Yaşlı Ve Özürlüler Manevi Bakımın Eksikliğini Yaşıyor
09 Kasım 2011 Yazan Saadet Kadın
Kategori Kadınca
SAKARYA – Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar, tıbbî ve sosyal bakım hizmeti alan yaşlı ve özürlülerin manevi bakımın eksikliğini yaşadığını belirtti. Seyyar, “Sosyal bilim dalları maneviyat ekseninde yeniden gözden geçirilmesi lazım.” dedi.
Türkiye’de 500 binin üzerinde evde yaşayan bakıma muhtaç insan bulunuyor. Tıbbî tedavi, tıbbî ve sosyal bakım hizmeti alan bu insanlar, psiko-sosyal rehabilitasyon hizmetlerinin önemli bir parçası olan manevi bakımın eksikliğini yaşıyor. Manevî bakım, özellikle kronik hastalara, kalıcı sakatlığı olan özürlülere ve yaşlılığa bağlı değişik sıhhî sorunları olanlara büyük destek veriyor.
‘Tıbbî Sosyal Hizmetlerde Manevî Bakım’ isimli kitabı kaleme alan sosyal siyaset uzmanı Prof. Dr. Ali Seyyar, maneviyatın, tıbbî ve sosyal hizmetlerde bütüncül ve birleştirici bir rol üstlendiğini, kişinin sağlığına daha kolay kavuşmasına veya bu mümkün değilse mevcut durumuyla barışık olmasına ve hayata bağlı kalmasına yardımcı olduğunu söyledi.
Pek çok gelişmiş ülkede bakım hizmetlerinin bir parçası olarak kabul edilerek uygulanan manevi bakımın, Türkiye’de uygulanmadığını kaydeden Seyyar, Türkiye’de sosyal bilimlerin manevi gerçeklerden uzaklaştırılarak daha çok davranışsal ve seküler bir iklime sokulduğunu ifade etti.
Sosyal hizmetlerin milli kültüre uygun bir şekilde yeniden dizayn edilmesi gerektiğini vurgulayan Seyyar, “Sosyal bilim dalları maneviyat ekseninde yeniden gözden geçirilmesi lazım. Manevi bilimler ile sosyal bilimlerin birlikte paralel şekilde kaynaşarak yürütülmesi lazım. Sosyal bilimlerin ilerlemesinin sağlanabilirliği manevi bilimlere ağırlık vermekle mümkün olur. Manevi bilimler dendiğinde bizim vahiy kaynaklarımız olan Kur’an ve Sünnetin anlaşılması lazım.” dedi.
“BAKIM HİZMETLERİNDE MANEVİ TERAPİSTLER VEYA SOSYAL İLAHİYATÇILAR YETİŞTİRİLMELİ”
Manevi bakımın sosyal bakım hizmetlerin bir parçası olduğunu belirten Seyyar, Türkiye’de geliştirilen bakım modellerinin tıbbi ve hemşirelik modelleri üzerine inşaa edildiğini ifade etti.
Seyyar, bütüncül bakım hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olan manevi bakım anlayışının, gerek sağlık alanında, gerekse sosyal bakım hizmetlerinde kurumsal bir nitelik kazanması gerektiğini dile getirdi.
Tıbbi ve sosyal bakımın manevi bakımla takviye edilmesinin önemli olduğunu anlatan Seyyar, şunları söyledi; “İleri derece özürlülükten, yaşlılıktan veya kalıcı hastalıklardan dolayı insanlar bakıma muhtaç hale gelebilir. Korunmaya muhtaç hale gelen bu insanlara bakım hizmeti verilmezse ölüme terk edilirler. Bakıma muhtaç kişinin kendi konumunu nasıl algıladığı önemli. Burada çok sorunlar çıkıyor. İntihar edenler, hayata küsüp kendini dışlayanlar, kadere küsüp imanını yitirenler. Bütün bu tehlikeli durumlar önüne geçilmesi gereken çok ciddi sosyal ve manevi risklerdir. Bakım hizmetleri alanında manevi terapistler veya sosyal ilahiyatçılar yetiştirerek o kişilerin evlerine kadar gidilmeli ve manevi motivasyon, teskin ve teselli yöntemleriyle kendilerinin manevi huzura kavuşmalarına destekçi olunmalıdır.”
“MUSİBET GİBİ ALGILANAN BÜTÜN OLUMSUZ OLAYLAR HAYRA DÖNÜŞEBİLİR”
Tıbbi ve sosyal bakım modellerinin insanları mutlu etmeye yetmediğini savunan Seyyar, “İnsanlar sadece bu yönde hizmetlerle mutlu olamıyor. Sorun şu; kişi ‘Ben neden sakatlandım?’,'Neden bu hale geldim?’ diye soruyor. Manevi telkin modelleriyle bu kişinin kader anlayışını yeniden gözden geçirmemiz lazım. Biz ‘kadere iman ettik’ diyoruz. Fakat gerçekleşen sosyal risklerin ve değişik dünyevi musibetlerin karşısında kadere karşı inancımız sarsılıveriyor.” diye konuştu.
Manevi sosyal hizmet uygulamalarıyla bu olağanüstü durumlara kişilerin hazırlıklı olmasının sağlanabileceğine işaret eden Seyyar, “Kişisel, toplumsal ve doğal felaketlere hazırlıklı olmayan insanlar manevi yönden yetersiz olmalarından dolayı psiko-sosyal şok ve çöküntüler de yaşayabilir. Biz maneviyat odaklı koruyucu sosyal hizmetler bağlamında kişilere ‘Altı T’ modelini veya formülünü tavsiye ediyoruz. Afet öncesi tedbir ve tedavi sonrası için teslimiyet, tevekkül, tahammül ve teşekkür. Her türlü tehlikeye karşı tedbir almak, aklın emrettiği bir yaklaşımdır. Buna rağmen bedenimize zarar verici bir sonuç ortaya çıkması halinde tıbbi tedavi yöntemlerine müracaat etmek ise hayata yeniden sarılmak adına önemlidir. Teslimiyet şuuruyla musibet gibi algılanan bütün olumsuz olaylar hayra dönüşebilmektedir. Tevekkül de çok önemli bir kavramdır. Allah’ı vekil kılmak suretiyle bütün dertlerimizi bertaraf edebileceğimiz gibi hayatta huzurlu ve etkin olabiliriz.” tespitinde bulundu.
“ÖLÜM HABERİ VERİLİRKEN MANEVİ SOSYAL HİZMET UZMANI DA BULUNMALI”
Manevi sosyal bakım hizmetlerinin uygulanabilmesi için manevi terapist veya manevi bakım elemanlarına ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Seyyar, “Din görevlilerimize hem sosyal hem de manevi bakım elemanı olabilmeleri için kurslar düzenlenebilir. Diğer taraftan ilahiyat fakültelerinde manevi bakım bölümleri açılabilir. Sosyal hizmet bölümlerinde de manevi bakım dersleri konulabilir. Böylece hem ilahiyatçıları sosyal bakım alanına kazandırmış oluruz hem de sosyal hizmet uzmanlarını manevi bakım alanına yaklaştırmış oluruz. Bakıma muhtaç kişilere hem sosyal hem de manevi bakım hizmetlerinin birlikte verilmesi gerekiyor. Devlet Denetleme Kurulu da bu yönde bir tavsiyede bulunmuştu. Ancak uygulama takvimi ile bu bütüncül modeli hazırlayacak ve uygulayacak muhatap kurumlar belirlenmemişti.” şeklinde konuştu.
Doğal afetler, maden ve trafik kazalarında ölenler ile şehitlerin ailelerine haber verilirken manevi sosyal hizmet uzmanının da bulunmasının faydalı olacağını ifade eden Seyyar, şunları kaydetti: “Âfetlerde mağdurlara manevi sosyal hizmet sunmaya hazır meslek elemanlarının başında psikologlar, sosyologlar, sosyal ilahiyatçılar, manevî terapistler, çocuk gelişim ve sosyal hizmet uzmanları gelmelidir. Mağdurların travma sonrası stres bozukluğundan kaynaklanan değişik negatif tavır ve tepkilerinin giderilmesi, manevî dünyalarıyla barışık ve topluma yeniden adapte olmaları için, her mahallede değişik sosyal mesleklerden oluşan gönüllü ekipler oluşturulmalı. Afetler için özel olarak tasarlanmış manevî sosyal hizmet modelleri, bütüncül afet yönetim ve programlarına dâhil edilmeli ve uygulanmalıdır.”
MİLLİ GAZETE
‘Müslüman Kadının Şahsiyeti Sempozyumu’ gerçekleştirildi
Milli ve manevi değerlerine bağlı köklü bir sivil toplum kuruluşu olan Anadolu Gençlik Derneği, Müslüman Kadının Şahsiyeti programının ikincisini gerçekleştirdi.
Eminönü Halk Eğitim Merkezi’nde gerçekleşen program Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Ardından Hanımlar Komisyonu Başkanı Zeynep Anıl Eren açılış konuşmasını yaptı. Eren konukları selamladıktan sonra konuşmasında Müslüman kimliğine sahip bir kadında olması gereken erdemlere yaşanmış olaylardan örnekler vererek değindi.
“Günümüzde Müslüman Kadının Ortaya Koyması Gereken Kimlik Ne Olmalıdır?” sorusuna cevap aranan panelin oturum başkanlığını Doç. Dr. Sevgi Kurtulmuş yaptı. Kurtulmuş sorunun cevabını hep geçmişte aradığımızı ama aslında aradığımız cevapları günümüzde de bulabileceğimizin örneğini verdi. Filistin’de Mescid-i Aksa’ya komşu olan ve evleri İsrailliler tarafından işgal edilen bir kadın ve ailesinin yaşadıklarını anlattıktan sonra sırayla konuşmacılara söz verdi. İlk olarak Nuray Canan Bezirgan Müslüman kadının bürünmesi gereken kimliğin nasıl olması gerektiğine değindi. Ardından Müzeyyen Taşçı modernizm ve sekülerizmin Müslüman kadında oluşturduğu zaafları ve bu zaaflardan kurtulmak için sahip olunması gereken erdemleri kısa başlıklar halinde anlattı. Hz. Fatıma’nın hayatından anektodlar anlatan Necla Saydam vahyin evinde yetişen Hz Fatıma’nın Müslüman kadın kimliğine en temel örnekliği teşkil ettiğini belirtti. Son olarak da New York’ta yaşayan İsveçli bir balerin olan Rabia Cristina Brodbeck nasıl ihtida ettiğini, o kültürde yaşamış biri olarak batının ve modern dünyanın İslama, olan düşmanlığını anlattı.


.jpg)


