Kurtulmuş Kılıçdaroğlu’na seslendi

11 Haziran 2010 Yazan Saadet Kadın  
Kategori Gündem, Manşet

numan kurtulmusGenel Başkanımız Porf. Dr. Numan Kurtulmuş “Anayasa Mahkemesinin, anayasa değişikliğine ilişkin kanunun iptal edilmesi yönünde bir karar vermesi halinde, bunun, Türkiye Cumhuriyeti’nin geçerli anayasası bakımından kabul edilmesinin mümkün olmadığını söyledi.

Kurtulmuş, Anayasa Mahkemesi’nin Türkiye’nin mevcut anayasası çerçevesinde görevleri belirlenmiş anayasal bir kuruluşu olduğunu anımsattı. Yüksek mahkemenin, Anayasaya göre sadece şekil yönünden Anayasa değişiklilerini denetleyebileceğini ifade eden Kurtulmuş, Anayasa değişikliğine ilişkin kanunun, Anayasada ifade edilen şartlarına, aldığı oylar ve oylama şeklinin uygun olduğunu savundu.

Kurtulmuş, “Ancak, Anayasa Mahkemesi bu çerçevede kalmayıp, hukuku arkadan dolanarak, değişikliği şekil bakımından değil de esasa dönük bir incelemeye dönüştürürse büyük sıkıntı olur” dedi.

BIRAKIN MİLLET KARAR VERSİN

Kurtulmuş, CHP’deki yönetim değişikliği ile birlikte söylemdeki olumlu gelişmeye de dikkat çekerek, ‘Cumhuriyet elden gidiyor, çünkü 6 milyon işsiz var’ ve ‘Halkın avukatıyız’ diyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na da şu çağrıyı yaptı: “Eğer Sayın Kılıçdaroğlu halkın avukatlığını yapan bir parti başkanıysa, avukatlıkta temelde asıl-vekil ilişkisidir.

Siz demek ki, vekil olduğunuzu kabul ediyorsunuz. O zaman Sayın Kılıçdaroğlu’na dostça, şu tavsiyede bulunuyorum: Yeni dönemin siyaset tarzının test edilmesi bakımından da, bırakın nasılsa bir müddet sonra asıl olan millete referandumda sorulacak bu değişikliği, derhal bugün Anayasa Mahkemesi’ne dilekçe vererek, başvurunuzu geri çekin. Ve milletin gerçekten vekili olduğunuzu ortaya koyun”

Ak Parti İsrail’i Veto etmedi

13 Mayıs 2010 Yazan kubra  
Kategori Gündem

Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, İsrail’in OECD üyeliğine karşı çıkmayan Ak Parti Hükümeti’ni sert bir dille eleştirdi. Kurtulmuş, üyeliğin kabul edilmesini büyük bir tutarsızlık ve çelişki olarak niteleyerek, “Ne kendilerine, ne millete, ne tarihe, ne de İslam dünyasına izah edebilirler. O zaman niye ‘one minute’ çıkışını yaptınız. Esas marifet otel lobilerinde ‘one minute’ demek değil, BM salonlarında, OECD salonlarında ‘one minute’ demektir” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, İsrail’in OECD üyeliğinin Türkiye tarafından veto edilmesi için temaslarda bulunmak üzere Türkiye’ye gelen Avrupalı heyeti Parti Genel Merkezi’nde kabul etti. Kurtulmuş, Avrupa’da belli çevrelerce İslamafobiya’nın pompalandığını vurgulayarak, bunun bütün Müslümanları zan altında bıraktığını ifade etti. Kurtulmuş, “Gelişen İslamofobya’ya karşı Müslümanların üzerine nasıl bir görev düşüyorsa, aynı şekilde demokratik ve insan haklarına uygun davranışları geliştirmek de bütün Avrupalı siyasetçilere düşmektedir. Müslüman dünyasının siyasi hassasiyetlerinin en başında Filistin sorunu gelmektedir. Filistin sorunu sadece Müslümanların değil, demokrasiden bahseden bütün Batı dünyasının da en temel sınavıdır” dedi.

İSRAİL’İN KARŞISINDA DİPLOMATİK GÜÇ YOK
Filistin sorunun belli yerlerde dile getirilmesinin çözümü için katkı sağlamadığını da vurgulayan Kurtulmuş, “Filistin sorununu belli platformlarda dile getirmek, haksızlıkları söylemek meselenin çözümü için kafi değildir. Yapılması gereken husus İsrail’in bu saldırgan tavırlarının Filistin halkı üzerine yoğunlaşan baskılarını diplomatik yollardan önleyecek çabanın ortaya konması gerekir. İsrail’in en büyük gücü sanıldığı gibi askeri gücü değil, karşısında uluslar arası bir diplomatik bariyerin çıkartılamaması olduğunu her zaman dile getiriyoruz” dedi.

BU DAVOS’UN GERİ ADIMIDIR
Kurtulmuş, yapılacak diplomatik çabaların en önemlilerinden birinin İsrail’in OECD üyeliğine karşı gelinmesi olduğunu söyleyerek, “Maalesef bu gün geç kalındı. Çünkü dün OECD tarafından yapılan açıklamada, 1961 yılından itibaren OECD üyesi olan Türkiye’nin İsrail’in OECD üyeliğini kabul ettiği açıklanmıştır. OECD kurallarına göre herhangi bir üye eğer aday üyeyi veto ederse bu ülke üye olamamaktadır. Türkiye hükümeti 3 yıl öncede İsrail’in aday olması halinde bir çekince koymayacağını deklare etmiştir. 26 Mayıs tarihinde Paris’te yapılacak olan toplantıda Türkiye hükümetinin onayıyla ve oluruyla İsrail OECD üyeliğine kabul edilecektir” diye eleştirdi.

BU VEBALİ ÖDEYEMEZSİNİZ
Hükümetin almış olduğu bu kararla tarihi bir vebal altına girdiğini de vurgulayan Saadet Lideri, “Bütün İslam dünyasının meselesi olan İsrail’in saldırganlığının durdurulması konusunda Türkiye tarihi bir vebal altına girmiştir. Hükümet bu kararla millet ve tarih karşısında, Allah indinde asla hesabını veremeyeceği bir büyük sorumluluğa imza atmıştır. Başbakan Erdoğan’ın Davos’taki çıkışı bütün Müslümanların gönlüne su serpmiştir. Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı’na karşı ‘one minute’ diyenler, İsrail’in nükleer faaliyetleri konusunda BM’de çekimser kalanlar, şimdi de İsrail’in OECD üyeliği konusunda olur vermiştir. Davos’ta gösterilen ‘one minute’ tavrını fiili olarak diplomatik olarak tamamiyle geri aldığımızı icraatlarımızla ortaya koyduk. Böylesine büyük bir çıkıştan sonra tamamen İsrail’in lehine olacak bir mekanizmaya onay vermek, Davos’ta söylenen sözlerin tamamının geri aldım demektir” açıklamasında bulundu.

Ak Parti Hükümeti’nin İsrail konusunda çelişkili davranmasını da eleştiren Kurtulmuş, “Davos sonrası Türkiye’nin bu adımı atmış olması karşısında İsrail yöneticileri ellerini ovuşturuyorlar. Ve diyorlar ki, ‘Bize İslam dünyasının yöneticileri ne söylerlerse söylesinler. Biz bildiğimiz yoldan gidiyoruz. Her türlü tavizi alıyoruz’ diye bir sevincin içerisindedirler” dedi.

KİŞİSEL KARARIDIR, SAYGI DUYUYORUZ
Bir basın mensubunun ‘CHP Lideri Baykal’ın istifasını nasıl değerlendiriyorsunuz’ sorusuna da yanıt veren Kurtulmuş, “Baykal’ın tamamen kendi şahsi tercihidir. Yakın çevresiyle danışarak bu tercihi yaptı. Tercihine saygı duyarız. Bütün Türkiye’nin de bu tercihe saygı duyması gerekir. Böyle bir atmosferde kendisini ve partisini sıkıntıya sokmadan istifa etmek erdemini göstermesi olumlu ve sorumlu bir davranıştır” dedi.

Avrupa İnsan Hakları örgütü olan IHRC adına açıklamayı örgütün genel başkanı yaptı. IHRC Genel Başkanı Massoud Shadjareh, Avrupalı Müslümanların Türkiye ile olan ilişkilerinin gelişmesinden yana olduklarını ifade ederek, “Türkiye geçtiğimiz döneme göre ekonomik ve insan hakları adına büyük gelişmeler kaydetti. Avrupa’daki Müslümanların sorunlarının çözülmesi için Türkiye ile ilişkilerin sağlıklı olarak gelişmesinden yanayız. Bu işbirliği sonrası Müslümanların en önemli sorunu olan Filistin sorununun çözümünün sağlanması gerektiğine inanıyoruz” dedi.

Kurtulmuş: Kesileceğimizi de Bilseydik Amerika’ya İncirlik’i Kullandırmazdık!

28 Ekim 2009 Yazan kubra  
Kategori Gündem, Manşet


kesileceğimizibilsekteincirkikullandırmayıızSP Genel Başkanı Prof. Numan Kurtulmuş, Kanal D’de yayınlanan Genç Bakış programına katılarak, Sakarya Üniversitesi’ndeki gençlerle buluştu.

Gençlerle hasbihal eden Kurtulmuş, hükümete sert eleştirilerde bulundu.

Gençlere sık sık tavsiyelerde bulunan Kurtulmuş, “Nasıl Roma imparatorluğu yıkılışına yakın çok ciddi bir saldırganlığın içerisine girdiyse bugün kü modern batı da böyle bir saldırganlığın içerisinde.Bir abi nasihatı olarak söylüyorum. Ne korkarak dizleriniz titreyecek ne de teslim olarak “ne yapalım efendim. Reel politik budur” demeyeceksiniz. Bu ülkenin, bu coğrafyanın çocukları olarak kendi cevabınızı kendi geleceğinizi kendiniz hazırlayacaksınız!” dedi.

Kesileceğimizi de Bilsek İncirlik’i Kullandırmayız!

Kurtulmuş, Irak işgalinin kendi dönemlerinde gerçekleşmesi halinde, Amerika uçaklarına Türkiye’nin hava sahasını kullanmasına kesinlikle izin vermeyeceklerini şöyle ifade etti: Ortadoğu politikalarında, bölge politikalarında Ak Parti iktidarı maalesef “Büyük Ortadoğu Projesi”nin eş başkanlığını bilerek ve isteyerek yaptı.

Türkiye, 1 Mart tezkeresinde Amerika uçaklarına Türkiye sahasının kullanılmaması kararını verdi. Millet iradesi bu şekilde gerçekleşti. Bir Muhalif milletvekili, Savunma bakanına “İncirlik hava üssünden” kaç tane savaş uçağı kalktı?” şeklinde bir soru önergesi verdi. Cevap olarak “131 bin savaş uçağının kalktığı, 6 bin tanesinin de ne yaptığını nereye gittiğini bilmiyoruz” denildi. Arkadaşlar bu uçaklar, Irak’ı bombaladı. Bu uçaklar, turist taşımadı. Biz, çok açık söylüyoruz. İktidarda olsaydık. Değil iktidardan düşmeyi, Bizi keseceklerini bilseydik incirlik üssünü asla kullandırmazdık.”

Zillet İçerisinde AB Sürecini Kabul Etmezdik

AB’yi bir medeniyet projesi olarak algılayan Başbakan Erdoğan’a sert eleştirilerde bulunan Kurtulmuş, “Avrupa Birliği’ni Medeniyet projesi olarak kabul ettiğiniz için adam da size “al kardeşim şu ev ödevini ve geç şu salona. Bu ev ödevlkerini yap. Eğer medenileşme yönünde mesafe katettiğine kanaat getirirsem seni 2014 yılında AB’ye almayı düşünüyorum” diyor. 17 Aralık’ın cevabı budur. Biz, iktidarda olsak böylesine zillet içerisinde yürütülen bir AB sürecini asla sürdürmezdik” dedi.

Kurtulmuş, iktidara gelmeleri halinde IMF ile ilişkilerini sürdürmeyeceklerini de sözlerine ekledi.

isra haber

Kurtulmuş: ‘Sonuna kadar gidilmeli’

27 Ekim 2009 Yazan kubra  
Kategori Gündem, Manşet

numan kurtulmuş büyükSaadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş “İrtica İle Mücadele Eylem Planı” belgesi üzerindeki son gelişmeleri “Hiçbir kamu görevlisinin milletten almadığı bir yetkiyi kullanmaya, demokrasiye müdahale etmeye hakkı yoktur. Bu konunun sonuna kadar üzerine gidilmelidir” diyerek değerlendirdi. 

Konunun polemik konusu haline getirilmeden, kutuplaşma ve gerilime neden olmadan demokratik olgunluk içerisinde çözüme kavuşturulması gerektiğini vurgulayan Kurtulmuş, hem Hükümet’e hem de Türk Silahlı Kuvvetlerine çağrıda bulundu. 

Kurtulmuş şu değerlendirmeyi yaptı:

“Milletimiz elbette kendi güvenliğini sağlayacak, güçlü bir ordunun olması gerektiğine inanmaktadır .Ama aynı zamanda TSK’nın siyasete müdahalesini asla tasvip etmemektedir.  Bu aşamada TSK’ya ve Genelkurmay Başkanı’na tarihi  bir görev düşüyor. Bu belgenin arkasında kimler varsa sonuna kadar üzerine gidilmeli ve böylece TSK belli zamanlarda siyasete ve demokrasiye müdahale eden kurum imajından kurtarılmalıdır. Sayın Genelkurmay Başkanı bu süreçte ortaya koyacağı demokratik ve şeffaf tavır ile TSK’yı millet nezdinde ibra etmelidir.   Çünkü millet iradesine, siyasi yapıya ve demokrasiye müdahale anlamına gelecek bu tür girişimler asla tasvip edilemez.

Elbette Türkiye’de güçlü, caydırıcı, vatan savunmasını yapan ama asla ve asla iç politikaya karışmayan bir TSK’ya ihtiyaç vardır. Elbette Türkiye’de işlerini milletin gösterdiği yolda yapan bir hükümete ihtiyaç vardır. Adil ve hızlı karar veren bir yargı sistemine ihtiyaç vardır. Millet iradesini her şeyin üstünde tutan bir Parlamento’ya ihtiyaç vardır. Bunlar bir vücudun  organları gibidir. Birbirine karşı değil birbiriyle uyum içerisinde çalışmalıdır. Ancak hepsinden önemlisi bütün bu organlara hükmeden beyindir. Ve o beyin de Millettir. Hepsi, hükümet, yargı, sivil ve asker bürokrasi milletin emrinde olmak zorundadır. 

Bunun ilk şartı da sebebi hükümeti milletin esenliği olan, millet iradesini esas alan, şeffaf ve sivil bir Anayasa yapmaktır. Maalesef Türkiye’de bütün Anayasa değişiklikleri ya Avrupa Birliği dayatmalarıyla ya da askeri darbeler sonucu yapılmıştır. Sorunun kökeninde de bu vardır. Israrla vurguladığımız gibi bir an evvel  oligarşik adacıkların bulunmadığı, millet egemenliğinden başka hiçbir iradeyi tanımayan, tam demokratik bir Anayasa için harekete geçilmelidir. 27 Nisan müdahalesinden sonra milletimizin 22 Temmuz 2007seçimlerinde Ak Parti Hükümetine yüklediği en önemli görev budur. Ancak ne var ki Hükümet şu ana kadar milletin bu talebine cevap vermemiştir. Ak Parti Hükümeti  22 Temmuz’da kendisine yüklenen bu sorumluluğu yerine getirmediği takdirde; artık benzer bir mazeretle milletin karşısına çıkacak yüzü kalmayacaktır.

Bir kez daha Hükümete çağrıda bulunuyoruz; bu tür müdahale tartışmalarının bir daha yaşanmaması için acilen şeffaf, katılımcı ve sivil bir anayasa ile başlayacak kapsamlı bir hukuki ve siyasi reform sürecine girilmelidir.”

Haber5.com

Kurtulmuş Tarım, dış güçlerin insafına bırakılamaz

08 Ağustos 2009 Yazan kubra  
Kategori Manşet, Teşkilat Haberleri

Çözümlerimiz hazır

‘Saadet Partisi tarıma sadece ekonomi gözüyle bakmamaktadır’ diyen Kurtulmuş, “Tarım dış güçlerin insafına bırakılamayacak kadar hassas ve milli bir konudur” dedi. Kurtulmuş, “Daha önce iktidara geldiğimizde yaptığımız icraatların yenileri için hazırız. Kaynaklarımız da hazırdır. Tarımın her konusunda projelerimiz uygulanmayı bekliyor. Saadet Partisi iktidarında çiftçimiz, üreticimiz, başkalarının çiftçisine ezdirilmeyecek, layık olduğu refah seviyesine kavuşturulacaktır” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, 3 günlük Karadeniz gezisinin ilk ayağı olan Trabzon’da coşkulu bur kalabalık tarafından karşılandı. Trabzon’da partililerle sabah kahvaltısı yapan Kurtulmuş ardından Araklı’da bölgenin en önemli gelir kaynağı olan fındık üzerine bir basın toplantısı yaptı. Türk tarımının çökertilmek istendiğini söyleyen Kurtulmuş, tütün, şekerpancarı, buğday ve fındıkta oynanan oyunlara dikkat çekti.

Hükümetin fındık konusunda açıkladığı fındık stratejisini eleştiren Kurtulmuş, hükümetin işine geldiğinde liberal işine geldiğinde de komünist olarak davrandığını söyleyerek, “Fındık hükümetin gördüğü gibi bir sorun değil, Allah’ın bir lütfudur. Hükümetin stratejisi yeni gibi sunulsa da bu strateji çok eskidir ve 2001 yılının 11. ayında IMF’in üçlü koolisyona dikte ettirdiği politikadan başka bir şey değildir. Stratejinin özü fındığın serbest piyasaya, kapitalizmin kollarına terk edilmeye dayanıyor. Fındıkta piyasayı düzenleyen üreticiyi koruyan hiçbir mekanizma kalmadığı gibi TMO ve Fiskobirlik devre dışı bırakıldı. Fındık üreticisi tüccarın fiyatını kabul etmekten başka bir şey yapamaz duruma düşürüldü. Bütün dünya ve hatta Türkiye nüfusu artarken bunun tabi sonucu olarak fındık üretimi de artıyor.  Türkiye’deki ekim alanlarının 20 yıl önceki seviyeye indirilmesi devrim değil gaflettir. Bu fındık stratejisi dünya gerçeklerine uymamaktadır. IMF Türkiye’nin elindeki fındık alanlarını daraltmaya çalışırken, Dünya Bankası Gürcistan’a AB’de İspanya ve İtalya’ya fındık alanlarını genişletmek için kredi vermiştir. Buradaki amaç fındık fiyatlarını düşürmek, üreticiyi panikletmek, malı ucuza kapatarak tüccarın eline düşürmektir. Bu oyun hep böyle oynanıyor. Eğer bu politikalar uygulanırsa, bölgede fakirlik ve işsizlik artacaktır” şeklinde konuştu.

Tarım, can damarıdır

Türkiye’de yıllardan beri IMF ve Dünya Bankası zoruyla yürütülen ‘tarımı kendi haline bırakma’ politikasını eleştiren Kurtulmuş, “Tarım bir ülkenin olmazsa olmaz faaliyet alanıdır. Can damarıdır. Özellikle bugün tarım tüm dünyada stratejik bir alan olarak görülmektedir. Bu nedenle de tüm dünyada tarım en üst düzeyde desteklenmektedir. ABD ve AB’de ise bu destekler çok daha yüksektir. Kendi çiftçisini en yüksek düzeyde destekleyen bu ülkeler maalesef bugün ülkemizi kıskaç altına almıştır” dedi.

Türk tarımının bugün kıskaç altında bulunduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Bu kıskaçlar, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve Avupa Birliği kıskacıdır. AKP tarım politikasında dışa bağımlı olduğu için tarım her geçen gün daha da zor bir döneme girmektedir. AKP’nin tarım politikasında dışa bağımlılık, çiftçimizi başkasının çiftçisine çalışır hale getirmek vardır. Bunun yanında milli tarım politikası vizyonu ve proje yoksunluğu göze çarpmaktadır. Tüm bu olumsuzluklara AKP’nin iktidarda kalma hevesi de eklendiğinde tavizlerin ardı arkası kesilmeyecektir. Tarım Bakanlığının bu kıskaçların taşeronluğunu yapması milli politikaya duyulan hasreti şiddetlendirmektedir.” diye konuştu.

Saadet Partisi’nin tarıma sadece ekonomi gözüyle bakmadığını söyleyen Kurtulmuş, “Tarım dış güçlerin insafına bırakılmayacak kadar hassas ve milli konudur. Bunun için Saadet Partisi tarımda dışa bağımlı değil, milli bir politikayı benimsemiştir. Tarımın dertlerini yakından takip ediyoruz” dedi. Saadet Partisi Lideri Numan Kurtulmuş’a Karadeniz gezisinde Genel Başkan Yardımcıları Ahmet Demircan, Şeref Malkoç, Genel Sekreter Turan Alçelik, Gik Üyeleri Salih Kaçır, Dursun Ali Düzenli ile Refahyol hükümetinin Tarım Bakın Musa Demirci eşlik etti.

Milli strateji oluşturulmalı

Fındık üretiminin 8 milyon insanı etkilediğini dile getiren Kurtulmuş, “Dünya fındık üretiminin yüzde 70′i ülkemizde yapılmaktadır ve son yıllarda fındıktan elde edilen ihracat geliri 2,5 milyar dolara yaklaşmıştır. Bu nedenle de çiftçinin ayakta kalabilmesi için girdi maliyetlerinin düşürülmesi ve mahsul fiyatlarının desteklenmesi gerekmektedir. Makul fiyata peşin ödeme uygulaması getirilmelidir. Biz Saadet Partisi olarak çiftçinin şevkle üretime devam etmesi ve ayakta kalabilmesi için girdi desteği ve mahsul alımları destekleme politikalarını uygulayacağımızı şimdiden ifade ediyoruz. Bu bağlamda hükümet derhal fındık taban fiyatını açıklamalıdır. Fiskobirlik’in devlet adına çiftçi menfaatlerini gözetecek tarzda yeniden organize edilmesi gerekmektedir. Fındıkta stok yönetimi olması gerekmektedir. Bunu Fiskobirlik yapabilir. Dünya fındık borsası Karadeniz illerinden birinde kurulmalıdır. Alternatif ürünler üzerine çalışmalar yapılarak, buna göre yöntem belirlenmelidir. Alternatif ürün seçiminin kısa zamana sıkıştırmak telafisi zor durumlara yol açabilir. Tarımda destek ürüne verilir alana verilmez. IMF baskısı ile alana destek verilmiştir. Ürüne destek verilmesi ticareti de kayıt altına alır. Arz fazlası ürün için tüm dünyada Pazar araştırmaları yapılması gerekir. Bu stratejinin hazırlanmasında TZOBB; Ticaret odaları, Fiskobirlik ve diğer ilgili kuruluşlardan, çiftçiden görüş alınmamıştır. Böyle bir kararın başarılı olması mümkün değildir. Bu açıdan yeni fındık stratejisi uygulaması iptal edilerek bütün kesimlerin katkısı ile gerçek ve milli bir strateji oluşturulmalıdır” dedi.

Numan Kurtulmuş’la Güneydoğu üzerine…

04 Ağustos 2009 Yazan kubra  
Kategori Manşet, Teşkilat Haberleri

 Saadet Partisi, 29 Mart’ta bölgeden “Yüzde 10” çıkartmıştı.
Türkiye geneli oy ortalamasının iki katı bu.
AK Parti-DTP kutuplaşmasının etkisi altında girilen bir seçimden yüzde 10 çıkartıp 3. sıraya yerleşmeleri, Doğu’nun ve tabii Kürt kardeşlerimizin Milli Görüş’e yönelik ilgisinin güçlü bir şekilde devam ettiğini gösteriyor.
Peki, Saadet bu ilgiye tam olarak karşılık verebiliyor mu?..
“Kürt açılımı”nın tartışıldığı böyle bir dönemde, Saadet gibi, gerek “misyonu” gerekse “bölgeden gördüğü teveccüh” itibarıyla konuyla birebir alâkalı olan bir partinin çok daha aktif olması gerektiğine inanıyorum.
Bu görüşümü, hafta sonunda Safranbolu’da bir araya geldiğimiz Saadet Lideri Numan Kurtulmuş’a da arz edince, gündeme birtakım çalışma tasarımları geldi.
“Güneydoğu’da istişare toplantısı gerçekleştirmek” ve bir “tespit ve çözüm teklifleri raporu hazırlayıp kamuoyuna sunmak” söz konusu olabilir.

•Saadet’in bu alanda ağırlık hissettirebilmesi önemli.
İzlediğiniz üzere:
Güneydoğu meselesi, bölgenin “gerçeklerinden” ve bu gerçeklerle mevcut “laiklik uygulamalarının” ne ölçüde “çatıştığından” bağımsız olarak tartışılıyor.
Bölgede sadece “PKK” yok; sadece “PKK etkisi” yok…
Başka gerçekler de var.
Bölgenin “Dini içerikli” tel’in, destek, protesto eylemlerine yüz binler katılıyorsa ve “din karşıtlığı” olarak algılanan tavırlara karşı en büyük tepki Güneydoğu’dan geliyorsa, bölgenin farklı bir gerçeği var demektir…
Saadet, bu gerçeği güçlü ve etkili vurgularla dile getirebilir.
Ayrıca…
Ergenekon dâvâsı, faili meçhuller, ölüm kuyuları gibi bütün Türkiye’nin ve özellikle de Güneydoğu’nun ilgiyle tâkip ettiği konuların üzerine daha ısrarlı bir şekilde gidebilir.

•Meselenin bu tarafına ilişkin düşüncelerimi böylece dile getirdikten sonra…

Bir başka noktaya geçeyim:

Güneydoğu’da 3. parti olan Saadet’in Lideri, hükümetin “Kürt açılımına” nasıl bakıyor?..
Kurtulmuş’un mesajlarını sıralayacak olursak:

1- “Bu çalışmalara, sırf hükümet yürütüyor diye peşinen karşı çıkmak doğru olmaz” diyor Sayın Kurtulmuş. Ve “çözüme dönük” bütün adımlara açık destek sözü veriyor.

2-
Bu süreçte, DTP’nin ya da bir başka yapının dışlanmasının son derece yanlış olacağını vurguluyor.

3- Bu ülkede Kürtlere fazla zulmedilmediğine, faili meçhul iddialarının gerçekçi olmadığına ilişkin iddialara prim vermiyor. Türkiye’nin, faili meçhullerle, din ve vicdan hürriyetini ortadan kaldıran yanlış uygulamalarla ve ceberut devlet anlayışının diğer alanlardaki yansımalarıyla mutlaka yüzleşmesi gerektiğinin altını çiziyor. Ve, bu kirli eylemlerin faillerinin de mutlaka en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğinin…

4- Kurtulmuş, “Güneydoğu meselesinin” tamamen “ekonomiyle” alâkalı olduğuna, Kürtlere iş ve para verildiği takdirde bütün sıkıntıların ortadan kalkacağına ilişkin iddialara da karşı. Meselenin, “ceberut devlet” boyutuna özellikle dikkat çeken Kurtulmuş; “Derin devlet yıllar yılı bu insanlara yapmadığını bırakmadı. Bölgede çok büyük insan hakları ihlalleri yaşandı. Bütün bunların hesabı sorulmadıkça, yürekler rahat etmez” diyor.

5- Bununla birlikte “ekonomi” de elbette önemli. “Dağdan inenlere para yardımında bulunmak gibi uygulamaların faydası olmaz; iş vereceksin. Bunun için de, neoliberal politikaları terk edip, bölgeye kamu yatırımları götüreceksin” diyen Kurtulmuş, GAP yatırımlarının da devam etmesini istiyor.

6- Güneydoğu’ya gönderilen bazı kamu görevlilerinin, vatandaşa her türlü zulmü reva gördüğünü biliyoruz. Kirli uygulamalarıyla, vatandaşa tepeden bakar tavırlarıyla “nefret” çeken bu kamu görevlilerinin bir an evvel oradan uzaklaştırılması ve yerlerine “insanların” getirilmesi yönündeki genel arzu, Kurtulmuş tarafından da dile getiriliyor.

7- Sona bıraktık ama, en önemlisi bu: Kurtulmuş, sürekli olarak “ceberut” (ya da zorba) devlet anlayışından vazgeçip, “Şefkat Devleti” anlayışına yönelmenin önemine dikkat çekiyor. Ona göre, mevcut darbe anayasası, “ceberut devlet” anlayışını temsil etmekte. Anayasası’nın “ruhu” ve “dili” itibarıyla “ceberut” olduğu bir devletin “şefkat” göstermesi beklenemez. Dolayısıyla, Sivil Anayasa şart. Ve aciliyeti var.
Kurtulmuş’un dile getirdiği görüş ve tekliflerden bir bölümü böyle…
Yazımın bu bölümünü, “Saadet’in Güneydoğu merkezli tartışma konusunda çok daha aktif, dinamik bir tavır almasının” önemini bir kez daha vurgulayarak bitirmiş olayım.


MEHMET ALİ ŞAHİN, O MAKAMA GİDER

www.Haber5.com


AK Parti’nin dün akşam saatlerinde Meclis Başkanlığına adaylığını açıkladığı Mehmet Ali Şahin, CHP’nin en fazla karşı çıktığı isimlerden.
Adaylığının açıklanmasından itibaren yaylım ateşine başlayan CHP’lilerin, O’nu özellikle (ne alâkası varsa) “Ergenekon süreci”nden dolayı suçladıklarını gördük.
Onur Öymen’in, “Şahin, Adalet Bakanlığı dönemindeki tutumuyla, pek çok saygın insanın hapse düşmesine sebep olmuştur” şeklindeki sözleri fevkalade komikti.
Öte yandan;
Adaylık işine uzun süre asılan Salih Kapusuz’un, “Kırgın mısınız?” şeklindeki soruya verdiği “İnsan kendisine kırgın olur mu?” karşılığı da dikkat çekiciydi.
“Şahin, şimdiden hayırlı olsun” diyerek bitirelim.