Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Viyana’da konuştu
Saadet Partisi’nin derdinin tüm dünyadaki Müslümanların barış, adalet ve özgürlüğünü sağlamak olduğunu dile getiren Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: “Bunu gerçekleştirmek için bütün gücümüzle mücadele etmek zorundayız” dedi.
Medeniyet siyaseti
Saadet Partisi Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Viyana İslam Federasyonu yöneticileriyle kahvaltılı bir toplantıda buluştu. Saadet Partisi’nin medeniyet siyaseti yaptığını dile getiren Kurtulmuş, “Biz bir şahsın, bir partinin, bir cemiyetin bir toplumun seçilmiş bir sınıfın elit tabakaların siyasal sözcülüğünü yapmıyoruz. Bizim derdimiz bütün insanlığın özgürlük ve adaletini sağlayacak yeni bir medeniyetin oluşması için gayret etmektir” dedi.
Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Viyana İslam Federasyonu yöneticileriyle kahvaltıda buluştu. Saadet Partisi’nin medeniyet siyaseti yaptığını belirten Kurtulmuş, “Biz bir şahsın, bir partinin, bir cemiyetin, bir toplumun, bir seçilmiş sınıfın elit tabakaların siyasal sözcülüğünü yapmıyoruz. Bizim derdimizi bütün insanlığı özgürlük adaleti sağlayacak yeni bir medeniyetin oluşmasını sağlamak ve gayret etmektir” dedi.
Dünyanın karanlık bir dönemden geçtiğini dile getiren Kurtulmuş: “Sayıları birkaç milyonu geçmeyen seçkinler sınıfının dışında insanların giderek yoksullaştığı, giderek gelir dağılımındaki adaletsizliğe maruz kaldığı, gelirinin azaldığı, alım gücünün azaldığı bir dünyaya doğru gidiyoruz. Dünyanın ekonomik devi ABD’de 48 milyon insan açlık sınırında yaşıyor. Türkiye’de de maalesef, 2000 yılından itibaren uygulanan yanlış politikalarıyla insanlar yoksullaştırıldı. Gelir dağılımındaki adalet fevkalade bozuldu. Fabrikalar kapanıyor, esnaf dükkânı kapatıyor ve insanlar işsiz hale geliyor. Başkalarının yardımı olmadan yaşayamayacak olan 19 milyon 200 bin vatandaş, sınıf altı vatandaş haline geldi.” diye konuştu.
Su akıyor, ovalar duruyor
Kurtulmuş, “Bu kadar çok kaynaklara sahip bir ülke imkânlarını kullanamıyor, su kaynaklarını, ovalarını kullanamıyor. Neden? Çünkü IMF denilen beyefendiler sizin bütçenizde bu alanlarda bir yatırım yapmanıza müsaade etmiyor da ondan. ‘Su akar Türk bakar’ diye bir söz vardı önceden. Şimdi su akıyor, ovalar duruyor ve Türk bakıyor. Ülkemizde düne kadar 690 bin tütün işçisi vardı. 10 yıl içerisinde bu sayı 90 bine düşürüldü. Niçin? Bitlis’te Adıyaman’da Samsun’da Terme’de bizim Ahmetlerimiz Mehmetlerimiz tütün ekmesinler diye! Hani liberallik ve serbestlik vardı. Peki, ne olacak? ABD’deki George’ler, Michel’ler kazanacak. Sen tütün ekmeyeceksin Phlips Morris gelecek ve Türkiye’nin en ücra köşesinde tütün satacak. Anadolu’yu dolaşıyoruz her yerde maalesef 2 minibüs var birisi Coca-Cola minibüsü diğeri Pihilps Morris’in minibüsü” ifadelerini kullandı.
Bu, Allah’tan reva değildir
Dünyadaki hâkimiyetlerini sürdürmeye çalışan kesimlerin can havliyle insanların üzerine abandığını vurgulayan Kurtulmuş, “Bunun için de dünyanın her yerinde bombalar patlıyor, savaşlar oluyor, insanlar ölüyor, maalesef insanlar ölürken de insanlık ölüyor. Çünkü eski savaşlara baktığımızda bir ahlakı olduğunu görüyoruz. Şimdi hiçbir ahlakı olmayan ya da vicdanı olmayan bir savaş hüküm sürüyor. Sadece Irak’ta 7 yıl içerisinde 1,5 milyondan fazla insan öldürüldü. Daha dün 100 tane insan bir bombayla öldürüldü. Başka tarafta da 40 tane insan öldürüldü. Camilerin içerisinde kimsesiz ve yaşlı insanlar kurşuna dizildi. Kadınlara tecavüz edildi. 300 bine yakın Iraklı kadın dünya fuhuş piyasasına sürüldü. İyi de bu savaş neden çıktı. Biri çıkıp bunu izah edebilir mi? Hangi haklı sebebi var? Bir tek hedefleri var. Biz büyük Ortadoğu projesini kuracağız. Dünyanın dört bir tarafına hâkim olacağız. Bunu yaparken de İsrail, Büyük İsrail’i kursun, silah tüccarları ve petrol şirketleri de işlerin ortağı olsun. Beyler paralarına para katacak, petrole hâkim olacak diye 1,5 milyon Iraklı katlediliyor. Bu Allah’tan reva değildir” diye konuştu.
Afrika’daki insanlar açlıktan ölüyor
“40 sene evvel Afrika’da kimse açlıktan ölmüyordu ama bugün Afrika açlıktan kırılıyor” diyen Kurtulmuş, “Her bir dakikada bir insan açlıktan ölüyor. Sadece her yıl 5 milyon çocuk aşılanamadığı için çok basit hastalıklardan ölüyor. Sadece Avrupa piyasasında dondurma piyasası 13 milyar dolara çıkmış. Avrupalı 13 milyar doları dondurmaya öderken sadece 15 milyar dolar çocukları açlıktan kurtarmaya yetiyor. Lakin bunu sağlayamıyoruz. Firavunlar zamanında dahi bu kadar büyük zulüm ve yoksulluk ve kölelik yoktu. Bu krizi yapanlar aynı zamanda insanların uyanmaması için insan toplulukların içini boşaltıyor. Akrabalığı ve ahbaplığı yok ediyor. Ve sonunda toplumların ortak hedeflerde buluşmasının önüne geçiliyor. Bunu yaparken de toplumları yönlendirecek araçları ortaya koyuyorlar. Artık Viyana’daki, Bitlis’teki, Katmandu’daki çocuğu da aileleri eğitmiyor. Çocukları eğiten internettir. İnternet üzerinde bir takım küresel şebekeler var. Diğer taraftan Hollywood vasıtasıyla, filmler vasıtasıyla aynı kültür dünyanın çocuklarına verilmeye çalışılıyor. Bizim Ahmet de Muhammet de Asya’daki bir çocuk da aynı idolleri, kahramanları görerek duyarak onlar gibi olmaya gayret ediyor. Teletabiler, Pokemonlar çocukların örnekleri bunlar. Bu örneklerin ortak konusu ne? Kim güçlüyse o ayakta kalır. 3 yaşından itibaren çocuk bunları görüyor. Sonuç olarak aile yok. Boşanma olayları artmış, evlilik dışı ilişkiler ve bu ilişkilerden doğan çocuklar artıyor” şeklinde konuştu.
İttifak iddiası ile ilgili açıklama
Bugün bir gazetede yer alan “Saadet-BDP Seçim İttifakı” başlıklı haber üzerine Saadet Partisi Basın Müşavirliği tarafından bir açıklama yapıldı. Açıklamada; “İki partinin 2011 seçimlerine birlikte girmek üzere görüşmeler yaptığı” iddiasını yalanlanarak “Bu yorum ve kulis haberleri hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamaktadır. Partimizin böyle bir görüşme ve teması söz konusu değildir” denildi.
Saadet Partisi Basın Müşavirliği tarafından yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Partimiz milletimizden aldığı güç ve destekle Türkiye’nin bundan sonraki muktedir siyasal iktidarını hazırlamanın gayreti içindedir. Saadet Partisi 29 Mart seçimlerinden bu yana milletimizin teveccühü ile hızla yükselen bir partidir. Ülkemizi adalet, özgürlük ve refah yurdu haline getirecek iktidarı kurmanın mücadelesini vermektedir. Bu nedenle bugün bir gazetede yer alan ve “Baraj sıkıntısı nedeniyle Saadet Partisi ve BDP’nin ittifak yapacağı iddiası” gerçeği yansıtmamaktır. Hiçbir parti ile bir ittifak görüşmemiz söz konusu değildir. Bu tür kulis iddiaları partimizin önlenemeyen yükselişini gölgelemeye yöneliktir. Şu anda partimizin tek bir gündemi vardır o da millettir. Saadet Partisi milletimizle gerçekleştireceği bir büyük ittifakla en kısa zamanda Yeniden Büyük Türkiye’yi kuracak iktidarı oluşturacaktır.
Kamuoyuna saygılarımızla”
Kurtulmuş: Anayasa ‘TOPTAN’ değişecek
Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, toplumun Anayasayı değiştirilmesi taleplerinin karşısında hiçbir gücün duramayacağını söyledi. Kurtulmuş, değişiklik taleplerine takoz kunulması durumunda birkaç yıl içinde Anayasanın toptan değiştirilmek mecburiyetinde kalınacağını açıkladı.
İsmail Zelvi’nin röportajı – 8sutun
Kurtulmuş’la Türkiye’nin alışık olmadığı, ancak kendisine Yılın Siyaset Adamı ödülünü getiren siyasetini konuştuk.
DOĞRULARI ALKIŞLAYAN MUHALEFET YÜRÜTÜYORUZ
Saadet Partisi Genel Başkanı olarak siyaset tarzınızı özetler misiniz?
Son Anayasa tartışmalarında da görüldüğü gibi Türkiye’nin geleneksel siyaseti haline gelen kavga siyaseti milletimize hiçbir şey kazandırmamaktadır. Türkiye’de halkın önünde bulunan insanlar, özellikle siyasi liderler aynı zamanda milletin önündeki rol modellerdir. Bizim muhalefet anlayışımız, hükümetin olumlu yaptıklarını takdir etmek, teşvik etmek, milletimiz adına olumsuz işlerin karşısında ise dimdik durmaktır. Çatışma ve gerilim siyasetinin ülkeye bir faydası olmadığını geçmiş siyasi tecrübeler açıkça göstermektedir. Biz polemik üretmek yerine bilgiye dayalı siyaset üretmeyi siyasi uslüp olarak belirledik. Bu yüzden Davos’ta “One minute” çıkışı başta olmak üzere birçok konuda Hükümetin olumlu politikalarını alkışladık. İMF ile görüşmeler sırasında politikalarımızı net olarak ortaya koyduk. Demokratik açılım gündeme geldiğinde sadece ‘istemeyiz’ diye hükûmete karşı çıkmıyoruz; ne istediğimizi ortaya koyuyoruz. Anayasa değişikliği ile ilgili öyle. Suriye ile vize kaldırıldığında tebrik ettik. SP, diyalog esasına dayalı bir siyaset izliyor. Siyaseti düşmanlık değil partiler arası rekabet işi olarak görüyor. Saadet Partisi olarak görüşlerimizi başından beri yapıcı, yol gösterici, bildiğini çok açık bir şekilde söyleyen, neye niçin karşı olduğumuzu gerekçeleriyle ifade eden ve neyin nasıl yapılması gerektiğini çok net bir şekilde milletimizle paylaşan açık, berrak ve şeffaf bir uslupla siyaset yapıyoruz.
SAADET PARTİSİNDE LİDERLİK SORUNU YOK
Çok sorulan sorulardan biri de, Numan Kurtulmuş Milli Görüş Lideri mi, Saadet Partisi Genel Başkanı mı?
Ben bu soruyu sorulmamış kabul ediyorum. Saadet Partisi’nde bir liderlik sorunu yok. Her milletin tek bir milli görüşü vardır. Türkiye’nin milli görüşü ise Saadet Partisi’nin temsil ettiği görüştür. Bu görüşün mensupları parti başkanından en sade ferdine kadar bulunduğu her konumda milletine hizmet etmeyi temel şiar edinmiştir. Bu yüzden bize yakıştırılan sıfatların fazla bir önemi yok. Biz ikbal, gelecek temini için siyaset yapmıyoruz. Siyaseti milletimizle birlikte, milletimizi layık olduğu yere getirmek için yapıyoruz. Bizim siyasi hareketimiz, Türkiye’nin reform dinamiklerini en iyi dile getiren hareket olmak zorundadır. Türkiye’de sağ, sol, milliyetçi, liberal, muhafazakâr gibi tanımların bir anlamı kalmadı. Türkiye siyasetini yeniden formatlamak gerekiyor. Tabii ki kendi partimiz içerisinde doğrularımızı asrın idrakine söylemek gibi bir çabanın içerisindeyiz. Belki başlangıçta üslup farklılıklarından dolayı bir alışma süreci yaşandı. Çok rahat söyleyebilirim, Saadet Partisi teşkilatlarının çok büyük kısmı bugün bizim üslubumuzu benimsemiş vaziyettedir.
SİYASET AZAMET (ZORLUK) SANATIDIR
Milli Görüş çizgisinde siyaset yapıyorsunuz? Bu harekete siyasi olarak en çok mağdur olmuş bir harekettir. Buna rağmen Mağduriyet edebiyatı yerine daha çok yapacaklarınızı anlatıyorsunuz?
Biz siyaseti nemalanma, rant sağlama hele hele ağlama yeri olarak görmüyoruz. Siyaseti Millete hizmet müessesesi, milletin sıkıntılarını gidermek için çalışma yeri olarak görüyoruz. Milletin problemlerine çözüm bulmak için siyasetçi olarak gerektiğinde ciğerlerimizden çektiğimiz kızılcık şerbetli kanı içiyoruz. Bizim anlayışımızda siyaset rahatlık değil azimet yeridir. Siyasetçi olarak da bu azimetlere gönüllü olarak katlanmak durumundayız. Severek yaptığımız bir iş içinde şikayetçi olacak değiliz. Biz elimizden geldiğince çalışıyoruz. Çalışmalarımızı ise milletimiz takdir edecektir. 28 Şubat süreci ve Milli Görüş Partilerinin kapatılması üzerine 3 Kasım 2002′de vatandaş AK Parti’yi gerekli Anayasal düzenlemeleri yapması için iş başına getirdi. 22 Temmuz 2007’de AK Parti’ye yüzde 47’lik destekle çok somut bir görev vererek, milletin dokusuna uygun bir anayasa talep etti. AK Parti topyekûn bir reform süreci yerine maalesef birtakım kavgaların içinde siyaset üretti. Usul esasa mukaddemdir. 22 Temmuz’un hemen sonrasında doğru bir usulle süreç işletilmedi.
AK PARTİ TRİBÜNE OYNUYOR
Bugüne kadar Anayasa değişikliği niye yapılmadı?
AK Parti 8 yıldır iktidarda. Bu arkadaşlarımızın çoğu iki kere partisi kapatılmış siyasi gelenekten geliyor. Türkiye’de siyasal sistemin en temel sıkıntılarından birinin parti kapatmak olduğunu biliyorlar. Bunun önleminin alınması gerekirdi. Parlamento içinde bir emniyet sübabı koyalım diyorlar. Biz bunun yerine şunu söylüyoruz. Partilerin kapatılması için bağımsız mahkemelerce sübut bulmuş suçlar olmalıdır. En son DTP kapandı; ancak bireyler hakkında kesinleşmiş mahkeme kayıtları yok. Fazilet Partisi kendi üyesi iki kişinin sözlerine dayanılarak kapatıldı, yine kesinleşmiş bir cezaya istinat edilmedi. 22 Temmuz sonrasında anayasa yapmak için hem siyasi iklim hem de siyasi diyalog ortamı vardı.
İktidarı doğruya teşvik, yanlıştan vazgeçirme siyaseti size Yılın Siyasetçisi ödülünü getirdi? Duygularınızı alabilir miyiz?
Seçilmişleri ve Atanmışları İzleme Derneği (İZDER) her sene yılın siyasetçisini seçiyor. Siyasetçilerin izlenmesi ve denetlenmesi demokrasinin en önemli unsurlarından birisidir. Maalesef siyasetçileri, halk ve sivil toplum örgütleri yeterince denetlemiyor. İzlediğimiz siyasetin sivil toplum örgütleri tarafından takdir edilmesi bizi de sevindiren bir husustur.
TEZGAH DAĞILDI
Size göre Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?
Vatandaşın gündeminde ana sorun, fakirlik, işsizlik, ödemeler dengesi açığı iç ve dış borç sorunudur. Hükümetin uyguladığı 8 yıllık politikalarla zengin daha zengin, fakir daha fakir hale geldi. İşçiler, ücretliler, orta sınıf tüccarlar hatta büyük sanayiciler, ihracatçılar, üreticiler bakımından Türkiye’de tezgâh dağıldı. Herkes borçlu hale getirildi. Devlet, kamu kesimi, özel kesim, belediyeler ve vatandaşlar borçlu hale getirildi. 7 yılda, tüketici kredileri yüzde 4 bin 285, kredi kartı borçları ise yüzde 837 oranında arttı. Ülkede herkes rantiyenin eline düştü. Köylerin çoğu satılığa çıkarıldı. Geçmişte sadece devlet borçlu iken, AKP İktidarı döneminde borçlar artık esnafın ve şirketlerin sırtına yüklendi. AK Parti iktidarı sadece nüfusun yüzde 1’ini zengin etti. Bu iktidar sayesinde 7–8 yıl öncesine göre ekonomi de kötüye gidiyor. Bu ülke sadece 2010 yılında 56,8 milyar TL iç borç faizi olarak ödeyecek. Bu paralar sadece 16 bin ailenin cebine indirilmiş. Ama bir bakıyorsunuz. 72 milyon insana sözde verilen sosyal yardımlar ise bu faizin yüzde 8′i bile değil. Tarımda çalışan kesimi nüfusun yüzde 10’una çekmek yanlıştı. Köylüyü şehre taşıyıp onları işsiz, güçsüz bıraktılar. Talep enflasyonunu körükleyip herkesi borçlu duruma soktular. Özelleştirme adı altında kamu işletmelerini yabancılara peşkeş çektiler. 50 milyar dolarlık bir özelleştirme gerçekleştirildi. Bu para, ülkenin bir senede ödediği faizin karşılığıdır. Türk siyaseti suni gündemlerden bir an önce kurtularak gerçek gündemine dönmelidir.
DİNDARLAR YAŞAM TARZLARINA DİKKAT ETMELİ
Bu iktidar döneminde servet edinenleri “Jip” tartışmasıyla eleştirdiniz? Servet edinmeye karşı mısınız?
‘Servet düşmanı değilim. Ama jip bugünlerde sonradan görme zenginliğin bir sembolü haline geldi. Bizim çocukluğumuzda mahallede sarı ve kırmızı Mercedes’ler olurdu. Bunlar sonradan görme zenginliğin sembolüydü. Özal döneminde renkli Mercedes’in yerini Jaguar aldı. 28 Şubat sürecinde sonradan görme zenginlerin araçları jipler oldu. Dindarlık iddiasındaki insanların yaşam tarzlarına dikkat etmeleri lazım’
Anayasa değişikliği hakkında görüşleriniz?
Bir ülkenin siyasi topoğrafyası değerlendirilirken dört husus göz önünde bulundurulur? Bunlar Anayasa, Meclis İç Tüzüğü, Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasasıdır. Türkiye’deki bu dört temel hukuk metni, çağdışı, askerin vesayeti altında çıkarılmıştır, demokratik değildir, milletin önünü açan bir nitelik taşımamaktadır. Türkiye sadece Anayasasını değiştirmek değil aynı şekilde bu üç hukuk metnini de demokratikleştirmek durumundadır. Saadet Partisi olarak hükümete takdim ettiğimiz, hiç olmazsa asgari değişiklikler konusunda, maalesef olumlu köklü adımların atılamadığını görüyoruz.
TÜRK TOPLUMU ANAYASA DEĞİŞTİREBİLİR
Sizce 30 maddelik değişiklik yeterli mi?
Bize göre anayasaların metinleri kadar ruhları da önemlidir? Bu anayasa ruhu itibariyle anti demokratik, militarist bir anayasadır. O yüzden de toptan değiştirilmesi lazım. Bu değişikliği ise dar bölge iki turlu seçim sistemiyle oluşturulacak bir meclis tarafından bir yıl çalışılarak yapılmalıdır. Bizim bu görüşümüze rağmen, mevcut anayasada yapılacak her türlü olumlu değişikliği destekleriz. Anayasalar en geniş konsensuslarla ortaya konması gereken bir metindir. Konsensus arayışı içerisinde siyasetin hiçbir kurum ve kuruluşu olmamıştır. Sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin net bir şekilde gündeme getirilmesi çok mümkün olamamıştır. Çünkü Türkiye’de buna mukabil bir takım yüksek yargı kuruluşları ve mensupları sanki her birisi birer siyasi şahsiyetmiş gibi, siyasetin konusu olan anayasa değişiklikler konusunda kendi görüşlerini ifade etmişlerdir. Çünkü Türkiye’de tanzimattan bu yana ne zaman bir değişiklik ve reformlardan bahsedilse, maalesef bir takım siyasi elit otamatik olarak, “bu millet anayasa yapmaktan ne anlar” eğer bir anayasa yapılacaksa bu anayasayı da biz yapar milletin önüne koyarız” diye düşünüyorlar. Türkiye’de anayasa kolay yapılmaz. Tanzimat’tan beri bu ülkenin siyasi ve iktisadi elitleri diyor ki, ‘siz bu ülkenin kiracısısınız, buyurun anayasanız da kira kontratınızdır’. Biz de diyoruz ki, ‘ey millet siz bu ülkenin ev sahibisiniz, kendi tapunuzu kendiniz yapın.’ Bu anlamda topyekûn bir anayasa değişikliğine ihtiyaç var. Türkiye’de ‘bürokratik oligarşi’ dediğimiz, millete hesap vermeyen, millet tarafından denetlenmeyen birtakım adacıklar, maalesef ciddi şekilde siyasal sistemi kontrol etmektedir. Açık söyleyelim, Türkiye’de bir yargı bürokrasisi vardır, yargı denetimin dışındadır. Türk Silahlı Kuvvetleri, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi yargı birliğinin dışında hareket eden müesseselerdir. Anayasal bir kurum olan YÖK millet denetiminin dışındadır. TC Merkez Bankası, üst kurullar ekonomik kararlar alır, millet denetiminin dışındadır. Eğer bu teşhisi yapıyorsak…
HÜKÜMET ŞOV YAPIYOR
Anayasa değişikliğinin yapılamayacağı, siyasi oyunlarla başa dönüleceği endişeniz var mı?
Hükümetin baştan beri tavrı bu değişikliği yapma niyetinde olmadığını göstermektedir. Hükümetin tavrı İleri bir anayasa yapmak yerine bir anlamda statükonun mevcut olarak devam etmesini sağlayacak anayasa maddeleri değişiklikleri yapmış olması fevkalade eksik, geri, milletin özlemleriyle bağdaşmayan bir durumdur. 12 Eylül Anayasasına lişkin bir takım iyileştirmeler görülüyor. Sonuç itibariyle bu da 12 eylül anayasasına yapılan yeni bir yamadan ibarettir. AKP’yi statüko yanlısı bir takım düşünceler yerine Bütün milletin egemenliğini sağlayan reformcu, sorumluluklarına dönmeye davet ediyorum.
Örnek anayasa çalışmanız var mı?
Tekliflerimizi biz hükümete sunduk. Türkiye’de 1921 anayasası hakikaten son derece ileri, milletin birebir temsilcilerinin katıldıkları, milli egemenliği her haliyle kayıtsız şartsız millete veren bir anayasa idi. Ne yazıkki ondan sona 1960-80 ihtilalleriyle yapılan anayasalar millet egemenliğini rafa kaldırdı. Çok partili dönemimizi, statükodan yana olan bürokratik oligarşi ile Türkiye’de millet egemenliğinin önünü açmak isteyenler arasında bir mücadele şeklide özetleyebiliriz. Anayasa AKP’nin olmazsa da olur şeklinde fantezisi değildir. Bütün sivil toplum örgütlerinin açık ve net talepleri değişikliğin bir an önce yapılmasıdır. Türkiye değişiklik sürecine girdi. Bu Anayasa referandumla da olsa kesinlikle değişecektir.
MADDELER TEK TEK OYLANMALI
-Anayasa Reform Paketi ile ilgili, her maddenin tek tek oylanmasına dair bir pusula ortaya koydunuz.
Önerimiz referandum ve demokrasi mantığına uygun. Eğer gerilim üzerinden bir referanduma gidilirse, nasıl ki şimdiki anayasaya 12 Eylül anayasası diyorsak, bu anayasa değişikliği de AKP anayasası olur. “Bu millet anlamaz.” lafına da inanmıyorum. Bu millet önünde 40 tane partinin, altındaki 23-24 bağımsız adayın içinden 19. sıradaki bağımsız adayı seçip parlamentoya göndermeyi başarmış bir millettir. Pusulaya 29 madde olarak yazılabilir veya gruplandırılabilir. Herkes tercihini yapar. Bu maddelerin bir kısmı yüzde 90’la geçer, yüzde 20’lerde kalırsa kalsın.
Siyasi partilerin anayasası olur mu?
Bize göre Saadet Partisinin, AKP’nin CHP’nin anayasası olmaz. Milletin Anayasası, siyasi partilerin ise teklifleri olur. Partiler tekliflerini demokratik ortamda bütün siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin, toplumun farklı kesimlerinin tartışmaları sonucu Anayasa oluşturulmalıdır. Ancak maalesef İktidar partisinin bu süreci kamplaşma malzemesi haline getireceği ortaya çıkmaktadır. Statükocular-değişimciler, Muhafazakarlar-sekülerler, Anayasadan yana olanlar karşı olanlar gibi kamplaşmalar bu süreçte yanlış olur. . Eğer bu anayasa değişikliği bu süreçte yapılmazsa önümüzdeki birkaç yıl içersinde Türkiye topyekün anayasasını yapmak durumunda kalacaktır. Bu sürecin öncülüğünü Saadet partisi yapacaktır.
CHP AK PARTİYE ÇALIŞIYOR
CHP’nin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
CHP uyguladığı politika yüzünden AKP’nin ekmeğine yağ sürmekte, değirmenine su taşımaktadır. AKP, CHP’nin 28 Şubat, 27 Nisan, Cumhurbaşkanlığı seçimi süreçlerinde siyasi rant devşirdi. CHP’nin mevcut değişikliği Anayasa mahkemesine götürme isteği AKP’ye yeni bir siyasi rant kapısı olacaktır. Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde yapılacak seçimlere Anayasa değişikliği tartışmalarının gölgesinde girmesini istemiyoruz. Bu yüzden de CHP’ye Anayasa değişikliği konusunda olumlu destek vermesini tavsiye ediyoruz.
ŞARK KURNAZLIĞINI BIRAKIN
Deniz Baykal ile Başbakan’ın polemileri hakkında görüşünüzü alabilir miyiz?
Bu uslup Türkiye’nin siyasetinin seviyesini göstermesi bakımından önemli. Aylardır karşı olduğunuz Anayasa değişikliğini, şimdi 3 madde çıkartılırsa destekleriz diyorsunuz. Başbakan’da her türlü uzlaşmaya açığız diyor, bize göre Anayasa değişikliğine niçin Tayyip Erdoğan ile Deniz Baykal karar versin, bırakın milletin tamamı buna karar versin. Hangi maddeyi geçirecek, hangi maddeyi geçirmeyecek millet karar versin.
Sayın Başbakan, Sayın Baykal’ın açıklamalarına karşı, “Sayın Baykal Şark kurnazlığı yapıyor, Şark kurzanlığını ben ondan daha iyi bilirim.” Diyor. Türkiye siyasetinin seviyesini gösterecek şey budur. Bakın Anayasa tartışlarına başlarken, Sürpriz maddelerimiz var açıklaması hükümet tarafından yapılmıştır. Anayasa tartışmalarında sürpriz maddeler olmayacağı gibi, Anayasa değişikliği sürecinde şark kurnazlığı olmamalıdır. Ne Baykal, ne Erdoğan yapmalıdır. Şark kurnazlığı değil, milletin hayrına ne biliyorsak onu söyleyeceğiz. Biz ne biliyorsak onu yapıyoruz. Siyasi hesaplar üzerinden Anayasa’da referandumda oluşacak havayı ranta çevirecek yaklaşım Türkiye’ye zarar verir.
MÜSİAD Genel Kurulu’nda Başbakan size cevap verdi?
Anayasa değişikliği konusunda isteklerimizi dile getirdiğimizde Sayın Başbakan, “Numan kardeşim, davulun sesi uzaktan güzel geliyor “ gibi bir söz söyledi. Bütün bu gelişmelerden sonra her halde şunları söylemek hakkımızdır. Bir kere Sn. Başbakanın duyduğu ses davulun sesi değil milletin sesidir. Uzaktan falan gelmiyor, başbakanın kulağının dibinden geliyor. 3 Kasım 2002’den beri geliyor. Özellikle 27 Kasım 2007’den itibaren geliyor. Bu anlamda millet buyurun bu işi düzeltin diyor. Bu ses, yeni, çoğulcu, demokratik, özgürlükçü bir anayasa isteyen milletin bizatihi kendi sesidir. Sn. Başbakana Şunu açıkça ifade etmek istiyorum ki gümbür gümbür gelmekte olan bu ses davulun sesi değil, Türkiye’de kendi önünü açacak değişiklikler yapacak milletin bizatihi kendi sesidir.
% 47’NİN HAKKINI VERİN
İktidar ve muhalefetten beklentileriniz?
Yeni anayasa için bu kadar yüksek beklenti ve mutabakat varken bir tarafta egemenliği millete devretmemek için, seferber olmuş CHP ve MHP diğer tarafta tüm kurumlarıyla karşı saldırıya geçen bürokratik oligarşi millet kendi anayasasını yapmasın telaşı içersinde iken, sizde bu koroya katılan bir ses haline geliyorsunuz? Siz bu koroyu dağıtıp, egemenliği kendisine devretmeniz için bu milletten yüzde 47 oy almadınız mı? Öncelikli olarak bu yüzde 47’nin hesabını hakkını vermek durumundasınız. Israrla yeni bir anayasadan kaçınmanızın temel sebebi nedir? Birilerinden mi çekiniyorsunuz? Yoksa özel bir takviminiz, acendanız ya da özel bir anlaşmanız mı var?
BAŞBAKAN’A ÇAY ISMARLAYIP GÖNDERİYORLAR
Başbakan’ın yurtdışı özellikle ABD ziyaretlerini yorumlar mısınız?
Hükümetin icraatları karşısında 28 Şubatçıların bile keşke bunu yapmasaydık diyorlar. Başbakan 17. kez ABD’ye gitti. Başbakan’a Amerika’da sözde dostluk ilişkilerini geliştirmek için gidiyor. Ama işin aslına bakıldığında hiç de öyle olmadığı gözüküyor. Bu adamlar Sayın Başbakan’a çay kahve içirdikten sonra talimatlarını da vererek bize geri gönderiyorlar. Yoksa Ermeni tasarısı bu ülkenin temsilciler meclisinden geçmedi mi?”
BURSASPOR ŞAMPİYON OLSUN
Futbolla ilgileniyor musunuz? Bu Sene hangi takım şampiyon olur?
Futbolla yakından ilgileniyorum. İyi bir Fenerbahçe taraftarıyım. Ancak bu sene Bursasporun şampiyon olmasını istiyorum. Bu aynı zamanda Türk futbolunun dünyaya tanıtılması bakımından çok önemlidir. . Ertuğrul Sağlam’ın Rijkaard’dan, Daum’dan ne eksik tarafı var? Ya da Sercan’ın buraya bir çuval parayla getirilen yabancı futbolculardan hem de 30′lu yaşlarında getirilen yabancı futbolculardan ne aşağı kalır tarafı vardır. Dolayısıyla Bursaspor’un şampiyonluğu bizim çocuklarımızın, geçlerimizi, hocalarımızı dünya kamuoyuna, Avrupa kamuoyuna tanıtacaktır diye temenni ediyorum. Bursaspor’a gerçekten başarılar diliyorum.
Allah rahmet eylesin
Kalın bağırsak kanseri nedeniyle evinde yaşamını yitiren eski Milli Selamet Partisi (MSP) İstanbul İl başkanlarından Mehmet Okul, son yolculuğuna uğurlandı.
80 yaşında yaşamını yitiren Mehmet Okul’un cenaze namazı Ortaköy Camii’nde kılındı. Cenaze namazına Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Erol Erdoğan, eski Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve çok sayıda Saadet Partililer ve yakınları katıldı. Cuma namazına müteakip kılınan cenaze namazının ardından Okul’un tabutu bir süre ellerde taşındı. Cenaze arabasına konulan Okul, daha sonra Ortaköy Mezarlığı’nda toprağa verildi.
RACHEL CORRIE’Yİ UNUTMADIK
15 Mart 2010 Yazan kubra
Kategori Manşet, Teşkilat Haberleri
Saadet Partisi GİK Üyesi ve İstanbul İl Başkanı Erol Erdoğan’ın Rachel Corrie’nin öldürüşünün yıldönümü münasebetiyle CORRIE ailesine yazdığı mektupla ilgili basın açıklaması:
Değerli Basın Mensupları, Değerli İstanbullular.
Rachel’in ailesine yazdığımız mektubu merkeze alarak, temeline insanlığı koyduğumuz basın açıklamamızı sizlerle paylaşıyorum.
Biz Saadet Partisi olarak, ülkemizde ve dünyada yaşanan acıların bir sembol tarihi haline gelen 16 Mart’ı zulme meydan okuma fırsatı sayıp burada toplandık.
Farklı yıllarda, farklı ülkelerde, ama aynı gün yaşanmış iki ayrı olaydan bahsetmek istiyorum sizlere.
İlk Katliam 16 Mart 1988… Halepçe
Dönemin Irak diktatörü Saddam, Kuzey bölgesinde yaşayan Irak vatandaşı Kürtlere düzenlediği saldırıda kimyasal bombalarla Halepçe’de onulmaz yaralar açmıştır. 5 bin insanın öldüğü bu saldırıda 7 bin insan da yaralanmış, bununla da kalmayıp, kullanılan kimyasal silahlar yüzünden gelecek nesillerin özürlü doğmasına yol açmıştır.
İkinci katliamın tarihi ise 16 Mart 2003 – Refah-Gazze
Amerikalı bir barış eylemcisi olan Rachel Corrie, bu amaçla Filistin’e gelmiş, İsrail’in evini yıkmak istediği bir Filistinli ailenin evinin önünde buldozere karşı elindeki megafonla canlı siper olmuştu. Evi ve aileyi korumak istiyordu. Ancak buldozerdeki katil, Rachel’in sesine de bedenine de tahammül edemedi. Üzerinden geçerek Rachel’i katletti.
Devleti soğuk bir makine olmaktan çıkarıp vicdanla, adaletle, yani insanla barışık hale getirmek zorundayız. Aksi takdirde dünya barışı bir hayalden ibaret olacaktır.
Rachel öldü, Ahmet Yasin öldü, Muhammed Durre öldü; öldürüldüler. Ama zaman gelecek Kudüs’te, Gazze’de, Filistin’de kimse ölmeyecek, çünkü biz galip geleceğiz, barış galip gelecek, sevgi ve uzlaşı üstün gelecek.
Bu vesileyle Saadet Partisi olarak 16 Mart’ta yaşanan bu katliamları kınıyor; barış, huzur ve adaletin dünyaya hakim kılınması için, var gücümüzle çalışacağımıza buradan bir kez daha söz veriyoruz.
Rachel’in ailesine yazdığımız mektup:
Sayın Craig Corrie ve Rachel’in tüm ailesine
Size bu mektubu Türkiye’den yazıyorum.
Bizler, haksızlığa ve zulme karşı siyasi mücadele veren ve barış dolu bir dünya ümidini çoğaltmayı hedef olarak belirlemiş Saadet Partisi’nin mensuplarıyız. Ben de bu partide İstanbul İl Başkanlığı görevini yürütmekteyim.
Size bu mektubu;
Rachel’i tanıyan binlerce Türkiyeli adına…
Dünyadaki milyonlarca seveni adına…
Tanıdığında ona kayıtsız kalamayacak insanlık ailesinin milyarlarca vicdanlı üyesi adına ve onlardan biri olarak yazıyorum.
Bu mektupla, evlat sahibi bir aile olarak acınızı paylaşmak ve onurlu mücadelenize destek olmak istiyorum.
Bir anne-baba için bu dünyada, evladından öte varlık yoktur. Bu bilinçle acınızı yürekten paylaşıyorum.
Kızınızla ilgili açtığınız davanın da sorumluların cezalandırılmasıyla nihayete ermesi için dua ediyorum.
RACHEL, YAŞADIĞI DÖNEMİN EN BÜYÜK AYDINIDIR!
Kızınız Rachel ortaya koyduğu eylemiyle demiştir ki, insanların inancı, rengi ve ırkı zulmün nedeni olamaz. Zalim zalimdir, mazlumsa mazlum! Vicdanlı insanların ölçüsü budur, kimlikleri değil!
Onun katilleri bu sese tahammül etmezlerdi, etmediler de.
Ne ironiktir ki, Rachel’in ölüm günü olan 16 Mart’ın önceki bir başka yıldönümünde (1988), Irak diktatörü Saddam kendi vatandaşı olan Kürtleri kimyasal silahla Halepçe’de katlediyordu. Bu katliamla 5.000 insan ölürken 7.000 insan da yaralanmıştı. Halepçe’de hala çocuklar özürlü doğuyor.
Doğuda da, Batıda da, Kuzeyde de, Güneyde de zulüm var, haksızlık var. Bu zulmü bazen ABD bazen Saddam ve onun gibi diktatörler, bazen İsrail bazen de Çin yaptı, maalesef yapmaya da devam ediyorlar. Ama biliyoruz ki her yerde de RACHELLER var. Her yerde barış için çalışanlar var. Biz RACHEL’in, barışseverlerin, adaletin, özgürlüğün galip geleceğine inanıyoruz.
Kızınız RACHEL’in açtığı yolda bugün George Galloway, Jomana Qaddour, Nada Issa, Haya Al-Shatti, Joti Brar, Mary Edwards gibi binlerce barışsever yürüyor.
Rachel’in hatıra bıraktığı özgürlük savaşı daha binlercesini doğuracaktır. İnanıyoruz ki Rachel hayatta olsaydı belki Gazze’de, belki Irak’ta belki Urumçi’de yine tankların önünde olacaktı.
İşte, bu tavrıdır Rachel’i döneminin en özgürlükçü insanı yapan.
RACHEL EVRENSEL İNSANDIR!
Evet, Rachel mücadelesiyle dünyada herkesin kendine paylar çıkaracağı bir evrensel insandır.
Bizler, insani değerlerimizle ve medeniyetimizin-İslam Medeniyeti’nin bize verdikleriyle inancımızın rehberliğinde zulme hep düşman olmuş bir geleneğin mensuplarıyız.
Ancak Rachel, kendi değerlerimizi bizleri sarsarak hatırlatmış, gönlümüzde derin bir sevgi ve saygı alanı açmıştır. “Mazlumun kim olduğuna bakmayın, mazlum olması yeter, yetmeli” demiştir!
İslam dünyası bu çığlığı duymuş ve Rachel’in yaptığını büyük bir saygıyla takdir etmiştir. Rachel, hepimizi de bildiğimiz bir konuda rahatlatmıştır: “Mazlumların hakkını aramak haktır ve ben mazlumun hakkını ararken ayrımsız herkes için ölebilirim.”
Rachel, mazlum Filistinli çocuklar, babalar, anneler için tankın önüne dikildi.
Dünya Barışı için önemli bir eşiktir bu. Bu davranışıyla sevgili kızınız, barış sağlanana kadar ışık olmaya, barışı insanlara anlatmaya devam edecektir.
Sayın Craig Corrie…
Özlediğiniz ama gurur duyduğunuza emin olduğumuz sevgili kızınız Rachel’i ölümünün yedinci yılında saygıyla bir kez daha anıyoruz.
Rachel’in katillerine açtığınız davada yanınızda olduğumuzu, bu konuda elimizden gelecek her şeyi yapmaya hazır olduğumuzu bilmenizi isteriz.
Sayın Craig Corrie…
Son olarak, sizi ve eşinizi Genel Başkanımız Sayın Prof. Dr. Numan Kurtulmuş adına ülkemize davet ediyoruz. Rachel dostları olarak sizi ağırlamaktan onur duyarız. Rachel’i yetiştiren sizleri tanımak, onun ideallerini, nasıl bir dünya özlediğini sizlerden dinlemek bizi çok memnun edecektir.
Saygılarımla
15 Mart 2010
İstanbul’dan binlerce Rachel dostu adına
Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Erol Erdoğan
*
İngilizce Metni:
To Dear Craig Corrie and Rachel’s Family
I am writting this letter to you from Türkiye.
We are the members of Saadet Party, which politically struggles against injustice and persecution, and aims at raise the hope of a peaceful world. And I have been executing the duty of Istanbul Province Presidency of this party.
I am writting this letter to you;
On behalf of thousands of Turkish people who know Rachel…
On behalf of millions of lovers of her in the world…
On behalf of billions of conscientious members of humanity family who won’t be indifferent when they know her, and me as being one of them.
With this letter, I want to commiserate with you as a father having a child and support your proud fight.
For a mother and father, there is nothing more important than their child in the world. With this awareness, I am hearty commiserating with you.
I am praying to come to an end of the court case about your daughter with being punished of the responsibles, too.
RACHEL IS THE GREATEST SCHOLAR OF HER ERA!
Your daughter Rachel with her activity had said that; the belief, the colour and the race of people can not be the reason for persecution. The bloody is bloody, the oppressed is oppressed! It is the criteria of conscientious people, not their identities!
Her murderers could not abide this cry, and they did not.
Look at the irony of fate, on the another anniversary(1988) before March 16, which is the day of death of Rachel, the dictator of Iraq, Saddam, was murdering the Kurds ,who were his citizens, with chemical weapons in Halabja. On this massacre, while 7000 people were injured, 5000 people were killed. The children is still coming into the world as handicapped in Halabja.
There is cruelty and inequity in East, in West, in North, in South. The cruelty has been made sometimes by the USA, sometimes by Saddam and the dictators like him, sometimes by Israel and sometimes by China, and unfortunatelly they still contineu to make it. However, we know that there are RACHELS everywhere. There are peacemakers everwhere. We believe that RACHEL, peace-loving people, justice, freedom will win.
Today, on the way, which your daughter has created, thousands of peace-loving like George Galloway, Jomana Qaddour, Nada Issa, Haya Al-Shatti, Joti Brar, Mary Edwards is going.
The freedom fight, Rachel left us, will generate thousands else. We believe that if Rachel is alive, she again would be over against the tanks maybe in Gaza, maybe in Iraq and maybe in Ürümchi.
Behold, it is the behaviour which makes Rachel the biggest partisan of freedom of her era.
RACHEL IS A “UNIVERSAL MAN”!
Yes, Rachel with her movement is a universal man whom every people in the world take something from.
We are the members of a tradition has always been abhorrent of cruelty with our values and our civilization – given us by Islamic Civilization on the guidance of our belief.
However, Rachel reminded us our values by convulsing us, opened a deep love and respect area in our heart. She said; ”Do not look at who is the tyrannized, being tyrannized is enough, should be eough!”
Islamic World has heart this cry and consecrated what she did with its whole respect. Rachel, made us feel better about a case which all of us has known. ”It is right to seek justice of tyrannizeds and I can die for everyone without any discrimination while seeking their remedy.”
Rachel resisted on the tank for cruelty Palestinian children, fathers, mothers.
It is which a step for World Peace. With her behaviour your dear daughter will continue to be a light until the peace is established, illuminate the peace to people.
Dear Craig Corrie…
On the seveth deathday of your dear daughter Rachel, whom you miss but we sure you feel proud of, we are upbearing her.
We want you to know that we are with you on the court case you processed to Rachel’s murderers, on this matter we are ready to do everything whatever we can.
Dear Craig Corrie…
Lastly, in the name of our President Prof. Dr. Numan Kurtulmuş we want to invite you and your spouse to our country. We feel proud of accommodate you as Rachel lovers. Meeting with you growing Rachel, listening her ideas and how a world she desire from you will content us.
Respectfully yours,
March 15,2010
On behalf of thousands of Rachel lovers
Saadet Party Istanbul Province President Erol Erdoğan
Kapitalizmin dini imanı paradır
Saadet Lideri Kurtulmuş, Başbakan Erdoğan’ın sık sık kullandığı ‘paranın dini imanı yoktur’ sözünü sert bir dille eleştirdi ve bu sözün ‘Kapitalizmin dini imanı paradır’ sözünü örtmek için kullanıldığını söyledi.
“Paranın dini de, imanı da olur”
Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu’nun 3. Olağan Genel Kurul toplantısında konuşan Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kullandığı ‘paranın dini imanı olmaz’ sözünü eleştirdi. ‘Paranın dini de imanı da olur’ diyen Kurtulmuş, bu sözün ‘Kapitalizmin dini, imanı paradır’ sözünü örtmek için kullanıldığını söyledi.
‘Haram lokma yeme’ sözü …
Kurtulmuş, “Eğer kapitalizmin dini imanı para değilse, o zaman bizim kültürümüzde 1000 yıldır ‘haram lokma yeme’ sözü neden kullanılıyor? Japonya’nın kendi kültürü, kendi değerleri ve inançları doğrultusunda kalkınmasını nasıl açıklayacaksanız? Doların üzerinde, yazan “In God We Trust (Biz Tanrı’ya güveniriz)” sözünü nasıl açıklayacaksınız?” diye sordu. Haber Merkezi İstanbul
Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu’nun (TUSKON) 3. Olağan Genel Kurul toplantısında konuşan Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kullandığı ‘paranın dini imanı olmaz’ sözünü eleştirdi. ‘Paranın dini de imanı da olur’ diyen Kurtulmuş, bu sözün ‘Kapitalizmin dini, imanı paradır’ sözünü örtmek için kullanıldığını söyledi.
Kurtulmuş, “Eğer kapitalizmin dini imanı para değilse, o zaman bizim kültürümüzde 1000 yıldır ‘haram lokma yeme’ sözü neden kullanılıyor. Japonya’nın kendi kültürü, kendi değerleri ve inançları doğrultusunda kalkınmasını nasıl açıklayacaksanız? Doların üzerinde, yazan “In God We Trust (Biz Tanrı’ya güveniriz)” sözünü nasıl açıklayacaksınız?” diye sordu. Türkiye’nin en temel iki sorunun demokratikleşme ve ekonomi olduğunu söyleyen Kurtulmuş, “Türkiye’de ve dünyada gelir dağılımı adaletsizliği tarihte hiç olmadığı kadar arttı. Dünya genelinde uygulanan neo-liberal politikalar dünyayı çöküşün eşiğine getirdi. Bugün dünyada yaşanan krizin adı “medeniyet krizi” dir. Bugün tüm dünyada uygulanan neo-liberal politikalar çatırdamaya başladı ve önümüzdeki dönemde de tüm dünyada, yaşanan bu krizler yumağı da devam edecektir” diye konuştu.
En önemli sorun demokratikleşme
Türkiye’nin en önemli diğer sorunun ise demokratikleşme olduğunu dile getiren Saadet Lideri Kurtulmuş, “Türkiye’deki asıl sorun ’sistemin vesayetçi’ yapısından kaynaklanıyor. Bu da bürokratik oligarşidir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olmalıdır. Fakat bugün bu egemenliği maalesef üst kurullar kullanıyor. Bugün stratejik işlerin büyük bölümü Yüksek Askeri Şura, HSYK, Anayasa Mahkemesi ve Merkez Bankası ve çok sayıda üst kurul tarafından yürütülmektedir. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Bu yapıların millete açılması gerekiyor. Bunun da nasıl yapılacağı bellidir. Bir ülkenin siyasi topografyasını 4 unsur gösterir ki, bunlar Anayasa, Meclis İç Tüzüğü, Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası’dır. Bir ülkenin demokratik mi yoksa anti-demokratik mi olduğu burada ortaya çıkar” şeklinde konuştu
Yeni bir anayasa yapılmalı
Türkiye’nin sorunlarının kökten çözümü için çağdaş, katılımcı, özgürlükçü ve yeni bir Anayasa ile mümkün olduğunu dile getiren Saadet Lideri Kurtulmuş, acilen hukuki ve siyasi bir reform sürecinin başlatılması gerektiğini söyledi. Yeni bir Anayasa’nın yapılması için de Saadet Partisi’nin kurucu meclis teklifini yineledi: “Her 250 bin kişinin yaşadığı bölgede, dar bölge çift turlu seçim yaparak yeni Anayasa yapıcı kurucu meclis seçilmesi. Milletin bütün fertlerinin temsil edildiği, sadece siyasal partilerin değil, üniversitelerin, baroların, sivil toplum örgütlerinin aday olarak seçilerek geldiği 200-250 kişilik bir meclis. Bu meclis, Anayasa yapmayacak. Anayasa taslağı hazırlayacak. Anayasa taslağını da millete götürecek, referandumla milletin Anayasasını ortaya çıkarmış olacak. Bu doğru bir yoldur. Hükümetin atması gereken, mevcut Anayasa’nın 175. maddesini değiştirerek Anayasa yapım sürecini ortaya koymaktır.”
Bu toprakların, sahibi millettir
Türkiye’nin en temel sorununun demokratikleşme olduğunu dile getiren Saadet Lideri Kurtulmuş, “Tartıştığımız krizler ’sistemin vesayetçi’ yapısından kaynaklanıyor. Bu da bürokratik oligarşidir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olmalıdır. Bu egemenliği maalesef bugün üst kurullar kullanıyor” dedi. Türkiye’de asıl sorulması gereken sorunun “Bu millet bu ülkenin kiracısı mı yoksa ev sahibi mi? sorusu olduğunu belirten Kurtulmuş, “Bu soruya verilecek cevap çok önemlidir. Millet bu ülkenin asıl sahibidir ve egemenlik hakkını da kendisi kullanacaktır. Fakat elitler, ‘bu ülkenin sahibi biziz, millet de kiracısıdır’ diyor. İşte krizler de bu nedenle çıkıyor. Türkiye bu sistemi kırmalıdır. Eğer bu yapı kırılmaz ise önümüzdeki yıllarda yapılacak TUSKON genel kurullarında da benzer krizleri konuşmaya devam ederiz” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de asıl sorulması gereken sorunun “Bu millet bu ülkenin kiracısı mı yoksa ev sahibi mi? sorusu olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Bu soruya verilecek cevap çok önemlidir. Millet bu ülkenin asıl sahibidir ve kendi egemenlik hakkının da kendisi kullanacaktır. Fakat elitler, ‘bu ülkenin sahibi biziz, millet de kiracısıdır’ diyor. İşte krizler de bu nedenle çıkıyor. Türkiye bu sistemi kırmalıdır. Eğer bu yapı kırılmaz ise önümüzdeki yıllarda yapılacak TUSKON genel kurullarında da benzer krizleri konuşmaya devam ederiz” ifadelerini kullandı. Siyasi elitlerin ‘biz yapamayız ya da bize yaptırmıyorlar’ tarzındaki yaklaşımlarını doğru bulmadığını belirten Kurtulmuş, “Eğer yapamıyorlarsa o zaman millete başvursunlar.” dedi.
“Medeniyetimizde Kadın” konulu konferansımızı gerçekleştirdik
07 Mart 2010 Yazan kubra
Kategori Manşet, Teşkilat Haberleri, İstanbul
Fotoğraf galerisi için tıklayınız
Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kollarının düzenlediği konferans yoğun ilgi gördü.
Dünya kadınlar günü dolayısıyla Bağlarbaşı Kültür Merkezinde gerçekleştirilen konferansta “Medeniyetimizde Kadın” bilimsel verilerle değerlendirildi.
Programda açılış konuşmasını yapan İl Kadın Kolları Başkanı Nagehan Gül Asiltürk, medeniyetimizin kadına verdiği değeri ve önemi tarihten örneklerle dile getirdi. Konferansın ilk bölümünde Oxford Üniversitesi islami çalışmalar merkezinde Araştırma görevlisi olan, “Hadis Ravileri” ve “Rical İlmi” uzmanı Dr. Mohammed Akram Nedvi ” İslam Düşüncesinde ve Sosyal Hayatında ‘Kadın’ unsuru” konulu bir sunum gerçekleştirdi.
“El Muhadditat (İslamda Kadın Alimler) isimli 40 ciltlik eseri kaleme alan Dr. Nedvi; “Müslüman erkekler kendilerinden daha alim kadınlarla evlenebilmeliler ve onlardan ders almalılar. Bu durum utanılacak bir hal değildir. Bir çok alim bizzat kendi eşinden ders almışlardır ve bunları da kendi eserlerinde dile getirmişlerdir. İslam tarihinde öyle alimler var ki, kendi kızını bir gence vermek isterken ileri sürdükleri şartlar alim olma şartı idi. ‘En az kızım kadar ilim sahibi olmalısın’ denirdi” dedi.
Konferansın ikinci bölümünde Sosyolog – Yazar Nazife Şişman “Kadın kimliğinin bir Proje olarak ortaya çıkışı” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.
Kadın haklarından bahsetmekle kadın kimliği üzerinden konuşmanın farklı şeyler olduğunu söyleyen Nazife Şişman, Feminist yaklaşımın kadınları cins kimliği üzerinden tanımladığını belirtti. “Batıyla karşılaşmamız batının sömürgeciliği ve işgalleriyle eş zamanlıdır. Batıdan kendimize bakan ve oradan kendimizi değerlendiren bir anlayışı benimsedik. Küreselleşme ile birlikte ise batıdaki kadınla aynı şeyleri tecrübe eder olduk” diyen Nazife Şişman, “Tüm insanlığı kadını ile erkeği ile ele almalı, bizi cinsiyetin değil ahlaki duruşun, öncelik sıralamasının, sorumluluk duygusu ile titreyenlerin, kalbi olanın ilgilendirmesi gerektiğini dile getirdi.
Saadetkadın
Ümraniye İlçemiz Ocak ayı divanını gerçekleştirdi
01 Şubat 2010 Yazan kubra
Kategori Manşet, Teşkilat Haberleri, Ümraniye
Saadet Partisi Ümraniye İlçe Kadın Kolları Ocak ayı İlçe Divanı gerçekleştirdi.
Saadet Partisi Ümraniye İlçe Başkanı Hatice Taştan Hanım’ın Açılış konuşmasıyla başlayan Program İlçe Birim Başkanlarının Rapor takdimi ile devam etti.
Divan Eğitimin de Eğitimci,Tuba Oruç Hanım “İletişim-İletişim Engelleri” konulu konuşmasıyla katılımcıları bilgilendirdi. İlçe sorumlumuz Fatma Kübra Gökçe Hanım’ın katılımıyla gerçekleşen Divan, İlçe Başkanımız Hatice Taştan Hanımın Değerlendirmesi ile sona erdi.
Ümraniye İlçemiz Y.Dudullu Mahallesinde divan gerçekleştirdi
01 Şubat 2010 Yazan kubra
Kategori Manşet, Teşkilat Haberleri, Ümraniye
Saadet Partisi Ümraniye İlçe Kadın Kolları Yukarı Dudullu mahalle divanını gerçekleştirdi.
Yukarı Dudullu Mahalle Lokalinin açılış gününde Mahalle divanı yapıldı. Saadet Partisi Genel Merkez Bölge Sorumlusu Zehra Öz Hanım’ın Siyasi Eğitim konusuyla hitab ettiği program 60 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi.
Kurtulmuş’tan tekel işçilerine destek…
Bugün yaşananları Saadet Partisi olarak 2002 yılında anlattıklarını anımsatan Kurtulmuş, Tütün Yasası ile fabrikalar özelleştirilirken, tütün üreticilerinin de üretimden elini çektiğini söyledi. “Devletin elinde tütün fabrikası mı olurmuş diyorlar! Evet olur. En verimli, en üretken çalışanlar tekel çalışanları idi. Bizim Ahmetlerimiz, Mehmetlerimiz tütün üretemiyor ama Hanslar, Johnlar üretip bize satıyorlar” eleştirisinde bulunan Kurtulmuş, Tekel özelleştirmesinin ‘tekeli kıracağız’ iddiası ile yapıldığını ancak Türkiye’nin 5 tütün şirketinin tekeli haline getirildiğinin altını çizdi.
Hak ve emek mücadelelerini 11 gündür Ankara’da sürdüren Tekel işçileri, büyük bir grup halinde dün Saadet Partisi’ni ziyaret etti. Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, TEKGIDA-İŞ Sendikası Genel Sekreteri Mecit Amaç ve beraberinde bir grup Tekel işçisini kabul ederken, yüzlerce Tekel çalışanı da parti genel merkezinin önünde toplandı. ‘Hükümet 4-C’yi al başına çal’, ‘Yan gelip yatmadık bu ülkeyi satmadık’ şeklinde hükümeti protesto eden çalışanlar, ‘Tekel sizinle gurur duyuyor’, ‘Başbakan Numan’ diyerek Saadet Partisi lehinde slogan attılar.
Görüşmenin ardından parti genel merkezinin önünde toplanan Tekel çalışanlarına seslenen Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, elinin emeği, alnın teri ile ailesinin geçimini temin etmek için mücadele veren Tekel çalışanlarının bu haklı mücadelesini desteklediklerini belirterek, “Her platformda her şartta hakkınızı alasıya kadar omuz omuza mücadelenizi vereceğiz” diye konuştu. Parti genel merkezinde çalışanlarla öğle yemeği de yiyen Kurtulmuş, daha sonra Türk-İş’e giderek 11 gündür Ankara’da bulunan Tekel çalışanları ile kucaklaştı.
Parti genel merkezinin önünde yaptığı konuşmada Tekel çalışanlarının vermiş oldukları bu mücadelenin şahsi bir mücadele olmadığını belirterek, “Bu direniş Türkiye’nin uluslar arası küresel emperyalizme direnişin adım taşlarıdır” şeklinde konuştu. Tekel çalışanlarının bugün karşılaştıkları emeklerini değersizleştirme girişimlerinin uygulanan IMF programlarının bir sonucu olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “2000 yılının başında yürürlüğe konulan IMF programları ile Türkiye ekonomisi maalesef küresel sermayeye teslim edildi. Stratejik kuruluşlar tek tek satıldı. Emek değersizleştirildi, çalışanlar kapı önüne bırakılırken, konulan kotalarla çiftçinin eli tarımdan çektirildi” tepkisinde bulundu.
Müstemleke ekonomisi, AKP döneminde zulüm çarkı haline geldi
KEMAL Derviş ile birlikte uygulanmaya başlanan müstemleke ekonomisinin kurallarının AKP hükümeti döneminde bir zulüm çarkı haline geldiğine işaret eden Kurtulmuş, “Tekel fabrikalarının özelleştirilerek kapatılması emperyalistlerin oynadığı bir oyundur. Bu oyunu bozacağız” diye konuştu.
Her şeyi satıyorlar
Bugün yaşananları Saadet Partisi olarak 2002 yılında anlatılarını anımsatan Kurtulmuş, Tütün Yasası ile fabrikalar özelleştirilirken, tütün üreticilerinin de üretimden elini çektiğini söyledi. “Devletin elinde tütün fabrikası mı olurmuş diyorlar! Evet olur. En verimli, en üretken çalışanlar tekel çalışanları idi. Bunu ben söylemiyorum, rakamlar söylüyor. Bizim Ahmetlerimiz, Mehmetlerimiz tütün üretemiyor ama Hanslar, Johnlar üretip bize satıyorlar” eleştirisinde bulunan Kurtulmuş, Tekel özelleştirmesinin ‘tekeli kıracağız’ iddiası ile yapıldığını ancak Türkiye’nin 5 tütün şirketinin tekeli haline getirildiğinin altını çizdi.
Kurtulmuş; ”Şimdi şakayla karışık arkadaşlara şunu da söyleyelim; Yarın bunlar bu kafayla giderlerlerse polis teşkilatını da özelleştirirler. Bu kafayla giderlerse Türk Silahlı Kuvvetlerini de özelleştirmeye kalkarlar. Ağabeyleri Irak’taki ordularını özelleştirdiler. Amerikan işgal ordusu da özelleştirildi. Bunlar gerçekten rotasından çıkmış adımlardır. Yüce Türk milleti bu yanlışlıkları düzeltecek ve Türkiye’yi sizlerin ellerinden yeniden rotasına sokacaktır”dedi.
Yapılan en büyük zulmün insanları ekmeğe muhtaç hale getirmek olduğunu kaydeden Kurtulmuş, hükümeti Tekel çalışanlarının haklı mücadelesine kulak vermeye davet etti. Kurtulmuş, şöyle konuştu: “Bırakın size uluslar arası güçlerin verdiği programları uygulamayı. Bırakın emeği değersiz hale getirmeyi, bir insanın en kutsal şeyi emeğidir. Emeği kutsal olarak görmeyen, emeğin değerini bilmeyen hiçbir iktidarın iktidarını sürdürmesi mümkün değildir.”
“Halkın boğazına geçirilen yağlı ilmeği söküp atacağız”
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, 11 gündür Ankara’da bulunan Tekel işçilerini Türk-İş genel merkezi önünde ziyaret etti. Tekel işçileri tarafından sevgi gösterileri ile karşılanan Kurtulmuş, işçilere verdikleri bu onurlu emek mücadelesini sonuna kadar desteklediklerini vurguladı. ‘Başbakan Numan’, ‘Tekel sizinle gurur duyuyor’ sloganları atan işçiler, ‘Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek’ sloganları ile de hükümete tepki gösterdi.
Kurtulmuş’u Türk-İş Genel Merkezi’nde Tekgıda-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Türker tarafından karşılandı. Burada bulunan Tekel işçilerine seslenen Kurtulmuş, “Ümitsizliğe kapılmayın. Sizlere yapılan bu yanlışı inşallah düzelteceğiz” diye konuştu. IMF programları doğrultusunda yapılan özelleştirmeler sonucunda stratejik kuruluşlar satıldığı gibi Tekel ve şeker fabrikaları gibi üretim yerlerinin de özelleştirilerek çalışanların perişan edildiğini anlatan Kurtulmuş, özelleştirme gelirlerinin ise tamamen bütçe açığının kapatılmasında ve faiz giderlerinde kullanıldığına dikkat çekti.
Özelleştirmelerin ülke ekonomisine hiçbir şekilde olumlu bir katkısı olmadığı gibi çalışanların işsiz kaldığını ve ülke ekonomisine büyük bir darbe vurduğunu anlatan Kurtulmuş, “Bu program yürümez” dedi. IMF programları ile halkın boğazına yağlı ilmek geçirildiğini söyleyen Kurtulmuş, “İnşallah milletin boynuna geçirilen bu yağlı ilmeği çıkarıp atacağız” diye konuştu.
“Milletten korktukları için açıklayamıyorlar”
IMF anlaşmasında yaşanan belirsizliklere de değinen Kurtulmuş, şöyle konuştu: “Başbakan Erdoğan IMF ile anlaşmayacaklarını söylüyor. Ama Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, IMF ile anlaştıklarını, çerçevesini çizdiklerini söylüyor. Ama IMF heyetini yormamak için IMF ile internet üzerinden haftada üç defa görüştüklerini açıkladı. Yani şunu demek istiyorlar ‘onlar internet üzerinden emredecek bizler de uygulayacağız’ Türkiye’yi bu hale düşürdüler. Aslında IMF ile anlaştılar ama bu teslimiyeti milletten korktukları için açıklayamıyorlar.”
Tekgıda-İş’ten teşekkür…
Tekgıda-İş Sendikası Genel Sekreteri Mecit Amaç ise yaptığı kısa konuşmada Saadet Partisi’nin Tekel çalışanlarına verdiği destekten dolayı teşekkür etti. Haklı ve meşru bir hak mücadelesi verdiklerini bildiren Amaç, “11 gündür Ankara’dayız. Ancak hakkımızı alasıya kadar daha nice 11 gün Ankara’da olacağız. Toplumun her kesiminden anlamlı destekler alıyoruz” dedi.










