Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Viyana’da konuştu
Saadet Partisi’nin derdinin tüm dünyadaki Müslümanların barış, adalet ve özgürlüğünü sağlamak olduğunu dile getiren Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş: “Bunu gerçekleştirmek için bütün gücümüzle mücadele etmek zorundayız” dedi.
Medeniyet siyaseti
Saadet Partisi Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Viyana İslam Federasyonu yöneticileriyle kahvaltılı bir toplantıda buluştu. Saadet Partisi’nin medeniyet siyaseti yaptığını dile getiren Kurtulmuş, “Biz bir şahsın, bir partinin, bir cemiyetin bir toplumun seçilmiş bir sınıfın elit tabakaların siyasal sözcülüğünü yapmıyoruz. Bizim derdimiz bütün insanlığın özgürlük ve adaletini sağlayacak yeni bir medeniyetin oluşması için gayret etmektir” dedi.
Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Viyana İslam Federasyonu yöneticileriyle kahvaltıda buluştu. Saadet Partisi’nin medeniyet siyaseti yaptığını belirten Kurtulmuş, “Biz bir şahsın, bir partinin, bir cemiyetin, bir toplumun, bir seçilmiş sınıfın elit tabakaların siyasal sözcülüğünü yapmıyoruz. Bizim derdimizi bütün insanlığı özgürlük adaleti sağlayacak yeni bir medeniyetin oluşmasını sağlamak ve gayret etmektir” dedi.
Dünyanın karanlık bir dönemden geçtiğini dile getiren Kurtulmuş: “Sayıları birkaç milyonu geçmeyen seçkinler sınıfının dışında insanların giderek yoksullaştığı, giderek gelir dağılımındaki adaletsizliğe maruz kaldığı, gelirinin azaldığı, alım gücünün azaldığı bir dünyaya doğru gidiyoruz. Dünyanın ekonomik devi ABD’de 48 milyon insan açlık sınırında yaşıyor. Türkiye’de de maalesef, 2000 yılından itibaren uygulanan yanlış politikalarıyla insanlar yoksullaştırıldı. Gelir dağılımındaki adalet fevkalade bozuldu. Fabrikalar kapanıyor, esnaf dükkânı kapatıyor ve insanlar işsiz hale geliyor. Başkalarının yardımı olmadan yaşayamayacak olan 19 milyon 200 bin vatandaş, sınıf altı vatandaş haline geldi.” diye konuştu.
Su akıyor, ovalar duruyor
Kurtulmuş, “Bu kadar çok kaynaklara sahip bir ülke imkânlarını kullanamıyor, su kaynaklarını, ovalarını kullanamıyor. Neden? Çünkü IMF denilen beyefendiler sizin bütçenizde bu alanlarda bir yatırım yapmanıza müsaade etmiyor da ondan. ‘Su akar Türk bakar’ diye bir söz vardı önceden. Şimdi su akıyor, ovalar duruyor ve Türk bakıyor. Ülkemizde düne kadar 690 bin tütün işçisi vardı. 10 yıl içerisinde bu sayı 90 bine düşürüldü. Niçin? Bitlis’te Adıyaman’da Samsun’da Terme’de bizim Ahmetlerimiz Mehmetlerimiz tütün ekmesinler diye! Hani liberallik ve serbestlik vardı. Peki, ne olacak? ABD’deki George’ler, Michel’ler kazanacak. Sen tütün ekmeyeceksin Phlips Morris gelecek ve Türkiye’nin en ücra köşesinde tütün satacak. Anadolu’yu dolaşıyoruz her yerde maalesef 2 minibüs var birisi Coca-Cola minibüsü diğeri Pihilps Morris’in minibüsü” ifadelerini kullandı.
Bu, Allah’tan reva değildir
Dünyadaki hâkimiyetlerini sürdürmeye çalışan kesimlerin can havliyle insanların üzerine abandığını vurgulayan Kurtulmuş, “Bunun için de dünyanın her yerinde bombalar patlıyor, savaşlar oluyor, insanlar ölüyor, maalesef insanlar ölürken de insanlık ölüyor. Çünkü eski savaşlara baktığımızda bir ahlakı olduğunu görüyoruz. Şimdi hiçbir ahlakı olmayan ya da vicdanı olmayan bir savaş hüküm sürüyor. Sadece Irak’ta 7 yıl içerisinde 1,5 milyondan fazla insan öldürüldü. Daha dün 100 tane insan bir bombayla öldürüldü. Başka tarafta da 40 tane insan öldürüldü. Camilerin içerisinde kimsesiz ve yaşlı insanlar kurşuna dizildi. Kadınlara tecavüz edildi. 300 bine yakın Iraklı kadın dünya fuhuş piyasasına sürüldü. İyi de bu savaş neden çıktı. Biri çıkıp bunu izah edebilir mi? Hangi haklı sebebi var? Bir tek hedefleri var. Biz büyük Ortadoğu projesini kuracağız. Dünyanın dört bir tarafına hâkim olacağız. Bunu yaparken de İsrail, Büyük İsrail’i kursun, silah tüccarları ve petrol şirketleri de işlerin ortağı olsun. Beyler paralarına para katacak, petrole hâkim olacak diye 1,5 milyon Iraklı katlediliyor. Bu Allah’tan reva değildir” diye konuştu.
Afrika’daki insanlar açlıktan ölüyor
“40 sene evvel Afrika’da kimse açlıktan ölmüyordu ama bugün Afrika açlıktan kırılıyor” diyen Kurtulmuş, “Her bir dakikada bir insan açlıktan ölüyor. Sadece her yıl 5 milyon çocuk aşılanamadığı için çok basit hastalıklardan ölüyor. Sadece Avrupa piyasasında dondurma piyasası 13 milyar dolara çıkmış. Avrupalı 13 milyar doları dondurmaya öderken sadece 15 milyar dolar çocukları açlıktan kurtarmaya yetiyor. Lakin bunu sağlayamıyoruz. Firavunlar zamanında dahi bu kadar büyük zulüm ve yoksulluk ve kölelik yoktu. Bu krizi yapanlar aynı zamanda insanların uyanmaması için insan toplulukların içini boşaltıyor. Akrabalığı ve ahbaplığı yok ediyor. Ve sonunda toplumların ortak hedeflerde buluşmasının önüne geçiliyor. Bunu yaparken de toplumları yönlendirecek araçları ortaya koyuyorlar. Artık Viyana’daki, Bitlis’teki, Katmandu’daki çocuğu da aileleri eğitmiyor. Çocukları eğiten internettir. İnternet üzerinde bir takım küresel şebekeler var. Diğer taraftan Hollywood vasıtasıyla, filmler vasıtasıyla aynı kültür dünyanın çocuklarına verilmeye çalışılıyor. Bizim Ahmet de Muhammet de Asya’daki bir çocuk da aynı idolleri, kahramanları görerek duyarak onlar gibi olmaya gayret ediyor. Teletabiler, Pokemonlar çocukların örnekleri bunlar. Bu örneklerin ortak konusu ne? Kim güçlüyse o ayakta kalır. 3 yaşından itibaren çocuk bunları görüyor. Sonuç olarak aile yok. Boşanma olayları artmış, evlilik dışı ilişkiler ve bu ilişkilerden doğan çocuklar artıyor” şeklinde konuştu.
Remzi amcaya son görev
Genel Başkanımız Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, dün vefat eden Remzi Sever’ in cenaze namazına katıldı.
Partimizin İstanbul İl Kadın Kolları Halkla İlişkiler Başkan’ı , Nuray Sever’in babası Remzi Sever dün (Perşembe) vefat etti. Kanser hastalığı nedeniyle tedavi gören Remzi Sever’in cenaze namazı Fatih Camii’ nde Cuma namazına müteakiben kılındı.
Cenaze namazına Genel Başkanımız Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Genel Başkan Yardımcımız Akif Gürdoğan, GİK üyemiz Remzi Çakır, İstanbul İl Başkanımız Erol Erdoğan, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir ve partililer katıldı.
Remzi Sever Edirnekapı Necatibey mezarlığında toprağa verildi.
Kurtulmuş, Canlı Yayında
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Gündem Türkiye Programı’nda Türkiye’nin tanınmış kadın gazetecileri bir araya gelecek, Anayasa değişikliği tartışmalarından, kadın haklarına, ekonomiden dış politikaya, aktüel gelişmelere ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunacak.
Kurtulmuş: Anayasa ‘TOPTAN’ değişecek
Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, toplumun Anayasayı değiştirilmesi taleplerinin karşısında hiçbir gücün duramayacağını söyledi. Kurtulmuş, değişiklik taleplerine takoz kunulması durumunda birkaç yıl içinde Anayasanın toptan değiştirilmek mecburiyetinde kalınacağını açıkladı.
İsmail Zelvi’nin röportajı – 8sutun
Kurtulmuş’la Türkiye’nin alışık olmadığı, ancak kendisine Yılın Siyaset Adamı ödülünü getiren siyasetini konuştuk.
DOĞRULARI ALKIŞLAYAN MUHALEFET YÜRÜTÜYORUZ
Saadet Partisi Genel Başkanı olarak siyaset tarzınızı özetler misiniz?
Son Anayasa tartışmalarında da görüldüğü gibi Türkiye’nin geleneksel siyaseti haline gelen kavga siyaseti milletimize hiçbir şey kazandırmamaktadır. Türkiye’de halkın önünde bulunan insanlar, özellikle siyasi liderler aynı zamanda milletin önündeki rol modellerdir. Bizim muhalefet anlayışımız, hükümetin olumlu yaptıklarını takdir etmek, teşvik etmek, milletimiz adına olumsuz işlerin karşısında ise dimdik durmaktır. Çatışma ve gerilim siyasetinin ülkeye bir faydası olmadığını geçmiş siyasi tecrübeler açıkça göstermektedir. Biz polemik üretmek yerine bilgiye dayalı siyaset üretmeyi siyasi uslüp olarak belirledik. Bu yüzden Davos’ta “One minute” çıkışı başta olmak üzere birçok konuda Hükümetin olumlu politikalarını alkışladık. İMF ile görüşmeler sırasında politikalarımızı net olarak ortaya koyduk. Demokratik açılım gündeme geldiğinde sadece ‘istemeyiz’ diye hükûmete karşı çıkmıyoruz; ne istediğimizi ortaya koyuyoruz. Anayasa değişikliği ile ilgili öyle. Suriye ile vize kaldırıldığında tebrik ettik. SP, diyalog esasına dayalı bir siyaset izliyor. Siyaseti düşmanlık değil partiler arası rekabet işi olarak görüyor. Saadet Partisi olarak görüşlerimizi başından beri yapıcı, yol gösterici, bildiğini çok açık bir şekilde söyleyen, neye niçin karşı olduğumuzu gerekçeleriyle ifade eden ve neyin nasıl yapılması gerektiğini çok net bir şekilde milletimizle paylaşan açık, berrak ve şeffaf bir uslupla siyaset yapıyoruz.
SAADET PARTİSİNDE LİDERLİK SORUNU YOK
Çok sorulan sorulardan biri de, Numan Kurtulmuş Milli Görüş Lideri mi, Saadet Partisi Genel Başkanı mı?
Ben bu soruyu sorulmamış kabul ediyorum. Saadet Partisi’nde bir liderlik sorunu yok. Her milletin tek bir milli görüşü vardır. Türkiye’nin milli görüşü ise Saadet Partisi’nin temsil ettiği görüştür. Bu görüşün mensupları parti başkanından en sade ferdine kadar bulunduğu her konumda milletine hizmet etmeyi temel şiar edinmiştir. Bu yüzden bize yakıştırılan sıfatların fazla bir önemi yok. Biz ikbal, gelecek temini için siyaset yapmıyoruz. Siyaseti milletimizle birlikte, milletimizi layık olduğu yere getirmek için yapıyoruz. Bizim siyasi hareketimiz, Türkiye’nin reform dinamiklerini en iyi dile getiren hareket olmak zorundadır. Türkiye’de sağ, sol, milliyetçi, liberal, muhafazakâr gibi tanımların bir anlamı kalmadı. Türkiye siyasetini yeniden formatlamak gerekiyor. Tabii ki kendi partimiz içerisinde doğrularımızı asrın idrakine söylemek gibi bir çabanın içerisindeyiz. Belki başlangıçta üslup farklılıklarından dolayı bir alışma süreci yaşandı. Çok rahat söyleyebilirim, Saadet Partisi teşkilatlarının çok büyük kısmı bugün bizim üslubumuzu benimsemiş vaziyettedir.
SİYASET AZAMET (ZORLUK) SANATIDIR
Milli Görüş çizgisinde siyaset yapıyorsunuz? Bu harekete siyasi olarak en çok mağdur olmuş bir harekettir. Buna rağmen Mağduriyet edebiyatı yerine daha çok yapacaklarınızı anlatıyorsunuz?
Biz siyaseti nemalanma, rant sağlama hele hele ağlama yeri olarak görmüyoruz. Siyaseti Millete hizmet müessesesi, milletin sıkıntılarını gidermek için çalışma yeri olarak görüyoruz. Milletin problemlerine çözüm bulmak için siyasetçi olarak gerektiğinde ciğerlerimizden çektiğimiz kızılcık şerbetli kanı içiyoruz. Bizim anlayışımızda siyaset rahatlık değil azimet yeridir. Siyasetçi olarak da bu azimetlere gönüllü olarak katlanmak durumundayız. Severek yaptığımız bir iş içinde şikayetçi olacak değiliz. Biz elimizden geldiğince çalışıyoruz. Çalışmalarımızı ise milletimiz takdir edecektir. 28 Şubat süreci ve Milli Görüş Partilerinin kapatılması üzerine 3 Kasım 2002′de vatandaş AK Parti’yi gerekli Anayasal düzenlemeleri yapması için iş başına getirdi. 22 Temmuz 2007’de AK Parti’ye yüzde 47’lik destekle çok somut bir görev vererek, milletin dokusuna uygun bir anayasa talep etti. AK Parti topyekûn bir reform süreci yerine maalesef birtakım kavgaların içinde siyaset üretti. Usul esasa mukaddemdir. 22 Temmuz’un hemen sonrasında doğru bir usulle süreç işletilmedi.
AK PARTİ TRİBÜNE OYNUYOR
Bugüne kadar Anayasa değişikliği niye yapılmadı?
AK Parti 8 yıldır iktidarda. Bu arkadaşlarımızın çoğu iki kere partisi kapatılmış siyasi gelenekten geliyor. Türkiye’de siyasal sistemin en temel sıkıntılarından birinin parti kapatmak olduğunu biliyorlar. Bunun önleminin alınması gerekirdi. Parlamento içinde bir emniyet sübabı koyalım diyorlar. Biz bunun yerine şunu söylüyoruz. Partilerin kapatılması için bağımsız mahkemelerce sübut bulmuş suçlar olmalıdır. En son DTP kapandı; ancak bireyler hakkında kesinleşmiş mahkeme kayıtları yok. Fazilet Partisi kendi üyesi iki kişinin sözlerine dayanılarak kapatıldı, yine kesinleşmiş bir cezaya istinat edilmedi. 22 Temmuz sonrasında anayasa yapmak için hem siyasi iklim hem de siyasi diyalog ortamı vardı.
İktidarı doğruya teşvik, yanlıştan vazgeçirme siyaseti size Yılın Siyasetçisi ödülünü getirdi? Duygularınızı alabilir miyiz?
Seçilmişleri ve Atanmışları İzleme Derneği (İZDER) her sene yılın siyasetçisini seçiyor. Siyasetçilerin izlenmesi ve denetlenmesi demokrasinin en önemli unsurlarından birisidir. Maalesef siyasetçileri, halk ve sivil toplum örgütleri yeterince denetlemiyor. İzlediğimiz siyasetin sivil toplum örgütleri tarafından takdir edilmesi bizi de sevindiren bir husustur.
TEZGAH DAĞILDI
Size göre Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?
Vatandaşın gündeminde ana sorun, fakirlik, işsizlik, ödemeler dengesi açığı iç ve dış borç sorunudur. Hükümetin uyguladığı 8 yıllık politikalarla zengin daha zengin, fakir daha fakir hale geldi. İşçiler, ücretliler, orta sınıf tüccarlar hatta büyük sanayiciler, ihracatçılar, üreticiler bakımından Türkiye’de tezgâh dağıldı. Herkes borçlu hale getirildi. Devlet, kamu kesimi, özel kesim, belediyeler ve vatandaşlar borçlu hale getirildi. 7 yılda, tüketici kredileri yüzde 4 bin 285, kredi kartı borçları ise yüzde 837 oranında arttı. Ülkede herkes rantiyenin eline düştü. Köylerin çoğu satılığa çıkarıldı. Geçmişte sadece devlet borçlu iken, AKP İktidarı döneminde borçlar artık esnafın ve şirketlerin sırtına yüklendi. AK Parti iktidarı sadece nüfusun yüzde 1’ini zengin etti. Bu iktidar sayesinde 7–8 yıl öncesine göre ekonomi de kötüye gidiyor. Bu ülke sadece 2010 yılında 56,8 milyar TL iç borç faizi olarak ödeyecek. Bu paralar sadece 16 bin ailenin cebine indirilmiş. Ama bir bakıyorsunuz. 72 milyon insana sözde verilen sosyal yardımlar ise bu faizin yüzde 8′i bile değil. Tarımda çalışan kesimi nüfusun yüzde 10’una çekmek yanlıştı. Köylüyü şehre taşıyıp onları işsiz, güçsüz bıraktılar. Talep enflasyonunu körükleyip herkesi borçlu duruma soktular. Özelleştirme adı altında kamu işletmelerini yabancılara peşkeş çektiler. 50 milyar dolarlık bir özelleştirme gerçekleştirildi. Bu para, ülkenin bir senede ödediği faizin karşılığıdır. Türk siyaseti suni gündemlerden bir an önce kurtularak gerçek gündemine dönmelidir.
DİNDARLAR YAŞAM TARZLARINA DİKKAT ETMELİ
Bu iktidar döneminde servet edinenleri “Jip” tartışmasıyla eleştirdiniz? Servet edinmeye karşı mısınız?
‘Servet düşmanı değilim. Ama jip bugünlerde sonradan görme zenginliğin bir sembolü haline geldi. Bizim çocukluğumuzda mahallede sarı ve kırmızı Mercedes’ler olurdu. Bunlar sonradan görme zenginliğin sembolüydü. Özal döneminde renkli Mercedes’in yerini Jaguar aldı. 28 Şubat sürecinde sonradan görme zenginlerin araçları jipler oldu. Dindarlık iddiasındaki insanların yaşam tarzlarına dikkat etmeleri lazım’
Anayasa değişikliği hakkında görüşleriniz?
Bir ülkenin siyasi topoğrafyası değerlendirilirken dört husus göz önünde bulundurulur? Bunlar Anayasa, Meclis İç Tüzüğü, Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasasıdır. Türkiye’deki bu dört temel hukuk metni, çağdışı, askerin vesayeti altında çıkarılmıştır, demokratik değildir, milletin önünü açan bir nitelik taşımamaktadır. Türkiye sadece Anayasasını değiştirmek değil aynı şekilde bu üç hukuk metnini de demokratikleştirmek durumundadır. Saadet Partisi olarak hükümete takdim ettiğimiz, hiç olmazsa asgari değişiklikler konusunda, maalesef olumlu köklü adımların atılamadığını görüyoruz.
TÜRK TOPLUMU ANAYASA DEĞİŞTİREBİLİR
Sizce 30 maddelik değişiklik yeterli mi?
Bize göre anayasaların metinleri kadar ruhları da önemlidir? Bu anayasa ruhu itibariyle anti demokratik, militarist bir anayasadır. O yüzden de toptan değiştirilmesi lazım. Bu değişikliği ise dar bölge iki turlu seçim sistemiyle oluşturulacak bir meclis tarafından bir yıl çalışılarak yapılmalıdır. Bizim bu görüşümüze rağmen, mevcut anayasada yapılacak her türlü olumlu değişikliği destekleriz. Anayasalar en geniş konsensuslarla ortaya konması gereken bir metindir. Konsensus arayışı içerisinde siyasetin hiçbir kurum ve kuruluşu olmamıştır. Sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin net bir şekilde gündeme getirilmesi çok mümkün olamamıştır. Çünkü Türkiye’de buna mukabil bir takım yüksek yargı kuruluşları ve mensupları sanki her birisi birer siyasi şahsiyetmiş gibi, siyasetin konusu olan anayasa değişiklikler konusunda kendi görüşlerini ifade etmişlerdir. Çünkü Türkiye’de tanzimattan bu yana ne zaman bir değişiklik ve reformlardan bahsedilse, maalesef bir takım siyasi elit otamatik olarak, “bu millet anayasa yapmaktan ne anlar” eğer bir anayasa yapılacaksa bu anayasayı da biz yapar milletin önüne koyarız” diye düşünüyorlar. Türkiye’de anayasa kolay yapılmaz. Tanzimat’tan beri bu ülkenin siyasi ve iktisadi elitleri diyor ki, ‘siz bu ülkenin kiracısısınız, buyurun anayasanız da kira kontratınızdır’. Biz de diyoruz ki, ‘ey millet siz bu ülkenin ev sahibisiniz, kendi tapunuzu kendiniz yapın.’ Bu anlamda topyekûn bir anayasa değişikliğine ihtiyaç var. Türkiye’de ‘bürokratik oligarşi’ dediğimiz, millete hesap vermeyen, millet tarafından denetlenmeyen birtakım adacıklar, maalesef ciddi şekilde siyasal sistemi kontrol etmektedir. Açık söyleyelim, Türkiye’de bir yargı bürokrasisi vardır, yargı denetimin dışındadır. Türk Silahlı Kuvvetleri, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi yargı birliğinin dışında hareket eden müesseselerdir. Anayasal bir kurum olan YÖK millet denetiminin dışındadır. TC Merkez Bankası, üst kurullar ekonomik kararlar alır, millet denetiminin dışındadır. Eğer bu teşhisi yapıyorsak…
HÜKÜMET ŞOV YAPIYOR
Anayasa değişikliğinin yapılamayacağı, siyasi oyunlarla başa dönüleceği endişeniz var mı?
Hükümetin baştan beri tavrı bu değişikliği yapma niyetinde olmadığını göstermektedir. Hükümetin tavrı İleri bir anayasa yapmak yerine bir anlamda statükonun mevcut olarak devam etmesini sağlayacak anayasa maddeleri değişiklikleri yapmış olması fevkalade eksik, geri, milletin özlemleriyle bağdaşmayan bir durumdur. 12 Eylül Anayasasına lişkin bir takım iyileştirmeler görülüyor. Sonuç itibariyle bu da 12 eylül anayasasına yapılan yeni bir yamadan ibarettir. AKP’yi statüko yanlısı bir takım düşünceler yerine Bütün milletin egemenliğini sağlayan reformcu, sorumluluklarına dönmeye davet ediyorum.
Örnek anayasa çalışmanız var mı?
Tekliflerimizi biz hükümete sunduk. Türkiye’de 1921 anayasası hakikaten son derece ileri, milletin birebir temsilcilerinin katıldıkları, milli egemenliği her haliyle kayıtsız şartsız millete veren bir anayasa idi. Ne yazıkki ondan sona 1960-80 ihtilalleriyle yapılan anayasalar millet egemenliğini rafa kaldırdı. Çok partili dönemimizi, statükodan yana olan bürokratik oligarşi ile Türkiye’de millet egemenliğinin önünü açmak isteyenler arasında bir mücadele şeklide özetleyebiliriz. Anayasa AKP’nin olmazsa da olur şeklinde fantezisi değildir. Bütün sivil toplum örgütlerinin açık ve net talepleri değişikliğin bir an önce yapılmasıdır. Türkiye değişiklik sürecine girdi. Bu Anayasa referandumla da olsa kesinlikle değişecektir.
MADDELER TEK TEK OYLANMALI
-Anayasa Reform Paketi ile ilgili, her maddenin tek tek oylanmasına dair bir pusula ortaya koydunuz.
Önerimiz referandum ve demokrasi mantığına uygun. Eğer gerilim üzerinden bir referanduma gidilirse, nasıl ki şimdiki anayasaya 12 Eylül anayasası diyorsak, bu anayasa değişikliği de AKP anayasası olur. “Bu millet anlamaz.” lafına da inanmıyorum. Bu millet önünde 40 tane partinin, altındaki 23-24 bağımsız adayın içinden 19. sıradaki bağımsız adayı seçip parlamentoya göndermeyi başarmış bir millettir. Pusulaya 29 madde olarak yazılabilir veya gruplandırılabilir. Herkes tercihini yapar. Bu maddelerin bir kısmı yüzde 90’la geçer, yüzde 20’lerde kalırsa kalsın.
Siyasi partilerin anayasası olur mu?
Bize göre Saadet Partisinin, AKP’nin CHP’nin anayasası olmaz. Milletin Anayasası, siyasi partilerin ise teklifleri olur. Partiler tekliflerini demokratik ortamda bütün siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin, toplumun farklı kesimlerinin tartışmaları sonucu Anayasa oluşturulmalıdır. Ancak maalesef İktidar partisinin bu süreci kamplaşma malzemesi haline getireceği ortaya çıkmaktadır. Statükocular-değişimciler, Muhafazakarlar-sekülerler, Anayasadan yana olanlar karşı olanlar gibi kamplaşmalar bu süreçte yanlış olur. . Eğer bu anayasa değişikliği bu süreçte yapılmazsa önümüzdeki birkaç yıl içersinde Türkiye topyekün anayasasını yapmak durumunda kalacaktır. Bu sürecin öncülüğünü Saadet partisi yapacaktır.
CHP AK PARTİYE ÇALIŞIYOR
CHP’nin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
CHP uyguladığı politika yüzünden AKP’nin ekmeğine yağ sürmekte, değirmenine su taşımaktadır. AKP, CHP’nin 28 Şubat, 27 Nisan, Cumhurbaşkanlığı seçimi süreçlerinde siyasi rant devşirdi. CHP’nin mevcut değişikliği Anayasa mahkemesine götürme isteği AKP’ye yeni bir siyasi rant kapısı olacaktır. Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde yapılacak seçimlere Anayasa değişikliği tartışmalarının gölgesinde girmesini istemiyoruz. Bu yüzden de CHP’ye Anayasa değişikliği konusunda olumlu destek vermesini tavsiye ediyoruz.
ŞARK KURNAZLIĞINI BIRAKIN
Deniz Baykal ile Başbakan’ın polemileri hakkında görüşünüzü alabilir miyiz?
Bu uslup Türkiye’nin siyasetinin seviyesini göstermesi bakımından önemli. Aylardır karşı olduğunuz Anayasa değişikliğini, şimdi 3 madde çıkartılırsa destekleriz diyorsunuz. Başbakan’da her türlü uzlaşmaya açığız diyor, bize göre Anayasa değişikliğine niçin Tayyip Erdoğan ile Deniz Baykal karar versin, bırakın milletin tamamı buna karar versin. Hangi maddeyi geçirecek, hangi maddeyi geçirmeyecek millet karar versin.
Sayın Başbakan, Sayın Baykal’ın açıklamalarına karşı, “Sayın Baykal Şark kurnazlığı yapıyor, Şark kurzanlığını ben ondan daha iyi bilirim.” Diyor. Türkiye siyasetinin seviyesini gösterecek şey budur. Bakın Anayasa tartışlarına başlarken, Sürpriz maddelerimiz var açıklaması hükümet tarafından yapılmıştır. Anayasa tartışmalarında sürpriz maddeler olmayacağı gibi, Anayasa değişikliği sürecinde şark kurnazlığı olmamalıdır. Ne Baykal, ne Erdoğan yapmalıdır. Şark kurnazlığı değil, milletin hayrına ne biliyorsak onu söyleyeceğiz. Biz ne biliyorsak onu yapıyoruz. Siyasi hesaplar üzerinden Anayasa’da referandumda oluşacak havayı ranta çevirecek yaklaşım Türkiye’ye zarar verir.
MÜSİAD Genel Kurulu’nda Başbakan size cevap verdi?
Anayasa değişikliği konusunda isteklerimizi dile getirdiğimizde Sayın Başbakan, “Numan kardeşim, davulun sesi uzaktan güzel geliyor “ gibi bir söz söyledi. Bütün bu gelişmelerden sonra her halde şunları söylemek hakkımızdır. Bir kere Sn. Başbakanın duyduğu ses davulun sesi değil milletin sesidir. Uzaktan falan gelmiyor, başbakanın kulağının dibinden geliyor. 3 Kasım 2002’den beri geliyor. Özellikle 27 Kasım 2007’den itibaren geliyor. Bu anlamda millet buyurun bu işi düzeltin diyor. Bu ses, yeni, çoğulcu, demokratik, özgürlükçü bir anayasa isteyen milletin bizatihi kendi sesidir. Sn. Başbakana Şunu açıkça ifade etmek istiyorum ki gümbür gümbür gelmekte olan bu ses davulun sesi değil, Türkiye’de kendi önünü açacak değişiklikler yapacak milletin bizatihi kendi sesidir.
% 47’NİN HAKKINI VERİN
İktidar ve muhalefetten beklentileriniz?
Yeni anayasa için bu kadar yüksek beklenti ve mutabakat varken bir tarafta egemenliği millete devretmemek için, seferber olmuş CHP ve MHP diğer tarafta tüm kurumlarıyla karşı saldırıya geçen bürokratik oligarşi millet kendi anayasasını yapmasın telaşı içersinde iken, sizde bu koroya katılan bir ses haline geliyorsunuz? Siz bu koroyu dağıtıp, egemenliği kendisine devretmeniz için bu milletten yüzde 47 oy almadınız mı? Öncelikli olarak bu yüzde 47’nin hesabını hakkını vermek durumundasınız. Israrla yeni bir anayasadan kaçınmanızın temel sebebi nedir? Birilerinden mi çekiniyorsunuz? Yoksa özel bir takviminiz, acendanız ya da özel bir anlaşmanız mı var?
BAŞBAKAN’A ÇAY ISMARLAYIP GÖNDERİYORLAR
Başbakan’ın yurtdışı özellikle ABD ziyaretlerini yorumlar mısınız?
Hükümetin icraatları karşısında 28 Şubatçıların bile keşke bunu yapmasaydık diyorlar. Başbakan 17. kez ABD’ye gitti. Başbakan’a Amerika’da sözde dostluk ilişkilerini geliştirmek için gidiyor. Ama işin aslına bakıldığında hiç de öyle olmadığı gözüküyor. Bu adamlar Sayın Başbakan’a çay kahve içirdikten sonra talimatlarını da vererek bize geri gönderiyorlar. Yoksa Ermeni tasarısı bu ülkenin temsilciler meclisinden geçmedi mi?”
BURSASPOR ŞAMPİYON OLSUN
Futbolla ilgileniyor musunuz? Bu Sene hangi takım şampiyon olur?
Futbolla yakından ilgileniyorum. İyi bir Fenerbahçe taraftarıyım. Ancak bu sene Bursasporun şampiyon olmasını istiyorum. Bu aynı zamanda Türk futbolunun dünyaya tanıtılması bakımından çok önemlidir. . Ertuğrul Sağlam’ın Rijkaard’dan, Daum’dan ne eksik tarafı var? Ya da Sercan’ın buraya bir çuval parayla getirilen yabancı futbolculardan hem de 30′lu yaşlarında getirilen yabancı futbolculardan ne aşağı kalır tarafı vardır. Dolayısıyla Bursaspor’un şampiyonluğu bizim çocuklarımızın, geçlerimizi, hocalarımızı dünya kamuoyuna, Avrupa kamuoyuna tanıtacaktır diye temenni ediyorum. Bursaspor’a gerçekten başarılar diliyorum.
Kurtulmuş Yılın Siyasetçisi Seçildi
24 Mart 2010 Yazan kubra
Kategori İstanbul, Manşet, Teşkilat Haberleri
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, ‘yılın siyasetçisi’ seçildi. Seçilmişleri ve Atanmışları İzleme Derneği’nin (İZDER) bu yıl 9.sunu gerçekleştirdiği ‘Türkiye’de Yılın Adamları ve Kuruluşları’ ödül törenine katılan Kurtulmuş, ödülünü İZDER Genel Başkanı Ali Doğan’dan aldı. Saadet Partili Şanlıurfa Belediye Başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba da, ‘yılın il belediye başkanı’ ödülüne layık görüldü.
5.000 Kişi Saadet’te
18 Mart 2010 Yazan kubra
Kategori İstanbul, Manşet, Teşkilat Haberleri
Saadet Partisi’nde hareketli günler yaşanıyor. “Saadet sizi dinliyor” ve “Farklı Çözüm; Ekonomi” konferanslarıyla halkla buluşan Saadet Partisi, İstanbul’da büyük bir katılım törenine hazırlanıyor.
Saadet Partisi İstanbul İl Teşkilatı, cumartesi günü Ataköy Ahmet Cömert Spor Salonu’nda düzenleyeceği katılım programı 5 bin kişiye parti rozeti takacak.
Başta AK Parti olmak üzere, MHP ve CHP’den istifa eden çok sayıda seçmenin yanı sıra ilk kez siyasete giren gençlerin de Saadet’e geçeceği iltihak şölenine Saadet lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş da katılacak.
İltihak şöleniyle ilgili olarak bir açıklama yapan Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Erol Erdoğan, “Muktedir muhalefeti, yapıcı üslubu ve birleştirici siyasetiyle Saadet Partisi bir kez daha çözüm adresi olduğunu göstermiştir. Halkımız da Saadet’in ortaya koyduğu performansa kayıtsız kalmayarak partimize büyük bir teveccüh göstermeye başladı. Bu teveccühün ilk somut örneğini cumartesi günü Ahmet Cömert Spor Salonu’nda gerçekleşecek 5 bin kişilik katılım töreniyle ortaya koymuş olacağız” dedi.
Erdoğan, katılım şöleninde sanatçıların konser vereceğini de açıkladı.
Kapitalizmin dini imanı paradır
Saadet Lideri Kurtulmuş, Başbakan Erdoğan’ın sık sık kullandığı ‘paranın dini imanı yoktur’ sözünü sert bir dille eleştirdi ve bu sözün ‘Kapitalizmin dini imanı paradır’ sözünü örtmek için kullanıldığını söyledi.
“Paranın dini de, imanı da olur”
Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu’nun 3. Olağan Genel Kurul toplantısında konuşan Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kullandığı ‘paranın dini imanı olmaz’ sözünü eleştirdi. ‘Paranın dini de imanı da olur’ diyen Kurtulmuş, bu sözün ‘Kapitalizmin dini, imanı paradır’ sözünü örtmek için kullanıldığını söyledi.
‘Haram lokma yeme’ sözü …
Kurtulmuş, “Eğer kapitalizmin dini imanı para değilse, o zaman bizim kültürümüzde 1000 yıldır ‘haram lokma yeme’ sözü neden kullanılıyor? Japonya’nın kendi kültürü, kendi değerleri ve inançları doğrultusunda kalkınmasını nasıl açıklayacaksanız? Doların üzerinde, yazan “In God We Trust (Biz Tanrı’ya güveniriz)” sözünü nasıl açıklayacaksınız?” diye sordu. Haber Merkezi İstanbul
Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu’nun (TUSKON) 3. Olağan Genel Kurul toplantısında konuşan Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kullandığı ‘paranın dini imanı olmaz’ sözünü eleştirdi. ‘Paranın dini de imanı da olur’ diyen Kurtulmuş, bu sözün ‘Kapitalizmin dini, imanı paradır’ sözünü örtmek için kullanıldığını söyledi.
Kurtulmuş, “Eğer kapitalizmin dini imanı para değilse, o zaman bizim kültürümüzde 1000 yıldır ‘haram lokma yeme’ sözü neden kullanılıyor. Japonya’nın kendi kültürü, kendi değerleri ve inançları doğrultusunda kalkınmasını nasıl açıklayacaksanız? Doların üzerinde, yazan “In God We Trust (Biz Tanrı’ya güveniriz)” sözünü nasıl açıklayacaksınız?” diye sordu. Türkiye’nin en temel iki sorunun demokratikleşme ve ekonomi olduğunu söyleyen Kurtulmuş, “Türkiye’de ve dünyada gelir dağılımı adaletsizliği tarihte hiç olmadığı kadar arttı. Dünya genelinde uygulanan neo-liberal politikalar dünyayı çöküşün eşiğine getirdi. Bugün dünyada yaşanan krizin adı “medeniyet krizi” dir. Bugün tüm dünyada uygulanan neo-liberal politikalar çatırdamaya başladı ve önümüzdeki dönemde de tüm dünyada, yaşanan bu krizler yumağı da devam edecektir” diye konuştu.
En önemli sorun demokratikleşme
Türkiye’nin en önemli diğer sorunun ise demokratikleşme olduğunu dile getiren Saadet Lideri Kurtulmuş, “Türkiye’deki asıl sorun ‘sistemin vesayetçi’ yapısından kaynaklanıyor. Bu da bürokratik oligarşidir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olmalıdır. Fakat bugün bu egemenliği maalesef üst kurullar kullanıyor. Bugün stratejik işlerin büyük bölümü Yüksek Askeri Şura, HSYK, Anayasa Mahkemesi ve Merkez Bankası ve çok sayıda üst kurul tarafından yürütülmektedir. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Bu yapıların millete açılması gerekiyor. Bunun da nasıl yapılacağı bellidir. Bir ülkenin siyasi topografyasını 4 unsur gösterir ki, bunlar Anayasa, Meclis İç Tüzüğü, Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası’dır. Bir ülkenin demokratik mi yoksa anti-demokratik mi olduğu burada ortaya çıkar” şeklinde konuştu
Yeni bir anayasa yapılmalı
Türkiye’nin sorunlarının kökten çözümü için çağdaş, katılımcı, özgürlükçü ve yeni bir Anayasa ile mümkün olduğunu dile getiren Saadet Lideri Kurtulmuş, acilen hukuki ve siyasi bir reform sürecinin başlatılması gerektiğini söyledi. Yeni bir Anayasa’nın yapılması için de Saadet Partisi’nin kurucu meclis teklifini yineledi: “Her 250 bin kişinin yaşadığı bölgede, dar bölge çift turlu seçim yaparak yeni Anayasa yapıcı kurucu meclis seçilmesi. Milletin bütün fertlerinin temsil edildiği, sadece siyasal partilerin değil, üniversitelerin, baroların, sivil toplum örgütlerinin aday olarak seçilerek geldiği 200-250 kişilik bir meclis. Bu meclis, Anayasa yapmayacak. Anayasa taslağı hazırlayacak. Anayasa taslağını da millete götürecek, referandumla milletin Anayasasını ortaya çıkarmış olacak. Bu doğru bir yoldur. Hükümetin atması gereken, mevcut Anayasa’nın 175. maddesini değiştirerek Anayasa yapım sürecini ortaya koymaktır.”
Bu toprakların, sahibi millettir
Türkiye’nin en temel sorununun demokratikleşme olduğunu dile getiren Saadet Lideri Kurtulmuş, “Tartıştığımız krizler ‘sistemin vesayetçi’ yapısından kaynaklanıyor. Bu da bürokratik oligarşidir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olmalıdır. Bu egemenliği maalesef bugün üst kurullar kullanıyor” dedi. Türkiye’de asıl sorulması gereken sorunun “Bu millet bu ülkenin kiracısı mı yoksa ev sahibi mi? sorusu olduğunu belirten Kurtulmuş, “Bu soruya verilecek cevap çok önemlidir. Millet bu ülkenin asıl sahibidir ve egemenlik hakkını da kendisi kullanacaktır. Fakat elitler, ‘bu ülkenin sahibi biziz, millet de kiracısıdır’ diyor. İşte krizler de bu nedenle çıkıyor. Türkiye bu sistemi kırmalıdır. Eğer bu yapı kırılmaz ise önümüzdeki yıllarda yapılacak TUSKON genel kurullarında da benzer krizleri konuşmaya devam ederiz” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de asıl sorulması gereken sorunun “Bu millet bu ülkenin kiracısı mı yoksa ev sahibi mi? sorusu olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Bu soruya verilecek cevap çok önemlidir. Millet bu ülkenin asıl sahibidir ve kendi egemenlik hakkının da kendisi kullanacaktır. Fakat elitler, ‘bu ülkenin sahibi biziz, millet de kiracısıdır’ diyor. İşte krizler de bu nedenle çıkıyor. Türkiye bu sistemi kırmalıdır. Eğer bu yapı kırılmaz ise önümüzdeki yıllarda yapılacak TUSKON genel kurullarında da benzer krizleri konuşmaya devam ederiz” ifadelerini kullandı. Siyasi elitlerin ‘biz yapamayız ya da bize yaptırmıyorlar’ tarzındaki yaklaşımlarını doğru bulmadığını belirten Kurtulmuş, “Eğer yapamıyorlarsa o zaman millete başvursunlar.” dedi.
ÖNDER Derneği iade-i ziyarette bulundu
05 Mart 2010 Yazan kubra
Kategori İstanbul, Manşet, Teşkilat Haberleri
ÖNDER’ den Kadın Kolları Başkanlığımıza iade-i ziyaret gerçekleştirildi.
Yine Siyasi gündem değerlendirilirken önemli tesbitler yapıldı. Katsayı meselesinde ciddi adımlar atmayan hükümete her kurum ve kuruluştan baskı yapılması gerektiği dile getirildi.
Katsayı probleminin giderilmesiyle alakalı Siyasi Parti ve ilgili kurumlara görüşmeler gerçekleştiren ÖNDER’e, Başkanımız Nagehan Gül Asiltürk tarafından tam destek verilerek kesin ve kalıcı çözümün Genel Başkanımız Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un açıklamalarında yer aldığı özellikle not düşüldü.
Bu da ABD balyozu
Bu soruya cevap verin!
Kurtulmuş, ABD İstanbul Başkonsolosluğunun Türkiye’deki resmi makamların bilgisi dışında İstanbul’daki dini azınlıklara güvenlik eğitimi verdiğini açıkladı ve sordu: ABD İstanbul Başkonsolosluğu, İstanbul’daki hangi dini azınlıklara, hangi gerekçelerle, hangi kapsamda hangi konuları içeren bir güvenlik eğitimi vermiştir? Konuyla ilgili İstanbul Valiliği’ne ve İstanbul emniyetine de herhangi bir bilgi verilmediğini dile getiren Kurtulmuş, “Bu güvenlik eğitiminin amacını bilmek 72 milyonun hakkıdır” dedi.
Üzerine gidilmesi lazım
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, ABD Dışişleri Bakanlığına bağlı olarak çalışan, ‘İnsan Hakları ve Demokrasi Bürosu’ tarafından hazırlanan raporda, “ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu tarafından İstanbul’da bulunan dini azınlıklara ‘Genel Güvenlik Stratejisi çerçevesinde güvenlik eğitimi sağlandığı” ifadesinin yer aldığını söyledi. Kurtulmuş, “İçişleri ve Dışişleri Bakanlığına bir sorumluluk olarak bu konuyu tevdi etmek bizim vazifemizdir. Böyle bir konuya muttaki olduktan sonra bunun üzerine gidilmesi lazım” dedi.
ABD’nin, Türkiye’de yaşayan dini azınlıklara yönelik güvenlik eğitimi verdiği ortaya çıktı. ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu’nun, dini azınlıklara verdiği, stratejik güvenlik eğitimi konusunda Türkiye’den hiçbir resmi makama haber vermediği anlaşıldı. Ankara’da il başkanları ve il müfettişleri toplantısında konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Türkiye’yi sarsacak bir olayı gündeme getirdi. Kurtulmuş, ABD’nin, İstanbul’da dini azınlıklara “stratejik güvenlik eğitimi” verdiğini belgeleriyle açıkladı.
ABD Dışişleri Bakanlığına bağlı, İnsan Hakları ve Demokrasi Bürosu tarafından, Türkiye ile ilgili hazırlanan “Din Özgürlükleri Raporu” başlıklı raporda, “ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu tarafından İstanbul’da bulunan dini azınlıklara ‘Genel Güvenlik Stratejisi çerçevesinde güvenlik eğitimi sağlandığı” ifadesinin yer aldığını belirten Kurtulmuş, “ABD İstanbul Başkonsolosluğu, İstanbul’daki hangi dini azınlıklara, hangi gerekçelerle, hangi kapsamda, hangi konuları içeren bir güvenlik eğitimi vermiştir? Bunu bilmek 72 milyonun hakkıdır” dedi.
Konunun üzerine gidilsin
Kurtulmuş, ABD İstanbul Konsolosluğunun Valilik ve Emniyet’in bilgisi dışında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan dini azınlıklara yönelik hangi gerekçelerle güvenlik eğitimi verdiğinin İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları tarafından mutlaka açıklığa kavuşturulması gerektiğini de vurgulayarak şöyle konuştu: “Şimdi buradan kamuoyu vasıtasıyla İçişleri ve Dışişleri Bakanlığına bir sorumluluk olarak bu konuyu tevdi etmek bizim vazifemizdir. Böyle bir konuya muttaki olduktan sonra bunun üzerine gidilmesi lazım. ABD İstanbul Başkonsolosluğu, İstanbul’daki hangi dini azınlıklara, hangi gerekçelerle, hangi kapsamda hangi konuları içeren, bir güvenlik eğitimi vermiştir? bunu bilmek 72 milyonun hakkıdır.”
Konsolosluk cevap vermedi
Saadet lideri Kurtulmuş’un gündeme taşıdığı belgeyi ortaya çıkaran İstanbul İl Teşkilatı’nın, ABD İstanbul Başkonsolosu Sharon Anderholm Wiener’e de konuyu sorduğu ancak, Wiener’in cevap vermediği belirtildi.
15′inci maddeyi derhal değiştirin
Darbeye karşı olduklarını söyleyen hükümete ve Meclis’teki muhalefete ‘Anayasa’nın geçici 15′inci maddesi’ konusunda bir çağrıda bulunan Kurtulmuş, “darbelere karşı isek şu anda darbeleri yapmış ve darbe sistemini oluşturmuş olan Anayasamızın geçici 15′inci maddesinin derhal değiştirilmesi sağlanmalı ve 12 Eylül darbesini yapanlara yargı yolu mutlaka açılmalıdır” dedi.
Valiliğin haberi yok
Raporda açık bir şekilde ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu tarafından İstanbul’da bulunan dini azınlıklara ‘Genel Güvenlik Stratejisi” çerçevesinde güvenlik eğitimi sağlandığı ifade ediliyor. Bu ne demektir?” diye soran Kurtulmuş, Partisinin İstanbul İl Başkanlığının İstanbul Valiliğine konuyla ilgili bir yazı yazdığını ve olayı sorduğunu kaydetti. Kurtulmuş, İstanbul teşkilatının, valiliğe “Söz konusu eğitimden Valiliğinizin haberi var mıdır? Eğitimin gerekçesi, içeriği süreci ve katılımcıları kimlerdir? Eğitimde partner kuruluşlar var mıdır?” şeklinde sorular sorduğunu ifade ederek, valilikten şu cevabı aldıklarını belirtti: “İstanbul Valiliğinin 6 Ocak 2010 tarihinde yazmış olduğu cevabi yazıda aynen şöyle deniyor; ‘Konu ile ilgili olarak yapılan inceleme ve araştırma neticesinde belirtilen eğitimle ilgili olarak valiliğimizin ve il emniyet müdürlüğümüzün ilgili kısımlarına her hangi bir müracaat olmadığı gibi valiliğimizin ve emniyet müdürlüğümüzün konu ile ilgili herhangi bir ilgi ve bilgisi bulunmamaktadır.”
Milletin asıl gündemi ekonomi
Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, “Türkiye’nin esas gündemi, pandoranın kutusu ekonomidir, milletin yoksulluğudur, işsizliğidir, dağılan tezgâhtır, insanların borçlu hale getirilmiş olmasıdır” diyen Kurtulmuş,”Saadet Partisi’nin bundan böyle yapacağı çalışmada milletin bir numaralı gündemi olan ekonomik sıkıntıları ortaya koymak ve bunun çözümünü milletimizle paylaşmaktır” ifadelerini kullandı. Kurtulmuş, hükümetin tekel işçileri konusunda düştüğü çıkmazın, ekonomik iflasının bir göstergesi olduğuna da vurgu yaptı.
İktidara yürüyoruz
Saadet Partisi İl Başkanları ve İl Müfettişleri toplantısı AFİTAB Kültür Merkezi’nde geniş bir katılımla yapıldı. Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, salona girişinde İl Başkanları ve İl Müfettişleri tarafından ayakta alkışlandı. Heyecanlı bir ortamda gerçekleşen toplantıda Kurtulmuş, gündemdeki konulara ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
Saadet Partisi’nin toplumun farklı kesimleri tarafından ilgi ile izlendiğini belirten Kurtulmuş, “Saadet Partisi Türkiye’nin ana muhalefet partisi olmuştur” dedi. İstanbul’da yapılan ekonomi konferansı ile Saadet Partisi için yeni bir dönem başladığını bildiren Kurtulmuş, “Bundan böyle Saadet Partisi ülke sorunlarına karşı çözümlerini milletle açık bir şekilde paylaşıyor ve iktidara hazır bir parti olduğunu bütün gücüyle ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.
Başbakan Erdoğan’ın ‘Valiler Toplantısı’nda valilere yaptığı ‘bacası tütmeyen evleri kontrol edin, yoksul vatandaşlarıma yardım edin’ çağrısını anımsatan Kurtulmuş, Erdoğan’ın bu talebini sert bir dille eleştirdi. Kurtulmuş, şöyle konuştu: “İyi güzel bir temenni. Valileri harekete geçirecek bir temenni de Sayın Başbakan siz tiyatro sahnesinde oynanan oyunu seyreden seyirci değilsiniz. Türkiye’nin ekonomik kararları üzerinde karar verecek makamda siz oturuyorsunuz. Evlerin bacasını tütmesini sağlayacak kararları alacak olan da sizsiniz. Dünyanın gerçekleri diyerek, küresel sistemin hükümete öngörmüş olduğu kulvara girerseniz ve bu kulvarda ekonomik politikaları icra ederseniz işte onun için o evlerin bacaları tütmez. Mesele bacası tütmeyen evlerin kapısına bir çuval kömür bırakmak, bir çuval un bırakmak değildir. Mesele 72 milyon vatandaşımıza kömür alacak, bacasını tüttürecek ve ununu alır, çorbasını kaynatır hale getirmektir. Bunun yolu da milletten yana, fukaradan yana kimsesizden yana bir ekonomi politikasını icra etmekten geçiyor.”
Siyasi ve hukuki reform süreci başlatılmalı
Türkiye siyasetine müdahale, darbe iddialarına ilişkin olarak da önemli açıklamalarda bulunan Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, “Saadet Partisi olarak darbe söylentileri üzerinden siyasi polemikler oluşturmak yerine Türkiye’de demokrasinin önünün bir daha kesilmeyeceği bir siyasal yapılanmanın ortaya çıkarılması için eylem planını zorunluluk görmektedir” dedi. Siyasetin gündemine getirdikleri bu ‘Eylem Planı’na ilişkin olarak da bilgi veren Kurtulmuş, şunları kaydetti: “Tüm siyasi partiler ortak bir deklarasyon yayınlayarak Parlamentoyu ve millet egemenliğini her şeyin üstünde tuttuklarını, Parlamentoya ve millet egemenliğine karşı yapılacak olan her türlü olağan dışı müdahalelere karşı tek yumruk olarak, tek vücut olarak millet adına karşı çıkacaklarını acilen hep birlikte deklare etmeliler” dedi.
Türkiye’yi darbe geleneğinden kurtarmak için bütün siyasi partilerin ortak bir çalışma zemini oluşturmak zorunda olduğunun da altını çizen Kurtulmuş, siyasi ve hukuku reform sürecinin gerçekleştirilmesi için mutlaka adım atılması gerektiğini ve bunun yapılması için de gerekli siyasi iklimin oluşturulmasının şart olduğunu vurguladı.
Asıl önemli olanın da yeni Anayasa için düğmeye basılması gerektiğini kaydeden Kurtulmuş, “Bu anayasayı değiştirmek bu hükümetin ve Parlamento’nun boynunun borcudur. Saadet Partisi olarak her türlü desteği vermeye hazırız” dedi. Bu konuda hükümeti de uyaran Kurtulmuş, şunları kaydetti: “Hükümet, Anayasanın birkaç yerini rötuşlayarak, birkaç maddesini değiştiriyormuş gibi yaparak ve ‘yapamazsak referanduma gideriz. Bu referandumda da oluşacak gerilimle hemen Türkiye’yi erken seçime götürürüz’ diye düşünüyorsa önce kendisine sonra Türkiye siyasetine yazık etmiş olur.”
Darbeye karşı olduklarını söyleyen hükümete ve Meclis’teki muhalefete ‘Anayasa’nın geçici 15′nci maddesi’ konusunda bir çağrıda bulunan Kurtulmuş, “darbelere karşı isek şu anda darbeleri yapmış ve darbe sistemini oluşturmuş olan Anayasamızın geçici 15′nci maddesinin derhal değiştirilmesi sağlanmalı ve 12 Eylül darbesini yapanlara yargı yolu mutlaka açılmalıdır” dedi. Türkiye’de yapılan darbelerin kendisinden sonra hukuki alt yapısını hazırladığını bildiren Kurtulmuş, EMASYA Protokolünün de 28 Şubat darbesinin hukuki alt yapısını oluşturduğunu ve yasa dışı olduğunu söyledi.
Ermenistan konusunda haklı çıktık
Ermenistan konusunda imzalanan protokol konusuna da değinen Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, protokolün imzalanmasından bugüne kadar geçen süreçte yaşananların partisini haklı çıkardığını söyledi. “Kamuoyu ile de paylaştığımız çekincelerimiz maalesef süreç içinde gerçekleşmiştir” diyen Kurtulmuş, bunun en somut örneklerinden birinin Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar olduğunu kaydetti.
Saadet iktidara hazırlanıyor
Saadet Partisi’nin bundan böyle çalışmalarını iktidara hazır bir parti disiplini ve coşkusu içinde sürdüreceğine dikkat çeken Kurtulmuş, “Bugün iktidar olsak ülkenin birikmiş olan sorunlarını nasıl çözeceğiz, sadece muhalefet yaparak değil sorunlara yaklaşım tarzımızı da ortaya koyarak bütün milletimizle paylaşmaktayız” dedi. Türkiye’de kutuplaşmaya yönelik bir siyaset yapıldığının altını çizen Kurtulmuş, bunun yapılma nedeninin de halkın temel sorunlarının gündeme getirmemek olduğunu söyledi. “Türkiye’nin esas gündemi, pandoranın kutusu ekonomidir, milletin yoksulluğudur, işsizliğidir, dağılan tezgâhtır, insanların borçlu hale getirilmiş olmasıdır” diye konuşan Kurtulmuş, şöyle devam etti: “Bunun saklanması, gizlenmesi için Türkiye bir türlü gerçek gündemini konuşamıyor, konuşturulmuyor. Saadet Partisi’nin bundan böyle yapacağı çalışmada milletin bir numaralı gündemi olan ekonomik sıkıntıları ortaya koymak ve bunun çözümünü milletimizle paylaşmaktır”
Maliye Bakanı’na sert eleştiri
Tekel işçilerinin mevcut durumu konusunda da değerlendirmelerde bulunan Kurtulmuş, gelinen sürecin tekel işçilerinin haklı mücadelesinde Saadet Partisi’nin neden yanında olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti. Hükümetin siyasal tercihinin milletin tütün üretmesi ve milletin tarım yapmasından yana değil uluslar arası sermayeden yana olduğu için Tekel işçilerin 47 gündür Ankara’nın ayazında, çamurunda eylem yaptığını kaydeden Kurtulmuş, Başbakan Erdoğan ile Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in tekel işçilerine yönelik söylediği sözleri anımsatarak, bu sözleri sert bir dille eleştirdi. Başbakan Erdoğan’ın ‘Fakir, fukaranın parasını, tüyü yetmemiş yetimlerin parasını soydurtmayız, yani Tekel işçilerine verdirtmeyiz’ dediğini belirten Kurtulmuş, “Sayın Başbakan milletin tüyü yetmemiş yetimin hakkını tekel işçileri hakkını ararken değil iç borç faizi olarak rantiyeye aktardığınız 56,8 milyar lira verirken düşünecektiniz” dedi.
Başbakan Erdoğan’ın Türk-İş ile yaptığı görüşmede işçilerden bir hafta süre istemesine de tepki gösteren Kurtulmuş, “İşçiler 45 gündür iktidarın burnunun dibinde eylem yapıyor ve siz 45 gündür ne yapacağınıza daha karar vermemişsiniz bir hazırlık içinde değilsiniz. Bu kadar gayri ciddi bir devlet yönetimi olmaz” diye konuştu. Konuşmasında “Tekel işçileri ne istiyor?” diye soran Kurtulmuş, Tekel işçilerinin bütün taleplerinin hükümet tarafından karşılanması durumunda ayrılacak kaynağın 480 milyon lira olduğuna dikkat çekti. “Ama bunu veremezken aynı hükümet, aynı dönem içinde sadece iç borç faiz ödemelerine 56,8 milyar lira ayırıyor” tepkisinde bulunan Kurtulmuş, 56,8 milyar lira iç borç faiz ödemelerinin 24 bin kişiye yapıldığını bildirdi. Tekel işçilerine verilen hakların ise 16 bin kişiyi ilgilendirdiğini anlatan Kurtulmuş, “Bir tarafa vermediğinizin tam 118 katını rantiyeye veriyorsunuz. Buraya verirken paranız yok, öbür taraftan rantiyeye verirken paranız çok. Bu Gayretullaha dokunur” eleştirisinde bulundu. Hükümetin tekel işçileri konusunda düştüğü çıkmazın, ekonomik iflasın bir göstergesi olduğuna da vurgu yapan Kurtulmuş, bu çıkmazdan kurtulmanın yolunun da yeniden millete dönmek ve milletin taleplerini gerçek olarak kabul etmekten geçtiğini söyledi.
Darbeci zihniyetin kökü kazınmalı
06 Aralık 2009 Yazan kubra
Kategori Manşet, Teşkilat Haberleri, Türkiye
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, ABD’nin isteği üzerine Afganistan’a asker gönderilmesine kesinlikle karşı olduklarını belirterek, “Kendisini barış güvercini olarak takdim eden ABD Başkanı Barrack Obama, Afganistan’a asker göndereceğini açıklayarak bir savaş şahini olduğunu göstermiştir” dedi. Irak’tan Afganistan’a bir tane bile Türk askerinin gönderilmesine karşı olduklarını dile getiren Kurtulmuş, bu konuda 9 Aralık’ı dört gözle beklediklerini söyledi. Kurtulmuş, “ABD, Kore’de olduğu gibi Türk askerine Afganistan’da da öl diyor, yok öyle yağma” dedi.
Kurtulmuş, partisinin Antalya’da yapılan bölge toplantısına katıldı. Bölge toplantısına Isparta, Burdur, Antalya İl ve İlçe Başkanları ile yönetim kurulu üyeleri katıldı. Saadet Partisi Antalya İl Binası’nda gerçekleştirilen toplantıda Kurtulmuş, gündemdeki konulara ilişkin önemli açıklamalar yaptı. İsviçre’de yaşanan minare yasağı ve ABD’nin Afganistan’a asker talebi başta olmak üzere Osmanlı döneminden kalma Kâbe’nin revaklarını yıkmayı planlayan Suudi Arabistan’a karşı ‘revakları’ Türkiye’ye getirelim önerisinde bulunan Kurtulmuş, katsayı konusunda Danıştay’ın verdiği kararı sert bir dille eleştirdi. Hükümetin izlediği ekonomik politikalara yönelik de tepkilerini dile getiren Kurtulmuş, yaşanan son olaylardan dolayı da DTP’yi eleştirdi. Kurtulmuş, “Kardeş kavgasını ortadan kaldırma sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi İmralı’da bulunan bir kişinin şahsi ihtiraslarına kurban edilemez” dedi.
Darbeyi kimse aklına bile getirememeli
Türkiye’nin aylardır ”Islak imza, kuru imza… Belge sahte mi gerçek mi” tartışmalarıyla oyalandığını belirten Kurtulmuş, ”Türkiye’de 1960 ihtilali gerçek mi? 12 Mart 1971 gerçek mi? 12 Eylül 1980 gerçek mi? 28 Şubat 1997 gerçek mi? 27 Nisan 2007 gerçek mi? Bunların hepsi gerçek. Bunlar bal gibi ihtilaldır” dedi. Kurtulmuş, bu konular üzerinde kişisel ya da partisel meselelerle polemikler yaratılmaması, Türkiye’de bir daha hiç kimsenin aklının ucundan ihtilal yapmayı geçirmeyeceği bir siyasal sistemin kurulması gerektiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
”Türkiye’de ihtilallerin altyapısını hazırlayan bütün yasal yanlışlıkların ortadan kaldırılmasının zorunlu olduğunu düşünüyoruz. Özellikle 28 Şubat’tan bu yana Türkiye’de yapılan bütün darbelerin ve darbe girişimlerinin bütün açıklığıyla ortaya çıkarılması, kamuoyuyla paylaşılabilmesi için olağanüstü yetkilendirilmiş bir TBMM Araştırma Komisyonunun kurulmasının kaçınılmaz olduğunu da aşikârdır. Türkiye’de ikide bir partisi kapatılmış bir siyasi geleneğin temsilcileri olarak, darbenin ve darbe girişimlerinin arkasında kim varsa bunları mutlaka ortaya çıkarılması, mutlaka hesap sorulması, mutlaka yargılanmasının kaçınılmaz olduğunu ifade ediyoruz.”
TSK İç Hizmet Yasası’nın ilgili maddesi ve Anayasanın geçici 15′inci maddesi olmak üzere, Türkiye’de ihtilallerin alt yapısını hazırlayan bütün yasal yanlışlıkların ortadan kaldırılmasını isteyen Kurtulmuş, “12 Eylülle ilgili dizilerin reyting rekorları kırdığını görüyoruz. Bu dönem halkta büyük acılara yol açtı. Türkiye’yi demokratikleşme bakımından 50 yıl geriye götüren 12 Eylül ile yüzleşmeden Türkiye’nin ne Ergenekon’un ne de Susurluk’un, ne de diğer karanlık odaların kapısını açması mümkün değildir. Onun için yasa yapıcıları bir daha hiç kimsenin aklının ucundan ihtilal yapmayı geçiremeyeceği ileri bir demokratik sistemi kurmaya davet ediyorum” dedi.
Parti kapatmak çözüm değil
DTP’nin kapatma davasını da değerlendiren Kurtulmuş, parti kapatmaların bir çözüm olmadığını söyledi. Konuşmasında DTP’yi de uyaran Kurtulmuş, şunları kaydetti: “Türkler ve Kürtler arasında kurulmuş bu fitnenin ortadan kaldırılması için çaba sarf edilmesi gereken bir süreçte, özellikle DTP’li yöneticilere iki çift lafımız var. Eğer gerçekten barış istiyorlarsa, bu fitnenin ortadan kaldırılması isteniyorsa, bütün partilerin özellikle DTP’nin duyarlı olması şarttır. Tansiyonu düşürecek, insanlar arasında kavgayı, gerilimi artıracak bir üslubun asla kullanılmaması lazım. Türkiye’de 30 yıldır devam eden bir fitne var. Bir kardeş kavgası çıkartılmaya çalışılıyor. Bunun ortadan kaldırılması için Saadet Partisi olarak biz aylardır çalışıyoruz. Bu sürecin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi İmralı’da bulunan bir kişinin şahsi ihtiraslarına kurban edilemez. İmralı’da hukukun evrensel prensipleri içerisinde cezaevi şartlarının oluşturulmasını tabi ki talep ederiz. Ama buradaki herhangi bir konu bahane edilerek Türkiye’de bir terör estirilmeye çalışılması, çocukların ellerine molotof kokteylleri verilerek sağa sola saldırı yapılması ne vicdanen, ne de barış ve kardeşlik açısından kabul edilebilir bir husus değildir. Burada herkesi duyarlı olmaya çağırıyorum.”
DTP’nin kapatılmasının sorunu çözmeyeceğini de bildiren Kurtulmuş, “Herkes bu fitnenin ortadan kaldırılması için bütün gayretini ortaya koymak zorundadır. Kavga etmek kolaydır. Uluslararası her türlü kışkırtmaya rağmen, Türkiye’de eğer bir iç savaş çıkmadıysa, bunun en temel sebebi, halkımızın sağduyusudur” dedi.
Katsayı konusunda kararlı olunmalı
Meslek liselerine katsayı konusunda eşitsizlik ortadan kaldırıldığında YÖK’e bir teşekkür mektubu gönderdiklerini anımsatan Kurtulmuş, ancak bunun Danıştay tarafından bozulması sonucu bir hukuki boşluk ortaya çıktığını söyledi. Milletin beklentilerine göre yeni bir yönetmelik ya da yasa çıkartılması gerektiğini anlatan Kurtulmuş, bu konuda YÖK’e ve hükümete sonuna kadar kararlılığını sürdürmesi çağrısında bulundu.
Minare yasağı
Toplantıda, İsviçre’nin referandumla minare yasağı getirmesini de değerlendiren Kurtulmuş, şunları söyledi: “İsviçre’nin bu kararını kendileri açısından kaygıyla izliyoruz. Kendi düşünce dünyalarının arkasında olanları deşifre etmekte olduklarını da buradan ifade etmek isteriz. Korkarız, inşallah öyle olmaz ama, bu oylamalar batı toplumunda bir cadı avı başlangıcı olmasın. Açık şekilde İslam düşmanlığına ve bu düşmanlığın batılı devletlerin, hükümetlerin eliyle yapılıyor hale gelmesinin aracı olmasın. Bunun için herkesi aklı başında olmaya davet ediyorum. Çünkü Müslümanlık, artık Avrupa’nın bir parçasıdır.”
Cami revakları Türkiye’ye getirilmeli
Suudi Arabistan’da Osmanlı döneminde kalan eserlerin yok edilmesini eleştiren Kurtulmuş, “Arabistan’ın yıkmayı istediği Harem’i Şerif’teki revakların Türkiye’ye getirilip Ankara Kocatepe Camii’ne dikilmesi konusunda hükümete çağrıda bulunuyorum. Bu revakları hiç bozmadan alalım. Türkiye’ye getirelim. Ankara Kocatepe Camii’ne getirip koyalım. Ortadoğu’da bu kadar dolaşan hükümet, Suudi yetkililerle acil olarak görüşüp Kabe’nin revaklarının kurtarılmasını sağlamalı” dedi.
www.milligazete.com.tr


.jpg)







