Saadet Partisi İstanbul Kadın Kolları
25 Tem 2016
11059916_1041563755868946_6933490237279672508_n

BİR MİLLİ GÖRÜŞ ZAFERİ KIBRIS BARIŞ HAREKATI

11059916_1041563755868946_6933490237279672508_n

Tarihte Kıbrıs 1571 yılında 2. Selim zamanında Venedikli korsanlardan Osmanlı İmparatorluğu’na geçmiş ve 361 yıl aralıksız olarak adada bulunan halklar barış içinde yaşamışlardır. Osmanlı-Rus harbinde Osmanlı Devleti’nin zayıflığından istifade etmek isteyen İngiltere, destek karşılığında Kıbrıs yönetimini sözleşme ve ek protokollerle üzerine almıştır. Tehdit bertaraf olunca İngiltere,sözünde durmamış ve 1. Dünya Harbi’nde Osmanlı Devleti yenik düşünce adayı ilhâk ettiğini açıklamıştır.Kıbrıs, 1914 -1960 yılları arasında İngiltere hâkimiyetinde kalmış, ama adada yaşayan her iki toplumun baskısı sonucu 1960 ta Kıbrıs’ta bağımsız bir cumhuriyetin kurulmasına razı olmuştur. Zürih ve Londra’da yapılan Garanti ve İttifak anlaşmaları ile 15 Ağustos 1960 ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü, bir başka devlete iltihâk edememe garantisini Türkiye,İngiltere ve Yunanistan taahhüt etmişlerdir. Böylece Türkiye ada üzerinde garantör devlet olmuştur.

Yeni kurulan devlette beklenen barış ortamı sağlanamamış, Rum tarafı Türk toplumunu hazmedememiştir. Rum tarafının başında bulunan Makarios 22 Aralık 1963’te Garanti anlaşmasını iptal ettiğini ilan etmiştir. Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı için çalışan EOKA Terör Örgütü yıllarca bölgede katliamlar yapmıştır.Mathiatı, Ayvasıl ve Kumsal katliamları başta olmak üzere örgüt yıllarca Türk halkına kan ve gözyaşı döktürmüştür.  Kıbrıs’ta tarihe Kanlı Noel olarak geçen 24 Aralık’ta Lefkoşa’da yapılan Kumsal katliamında Tabip Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi ve küçük çocukları evinin banyosunun küvetinde hunharca katledilmiştir.Vahşetin sembolü olan bu canilik sonrası Türkiye’nin önünü sürekli ellerindeki siyasi ve askeri kozlarla kesen İngiltere,ABD ve BM artık bu vahşete sessiz kalınamayacağını görememiştir.

Adada,1963’ten 1974 yılına kadar 100’den fazla Türk köyü yakılmış; 27.000 Türk göç etmek zorunda kalmış, yüzlerce Türk öldürülmüş,  binlercesi yaralanmıştır. Yaşlı, genç, çocuk demeden yüzlerce masum Türk insanı katledilmiştir. Bunun üzerine Türkiye, 13 Şubat 1964’te Güvenlik Konseyi’ne başvurur. BM,Adaya Barış Gücü göndermeyi kararlaştırır. Ancak BM Barış Gücü’ne rağmen Rum saldırıları bitmez.Bunun üzerine Kıbrıs’a ilk olarak 7 Haziran 1964 günü TBMM’ce müdahale kararı alınır. Ancak bu müdahaleden iki gün önce ABD Başkanı Johnson’un meşhur mektubu gelir.   Mektupta;Türkiye’nin adaya yapacağı müdahalenin iki NATO ülkesini (Türkiye ve Yunanistan) savaş durumuna sokacağı, bunun kabul edilemez olduğu, SSCB’nin Türkiye’ye karşı yapacağı olası bir müdahalede NATO’nun Türkiye’nin yanında olmama ihtimali ve ABD’nin 1947 antlaşması çerçevesinde Türkiye’ye verdiği askeri malzemelerin bu müdahalede kullanılamayacağı sert cümlelerle ifade edilmiştir. Türkiye’nin en çok güvendiği müttefiki Amerika’dan aldığı diplomatik teamüllerin dışında yazılmış bu mektup Türkiye’de hayal kırıklığına sebep olmuştur.Bunun üzerine Başbakan İsmet İnönü Kıbrıs’a müdahale fikrinden vazgeçmiştir.

26 Ocak 1974 günü CHP ve MSP arasında koalisyon hükümeti olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin 37. Hükümeti, yapılan bütün baskılara rağmen Kıbrıs’ta akan kanın ancak müdahâle ile durdurulacağına karar verdi. Dönemin CHP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit’in Batılı güçlerden çekinmesine rağmen koalisyon ortağı MSP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın kararlı tavrı sonrası akan kan durduruldu. Garantör ülke olan İngiltere’ye Kıbrıs konusunu görüşmek için Ecevit’in uçağı daha havalimanından yeni kalkmışken Başbakan Vekili Erbakan Milli Güvenlik Kurulunu acilen toplamıştır. MGK devam ederken yapılan bütün itirazlara rağmen Erbakan, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar’a gemilerin yola çıkması için tarihi emri vermiştir 20 Temmuz ve 14 Ağustos’ta yapılan iki harekât neticesinde Ada’nın kuzeyi Türk askeri tarafından alınmıştır. “Büyük Güçler,Türkiye ve Kıbrıs Meselesi (1967-1975)” başlıklı TÜBİTAK projesi için dönemin İngiliz Arşivleri’ni tarayan Tarihçi Doç. Dr. Mustafa Sıtkı BİLGİN İngilizlere göre, harekâtın mimarının ERBAKAN olduğunu açıklamıştır.

Türkiye hükümeti, harekâtı Zürih ve Londra Antlaşması’nın 4. maddesinden doğan haklarını kullanarak gerçekleştirmiştir.Ancak BM ve Avrupa Konseyi bu harekâtı işgal olarak değerlendirmektedir. Operasyon devam ettiği sürede ABD ve İngiltere başta olmak üzere birçok batılı ülke Türkiye’ye askeri ambargo kararları alırken, başta İran olmak üzere Pakistan, Afganistan ve Suudi Arabistan’dan Türkiye’ye yardım sözleri gelmiştir. Arap baharı neticesinde devrilen ve katledilen Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi ise ambargo sonrası jet yaptıklarımızın tükenmesi ile Türkiye’ye Jet yakıtı yardımı yapmıştır. Harekât sonrasında, Türkiye’nin 40 bin civarındaki askeri Ada’nın kuzeyine yerleşti. Rum Kesimi ve BM harekâtı işgal olarak adlandırdı. Şubat 1975 tarihinde ABD, Türkiye’ye silah ambargosu koydu. 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.

Kıbrıs;Türkiye açısından gerek Kıbrıs Türkleri,gerek jeo-stratejik, gerekse tarihî yönden büyük önem arz etmektedir. Ada âdeta yüzen gemi konumunda olup Türkiye’nin, sıkıntılı olan Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki ileri karakolu konumundadır. Kıbrıs Türklerinin  güvenliği milletler arası antlaşmalarla teminat altına alınmıştır. Bu antlaşmalara göre Türkiye,Kıbrıs Türklerini her türlü sıkıntıdan korumak ve kollamak zorundadır. Kıbrıs Barış Harekatı kaçınılmaz bir harekâttır. Bu harekât yalnızca Türkiye’nin milli menfaatleri ve stratejik avantajları için değil, kendisinden yıllardır kurtarıcı olarak yardım bekleyen soydaşları için bir el uzatma, Türkiye’nin kendine olan öz güveninin kazanılması ya da  kanıtlanmasına en güzel örnektir.

 

HABİBE ERDOĞAN

SAADET PARTİSİ İSTANBUL İL KADIN KOLLARI-PLANLAMA VE KOORDİNASYON BAŞKANI

14 Oca 2016

TESLİMİYET

cats

TESLİMİYET
İl Kadın Kollarımız Yeni Camii HÜNKAR KASRI Sergi Alanında açılışı yapılan Tezhip sergisine katıldı.
İçerisinde İl Kadın Kolları Başkanımız Nagehan Gül ASİLTÜRK hanımefendinin eserlerinin de bulunduğu sergide ziyaretimizden duyduğu memnuniyetini dile getiren ASİLTÜRK, Klasik İslam Sanatlarından biri olan Tezhip sanatına ilgi duyan herkesi Sergiye davet etti.

14 Oca 2016

Ver Kıbrıs’ı Kap Müzakereyi

Ver_Kibrisi_Kap_Muzakereyi_3

AB, Kıbrıs’a kilitlendi… Gelişmeler birbirini izliyor.. Mart ayında Ankara’yI teşrif edecek(!) “6 AB komiseri”nin çantasında “Kıbrıs” olduğunu ”Türk yetkili” açıkladı…

Türkiye’nin AB ile görüşmelerinde de yer alan ve dün Anadolu Ajansı’na konuşan “üst düzey bir yetkili” Kıbrıs konusunda bir çözüm olmazsa Avrupa Birliği ile müzakerelerde de ilerleme kaydedilemeyeceğini açıkladı. Mart ayında Türkiye’ye geleceği açıklanan 6 üst düzey AB Komiseri’nin  esas geliş amacının da “Kıbrıs” olduğunu söyleyen aynı “üst düzey yetkili”nin, açıklamalarına göre, AB kapısını açaçak kilit ise Kıbrıs… Yani kanla alınan topraklar AB Masası’na bırakılacak..

“Kıbrıs” AB ile ilişkiler için engelmiş!..

ÜYELİK müzakereleri konusunda ise açılması söz konusu olan fasıllar önünde Kıbrıs engeli olduğunu ifade eden yetkili, şunları söyledi: “Şimdiye kadar bu engel olduğu için hazırlıklar dahi yapılmıyordu. Şu anda AB Komisyonu’nun yaptığı bütün bu hazırlıkların yerine getirilmesi. Kıbrıs engeli kalktığı anda bunların açılabileceği bir hale sokacaklar ve gerçekten Komisyon ve Türkiye bu yönde ciddi çalışmalarda bulunuyor. Kıbrıs konusunda bir çözüm olmazsa bu müzakerelerde bir gelişme olmaz ama Kıbrıs görüşmeleri iyi gidiyor. Şu andaki hava olumlu yönde.”

ÜYELİK SÜRECİMİZ ETKİLENİR…

KIBRIS’TA beklenenler olmaz veya Kıbrıs süreci uzarsa, Türk vatandaşları için AB’nin vize muafiyetinin sıkıntıya girip girmeyeceğinin sorulması üzerine, “Vize muafiyetinin bundan etkileneceğini düşünmüyorum” diyen yetkili, “Kıbrıs’ta beklenenler olmazsa, sadece bundan üyelik sürecimiz etkilenir. Kıbrıs çözülmezse vize muafiyeti sağlanır, zirveler de olur ama üyelik müzakereleri tehlikeye girer” diyerek ‘yavru vatan’ın Mart ayında pazarlık masasına yatırılacağını açıkladı.

http://www.milligazete.com.tr/haber/Ver_Kibrisi_Kap_Muzakereyi/391825#.Vpfk_PmLTIU

10 Oca 2016

10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ

GAZETE

Görevini toplumsal değerlere saygılı, kişisel hak ve özgürlükleri temel alarak, tarafsız bir anlayışla  kısıtlı imkanlara rağmen yapan, toplumun doğru bilgilendirilmesinde önemli etken olan, kamuoyunun aydınlatılmasında her şartta ve koşulda görevleri peşinde koşan, halkımızın gören gözü, işiten kulağı ve konuşan dili olan basın çalışanlarının bu anlamlı gününü kutlarım.

Görevleri başında hayatını kaybedenleri rahmetle anıyor; yeryüzün de  hak ve adaletin hakim olduğu ;

“Yaşanabilir Türkiye”

“Yeniden Büyük Türkiye” ve

“Yeni Bir Dünya” idealimize katkı sağlayan  basınımızın tüm güzide mensuplarına tebrik ve teşekkürlerimi sunarım.

NAGEHAN GÜL ASİLTÜRK

İSTANBUL İL KADIN KOLLARI BAŞKANI

 

 

 

 

 

07 Oca 2016

07-14 OCAK GÖRME ENGELLİLER HAFTASI

080114-163215-11

Her yıl 7-14 Ocak tarihleri arası Beyaz Baston Görme Engelliler haftası  olarak anılmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 45 milyon görme engelli bulunmaktadır. Türkiye de ise görme engelli sayısı 77.000 dir.Tüm engelli sayısının % 8.3’ü görme engellidir.
Bu haftanın amacı, engellerin kaldırılması için toplumda engellilere karşı pozitif ayrımcılık oluşturmaktır.
Özürlü olmak hiç kimsenin kendi tercihleriyle seçtiği bir durum değildir. Bugün böyle bir sağlık problemi olmayan kişinin , yarın çeşitli nedenlerle özürlü olmama garantisi yoktur. Bu nedenle görme engelli vatandaşlarımızın yaşamlarını kolaylaştırmak, problemlerini çözmek, sorunlarına ortak olmak bireyler olarak insani bir görev, Devlet kademesi içinde yasal sorumluluklar oluşturmak vazifesidir.Bunun en güzel örneği Rahmetli liderimiz 54.Hükümetin Başbakanı Merhum Prof. Dr . Necmettin Erbakan engelliler ile alakalı bir çok  kararname çıkarması ve özürlüler lehine bir çok gelişmeye imza atmış olmasıdır.
Görme özürlü vatandaşlarımızın yaşamlarında kalıcı çözümler üretmek, hayata tutunmalarını kolaylaştırmak, insana ve topluma vermiş olduğumuz değeri ortaya koymak adına bu konudaki bilinç ve hassasiyetin daha da artmasına vesile olması temennisiyle Görme Engelliler Haftasını kutluyorum.

               Nagehan Gül ASİLTÜRK
İSTANBUL İL KADIN KOLLARI BAŞKANI

28 Ara 2015

İSTANBUL İL KADIN KOLLARI BAŞKANI NAGEHAN GÜL ASİLTÜRK GÜNDEMİ DEĞERLENDİRDİ

56697b6b-1154-4fca-b398-b0742ffc0223

Yüreğimiz Dağlanıyor!

Son günlerde Doğu ve Güneydoğu’dan gelen haberler tüm Türkiye’nin yüreğini dağlıyor…

Şırnak’ın Cizre ilçesinde, teröristlerce açılan ateşle yaralanan hamile kadının erken doğumla dünyaya getirilen bebeği kurtarılamadı.Yine Şırnak’ın Cizre ilçesinde terör örgütüne yönelik operasyonlarda çıkan çatışmalarda 3 aylık bir bebek ve onu ateş altından kurtarmaya çalışan dedesi hayatını kaybetti.

Bir yanda gözyaşlarıyla toprağa verdiğimiz şehitlerimiz… Öte yanda çatışmalar nedeniyle evleri, işyerleri yanan insanlarımız… Aksayan sağlık hizmetleri… Kapatılan eğitim yuvaları… Sokakta oyun oynamayı unutan çocuklarımız, kan ve barut dumanları arasından göğe yükselen feryatlar… Yok olan ilçelere, yıkılan binalara, yitip giden umutlara her gün bir yenisi ekleniyor…Bu günlere nasıl gelindi,çözüm süreci diye adlandırılan süreç o bölgemizin hangi yarasına melhem oldu?

28 Ekim 2013 tarihli NewYork Times gazetesinde Robin Wright imzali çıkan bir analiz,”5 ülkeden 14 ülke çıkabilir” başlığı ile yayımlandı. Wright buOrtadoğu analizinde, Libya, Suriye, Irak, Suudi Arabistan ve Yemen’deki etnik ve mezhepsel gerginlikleri ele alarak, bölgeyi beklenen ekonomik ve siyasi krizlerin Ortadoğu’yu etkilemekle kalmayacağını, aynı zamanda uluslararası arenadaki ekonomik işbirliklerini, enerji yollarını, güvenlik anlaşmalarını ve siyasi dengeleri de değiştreceğini yazdı.

Fatih Altaylı ise1 Haziran 2014 tarihli Habertürk gazetesindeAnkara’nın etkili olan görüşünü şöyle özetliyordu:“Öyle görünüyor ki, Türkiye önümüzdeki süreçte “üniter yapısını bir kenara bırakacak” ve “federatif” bir yapıya doğru gidecek. Allah ömür verirse önümüzdeki 10 yıl içinde göreceğimiz şudur: Türkiye en az iki, belki de daha fazla parçaya bölünecek. Bunun sinyalleri her yerden gelmeye başladı… Belli ki, Türkiye artık bu yolda. Bölünecek. Büyük ihtimalle stratejik derinliğimizin bu yeni rotasında bölünerek büyüme gibi bir planlama yapılmış. Kürdistan Irak’tan kopacak, Türkiye’de Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgeleri de içine alarak federatif bir yapıda Türkiye’nin geri kalanıyla birlikte olacak.”

Görünen odur ki asırlardır bir arada barış içinde yaşayan insanlar arasında kavgalar çıkarılması,etnik ayrımcılığın,mezhep farklılıklarının körüklenmesi, ,birlik fikrinden uzaklaştırılması, zayıflatılması, ülkelerin bölünme ile karşı karşıya getirilmesitesadüf değil.

Sanılmasın ki, bölge halkı devletine düşmandır, ya da bölge halkı bu vatandan ayrılmak istiyor. Eğer öyle olsaydı, 150 bin nüfuslu Cizre’de 200-300 değil, 20 bin 30 bin silahlı güç çıkardı karşımıza. Bölge halkı Ak Parti iktidarından samimiyet istiyor. Bir ifrata bir tefrite kayılmasından bıktı artık. Dün çözüm diye terör örgütünü tamamen başıboş bırakanlar bugün sokakların, evlerin tanklarla vurulmasını izliyor, tıpkı dün hendeklerin kazılmasını izlediği gibi…

Günlerdir Silopi’de, Cizre’de, Sur’da ve Dargeçit’te sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Sokaklar da tanklar geziyor, evler ateşe tutuluyor.

Hendek kazarak hak aradığını zannedenlerin nereden geldiği belli (!) silahlarla güvenlik güçleriyle çatışıyor. Irkçılık gidabında öğütülen çocuk yaştaki gençler, bir suç makinesi gibi çalıştırılıyor.

54.Hükümet Başbakanı 25 Ağustos 1992 günü Refah Partisi grubu tarafından TBMM Başkanlığı’na verilen “Terör ve Şırnak Olayları ile İlgili Gensoru” önergesinin gündeme alınmasını isterken sarfettiği sözlerle Hükümetimize sesleniyoruz;

“Elbette bu vatan hepimizin… Elbette sizleri ikaz etmek bizim için vatan borcudur. Ne yapıyorsunuz, farkında değilsiniz, biz sizi size aynada göstermeye çalışıyoruz. Bak yaptıklarınız bu. İstemiyorsunuz ama istemediğiniz halde siz farkında olmadan ülkenin bölünmesi için çalışanlara yardımcı oluyorsunuz. Kendinize gelin, elbette sizi ikaz etmek bizim vazifemiz, bu Meclis’in vazifesi.

ÇÖZÜMÜ isterseniz, çözümün adı; adil, onurlu, gönüllü, kardeşçe birlik ve beraberliktir. Asıl temin edilmesi icap eden budur. Herkes birbirine sarılmayı istemelidir. Bu da ancak adil düzenle olur.”

 

NAGEHAN GÜL ASİLTÜRK

SAADET PARTİSİ İSTANBUL İL KADIN KOLLARI BAŞKANI

 

26 Ara 2015

Erbakan’dan tarihi değerlendirme: Ülkemiz iç savaşa sürüklenmek isteniyor

b03_erbakan_hoca

Bugün bütün bunları yapmaları Müslümanları birbirlerine öldürtmek içindir, büyük Ermenistan’ı, büyük İsrail’i kurmak içindir. Sonra Ermenistan’a bağlayacak, öğütecek ve İsrail’e teslim edecek.

Ülkenin haline bir bakınız. Her taraf kan ve gözyaşı… Asıl en önemli husus eğer gereken ciddi tedbirler alınmazsa – maazallah- ülkemiz bir bölünme tehlikesine doğru zorla götürülmek isteniyor.

MUHTEREM Başkan, Muhterem Milletvekilleri, Hükümetin sayın üyeleri

Bugün 23 Eylül 1992. TBMM’nde Refah Partisi grubumuz tarafından TBMM Başkanlığı’na 25 Ağustos 1992 günü tevdi ettiğimiz “Terör ve Şırnak Olayları ile İlgili Gensoru” önergemizin gündeme alınması konusunu müzakere ediyoruz. Sözlerime başlarken her şeyden evvel Refah Partimiz grubu adına yüce Meclis’in bütün üyelerini saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum ve bu görüşmelerimizin bütün milletimiz ve insanlık için hayırlı olmasını diliyorum.

HANGİ DUYGULARLA KONUŞUYORUZ?

Biz bu konuşmaları yaparken, bir yandan ülkemizin bütünlüğü için hayatını ortaya koyup hizmet veren kahraman güvenlik kuvvetlerimizin, şehit olan gencecik evlatlarının acısını yüreğinde duyan annelerin acısını da aynen kendi yüreğimizde duyarak konuşuyoruz. Gözleri önünde aile efradının kurşunlandığını, bombalandığını, katledildiğini gören Güneydoğulu kardeşlerimizin kalplerindeki acıyı da aynen kalbimizde duyarak konuşuyoruz. Evi, köyü tahrip olduğu için ormanda, dağda yaşamaya mecbur kalan Şırnaklı kardeşlerimizin kalbinde duyduğu acıyı da aynen duyarak konuşuyoruz. Bu konuşmayı şefkatle yapıyoruz. Bu önergeyi Meclis’e bu şefkatle getiriyoruz. 60 milyon insanı şefkatle sevdiğimiz gibi, ülkenin birlik ve bütünlüğünü her şeyin üstünde tuttuğumuz için bu hükümetin üyelerini de şefkatle sevdiğimiz için biz bu önergeyi yüce Meclis’in huzuruna getiriyoruz. Onun için bu en önemli memleket meselesini konuşurken üslubumuz hiçbir zaman kavga olmayacaktır, tam tersine şefkat ve sevgi olacaktır.

Ve nihayet şunu da belirtmek istiyorum, yine böyle önemli memleket konusunda sözlerime başlarken güvenlik kuvvetleri mensupları olarak hayatlarını kaybeden bütün memleket evlatlarına, bölgede masum vatandaşımız olarak hayatlarını kaybeden evlatlarımıza rahmet diliyorum. Kendilerine, acılarına iştirak ediyorum. Yakınlarına ve bütün milletimize bundan dolayı başsağlığı diliyorum.

Ülkemiz İç Savaşa Sürüklenmek İsteniyor

Muhterem milletvekilleri,

Hepinizin gördüğü gibi terör son aylarda etrafı sarmıştır. Her yer kan, dehşet ve gözyaşına boğulmuştur. İki yaşında masum çocuklar katlediliyor, 18-20 yaşında gençler hayatını kaybedip hazin törenlerle toprağa veriliyor. Ülkede can, mal, ırz emniyeti kalmamış. Bir taraftan askerimiz, polisimiz şehit ediliyor… Karakollarımız basılıyor… Hakimlerimiz, savcılarımız kaçırılıp öldürülüyor. Valilerimizin kaçırılmasına tevessül ediliyor, yollar kesiliyor, uçaklar kurşunlanıyor.  Trenler yakılıyor, vapurlar yakılıyor.

Ülkenin haline bir bakınız. Her taraf kan ve gözyaşı… Bütün bu facialar yaşanırken asıl en önemli husus eğer gereken ciddi tedbirler alınmazsa – maazallah- ülkemiz bir bölünme tehlikesine doğru zorla götürülmek isteniyor. Çünkü dış güçler bir yandan Güneydoğu’daki vatandaşlarımıza çeşitli ajanlar halinde tahrikler yaptıkları gibi öbür taraftan da diğer bölgelere gelen genç askerlerimizin cenazeleri esnasında yaptıkları provakasyonla ülkemizi bir iç harbe sürüklemek istiyor.

Diplomatlar ve ABD’li Subaylar Şırnak’ta Ne Yapıyor?

Diğer taraftan önemli sorular da şunlardır: neden bu olaylardan önce bütün batılı ülkelerin elçileri konsolosları vızır vızır mekik dokudular bu Şırnak’ta. Bak belki haberiniz yoktur, haber vereyim. Burada Çankaya’da bir bina var. İçinde üç tane şu Balgat’taki Amerikan üssünün subayı oturuyor. Ev sahibi bunlardan su ve elektrik parası istiyor. Bizzat üç tane Amerikan subayı diyorlar ki, bugünlerde olan bir olay, “efendim biz su ve elektrik kullanmadık ki.” Niye? “Çünkü biz 2 aydan beri Şırnak’taydık.” Soruyorum size hükümet olarak bu Amerikan üssündeki subaylar 2 ay Şırnak’ta ne arıyor? Biz ne zaman hala bunların subay elbisesi giyip içeri girdiklerini sonradan da sivil elbise giyerek ajanlık yaptıklarını ne zaman itiraf edeceğiz? Ne zaman kendilerine bildireceğiz?(Alkışlar)

Türkiye’nin Baş Meselesidir

Muhterem Başkan, muhterem milletvekilleri

Bütün bunlar gösteriyor ki, terör sadece Güneydoğu’da değil büyükşehirler başta olmak üzere bütün yurdu bir yangın halinde sarmıştır. Türkiye’de şu anda can ve mal güvenliği kalmamıştır. Türkiye’nin baş meselesidir, herkes tedirgindir. Sayın Demirel bile kırmızı alarm altındadır. İşte gazete burada… Bak helikopterle havaalanından evine gidiyor. Bu hale getirdiler Türkiye’yi. Sadece karakollar, askeri hedefler değil valiler, parti üyeleri, belediye başkanları hedef haline gelmiş. Kurtarılmış bölgeler mevcuttur. Toplu iğne ucu kadar bir yer kurtarılamaz diyen Sayın Demirel on ay içerisinde kilometrelerce sayılamayacak kadar çok kurtarılmış bölge meydana gelmesine sebep oldu. Çünkü bizim heyetimiz Siirt’ten Diyarbakır’a giderken bizzat güvenlik kuvvetleri “buradan ileriye geçmeyin efendim.” Gündüz. Neden? “Ee buradan ilerisi emin değildir. PKK’lılar yerleşmiş, hücum ediyorlar.” diyor. İşte buyurun. Ancak şehirlerin kenarında güvenlik kuvvetleri var. İki şehrin arasındaki büyük boşlukta devlet hakim değildir. Türkiye bu hale gelmiştir. İşte önümüzdeki acı gerçek budur.

Bütün bunlar karşısında ise hiçbir şey yapılmamıştır. Sadece laf, laf, laf… Tabi bu laf kelimesini genelde kibar bir şekilde ifade etmek için kullanıyorum. Şimdi bundan dolayıdır ki, mesele son derece ciddidir ve yüce Meclis’in meseleye mutlaka el koyması mecburiyeti vardır.

Gavurdan Dost Domuzdan Post Olmaz!

Şimdi bir diğer gerçeği de kısaca belirtmek mecburiyetindeyim. Bu da bilhassa Kürt kökeninden gelen bütün yeryüzündeki Müslüman kardeşlerimize kardeşane bir şekilde seslenmek için şu açıklamayı yapıyorum. Bilsinler ki, gavurdan dost, domuzdan post olmaz. Ondan dolayı bu dış güçler, sakın ha, kendilerine yardım ediyor, çalışıyor zannetmesin. Bunların sloganı “Kürt ölsün Ermenistan kurulsun” dur. Bugün bütün bunları yapmaları Müslümanları birbirlerine öldürtmek içindir, büyük Ermenistan’ı, büyük İsrail’i kurmak içindir. Onlar alet ediyor sonra Ermenistan’a bağlayacak, öğütecek ve İsrail’e teslim edecek. Bu yeni bir şey değil. Osmanlı’yı parçalayan dış güçler gittiler Amerika’da, Fransa’da lobi oldular. Onlar Osmanlı’yı parçaladıkları gibi şimdi Türkiye’yi de parçalamak, bütün Müslümanları birbirine kırdırmak, İslam alemini ortadan kaldırmak için planlı programlı bir şekilde çalışıyorlar. Apaçık bir şey, bu gerçeği görmemek mümkün mü?

Özerklik – Federasyon Çözüm Olamaz

Bunlar şimdi kendi planlarını yürütmek için bir yandan PKK’yı destekliyor ama sonradan Kuzey Irak’takileri destekliyor. Hep kendi planlarının gereğini yerine getiriyor. Onun için gerek PKK gerek Kuzey Irak’takiler zaman zaman Batılılar bizi sattı diyor. Hayır, bu kendi planlarını yürütmek için o an ne lazımsa onu yapmalarının bir gereğidir. Ondan dolayıdır ki, bak bunlar Wilson prensibi dediler, sırf Osmanlı’yı parçalamak için ama sıra Kürt kökenlilere bağımsız bir devlet kurmaya geldiğinde 1917’de “Hayır siz bu rüşte sahip değilsiniz, İngiliz kontrolü altında kalacaksınız” dediler. İşte gavurun yapacağı iş budur. Ondan dolayı elbette hiçbir inançlı kardeşim bunların kendileri için çalıştığını kabul edemez. Bu bir. İkincisi bağımsız bir Kürt devleti hiçbir zaman Kürt kökenli kardeşlerimize saadet getiremez. Bu her bakımdan açıktır. Çünkü Türkiye’de Güneydoğu Anadolu’muzda yaşayan Kürt kökenlilerden belki de çok daha büyük bir kısmı yurdumuzun her tarafına dağılmıştır, çok tabi olarak. Çünkü hepsi bu vatanın bir evladıdır. Onun için bir bölgede böyle bir devlet kurulmaya kalkılırsa öbür bölgelerdekiler ne olacak? O bölgelerdeki insanlar bilakis reaksiyona maruz kalacaklar. Bangladeş’ten daha geri… İzmir’e, Ankara’ya, İstanbul’a pasaportla gidecek geri kalmış, ezilmiş, ateist yönetimler altında ve Batı politikalarına oyuncak yapılacak herhangi bir kukla devletten kime ne hayır gelir?

Öbür taraftan federasyon, özerklik bunlar da çözüm değildir, aynı mahzurlar bunun için de vardır. Böyle bir bölgede bölgeyi yönetim yapsanız dahi öbür bölgelerdekiler ne olacak?  Bunlar sadece istenmeyen muamelelere maruz kalmalarına sebep olabilir. Bu sebepten dolayıdır ki, bunların hiçbiri çözüm değildir.

Sorunun Kaynağı Hile Rejimidir

Aynı şekilde kültürel ve sosyal hakların verilmesi de bir çözüm değildir. Evet, bunlar verilmeli ama bunlar verildiği zaman iş bitecek zannedilmesin. Kürt kimliğinin kabul edileceği, Kürtçe yayın yasağının kaldırılacağı Kürt enstitülerinin kurulabileceği… Bunlar söylenmiş olsa ve bunlar gerçekleştirilse bu mesele biter mi? Hayır! Neden? Bölgede işsizlik korkunç boyutlara ulaşmıştır, eğitim ve sağlık hizmetleri tıkanmıştır, yatırımlar durmuştur, insan hakları ihlalleri had safhaya varmıştır. Bu bölgeden başlayacağız kalkınmaya diyen bu hükümet bugüne kadar on aydan beri bir tek çivi bile çakmamıştır. Buraya gelip de kağıt üzerindeki bir takım rakamları okumak kimi aldatmaktır, gerçek ortadadır. Bundan dolayıdır ki,  aslında elbette herkese insan hakları verilmelidir. Fakat mesele ne arazi meselesidir ne de sosyal-kültürel hak meselesidir. Mesele kökünde, aslında bu ülkede adil bir düzenin kurulmasıdır.

Asıl Amaç: Müslümanları Birbirine Kırdırmaktır!

Bakınız, plan şudur; şimdi önce Kuzey Irak’ta bir otorite boşluğu meydana getirilecek. Burada Batı’nın yönetiminde oradaki halkı değil Batı’nın arzularını gözetecek bir bölge meydana getirilecek. Ondan sonra Türkiye’nin Güneydoğu’su bu bölgeye ilhak edilecek ve bunun için Türkiye, Irak, Suriye ve İran’da Müslümanlar birbirini ezsin diye bölgedeki Kürt kökenli Müslümanlarla birbirlerini Vietnam’a dönüştürülecek. Bu Vietnam’a dönüşürken sözde kurtarıcı gibi İsrail Lübnan’ı alacak ve böylece ta Akdeniz’de geniş bir kapısı bulunan İsrail Lübnan boşluğundan Kuzey Irak – Ermenistan – Bakü’ye kadar uzanan bir koridor kurulacak. Bu koridor içerisinde Kuzey Irak ve Güneydoğu Anadolu bir araya getirilip önce Ermenistan’ın yönetimine verilecek. Burada oturan Müslüman halk Ermeni değirmeninde öğütülecek ve İsrail’e yumuşak yutulacak bir lokma haline getirilerek teslim edilecek. İşte plan budur. Bu planın tatbikatını görüyoruz. İşte daha iki yıl evvel Amerikalı yarbayların Riyad’daki karargahlarında yaptıkları açıklama: “Biz Kuzey ırak’ta otorite boşluğu kuracağız, Anadolu’dan da buraya parçalar ilave edeceğiz” demediler mi? Bunları biz burada kaç defa konuşmadık mı?

İşte şimdi Güneydoğu Anadolu Lübnanlaştırılmadı mı? Bu PKK’yı oradan buraya kim gönderiyor zannediyorsunuz. Amerika gönderiyor. İşte ellerindeki silah, işte plan… Ne acıklıdır ki, bizim zaten çok şükür istihbaratımız yok. Çünkü olan istihbaratımız da CIA ve MOSSAD ile işbirliği halinde. Şu halimize bakınız. Amerikalı adam istediği gibi oynuyor. Bize istihbarat diye yönlendiriyor. Onlara da git vur diyor. Bizim bir milli istihbaratımız yok. İki aydan beri daha istihbarata bir başkan bile konulamadı ve böylece bu hükümetin elinde Güneydoğu Anadolu görüldüğü gibi Lübnanlaştırıldı. Ve tabi bu dış güçler Müslüman ülkeleri birbirine düşürmek istiyor ki, burası Vietnamlaşsın, Müslümanlar birbirlerini öldürsünler, İsrail daha serbest kalsın. Bunun için de politikaları İsrail ile Türkiye’yi birbirine yaklaştırmaktır. Ne yazık ki bu hükümet görüldüğü gibi İsrail ile can ciğer dosttur. Onun dışişleri bakanıyla görüşüyor. Oradan gelen heyetlere Dolmabahçe Sarayı’nda hepsi arka arkaya dizilip saygı duruşunda bulunuyorlar. Yürüyen ne? Yürüyen Siyonist plan, dış güçlerin planı… Netice ne oluyor? Bizim Anadolu’muzun bir parçası Lübnan oluyor. Bizim Anadolu’muzun bir parçası Vietnamlaştırılmak isteniyor. Şu hale bakınız.

Elbette bu vatan hepimizin… Elbette sizleri ikaz etmek bizim için vatan borcudur. Ne yapıyorsunuz, farkında değilsiniz, biz sizi size aynada göstermeye çalışıyoruz. Bak yaptıklarınız bu. İstemiyorsunuz ama istemediğiniz halde siz farkında olmadan ülkenin bölünmesi için çalışanlara yardımcı oluyorsunuz. Kendinize gelin, elbette sizi ikaz etmek bizim vazifemiz, bu Meclis’in vazifesi.

ÇÖZÜMÜ isterseniz, çözümün adı; adil, onurlu, gönüllü, kardeşçe birlik ve beraberliktir. Asıl temin edilmesi icap eden budur. Herkes birbirine sarılmayı istemelidir. Bu da ancak adil düzenle olur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi

22 Eylül 1992

24 Ara 2015

Genel Başkanımız Prof.Dr.Mustafa Kamalak’ın Haftalık Basın Toplantısı

230

Genel Başkanımız Prof.Dr.Mustafa Kamalak düzenlenen basın toplantısı ile gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

AKP’NİN DIŞ POLİTİKASI İFLAS ETTİ
Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, düzenlenen basın toplantısında Türkiye ile İsrail mutabakat tartışmalarına değindi. İsrail’le imzalanacak bu mutabakat iktidarın vicdanen iflas ettiğinin somut göstergesi olduğuna dikkat çeken Kamalak, “Milletin gözünün içine baka baka ‘İsrail Devleti şüphesiz ki bizim dostumuzdur’  diyebiliyor. Bu durumda, İsrail dostunuzsa Filistin halkı sizin neyiniz oluyor? Yoksa her seçim öncesi oy almak için politika malzemesi yaptığınız nice değerler gibi, Filistin halkı da mı siyasi bir figürdür?” dedi.
Konuşmasına İslam âleminin Mevlit Kandilini kutlayarak başlayan Kamalak, Türkiye İsrail mutabakatı tartışmalarına değindi. İsrail’le varılan ön mutabakatın asla kabul edilemez olduğuna dikkat çeken Kamalak, “ Mavi Marmara’da şehit edilen insanların kanı üzerine yapılacak her türlü pazarlık, her türlü mutabakat, gaflet ve dalalettir. Böyle bir mutabakatın altında imzası olanlar ne tarih önünde ne de millet vicdanında bunun hesabını veremeyecektir” dedi.
3
İSRAİL DOSTUNUZSA, FİLİSTİN NEYİNİZ OLUYOR?
AKP iktidarının dış politikada iflas ettiğine vurgu yapan Kamalak, “İsrail ile imzalanacak olan bu mutabakat iktidarın vicdanen de iflas ettiğinin en somut göstergesidir. Hani bir söz var, ‘Şecaat arzederken sirkatin söylemek’ diye. Tıpkı bunun gibi,  Hükümet’in en yetkili isimlerinden biri ‘mutabakatı savunacağım’ derken milletimizin gözünün içine baka baka ‘İsrail Devleti şüphesiz ki bizim dostumuzdur’  diyebiliyor. Bu durumda, insan sormadan edemiyor, İsrail dostunuzsa Filistin halkı sizin neyiniz oluyor? Yoksa her seçim öncesi oy almak için politika malzemesi yaptığınız nice değerler gibi, Filistin halkı da mı siyasi bir figürdür?” diyerek AKP hükümetinden açıklama beklediklerini söyledi.
AĞABABALARI İZİN VERMEDİĞİ İÇİN GAZZE’YE GİDEMEDİLER
İktidarın maalesef bu konuda hep iki yüzlü bir politika ortaya koyduğuna da değinen Kamalak, “Meydanlarda, miting meydanlarında başka, perde arkasında başka konuşmuştur. Miting meydanlarında en yüksek perdeden haykırmış, ama iş icraata gelince ama söylediklerinin tam tersini yapmıştır. Başka bir ifadeyle iktidar, meydanlardaki içe dönük konuşmalarıyla yüce milletimizi kandırmış uygulamarıyla da ‘ağabeylerini tatmine çalışmıştır.’ Örneğin; Davos’ta ‘one minute’ dediler, hemen arkasından Türkiye’nin vetosunu kaldırarak İsrail’in en büyük hayali olan OECD üyeliğini kabul ettiler. ‘İsrail ile ilişkilerimiz normalleşemez’ dediler ama aynı İsrail ile cumhuriyet tarihinin ticaret rekorunu kırdılar. Washington’a, Brüksel’e, Kopenhag’a her yere defalarca gittiler ama ‘gideceğiz’ dedikleri halde Gazze’ye bir türlü gidemediler. Çünkü dışarıda ağabeylerinden izin alamadılar” diyerek ikiyüzlülüğe dikkat çekti.
MİLLET AKP’DEN BİR ÖZÜR BEKLİYOR
“Böyle dış politika olmaz” diyerek sert sözlerle AKP hükümetini eleştiren Kamalak, “Gelinen noktada İsrail kadar, AKP iktidarı da Türk milletine özür borçludur. AKP iktidarı ‘İsrail’in akıttığı şehit kanlarının hesabı mutlaka sorulacaktır’ diyerek yıllardır oyaladığı için milletimize karşı özür borçludur. İktidar, Mavi Marmara’da şehit düşen kardeşlerimizin ailelerine karşı özür borçludur. İktidar, Türkiye’ye umut bağlayan, Filistin halkına, ölümün hangi gece hangi fosfor bombasıyla geleceğini bilmeyen Gazzeli masumlara bir özür borçludur. Yine ‘Safmışız, Aldanmışız’ mı diyecekler, Bilemiyoruz. Ama Milletimiz adına bu özrü bekliyoruz” dedi.
BU ÜLKEYE BU ZİLLET YAŞATILMASIN
Varılan ön mutabakata göre, Türkiye’nin 20 milyon dolar tazminatı kabul ettiğini de hatırlatan Kamalak, “İlk olarak şunu söylemek isterim ki, bu millet tarihin hiçbir döneminde şehit kanını pazarlık konusu yapmamıştır. Ama eğer iktidar açısından mesele 20 milyon dolarla kapatılacak kadar basitse, yine bu millet, değil 20 milyon, 200 milyon dolar toplar yetimlerine, şehitlerine sahip çıkar. Yeter ki İsrail’e boyun eğilmesin. Yeter ki bu ülkeye bu zillet yaşatılmasın. Oysa mesele 20 milyon dolar meselesi değildir. Mesele İsrail’in pervasızlığıdır. İsrail’in yıllardır Filistin halkına uyguladığı soykırımdır. Gazze’ye uyguladığı haksız ablukadır” diye konuştu.
O MİNİK YAVRUMUZ ÖKSÜZ KALDI
Son olarak sokağa çıkma yasağının devam ettiği Cizre, Silopi, Sur, Nusaybin ve Dargeçit ilçelerindeki gelişmeleri değerlendiren Kamalak, “Saadet Partisi olarak bu bölgedeki arkadaşlarımızla sürekli iletişim halindeyiz. Ancak verdikleri bilgiler maalesef hiç de iç açıcı değildir. Bunlardan en üzücüsü önceki gün geldi. Gerçekten yüreğimizi parçalayan bir haber aldık. Cizre ziyaretimiz sırasında kucağımıza alıp sevdiğimiz, 3 yaşındaki minik kızımızın öksüz kaldığını öğrendik. Maalesef bu minik kızın annesi evinde otururken teröre kurban gitmiştir. Sonuçta daha 3 yaşındaki bir yavru annesine doyamadan öksüz kaldı. Oysa çocuklar silah sesleriyle değil ninni sesleriyle, sevgiyle büyümeli. Ama tam tersi oluyor. Maalesef olan masumlara oluyor. Olan çocuklara oluyor, olan analara oluyor” bölgedeki duruma dikkat çekti.
1
KARDEŞLİĞİ TEKRAR VURGULADI
“Ülke olarak kirli, sinsi ve kanlı bir oyunun kurbanı oluyoruz” diyen Kamalak tekrardan kardeşlik çağrısı yaptı: “Aramıza terör eliyle nifak tohumu sokmak istiyorlar. Bizi birbirimize düşürüp bin yıllık kardeşliğimizi bozmak istiyorlar. Şiddet şiddeti doğurur. Kan kan ile yıkanmaz. Öfke ve nefret ile değil, sağduyu ve akl-ı selim ile hareket edelim. İhtilafa, ayrılığa düşmenin değil, her zamankinden daha fazla birlik olmanın zamanıdır. İnanın, artık vakit kalmadı. Ateş kapımıza dayandı. Haçlıların, küresel emperyalizmin, Irkçı Siyonizmin nihai hedefi Türkiye’dir.  Her düşen İslam ülkesi, tehlikenin Türkiye’ye bir adım daha yaklaştığını gösteriyor. Bu yüzden ya bir olacağız ya da mahvolacağız! Bu uyarılarımızı bir kardeşlik vazifesi olarak bir kez daha yapıyoruz. İnandığımız gerçekleri tarihi bir sorumluluk olarak aziz milletimizle bir kez daha paylaşıyoruz. Şüphesiz ki güç ve kudret sahibi yalnız ve yalnız Cenab-ı Allah’dır.”
21 Ara 2015

   “ALEMLERE RAHMETSİN SEN, EFENDİMİZ MUHAMMED MUSTAFA’SIN SEN.”

0_50d66_6aa793fb_L

Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) ‘in varlık Alemini şereflendirmesinin yıl dönümünü idrak ederken; adalet,merhamet,muhabbet ve hikmet Peygamberini (s.a.v) tazim ile yad ediyorum

O’nunla (s.a.v) gelen vahyin ışığı gönüllerimizi ve yolumuzu aydınlatırken, bu ışığın bütün insanlığın muhtaç olduğu manevi huzura,barışa,bereket ve selamete dönüşmesini ;öncelikle vatanımıza ve milletimize, ve dahi bütün İslam coğrafyasına ulaştırmasını Yüce Rabbimizden niyaz ediyorum.

O’nun (s.a.v) hayatı insanlık için insafın, vicdanın, affın, sabrın, hoşgörünün ve şefkatin örneği olmuştur.Efendimiz (s.a.v) ırk,dil,renk,cinsiyet,yaş ve sosyal statü farkı gözetmeksizin insana sorumluluklarını ve taşıdığı emaneti öğretmiştir.İnsanlık bir olan Allah’a ubudiyeti, davasının sadece iman,ahlak,adalet ve merhamet davası olduğunu ondan öğrenmiş ve bu değerleri kendisine dava edinmiştir.

Bu duygu ve düşüncelerle Mevlid Kandilinizi tebrik ediyor,başta Ülkemiz ve İslam Dünyası olmak  üzere tüm insanlığın Peygamber Efendimizin (s.a.v) örnekliğinden nasipdar olmasını Cenab-ı Mevla’dan  niyaz ediyorum.

                                                                                                         NAGEHAN GÜL ASİLTÜRK

                                                                                               İSTANBUL İL KADIN KOLLARI BAŞKANI

“REBİULEVVEL

SEN GELDİĞİN AKŞAM BİZE NUR DOĞDU EFENDİM.

MÜHRÜN İLE ALEMLERE PÜR DOĞDU EFENDİM.

KİSRALARA,NEMRUTLARA YER YOK EBEDİYYEN;

ALEM YENİ DOĞMUŞ GİBİ HÜR DOĞDU EFENDİM!!!

YASİN HATİPOĞLU

 

                                                                                                       

10 Ara 2015

10 ARALIK’TA KUTLADIĞIMIZ BİR”DÜNYA İNSAN HAKLARI”GÜNÜMÜZ VAR.

insan-haklar-ihlalleri-1-728

“’İnsan haklarının anayasası’ olarak tanımlanan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilişinin 67. yılı olan 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Gününde, tüm dünyada,insan haklarının yok hükmünde yaşandığı, sadece kağıt üzerinde önemini koruyan bu günün hesabını tarih affetmeyecektir.

Yaşadığımız çağda yerküremiz,ırkçı emperyalizmin kıskacında ve yeni dünya düzeni adı altında adaletsizliklerin, zulmün ve zorbalığın mekânı haline getirilmiştir.

İnsanlar evlerinden yurtlarından edilmiş, savaşlar, işgaller,entrikalar sıradanlaştırılmıştır.Yersiz yurtsuz milyonlarca mültecinin; organ mafyalarının, fuhuş sektörünün, dilenci şebekelerinin, savaş baronlarının, misyonerlerin kıskacında 400 milyona yaklaşan yetimin bulunduğu dünya, adaletin barışın yok edildiği bir dünyadır.

Kadın, yaşlı ve çocukların birinci derecede mağduru olduğu savaşların eksilmediği günümüzde sadece insan hakkı değil, insan hayatı bile risk altındadır.

1124375_a3e348bafefd40addfc45896d4b68b96

Filistin, Afganistan, Pakistan,Libya ve Irak’ta işgal sürüyor. Suriye halkının üzerine bombalar yağmaya devam ediyor, Arakan Müslümanlarının maruz kaldığı hak ihlalleri sürüyor. Doğu Türkistan ve Tibet’te de haksızlıklar,Mısır da kanlı bir darbe ile iktidara gelen Sisi cuntasının Müslüman Kardeşlere ve Mısır halkına uyguladığı hukuk dışı hapis, idam ve işkence uygulamalar. Işid’in yaptığı katliamlar,Yemen’de, Libya’da yaşanan binlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına sebep olan çatışmalar hız kesmeden devam ediyor. Orta Afrika’da Fransızların desteklediği Hıristiyan Anti Balaka örgütünün yaptığı saldırılarda binlerce Müslüman’ın katledilmesi, on binlercesinin de komşu ülkelere sığınmak zorunda kalması, Myanmar’da Müslümanlara yönelik olarak Hindular ve güvenlik güçlerinin yaptığı katliam, işkence ve sürgün gibi insan hakları ihlalleri yaşanıyor.

Filistin, Birleşmiş Milletler ‘de ‘üye olmayan gözlemci devlet’ statüsü kazanmasına rağmen terör devleti İsrail,Filistin topraklarında ki işgalini genişletiyor. Öte yandan Gazze’de İsrail’in uyguladığı insanlık dışı ambargo ve işgal devletinin Kudüs’ü tamamen Yahudileştirmek için hızla yeni yerleşkeler inşa etmesi engellenemiyor.

savas_resimleri_11_20120519061929

Bir İsrailli kadın Milletvekili dehşet verici şu sözünü;“Filistinli kadınların tümünü öldürün. Öldürün ki, çocuk doğurmasınlar.” cüretkarca dillendirirken herhangi bir işlem yapılmamıştır.

Irkçı emperyalizm dünyada daha fazla kan ve göz yaşı dökmektedir. Irkçı emperyalizm Müslümanlar arasında fitne tohumları ekmekte ve bizi ırk ve mezheplerimize göre ayrıştırmaya çalışmaktadır ve tüm Müslümanlar terörist olarak lanse edilmektedir.

İslam dünya barışı için asla bir tehdit değil aksine bir teminattır. Dünya insanlığı yeni bir umut yeni bir dünya arayışındadır.

İnsanı yaratılanların en şereflisi olarak halk eden Allah, dünya sahnesinde var olma gayesine göre yaşantısını idame ettirmesini istemiştir. Bunun için hayat hakkı başta olmak üzere, meşru zeminde her türlü nimetten istifade etme imkânı sunmuştur.

Onurlu yaşama, Din ve vicdan hürriyeti, eğitim ve öğretim, mal ve mülk edinme, huzurlu yuva kurma, çalışıp üretme gibi haklar dokunulmazdır.Bu haklar kadın ve erkeğe Yüce Yaradıcımız tarafından verilmiştir.

Hz. Muhammed’in Hicret’in 10’uncu yılında, bir cuma günü öğleden sonra Arafat’ta yaptığı “Veda Hutbesi” konuşması ise İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin öncü metinlerinden biri olarak kabul ediliyor,peygamberimizin  haklara, insanlığa, değerlere dokunan  bu veciz mesajı özetle

“Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız/ Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz./ Zina etmeyeceksiniz./ Hırsızlık yapmayacaksınız” demiştir.

Saadet Partisi İstanbul İl kadın Kolları olarak,Dünya İnsan Hakları Günü’nde yetim, yoksul, mağdur ve mazlumun hakkının gözetildiği menfaatin değil merhametin hakim olduğu adil bir dünya için barış medeniyeti olan İslam medeniyetini yeniden inşa etmeyi görevimiz addederek, vakit yeniden kardeş olma ve azimle çalışma vaktidir diyoruz.

Irkçı emperyalizm dünyada daha fazla kan ve göz yaşı dökmektedir. Irkçı emperyalizm Müslümanlar arasında fitne tohumları ekmekte ve bizi ırk ve mezheplerimize göre ayrıştırmaya çalışmaktadır ve tüm Müslümanlar terörist olarak lanse edilmektedir.

İslam dünya barışı için asla bir tehdit değil aksine bir teminattır. Dünya insanlığı yeni bir umut yeni bir dünya arayışındadır.Kardeş olma ve azimle çalışma vaktidir.

Vakit,54. Erbakan Hükümeti tarafından, en yüksek seviyede küresel bir kuruluş olarak kurulan D-8 oluşumunun ilkelerini hayata geçirmenin vaktidir.

188526

Savaş değil, barış!

Çatışma değil, diyalog!

Çifte standart değil, adalet!

Üstünlük değil, eşitlik!

Sömürü değil, işbirliği!

Baskı ve tahakküm değil, insan hakları, hürriyet ve demokrasi!

Bu prensipler sadece D-8’lerin kendi prensipleri değil, aynı zamanda Yeni Bir Dünya’nın kurulmasının da temel esaslarıdır.Ve bu temel esaslar Saadet Partisi iktidarında Türkiye’nin dış politikasının temelini oluşturacak esaslardır.

NAGEHAN GÜL ASİLTÜRK

SAADET PARTİSİ İSTANBUL İL KADIN KOLLARI BAŞKANI