vardır.

Çünkü bugün yaşadığımız problemin temelini,  ırkçı emperyalizmin sahip olduğu güç değil, maalesef,İslam ülkelerinin içine düştüğü acziyet oluşturmaktadır.

İslam ülkeleri yöneticileri kısır çekişmelerden kurtulup, ümmetin geleceğini düşünerek hareket etmelidir.

Daha acı ama daha açık bir ifadeyle,İslam ülkelerinin yöneticileri siyonizmin sinsi oyunlarına alet olmamak için çok titiz davranmalıdır.

Üzerine basarak bir kez daha söylüyorum, Irkçı Siyonizm ve Küresel Emperyalizm ile işbirliği yaparak, çareyi-çözümü Amerika’da arayarak İslam dünyasına hizmet edilemez.

 

DEĞERLİ ARKADAŞLAR…

Bildiğiniz gibi, İstanbul’da gerçekleşecek bu zirve ile İslam İşbirliği Teşkilatı başkanlığını Türkiye devralacaktır.

Bu durum hem Türkiye hem de İslam dünyası için yeni bir fırsat oluşturmalıdır.

Türkiye,  mevcut durumun tekrarı ve mevcut düzenin devamı yerine,  yeni bir anlayışla, yeni bir vizyona öncülük etmelidir.

Türkiye ihtilafların değil ittifakların, ayrılıkların değil birliklerin ön plana çıkacağı yeni bir başlangıcın mimarı olmalıdır.

Çünkü biz biliyoruz ki, Müslümanlar Cenab-ı Allah’ın kendilerine bahşettiği imkânları birleştirdikleri takdirdemuazzam bir güç oluştururlar.

İnsanlığa yön verirler.

Adalet ve barış üzerine kurulu Yeni Bir Dünya’yı inşa edebilirler.

Bu yüzden, biz Milli Görüşçüler olarak zirveye katılan bütün İslam ülkeleri liderlerine sesleniyoruz;

Geliniz, Mevcut dünya düzenine teslim olmak yerine YENİ BİR DÜNYA’YI kuracak kararlara imza atın.

Bu Yeni Dünya’da;

– Savaş değil, barış olsun.

– Çatışma değil, diyalog olsun.

– Çifte standart değil, adalet esas alınsın.

– Üstünlük değil, eşitlik benimsensin.

– Sömürü değil, hakça paylaşıma rıza gösterilsin.

– Baskı ve zulüm değil, demokrasi ve insan haklarına riayet edilsin.

 

Bu uyarılarımızı bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyoruz.

İnandığımız gerçekleri tarihi bir sorumluluk olarak aziz milletimize arz ediyoruz.

Şüphesiz ki güç ve kudret sahibi yalnız ve yalnız Cenab-ı Allah’dır.

Allah (cc) Ülkemizin, Milletimizin ve İslam Âleminin yardımcısı olsun.

Saygılarımla.

07 Nis 2016
289

Diyarbakır’da “Kardeşlik Divanı”

Genel Merkez Başkanlık Divanı Toplantımız Genel Başkanımız Prof.Dr.Mustafa Kamalak başkanlığında Diyarbakır’da gerçekleştirildi.

Başkanlık Divanı toplantısı “Kardeşlik Divanı” adıyla Diyarbakır’da yapıldı. Toplantıdan önce açıklamalarda bulunan Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, terör sorununa dikkat çekti. Bölgeye bakıldığı zaman son kalenin Türkiye kaldığını belirten Kamalak, “Öyle bir coğrafya da yaşıyoruz ki, artık kaybetmeye tahammülümüz yok. Irak düştü, Libya düştü, Suriye düştü. Burası son kaledir. Burası son direniş hattıdır. Bu vatan bölünürse, bu topraklar parçalanırsa, kardeş kavgasına tutuşursa, bizim gidebilecek hiç bir yerimiz yok” diye konuştu.

Yaşanan terörden dolayı Türkiye’nin kaybettiklerini sıralayan Kamalak, “Çanakkale’de tankla, topla yapamadıklarını şimdi içeride kardeş kavgası çıkararak yapmaya çalışıyorlar. Resmi kayıtlara göre son 30 yılda terör belasına kurban verdiğimiz insan sayısı 50 binin üzerindedir.  Bu rakam I. Dünya Savaşı hariç, Türkiye’nin son 100 yılda girdiği tüm savaşlarda kaybettiği insan sayısından kat be kat fazladır. Yine son 30 yılda terör belası yüzünden savunma harcamalarına ayrılan kaynak 500 milyar dolar civarındadır” dedi.

sur44

FARKLILIKLARIMIZI TAHRİK EDİYORLAR…

Genel Başkanımız Kamalak, “Zaten bölünmüş bir coğrafya, daha da küçük lokmalar haline getirilmek isteniyoruz. İslam ümmeti, ‘Kürt, Türk, Şii, Sünni, Arap, Acem’ gibi her türlü etnik ve mezhebi farklılıklar tahrik edilerek birbirine düşürülmek isteniyor” değerlendirmesinde bulundu.

AB VE ABD İLE BU İŞ ÇÖZÜLMEZ

Kamalak, “Avrupa ile Amerika ile işbirliği yapılarak İslam dünyasına hizmet edilemez. Çözüm Batı’ya yönelmek değil, kendi tarihimize, kendi inancımıza, kendi değerlerimize dönmektir” dedi.

Kamalak, “Kürt sorunu ne şiddet ve terörle, ne de zoraki asimilasyon politikalarıyla çözülebilir. Mesele ancak kardeşlik hukukuna dayalı bir ümmet bilinci ile çözülebilir. Hiçbir çözüm, İslam faktörünü göz önüne almadan tasarlanamaz ve yaşama şansı bulamaz. Çözüm önerileri bölgenin tarihi ve sosyal gerçeklerine uygun olmalıdır. Haklar pazarlık konusu yapılamaz. Kürt ve Türk kardeşliği ayrılmaz bir bütündür. Bir Türk’ün Diyarbakır’a, bir Kürt’ün ise İzmir’e pasaportla gitmek zorunda kalması bu kardeşliğe yapılacak en büyük ihanettir” dedi.

Bu haftaki Başkanlık Divan’ı Toplantısı “Kardeşlik Divan”ı adıyla Genel Başkan Prof. Dr. Mustafa Kamalak’ın başkanlığında Diyarbakır’da gerçekleştirildi. Genel Başkan Diyarbakır’a girer girmez büyük bir sevgi ile karşılandı. Daha sonra ise konvoy şeklinde başkanlık divanının yapıldığı Saadet Partisi İl Binasına geçildi. Toplantıdan önce açıklamalarda bulunan Kamalak, Türkiye’nin kanayan yarası olan terör sorununa dikkat çekti. Toplantı’nın ardından Kamalak, medrese ziyaretleri gerçekleştirerek, Mollalarla bir araya geldi. Daha sonra ise Sur’a giderek halkın sorunlarını bizzat yerinde dinledi.

DÜŞMANA KARŞI HENDEK KAZAN TARİHİN ÇOCUKLARISINIZ

Daha önce Diyarbakır ve Cizre ziyaretlerini hatırlatan Kamalak, Diyarbakır’ın bundan tam bin yıl önce Türk ve Kürt kardeşliğinin birleştiği şehir olduğunun altını çizdi. Kimsenin giremediği zamanlarda Cizre gittiklerini, halkla bir araya geldiklerini belirten Kamalak,  Malazgirt Zaferi’nde Bizans ordularına karşı Kürtlerin ve Türklerin beraber savaştıklarını kaydetti. Geçmişten beri tek millet olunduğunu hatırlatan Kamalak, “Çünkü biz tek bir milletiz, İslam milletiyiz. Bugün birbirine karşı hendek kazanlara, ‘Durun, siz Çanakkale’de düşmana karşı hendek kazan bir tarihin çocuklarınız’ demek için buradayız” diye konuştu.

BİZ AĞITLAR YAKARKEN BİRİLERİ İÇKİLERİNİ YUDUMLUYOR

Halkın refahı için harcanması gereken meblağın, teröre harcandığını bunun da halkın cebinden gittiğini anlatan Kamalak, “Maalesef halkın refahı için kullanılabilecek bu imkân tam tersine hem Kürt hem de Türk halkının cebinden gitmiş ve daha da fakirleşmesine neden olmuştur. Yani Kaybeden biziz. Türkler olarak kaybediyoruz. Kürtler olarak kaybediyoruz. Millet olarak kaybediyoruz, ülke olarak kaybediyoruz. Kürdüyle, Türküyle, Arabıyla, Acemiyle, Alevisi, Sünnisiyle topyekun İslam âlemi olarak kaybediyoruz. Peki, kazanan kim? Bunu anlamak için sadece İsrail’in haritasına bakmak yeterlidir. 1967 yılından bu yana İslam ülkeleri birer birer parçalanıp küçülürken, haritadaki yeri büyüyen, sınırları genişleyen tek ülke işgalci İsrail’dir. Hep söyledim yine söylüyorum. Biz her gün Kürtçe, Türkçe, ağıtlar yakarken, birileri Londra’daki, Washington’daki, Telaviv’deki şatolarında viskilerini yudumlayarak zafer şarkıları söylüyorlar” açıklamasında bulundu.

İSLAM TOPRAKLARI ÇATIŞMALARDA DÜŞÜRÜLMEK İSTENİYOR

Türkiye’nin bugün zorlu bir süreçten ve büyük bir imtihandan geçtiğini ifade eden Kamalak, küresel emperyalizmin kardeşlerin arasını açmak için çalıştığını anlattı. Her zamanki gibi büyük tabloda Büyük İsrail projesinin olduğunu dile getiren Kamalak, “Bizi birbirimize düşürmek, gücümüzü zayıflatmak, kardeşi kardeşe kırdırmak isteyen dış güçler var. Karanlık oyunlarıyla bu aziz milleti yıldırmaya, bezdirmeye, bölmeye ve yok etmeye niyetlenen karanlık güçler var. Dünyayı kendisine köle yapmak isteyen bir Irkçı emperyalizm var. Daha açık söyleyeyim, bütün bu yaşadıklarımızın arkasında Büyük İsrail Projesi var. Bundan 100 yıl önce, Osmanlı imparatorluğu parçalanmış, Hilafet yok edilmiş, Müslümanlar darmadağın edilmişti. Ve bu parçalanmışlığın ardından 1948 yılında Filistin’e işgalci İsrail yerleştirilmişti. Aynı oyun bugün yeniden sahneleniyor. Zaten bölünmüş bir coğrafya daha da küçük lokmalar haline getirilmek isteniyor. İslam ümmeti, ‘Kürt, Türk, Şii, Sünni, Arap, Acem’ gibi her türlü etnik ve mezhebi farklılıklar tahrik edilerek birbirine düşürülmek isteniyor” şeklinde konuştu.

SAADET PARTİSİ’NE HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA İHTİYAÇ VAR

Bütün bu gelişmelerin ışığında Tür-kiye’nin Saadet Partisi’nin basiret, feraset ve dirayetine her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Kamalak, “Çünkü her ne pahasına olursa olsun hakkı haykıran, doğruyu söyleyen tek hareket milli görüş, tek parti saadet partisidir. Gerçekten şöyle bir yakın geçmişe baktığımızda, Kürt meselesiyle en yakından ilgilenen Milli Görüş hareketi olmuştur. Kürt meselesine en cesur ve en sağlıklı bakışı yapan Refah Partisi ve Lideri Necmettin Erbakan olmuştur. Kürt meselesini konuşmanın dahi tabu sayıldığı 1994 yılında Bingöl’de yaptığı konuşma bunun somut örneğidir.Bu konuşmadan dolayı yargılanmış, hapse mahkum edilmiş ve hakkında siyasi yasak getirilmiştir. Şayet Milli Görüş’ün o gün söylediği kardeşlik reçetesi dikkate alınsaydı bugün Türkiye 30 yılını kaybetmemiş olurdu. Binlerce fidanını toprağa vermek zorunda kalmamış olurdu. Analar ağlamaz, ocaklara evlat acısı düşmemiş olurdu. Şimdi bir kez daha uyarıyoruz. Bir kez daha sesleniyoruz. Bir kez daha reçetemizi sunuyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

IRAK DÜŞTÜ, LİBYA DÜŞTÜ, SURİYE DÜŞTÜ, BURASI SON KALEDİR

Büyük İsrail Palanı’nın nihai hedefinin Anadolu olduğunu, bu plan yüzenden son yıllarda büyük kayıplar verildiğini bildiren Kamalak, “Zamanımızı kaybettik, kardeşliğimizi kaybettik. Gençliğimizi kaybettik. Huzur ve güvenliğimizi kaybettik. Geleceğe ilişkin umudumuzu kaybettik. Allah korusun, biraz daha geç kalırsak ülkemizi kaybetmekle karşı karşıya kalırız. Öyle bir coğrafya da yaşıyoruz ki, artık kaybetmeye tahammülümüz yok. Irak düştü, Libya düştü, Suriye düştü. Burası son kaledir. Burası son direniş hattıdır. Bu vatan bölünürse, bu topraklar parçalanırsa, kardeş kavgasına tutuşursa, bizim gidebilecek hiç bir yerimiz yok. Emin olun, biz düşersek yeryüzündeki bütün mazlumlar düşecek” dedi.

MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN POLİTİKALARINA DÖNÜLMEDİKÇE İŞLER DÜZELMEZ

Milli Görüş politikalarına dönülmedikçe, ne terörün ne de halkın huzur ve refaha kavuşacağını söyleyen Kamalak, “Hizmet ve başarının temelinde zihniyet yatar. Milli Görüş’ün ortaya koyduğu ilkelere inanan ve bu ilkelere göre çalışan idareciler, ancak üstün başarılı hizmetlerin altına imza atarlar. Şayet, aynı yöneticiler bu ilkelerden uzaklaşır ve Milli Görüş gömleğini çıkarırlar ise, aynı başarıyı sağlayamazlar. Çünkü bu işler inanç işidir, Bu işler iman işidir, Bu işler azim işidir. Bu işler, ‘bana ne Amerika’dan, bana ne Amerikadan!’ diyebilme işidir. Bu nedenle bir kez daha söylüyorum; Milli Görüş politikalarına dönülmedikçe, ne terör biter, ne de halkımız huzur ve refaha kavuşur” dedi.

 

 

 

 

 

 

31 Mar 2016
287

Vizesiz Seyahat, Zehir Kutusunun Süslü Ambalajıdır

Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, haftalık olağan basın toplantısında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, AB ve Vizesiz Avrupa söylemlerini sert bir şekilde eleştirdi…

Kamalak, günlerdir gündemden düşmeyen AB ve vizesiz Avrupa söylemlerine sert bir dille eleştirerek, “Vizesiz seyahat, zehir kutusunun süslü ambalajıdır. Bu kutunun içinde tam 72 ayrı zehir vardır. Ne aldığımızı büyük puntolarla, çarşaf çarşaf yazanlar, ne verdiğimizden tek kelime bahsetmiyorlar. 1 alıp 72 veriyoruz. .  Bizim medeniyet hedefimiz, Avrupa Birliği’ne köle olmak değil, İslam Birliği’ni kurmaktır. Türkiye 57 yıldır kapısında oyalandığı Avrupa Birliği macerasından artık vazgeçmelidir” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretini de eleştiren Kamalak, “Medyada yer alan haberlere göre, Sayın Erdoğan, Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde tam 16 kez gitmiş Amerika’ya. Peki, sonuç ne? Sonuç ortada;  Parçalanmış bir İslam coğrafyası. Yerinden yurdundan edilerek mülteci bir hayata mahkûm edilmiş İslam ümmeti. Çok net söylüyorum; Batı ile işbirliği yapılarak, Avrupa ile Amerika ile yanak yanağa poz vererek İslam Dünyasına hizmet edilemez. Amerika’ya 16 değil 116 kere gitseniz, Müslümanların lehine bir sonuç çıkmaz” dedi.

Balgat’ta parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündemdeki ‘Vizesiz Avrupa’ söylemlerini sert bir dille eleştirdi. Son günlerin en çok konuşulan gündem başlıklarının başında Avrupa Birliği ve vizesiz seyahat hakkının olduğunu hatırlatan Kamalak, “İktidar ve bir kısım medya tarafından günlerdir estirilen rüzgâra bakılırsa Hükümet yine büyük bir zafere imza atıyor!Ülkede bir bayram havası estiriliyor.Bütün iktidar yetkilileri, ‘Vizesiz Avrupa’ açıklamaları yapıyor. Bütün iktidar gazeteleri; ‘Vizesiz Avrupa’ manşetleri atıyor. Oysa, biz bu filmi geçmişte çok seyrettik. Ne zaman bir bayram havası estirilse, ne zaman zafer naraları atılsa arkasından tam bir felaket geliyor” dedi.

VİZESİZ SEYAHAT YALANIYLA ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLÜYORLAR

Bunun örneğini 96’da imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması’nda yaşadığımızı vurgulayan Kamalak, “O zaman da bu anlaşma, ‘tarihi bir zafer’ olarak sunulmuştu. Ama sonucu felaket oldu. Gümrük Birliği’nin, Türkiye’ye sadece ekonomik maliyeti 20 yılda, 500 milyar doları aştı.  Gıdadan giyime, otomobilden kozmetiğe kadar Türk pazarını Avrupa Birliği malları doldurdu.  Yani o zaman bunu zafer gibi sunanların dediği değil, ‘Yapmayın. Bu anlaşma bu millete ihanettir. Onlar ortak, biz Pazar oluruz!’ diyen Milli Görüş’ün dediği çıktı.Şimdi aynı tiyatro yeniden sahneye konuluyor. ‘Mercedes’e ucuza bineceğiz’ yalanıyla, Türkiye’yi Gümrük Birliği’ne soktukları gibi, şimdi de ‘Vizesiz Seyahat’ yalanıyla Türkiye’yi daha büyük bir felaketin içine sürüklüyorlar.Ne aldığımızı büyük puntolarla, çarşaf çarşaf yazanlar, ne verdiğimizden tek kelime bahsetmiyorlar” diye konuştu.

BİR ALIP 72 VERECEĞİZ

“Sahi Gümrük Birliği ile ne kazandık?” diye soran Kamalak konuşmasına şöyle devam etti:  “Koca bir hiç!Peki, ne kaybettik?En az 500-600 milyar dolar. Vizesiz seyahat getiriyoruz diye süslü laflarla televizyon televizyon dolaşıyorlar. Ama sıra ne vereceğimize gelince tek kelime etmiyorlar.  Hatırlarsınız, Irak’ın işgali sırasında Türkiye 1 koyup 3 alacaktı. Ama tam tersine 3 koydu, ama 1 bile alamadı.Şimdi durum daha da vahim,  1 alıp 72 veriyoruz.  Vizesiz seyahat Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin istediği 72 şartı yerine getirmesine bağlı.Peki, ne var bu 72 tavizin içinde?  Bunları yazan, millete açıklayan yok.”

KARŞILIĞINDA AVRUPA’YA NE VERİYORSUNUZ?

“Hiç laf kalabalığı yapmayın, dürüstçe açıklayın” diyerek Hükümete seslenen Kamalak şu soruları yöneltti;  “Avrupa’ya siz ne veriyorsunuz? Örneğin istenen tavizlerin içinde, Kıbrıs var, mı yok mu? Şehit kanlarıyla alınan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki egemenlik hakkımızdan vazgeçiyor musunuz, vazgeçmiyor musunuz? Kıbrıs’ı Rumlara teslim ediyor musunuz, etmiyor musunuz? Türkiye’nin en önemli su kaynakları olan Fırat ve Dicle’yi İsrail yararlansın diye uluslararası bir konsorsiyuma açıyor musunuz, açmıyor musunuz? Sınırlarımızı Avrupa Birliği’ne açarken, İslam ülkelerine kapatıyor musunuz, kapatmıyor musunuz? Türk Ordusunu, İslam ülkelerine karşı, Avrupa Birliği Savunması’nın bir parçası yapıyor musunuz, yapmıyor musunuz? Bu milletin evlatlarına, kendi ahlaki ve manevi değerlerimizi değil de batının bozuk değerlerini öğretmeyi kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz? Evet! Ne var bu 72 tavizin içinde? Çıkın milletin karşısına, dürüstçe açıklayın.”

BU ZAFER DEĞİL HEZİMETTİR

“Bu bir zafer değil, tarihin en şerefli milleti için bir hezimettir” diyerek konuşmasına devam eden Kamalak, “Bu ihanetin hesabını veremezsiniz. Yine yoksa ‘Safmışız. Yanıldık. Aldatıldık mı?’ diyeceksiniz. Vizesiz seyahat, zehir kutusunun süslü ambalajıdır. Bu kutunun içinde tam 72 ayrı zehir vardır! Sizler aracılığıyla bu hükümeti bir kez daha uyarıyorum.  Bizim medeniyet hedefimiz, Avrupa Birliği’ne köle olmak değil, İslam Birliği’ni kurmaktır. Türkiye 57 yıldır kapısında oyalandığı Avrupa Birliği macerasından artık vazgeçmelidir.

116 SEFER DE GİTSENİZ LEHİMİZE SONUÇ ÇIKMAZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretine de değinen Kamalak, “Medyada yer alan haberlere göre, Sayın Erdoğan, Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde tam 16 kez gitmiş Amerika’ya. Peki, sonuç ne? Sonuç ortada;  Parçalanmış bir İslam coğrafyası. Yerinden yurdundan edilerek mülteci bir hayata mahkûm edilmiş İslam ümmeti. Çok net söylüyorum; Batı ile işbirliği yapılarak, Avrupa ile Amerika ile yanak yanağa poz vererek İslam Dünyasına hizmet edilemez. Amerika’ya 16 değil 116 kere gitseniz, Müslümanların lehine bir sonuç çıkmaz. İşte Milli Görüş farkı budur. Örnek mi istiyorsunuz: Erbakan bir kere İran’a gitti, bir kere Mısır’a gitti, bir kere Malezya’ya gitti. Döndüğünde yüzyılın en büyük dış politik hamlesi D-8’leri kurdu. Bu yüzden biz diyoruz ki tek çare Milli Görüştür. Saadet Partisi’dir” diyerek eleştirdi.

TEHLİKELİ VE HAYALİ MACERALARLA VAKİT GEÇİRMEYİN

“Türkiye, tehlikeli ve hayali maceralarla vakit geçirmek yerine Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni bir Dünya mücadelesi vermelidir.” diyen Kamalak konuşması şöyle tamamladı: “ Bunun için de ilk adım olarak ‘barış’ ve ‘üretim’ merkezli yeni bir döneme geçmelidir. ‘Milli, Güçlü, Süratli ve Yaygın Kalkınma dönemi’ başlatılmalıdır. Tüketen değil üreten ekonomi için gerekli alt yapı ve yatırımlara öncelik verilmelidir. Milleti bu tür yalanlarla kandırmaktan vazgeçip, şeffaf, şaibesiz ve dürüst bir yönetim anlayışı ortaya konulmalıdır. En önemlisi de Batı kulübüne girmenin değil, İslam Birliği’ni kurmanın mücadelesi verilmelidir. Evde, sokakta, şehirde, ülkede barışı sağlayacak adımlar atılmalıdır. Çünkü barış olmadan üretim olmaz. Üretim olmadan da itibar olamaz.  Bu uyarılarımızı, hükümete bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyor, inandığımız gerçekleri tarihi bir sorumluluk olarak Aziz Milletimize arz ediyoruz.”

02 Mar 2016
NECMETTÝN ERBAKAN, ÇEÞÝTLÝ KÝÞÝLER ÝLE...

BİR ÖMÜRDE BİN ÖMÜRLÜK HİZMETLERİ İLE ERBAKAN!

NECMETTÝN ERBAKAN   01

Onu anmak, onu yaşamaktır.

Vefatının beşinci yılında Milli Görüş Lideri Pro.Dr.Necmettin Erbakan hocamızı, 54.TC Hükümetinin Başbakanı olarak kurmuş olduğu en yüksek düzeyde uluslararası kuruluş olan D-8’in umdelerinden “Savaş Değil Barış! Çatışma Değil,Diyalog!” teması ile anıyoruz.

İçinde bulunduğumuz zaman diliminde en çok ihtiyaç duyulan iki unsur; “Diyalog” ve “Barış”.

Saadet Partisi’nin Genel Başkanı olarak hayata gözlerini kapatan Erbakan Hocamız Milli Görüşün yeni bir dünya kurma hamlesi olduğunu, bunun hiç kolay olmadığını, 5 parti kurmaya mecbur kaldığını söylüyor ve her konuşmasında, 1,5 milyar İslam Âleminin, 7,5 milyar insanın huzur ve saadet içerisinde olmadığını, ızdıraplar, sıkıntılar ve gözyaşının artarak devam ettiğini çarpıcı istatisdiki rakamlarla belirtiyordu.inancımızın temelinin sevgi, şefkat hoşgörü ve merhamet olduğunuvurguluyor,bundan dolayıda sadece Müslümanların değil bütün insanlığın saadetini gaye edinmemiz gerektiği bilincini veriyordu.

Ancak, doğru teşhisle doğru tedavinin mümkün olduğunu söyleyen Erbakan Hocamız,dünyanın nasıl idare edildiği ve nelerin yapılması gerektiği hususlarını herzaman genel hatlarıyla ortaya koyuyordu. Etkin ülkeler, yapılar ve kurumlar tarafından dünyanın şekillendirildiğini, yönetildiğini ve ana hedefilerinin de kendi inanç ve idealleri çerçevesinde ‘Dünya Hâkimiyeti’ni sağlamak olduğunu dile getiriyorbu etkin ülke ve yapılarının temel stratejilerinin şunlar olduğunu belirtiyordu; Askeri üstünlüğü sağlamak için stratejik bölge ve ülkelerin işgali veya kontrolü, Enerji kaynaklarının ve geçiş güzergâhlarının kontrolü, Stratejik madenlerin kontrolü,Kalkınmakta olan ülkelerin ekonomik bağımsızlığının engellenmesi.

Teşhis doğru yapılınca,niyette halis olunca tedavi mümkündü elbet.

Savaş,çatışma,işgal,sömürülere sahne olan 20. Asrın sonunda bir kapı aralanmıştı aydınlığa…  Ve İslam Birliğinin çekirdek oluşumu olan D-8, Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümetin efsane Başbakanı Prof.Dr.Necmettin Erbakan tarafından Türkiye’nin öncülüğünde, Mısır,Malezya, Pakistan,İran,Bangladeş,Endonezya ve Nijerya’nın katılımıyla kuruldu.

İlerlemiş bilim ve teknolojiye rağmen gıda,giyim ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan,milyonlarca insana umut oldu D-8.

Vazgeçilmez doğrulara dönüşün sembolü, huzur,barış,saadet dünyasının kurucu gücü oldu D-8.

Hakka ve adalete dayalı ilkeleri doğrultusunda; temel hakların korunduğu,hiç kimseye zarar verilmeyen  ve hiç kimseden zarar görülmeyen bir sistemin temel taşı oldu D-8.

Erbakan Hocamızın dünyevi menfaatler gözetmeksizin yaptığı hizmetlerde, meclis kürsüsünden söylediği gibi “ben bunları bana oy versinler diye yapmıyorum, Allah rızası için yapıyorum Allah rızası için” haykırışını hayatı boyu yaptığı tüm fiillerde gördük…

Tutkuları vardı ideal edindiği, Milli,yerli, yaygın sanayi tutkusu…Erbakan HocamızAğır sanayinin diğer sanayileri kuran sanayi olduğunu,ancak büyük ve lider ülkelerin bu sanayi kurup işletebildiğini ve geliştirebildiğini biliyor ve 1974-78 yılları arası Hükümet ortağı olduğu dönemde ağır sanayi hamlesini başlatıyor,tüm yurdu adeta şantiye alanına çeviriyordu. O yıllarda şöyle sesleniyordu; “Nasıl lider ülke olunacak? Bak fabrika kuran fabrika olarak 7 tane demir çelik, 32 tane makine kimya’nın ağır makine fabrikası kurularak! Tümosan motor ve makine sanayi 13 tane olacak. Taksan 4 tane yapılacak. Temsan 12 tane, Tüsaş 1 tane, Tersane 2 tane, Ziraat Makineleri sanayi 3 tane kurulacak. Toplam makina fabrikası 74 taneyi bulacak. Böylece 113 tane ihtiyaç karşılayan fabrikamız, 74 tane de makine fabrikamız olacak… 4 tane de ağır harp sanayi fabrikası; Tank Fabrikası, Top Fabrikası, Roket Fabrikası ve Harp Gemisi Fabrikası tamamlanacak! Neden bahsediyorum ben size; 1974-78’de yürüttüğümüz ağır sanayi hamlesinden. O dönemde Elektronik Sanayi Testaş (2 tane) ve Telesan’ı kurup hizmete açtık. Kim konuşuyor Millî Görüş konuşuyor. Millî Görüş konuştu mu böyle konuşur. Irkçı emperyalistler, Ağır sanayi hamlesini gözden düşürmek için ‘ağır’ kelimesini ‘hantal’ diye tercüme etmeye kalktıklar.Bana bak ırkçı emperyalist; çocuk mu aldatıyorsun sen! Ne hantalı,hantal sensin! Ağır sanayi demek fabrikalar yapan fabrika demek. Senin canına okumak demek. Senden makine almaya mecbur olmamak demek. Bağımsız olmak demek. Lider ülke olmak demek.” Diyordu.

NECMETTÝN ERBAKAN, ÇEÞÝTLÝ KÝÞÝLER ÝLE...

Erbakan Hocamız bir başka önemli ideali olan “Faizsiz Adil Ekonomik Düzen “ ile ilgili tezlerine Hükümet ortağı olduğu her dönemde kısa görev süresine ve tüm engellemelere rağmen uygulama alanı oluşturuyor, ‘Adil ekonomik düzen, hakkı üstün tuttuğu ve toplumda sınıf ayırımı yapmadığı için bir çatışma değil barış sistemidir. Açık, sade, basit, tatbikatı kolay bir sistem olduğu gibi, toplumda herkesi kuşattığı için, herkesi üretime teşvik ettiği için, ekonominin önündeki engelleri kaldırıp ekonomik kalkınmayı hızlandırdığı için, herkese refah getirdiği için ideal bir sistemdir.’diyordu.

Faiz ile alakalı; “Bakınız, ‘Faiz, haramdır, günahtır’ şeklinde papağan gibi milyonlarca kere tekrarlanan sözler, vaizler, nasihatler, faiz oranını ve tahribatını artırmaktan başka bir netice vermemiştir.Halbuki, “Faiz kaldırılmıştır” kararnamesinin mürekkebi 1 mg. bile tutacak değildir.” Diyen Erbakan Hocamız; “;Üretim Ne Demek ?Çalisip Kazanmak.Rantiye Ne Demek ? Çalişmadan Kazanmak.Faizden Kazanmak.Biri Haramzade Biri Helalzadearadaki Fark Bu !” diyerek önemli bir tesbitte bulunuyordu.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez Erbakan döneminde ‘Faizsiz bankacılık sistemi kararnamesi’ çıkartılmış,Türkiye’nin faizsiz ilk yatırım bankası olan DESİYAB Kurulmuştur. Ayrıca yatırım teşvikleri Anadoluya kaydırılmş üçbinden fazla tesise teşvik verilmiştir.

Prof.Dr.Necmeddin Erbakan Refahyol Hükümeti Başbakanı olduğu dönemde, faizin bütçe içindeki payını olabildiğince düşürmüş, 50 milyar dolarlık bütçeye 6 ayda faizden kurtardığı 35 milyar doları ilave etmiştir, hemde yeni borç alınmadan,yeni vergi konmadan,zam yapılmadan bu ancak inanç,azim ve kararlılıkla olabilir.  Yina aynı dönemde milletin parasını millete vermek için,borçlanmanın önünü kesen tek hesap sistemi olan“Havuz sistemi”ni hayata gecirdi.IMF kapı dışarı edildi.Dek bütçe yapıldı. Önceki yıllar 5 milyar dolar zarar eden KİT’ler 2 milyar dolar kara geçti. 100 alan memura 250 verildi. İşçi emeklilerinin maaşlarını yüzde 100 arttırıldı. Bağkur emeklisine yüzde 300 verildi. Memur emeklisinin maaşını yüzde 216 arttırıldı.Fakir fukara fonu önceki dönemlerde faize yani bütçe açıklarına giderken, onun döneminde fonda toplanan paraların tamamı fakir fukaraya verildi hepsinin duasını aldı.Tarım bakanlığı bütçesi yüzde 89 arttırıldı. Tarımsal destekemeye 38 trilyon ayrılmıştı,sene sonunda 95 trilyon verildi. Toprak mahsulleri ofisi köylüden 43 trilyonluk mal alıyordu,136 trilyona çıkartılarak, Yüzde 312 arttırdı. 145 milyon dolarlık hububat alınırken, 330 milyon dolarlık hububat alındı. Başka; Pancar yüzde 189 arttırılmış, bugday yüzde 282 arttırılmış, tütün yüzde 207 arttırılmış, kabuklu fındık yüzde 468 arttırılmıştı. Halkı enflezdirmeme adınaEşel-Mobil

Kıbrıs, O’nun sevdasıydıAsırlardır küresel güçlerin nüfuz mücadelelerine sahne olan Kıbrıs, bugün olduğu gibi geçmişte de uluslar arası çatışma alanı içerisinde yer alıyor, her gün ayrı bir diplomatik manevraya maruz kalıyordu.1957-1963 yılları arasında İngiltere’de başbakanlık yapan M.Harold Macmillan ” Kıbrıs adasını elinde tutan, Türkiye’nin arka kapısını ve İskenderun limanını kontrol altında tutar” diyordu. Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı için çalışan EOKA Terör Örgütü yıllarca bölgede katliamlar yaptı. Mathiatı, Ayvasıl, Kumsal katliamları başta olmak üzere örgüt Müslüman vatandaşa kan ve gözyaşı döktürdü.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, bütün bu gerçekler dolayısıyla büyük politik oyunlara sahne olan Kıbrıs’ta Müslüman Türklerin yaşadığı katliama dur denilmesi için koalisyon ortağı olduğu hükümeti,Ecevit’in olumsuz tavrına ve çekingenliğine rağmen harekât kararı almaya zorladı. Garantör ülke olan İngiltere’ye Kıbrıs konusunu görüşmek için Ecevit’in uçağı daha Etimesgut Askeri Havaalanı’ndan yeni kalkmışken Başbakan Vekili Erbakan Milli Güvenlik Kurulu’nu acil gündem koduyla topladı. MGK devam ederken yapılan bütün itirazlara rağmen Erbakan, dönemin Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar’a gemilerin yola çıkması için o tarihi emri verdi Ve harekât gerçekleştirilerek, Türklerin soykırıma uğraması önlendi. Türkiye Cumhuriyeti’nin 37’inci Hükümeti, Erbakan Hocamızıngayretleri ile yapılan bütün baskılara rağmen Kıbrıs’ta akan kanı durdurmayı bildi.İngiltere harekat için “harekatın asıl mimarı Erbakan’dır” yorumu yapmıştı. Operasyon devam ettiği sürede ABD ve İngiltere başta olmak üzere iki yüzlülükleri her seferde gün yüzüne çıkan ülkeler Türkiye’ye askeri ambargo kararları alırken, başta İran olmak üzere Pakistan, Afganistan ve Suudi Arabistan’dan da Türkiye’ye yardım sözleri geldi. Bu günlerde zor şartlar altında olan Libya Devlet Başkanı Muhammer Kaddafi ise ambargo sonrası jet yakıtlarımızın tükenmesi ile Türkiye’ye jet yakıtı yardımı yaptı. Ayrıca ülkemizdeki tüm abd üsleri kapatıldı.

Türkiye hükümeti, harekâtı Zürih ve Londra Antlaşması’nın IV. maddesinden doğan haklarını kullanarak gerçekleştirdi. Fakat Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi bu harekâtı işgal olarak değerlendiriyor. Oysa Avrupa Konseyi Parlamentler Meclisi’nin 29 Temmuz 1974 tarihli 573 sayılı kararı ve Atina’daki Temyiz Mahkemesi’nin 21 Mart 1979 tarihli kararı, Türk müdahalesinin yasal olduğunu kanıtlamıştı.

Türkiye’nin 40 bin civarındaki askeri adanın kuzeyine yerleşti. Rum kesimi ve Birleşmiş Milletler harekâtı “işgal” olarak nitelendirdi. Şubat 1975 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’ye silah ambargosu koydu. 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.

Erbakan hocamız eğitim konusunda; “Evlâtlarımızı vatana, millete yararlı çocuklar yapmak için evlâtlarımızı insanı kâmil yoluna sevk etmek için bugünkü maarifi ahlâk, maneviyat ve fazilet esasları üzerinde yeniden kuracak, eğitimde şuur olacak, ailede huzuru sağlayacağız.”derken,

Faydalı ilim konusunda; “Teknik Üniversitede yetiştirdiğimiz mühendisler Avrupa’dan gelecek yedek parçaların kataloğunu kullanmak için yetişmeyecek, traktörleri, tankları, uçakları, motorları doğrudan doğruya bizim yurdumuzda imal etmek Avrupa’dan daha iyi imal etmek için yetişecektir. Bundan dolayı bu yoldaki sloganlarımız «Bildiğini yap, yaptığını bil», «Faydalı ilim istiyoruz» düsturlarıdır.Teknik Üniversitemizin araştırmaları bu memleket meseleleri üzerine olacaktır. Her sahada yine en büyük âlimlerin ve ariflerin bizim yurdumuzda yetişmesine büyük ehemmiyet verilecektir. Bu yoldaki sloganlarımız şunlardır. «Üniversitelerimiz yine dünyaya ışık saçacak,», «Yine en yüksek âlimleri biz yetiştireceğiz.»diyordu.

 

Erbakan, Maddi kalkınma ile birlikte Manevi Kalkınmayı da esas aldı,ortağı olduğu Hükümet proramında,30-Kasım-1974’de TBMM Başkanlığınasunulan 4.Beş yıllık Planda ilk defa”ManeviKalkınma” adı altında çok önemli ve geniş bir bölümeyer verdirmiştir. O dönemde 4 yılda,350 İmam HatipOkulu,10 Yüksek İslam Enstitüsü,3 Bin kuran Kursu açılmış, genelge yayınlatarak bütün resmi kurumlarda cami ve mescitlerin açılmasını sağlanmıştır.Müstehcen neşriyatla mücadele edilmiş,Karaköy’deki çıplak kadın heykelinin kaldırılması gerçekleşmiş ve en önemliside Karayolu ile hacca gitme yasağı kaldırılmış böylelikle 140.000 kişi hacca gitmiştir. Hükümet değişikli sonrası tekrar yasaklanmıştır.

 

Güneydoğu meselesi ülkemizin geçmişinde büyük maddi ve manevi tahribata neden olmuş,gelinen noktada ise idarecilerin dış güdümlü politikaları ile içinden çıkılmaz bir hal almıştır.Her gün yaşanan terör olayları, bölgeden gelen şehit cenazeleri yüreğimizi yakmaktadır.

Yeryüzünün tek teokratik devleti olan İsrail,Kürt kardeşlerimizin yaşadığı topraklarla ilgili kirli emellerini sürdürmekte,her fırsatta yahudi devleti’nin vazgeçilmez bir parçası olduğunu vurgulamaktadır.

1991 yılında yaşanan Körfez Savaşı bahane edilerek Saddam Hüseyin’in Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgesine saldırı girişimini engellemek isteyen ABD, Huzur Harekatı adı verdikleri bir çalışma ile ülkenin kuzeyini ‘uçuşa yasak bölge’ ilan etmişlerdi. Bu gerekçeler doğrultusunda Çekiç Güç adı verilen ABD Askeri Birlikleri Diyarbakır’a konuşlanmış, bölgeden sözde Kuzey Irak’ın korunmasını sağlamışlardı. Ancak bu süreç zarfında Çekiç Güç denilen yapının bölgede yeni bir devlet oluşumuna zemin hazırladığı ve PKK terör örgütüne de yardım ve yataklık yaptığı birçok rapor ve açıklamaya yansımıştı.

Meclis kürsülerinden;“Sorarım size, asırlar boyu tek vücut olarak yaşadığımız halde ne oldu da bu husumet ortaya çıktı? Niçin bu kanlar akıyor?”diye haykıran Erbakan Hocamız, Başbakanlığı döneminde mecliste PKK’nın bir siyonizmin oyunu olduğunu vurguluyor, dış basında yankı bulan bu konuşmaları sonucu Amerika, İngiltere ve Fransa’dan açıkca tehdit alıyordu. Fakat Erbakan bu tehditlere aldırmadan operasyonlara devam etmiş ve PKK’yı bitirme noktasına getirmişti.Genelkurmay Başkanlığı’nın basına sızan 1995 yılındaki raporlarda, Çekiç Güç’ün Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurduğu açıkça dile getirilerken, yaşananlar, PKK’ya da helikopterlerden yardımlar atıldığı kaydedilmişti. Çekiç Güce mensup bir subay,kaymakamımızı tokatlıyor, radarlarımız kilitleniyor,gümrüklerde çekiç Güç adına gelen sandıklar zorla açtırılınca içinden silahlar çıkıyordu.Tüm bu yaşananlardan sonra bir türlü siyasi bir irade gösteremeyen Türkiye, “Refah-Yol Hükümeti’ni Erbakan’ı beklemek zorunda kaldı. 1996 yılının yaz aylarında iktidara gelen Erbakan Hükümeti, 6 ay sonra Çekiç Güç’ün görev süresinin 6 aylık uzatılma aşamasında son noktayı koyarak, 31 Aralık 1996 günü Çekiç Güç denilen şer odağını ülkeden söküp atmıştır. Yine Başbakanlığı döneminde Ağrı ilinde Bakanlar Kurulu toplantısı gerçekleştiren Erbakan, 54. Hükümetin Başbakanı olarak “Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesel Kalkınma Projesi ve Uygulama Planı” hazırlatarak çalışmalara başlanmasını sağladı. Çoğu gerçekleştirilen Plandan bazı başlıklar;Doğu ve Güneydoğu’da yapılacak yatırımlara geniş vergi muafiyeti getirilecek. Bölgede terör nedeniyle yarım kalmış yatırımlar süratle tamamlanacak. Bunlar için ilk planda beş trilyonluk kredi verilecek. ilk planda yardım amacıyla 2 trilyonluk kaynak Güneydoğu’ya aktarılacak. Bu kaynak zaman içinde 10 trilyona çıkarılacak.Bölgedeki sektörlerin başnda gelen hayvancılık için özel kredi ve teşvik uygulaması genişletilecek. Boru hattının açılmasıyla yumuşayan Irak – Türkiye ilişkileri çerçevesinde petrol karşılığı insani yardım götüren kamyonların depo hacimleri artırılacak ve sınır ticaretinin geliştirilmesinin önündeki engeller kaldırılacak.Yüksek istihdam sağlayacak düşük maliyetli projeler yaygınlaştırılacak. Bu çerçevede özellikle kadınlara yönelik olarak karşılıksız dokuma tezgahı verilmesi gibi projeler hayata geçirilecek. Doğu planına göre OHAL uygulanan il sayısı 4’e indirilecek, Kürtçe TV ve radyo yayınının yanı sıra Bölge Valiliği de yeniden düzenlenecek.

 

Ömrünü tüm insanlığa saadet, huzur, adalet ve barış getirmek için adeta vakfeden Erbakan Hoca’nın olmazsa olmazlarından birisi de Filistin davasıdır.

O, ümitlerin kesildiği bir anda tüm ümmetin umudu olarak; bir çiçekle bahar mı gelir diyenlere inat, açan bir çiçeği bin bir çeşit çiçeklerle bezeli bir bahçeye çeviren Erbakan Hoca, uykudakileri uyandırmaya yeter olan o tek kişi oldu.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan çağımızın Abdülhamid’iydi. İslam ümmeti Siyonizm’in ne tür bir bela olduğunu ondan öğrendi.

Erbakan Hoca’mız 1980’de yapılan “Büyük Kudüs Yürüyüşü” öncesi söylediği tarihi sözü Çağlayan’da yüz binlerin katıldığı “Zalime Lanet Mitingi’nde bir kez daha haykırıyor ve “Amerika, İsrail’i çok seviyorsa, İsrail’e Amerika’da bir eyalet versin” diyerek adeta Emperyaliz’e ve Siyonizm’e bir kez daha meydan okuyordu.
Filistin Başbakanı İsmail Haniye, “11 aylık Milli Görüş iktidarında İsrail Gazze’ye tek bir mermi dahi atmaya cesaret edemedi” demişti. Erbakan Hoca’mızın onurlu, şuurlu, milli, güçlü duruşundan dolayı.

Gazze Hükümeti Eski Sağlık Bakanı Dr. Besim Naimi şu ifadeleri dile getirmiştir: Biz Filistinliler Erbakan’a ‘Filistin’in Hamisi’ sıfatını verdik. Eğer Türkiye çok değerli bir insanı kaybettiyse, Türkiye’den sonra bu değerli insanı kaybeden ikinci ülke Filistin’dir.

Türkiye’de ilkleri gerçekleştiren REFAHYOL Hükümeti Filistin açısından da bir ilki gerçekleştirdi ve son derece önemli icraatlardan birisi olarak Mehmetçiği 80 yıl aradan sonra Filistin’e gönderdi./ REFAHYOL Hükümeti Türkiye tarafından imzalanan bu anlaşmayı üç gün sonra 04.02.1997 tarihinde Bakanlar Kurulu olarak onaylıyor, bir yandan bu anlaşmanın Meclis tarafından da tasdiki için hazırlanan tasarıyı Meclis’e sevk ederken, diğer yandan Anayasa’nın 92. Maddesi’ne göre bölgeye asker gönderilmesi için Meclis’ten izin talebinde bulunuyordu. Filistin’e asker gönderme önerisi TBMM’nin 20 Şubat 1997 tarihli 59. Birleşimi’nde görüşülmüş ve bütün partilerin oy birliğiyle ve alkışlarla kabul edilmişdi.

Erbakan Hoca Başbakan olduğu dönemde tam da Siyonistlerin Büyük İsrail Devleti için hedef koyduğu 1897 Siyonist Kongresi’nin 100. yıldönümünde (1997) ve yapıldığı İsviçre’nin Basel kentindeki aynı tarihi salonda Avrupaİslam Birliği Konferansı adıyla bir uluslararası toplantı düzenleyip Siyonist oyunları bir kez daha boşa çıkartmıştı.

ERBAKAN’DAN ÖNEMLİ BİR TESBİT “DEMOKRATUR OYUNU” TARİFİ; “Demokrasi demek insanların kendi kendilerini idare etmeleri demek demokratur demek milletin idareye alet edilmesi demek. Irkçı emperyalizm 350 senede demokratur diye bir nizam keşfetmiş. Hemen bütün ülkelerin gazeteleri elinde, yazarları elinde, iş adamları elinde, politikacıları elinde, bu ülkelerde yapmış olduğu propagandalar vasıtasıyla istediği partiyi seçtiriyor, sonra da sen seçtin diyor. Buralarda demokratur dönüyor demokrasi değil! ABD’de, Almanya’da dahi tatbik ediliyor, dünya böyle idare ediliyor. Demokrasi diye birşey yok demokratur diye insanların aldatılması var.”

ERBAKAN HOCAMIZDAN MİLLİ GÖRÜŞÜN TARİFİ VE HEDEFLERİ

“Milli Görüş; Malazgirt, Kosova, Niğbolu, İstanbul, Çanakkale, Galiçya, Sakarya, Kıbrıs demektir.

Milli Görüş; Sultan Fatih, Ulubatlı Hasan, Seyid Çavuş, Hasan Basri Çantay, Rıdvan Hoca ve Sütçü İmam demektir.
Milletimizin inancı, tarihi, kimliği ve kendisidir.

Milli Görüş; İstiklal Savaşını yapan, tek başına bütün emperyalist dünyaya meydan okuyup kazanan görüş demektir.

Bu milletin aslına dönmesidir. Taklitçilikten ve Batı’ya teslimiyetçilikten vazgeçilmesidir.

Milli Görüş, maneviyatçıdır. Yani ahiret inancını taşır. Diğerleri materyalist ve maddiyatçıdır.

Milli Görüş, Hakkı Üstün tutmakta, haklıyı savunmaktadır. Diğerleri güce dayanır ve güçlüden yanadır.

Milli Görüş, nefis terbiyesini esas alır. Diğerleri nefsi arzularının peşinde koşmaktadır.

Eğer Milli Görüş Gömleğini çıkarırsanız geriye sıfır kalır, artık o bir hiçtir.

Milli Görüş, Türkiye’yi asılına özüne çeken bir römorkör gibidir. Varlığı bile Batıl zihniyetleri hizaya getirmeye yeterlidir.

Milli Görüş’ün yapacağı 2 büyük hizmet kalmıştır, bunları da inşaallah yakında başaracaktır:

1- Yeniden Büyük Türkiye’yi Kuracağız

2- Yeni Bir Dünyayı kuracağız

Kim bunları istiyorsa Milli Görüşte yerini almalıdır: Kim, her yönden bağımsız ve kalkınmış bir Türkiye arzuluyorsa Ve her kim, “Önce Türkiye” deyip, Milli çıkarlarını şahsi hesaplarının üstünde tutuyorsa işte bunlar biran evvel Milli Görüş’ün tek temsilcisi SaadetPartisi saflarına katılmalıdır.

“Biz biliyorsunuz geçen sefer geldiğimiz zaman D-8’leri kurduk. Şimdi D-60’ları, D-160’ları ertesinde kuracağız, yeni bir dünya düzeni kuracağız, Yeni Birleşmiş Milletler. Yeni siyasi irade, teknolojik işbirliği teşkilatı, yeni para birimi, ekonomik işbirliği, yeni bir banka, dünya bankası ama bunun gibi faizci değil. Yeni bir IMF, fakirleri doyurmak için, soymak için değil. Bundan başka kültür işbirliği, ifsadı körüklemek için değil, ıslah için. Şuurlandırma ve aynı zamanda da tanıtma teşkilatı olacak, kadın ve aileyi koruma. Dünya teşkilatları olacak bütün insanlığın saadeti için. Teknolojide öne geçeceğimiz için 2’nci Yalta’yı yapacağız, hakkınıza razı olun, oturun oturduğunuz yerde diyeceğiz, ecdadımız gibi yeni bir dünya kuracağız.”

“Onların dağları yerinden oynatacak kadar kuvvetli organizasyonları olsa dahi, biliniz ki Allah’ın dediği gerçekleşecek ve Hak galip gelecektir.”

kapatýlan refah partisinin genel baþkaný ve eski baþbakan necmettin erbakan saadet partisinin mitinginde konuþtu. 22 mart 2009. saadet partisinin istanbul mitingi çaðlayan meydanýnda yapýldý. (CÝHAN/ayten kaya)

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan 84 yaşını geçmiş olmasına rağmen, aynı kararlılık ve azimle mücadelesine son nefesine kadar devam etmiş ve 27 Şubat 2011 günü hakkın rahmetine kavuşmuştur. Allah rahmet etsin. Mekanı cennet olsun. Cennetinde bizleri buluştursun.

Güzel ülkemizin güzel evlatları! Geleceğimizi teslim edeceğimiz siz gençler! Kutsal emaneti taşıyacak ey yeni nesil! Yakın tarihimizi çok iyi araştırın,inceleyin,irdeleyin. O zaman göreceksiniz ki sizler için çırpınmış,ter dökmüş, kendisine yapılan zulmün her türlüsüne canı pahasına sabretmiş,karşılaşabileceği hertürlü tehlikeyi göze almış,vazgeçilemez doğrulardan asla taviz vermemiş güzel bir insan, ,büyük bir devlet adamı,kutlu bir lider ve o liderin önderliğinde başlatılmış bir Milli Görüş Hareketi var.Çağrımız size, çağrımız herkese, çağrımız tüm insanlığa, gelin hep birlikte dünyamızı gül bahçesine çevirelim.Her derdimizin çaresi,“sevgi medeniyeti”nin ihyasındadır.

Saadet partili kadınlar olarak;Liderimiz,Erbakan Hocamız emanetin başımız üzerinedir! Diyor, onun inancını,gayretini, azim ve kararlılığını kuşanarak var gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz!

10 Eki 2014

İl Kadın Kolları 2. Bölge Toplantısı Yapıldı

Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kolları Teşkilatlanma 2. Bölge Toplantısı İl Merkezimizde gerçekleştirildi.

2. Bölge Sorumlusu Habibe Erdoğan ve Bölge Başkanı Sümeyye Uğur’un yönetiminde gerçekleşen toplantıya, bölgedeki ilçelerimiz ve İlçe Sorumlularımız da iştirak etti.

26 Eyl 2014

İl Kadın Kolları 3. Bölge Toplantısı Yapıldı

Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kolları Teşkilatlanma 3. Bölge Toplantısı Bahçelievler ve Avcılar olmak üzre iki farklı noktada gerçekleştirildi.

3. Bölge Sorumlusu Kübra Koyun ve Bölge Başkanı Hatice Gökdemir’in yönetiminde gerçekleşen toplantıya, bölgedeki ilçelerimizin tamamı iştirak etti.

 

23 Eyl 2014

Fatih Kadın Kollarından İlköğretim Haftası Ziyareti

Saadet Partisi Fatih ilçe Kadın Kollarımız 2014 – 2015 Eğitim öğretim yılının başlaması sebebiyle , Nişancı Mehmet Paşa İlkokuluna hayırlı olsun ziyaretinde bulundu.

İlçe Başkanı Rabia Boyalık hanımın ve Başkan yardımcılarının hazır bulunduğu ziyarette Okul Müdiresi Hülya Gökçay hanıma yeni eğitim öğretim yılının kendilerine, tüm öğrenci ve velilere hayır ve başarılar getirmesi dileğinde bulunuldu.

14 Eyl 2014

Asiltürk: “ÇOCUKLARIMIZ VE YARINLARIMIZ DEĞERLİDİR”

“ÇOCUKLARIMIZ VE YARINLARIMIZ DEĞERLİDİR”

Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kolları Başkanı Nagehan Gül Asiltürk yarın başlayacak olan yeni Eğitim ve Öğretim yılı ile ilgili tebrik mesajı yayınladı.

Asiltürk Mesajında;

“ÇOCUKLARIMIZ VE YARINLARIMIZ DEĞERLİDİR

Yeni Eğitim ve Öğretim Yılında Tüm Öğrenci ve Öğretmenlerimize Başarılar Dilerim. ” dedi.

 

14 Eyl 2014

Esenler İlçe Kadın Gençlik Kolları Sağlık Haftasında Ziyaretlerde

Saadet Partisi Esenler İlçe Kadın Gençlik Kolları Sağlık Haftası münasebetiyle Esenler Kadın Doğum Evi Çocuk Hastalıkları Hastanesi’ne ve Bülent Doğanlar Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniğine ziyaret gerçekleştirdi.