Saadet Partisi İstanbul Kadın Kolları
20 Haz 2017

İstanbul Kadın Kolları Pembe Metrobüs Talebini Yineledi.

1146064

Saygıdeğer Basın Mensupları,

Kıymetli Halkımız;

 

Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kolları olarak partimizin genel vizyonu çerçevesinde bu güne kadar ülkemizin pek çok meselesi ile ilgili kampanyalar, basın açıklamaları, çok çeşitli organizasyonlar gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Yaşadığımız bölge ile ilgili karşılaştığımız her sorunu soğukkanlılıkla ele alarak milletimizin taleplerini ve muhtemel çözüm yollarımızı milletimizle ve yöneticilerle paylaşmayı siyasi varlığımızın başlıca gereği olarak gördük, görmekteyiz.

Saadet Partisi ülkemizin en köklü siyasi hareketine mensup bir parti olarak,  ülkemizin ve dünyanın içinde bulunduğu problemleri her yönü ile ele alarak düşünen ve kalıcı çözümler üreten bir parti olarak temayüz etmiş ve saygın bir yer edinmiştir.

Bu yönü ile Saadet Partimizin ele aldığı her ölçekteki meselede güçlüden, çoğunluktan, tekebbürden yana değil haklıdan, işbirlikçilikten yana değil diyalogdan yana tavır alarak ele aldığı görülecektir.

Bu minvalde nüfusu yirmi milyona dayanan bir metropolde yaşayan insanlar olarak yaşadığımız şehrin içinde bulunduğu sıkıntıları da çeşitli vesilelerle ele alarak gündeme taşımaya, yetkililerimizi uyarmaya çalıştığımız kamuoyunun malumudur.

Malatya, Sivas, Ankara, Bursa, Diyarbakır gibi pek çok ilimizde farklı uygulamalarla hayata geçen, ilk kez Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kolları olarak tarafımızca gündeme taşınan “Ulaşımda Kadınlara Pozitif Ayrımcılık” başlığı ile ele aldığımız “Pembe Metrobüs” talebi ile ilgili 20 Şubat 2012 tarihinde il Başkanlığımızca yapılan basın açıklaması ile kamuoyu bilgilendirilmiş, konu Meclis Üyelerimiz tarafından İBB Meclisine sunulmuş ve Başkanlık Makamına sevk edilmesi sağlanmıştır.

2012 yılından itibaren Sivil Toplum Kuruluşlarını harekete geçirip desteklerini de alarak, çok kısa bir zamanda toplanan 60 bin imza ile 12 Mart 2012 tarihinde bu önemli talep, güçlü bir şekilde Büyükşehir Belediye Meclisine ulaştırılmıştır.

Son günlerde İstanbul için Pembe Metrobüs talebinin pek çok ortamda yüksek sesle konuşulduğunu görmekteyiz. Konunun farklı yönleri ile ele alınarak tartışıldığını görmekten de fevkalade memnunuz.

İstanbul başta olmak üzere ulaşım sorunlarımızın altında ülkemizde uygulanan yanlış yatırım politikalarının olduğu gerçeğini görmemek elbette imkânsız. Nüfusu yirmi milyona dayanmış, trafikteki kayıtlı araç sayısı 3 milyon 800 bini aşmış, büyük bütçeli pek çok yatırıma rağmen ulaşım sorunu çözülememiş bilakis bu yatırımların şehrin sorunlarına çözüm olmaktan ziyade artık şehre taşıyamayacağı yükler olarak döndüğü bir ortamda insanca yaşamanın yollarını hep birlikte aramak zorundayız.

Konu ile ilgili yaptığımız bütün açıklamalarımızda belirttiğimiz gibi Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kolları olarak talebimiz, sabah ve akşam yoğun saatlerde hanımlara özel bir alternatifin sunulmasıdır. Bu talep hanımların diğer metrobüsleri kullanmaması, anlamına kesinlikle gelmemelidir. 535 Metrobüs ile dünyanın en büyük metrobüs filosuna sahip olunmasına rağmen yoğun saatlerde yaşanan insanlık dışı manzaraların önüne geçilemediği, şehri yöneten yetkililerimizin de ifadelerinde kendini göstermekte. Tekraren ifade ediyoruz ki bu talep İstanbul’da yaşadığımız trafik sorununa kesinlikle bir çözüm değildir.

Kadını, erkeği, yaşlısı, genci ile yaşadığımız keşmekeşin içinde nispeten rahat edebileceğimiz çözümleri konuşmak ve en makullerini de yetkililerimizden talep etme hakkımızı kullanmak durumundayız.

 

Yukarıda da zikredildiği gibi 2012 yılında Saadet Partisi Kadın Kollarının başlatmış olduğu ve halen de takipçisi bulunduğu

Pembe Metrobüs talebinin kamuoyunda tartışılması sonuç almak için önemlidir.

Büyükşehir belediyesinden sosyal medya üzerinde konu ile ilgili tartışmaları yakından takip ederek hiçbir ayrımcılığa sebebiyet vermeden bu talebi hayata geçirmesini bekliyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

 

 

NAGEHAN GÜL ASİLTÜRK

SAADET PARTİSİ İSTANBUL KADIN KOLLARI BAŞKANI

31 Mar 2016
287

Vizesiz Seyahat, Zehir Kutusunun Süslü Ambalajıdır

Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, haftalık olağan basın toplantısında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, AB ve Vizesiz Avrupa söylemlerini sert bir şekilde eleştirdi…

Kamalak, günlerdir gündemden düşmeyen AB ve vizesiz Avrupa söylemlerine sert bir dille eleştirerek, “Vizesiz seyahat, zehir kutusunun süslü ambalajıdır. Bu kutunun içinde tam 72 ayrı zehir vardır. Ne aldığımızı büyük puntolarla, çarşaf çarşaf yazanlar, ne verdiğimizden tek kelime bahsetmiyorlar. 1 alıp 72 veriyoruz. .  Bizim medeniyet hedefimiz, Avrupa Birliği’ne köle olmak değil, İslam Birliği’ni kurmaktır. Türkiye 57 yıldır kapısında oyalandığı Avrupa Birliği macerasından artık vazgeçmelidir” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretini de eleştiren Kamalak, “Medyada yer alan haberlere göre, Sayın Erdoğan, Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde tam 16 kez gitmiş Amerika’ya. Peki, sonuç ne? Sonuç ortada;  Parçalanmış bir İslam coğrafyası. Yerinden yurdundan edilerek mülteci bir hayata mahkûm edilmiş İslam ümmeti. Çok net söylüyorum; Batı ile işbirliği yapılarak, Avrupa ile Amerika ile yanak yanağa poz vererek İslam Dünyasına hizmet edilemez. Amerika’ya 16 değil 116 kere gitseniz, Müslümanların lehine bir sonuç çıkmaz” dedi.

Balgat’ta parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündemdeki ‘Vizesiz Avrupa’ söylemlerini sert bir dille eleştirdi. Son günlerin en çok konuşulan gündem başlıklarının başında Avrupa Birliği ve vizesiz seyahat hakkının olduğunu hatırlatan Kamalak, “İktidar ve bir kısım medya tarafından günlerdir estirilen rüzgâra bakılırsa Hükümet yine büyük bir zafere imza atıyor!Ülkede bir bayram havası estiriliyor.Bütün iktidar yetkilileri, ‘Vizesiz Avrupa’ açıklamaları yapıyor. Bütün iktidar gazeteleri; ‘Vizesiz Avrupa’ manşetleri atıyor. Oysa, biz bu filmi geçmişte çok seyrettik. Ne zaman bir bayram havası estirilse, ne zaman zafer naraları atılsa arkasından tam bir felaket geliyor” dedi.

VİZESİZ SEYAHAT YALANIYLA ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLÜYORLAR

Bunun örneğini 96’da imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması’nda yaşadığımızı vurgulayan Kamalak, “O zaman da bu anlaşma, ‘tarihi bir zafer’ olarak sunulmuştu. Ama sonucu felaket oldu. Gümrük Birliği’nin, Türkiye’ye sadece ekonomik maliyeti 20 yılda, 500 milyar doları aştı.  Gıdadan giyime, otomobilden kozmetiğe kadar Türk pazarını Avrupa Birliği malları doldurdu.  Yani o zaman bunu zafer gibi sunanların dediği değil, ‘Yapmayın. Bu anlaşma bu millete ihanettir. Onlar ortak, biz Pazar oluruz!’ diyen Milli Görüş’ün dediği çıktı.Şimdi aynı tiyatro yeniden sahneye konuluyor. ‘Mercedes’e ucuza bineceğiz’ yalanıyla, Türkiye’yi Gümrük Birliği’ne soktukları gibi, şimdi de ‘Vizesiz Seyahat’ yalanıyla Türkiye’yi daha büyük bir felaketin içine sürüklüyorlar.Ne aldığımızı büyük puntolarla, çarşaf çarşaf yazanlar, ne verdiğimizden tek kelime bahsetmiyorlar” diye konuştu.

BİR ALIP 72 VERECEĞİZ

“Sahi Gümrük Birliği ile ne kazandık?” diye soran Kamalak konuşmasına şöyle devam etti:  “Koca bir hiç!Peki, ne kaybettik?En az 500-600 milyar dolar. Vizesiz seyahat getiriyoruz diye süslü laflarla televizyon televizyon dolaşıyorlar. Ama sıra ne vereceğimize gelince tek kelime etmiyorlar.  Hatırlarsınız, Irak’ın işgali sırasında Türkiye 1 koyup 3 alacaktı. Ama tam tersine 3 koydu, ama 1 bile alamadı.Şimdi durum daha da vahim,  1 alıp 72 veriyoruz.  Vizesiz seyahat Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin istediği 72 şartı yerine getirmesine bağlı.Peki, ne var bu 72 tavizin içinde?  Bunları yazan, millete açıklayan yok.”

KARŞILIĞINDA AVRUPA’YA NE VERİYORSUNUZ?

“Hiç laf kalabalığı yapmayın, dürüstçe açıklayın” diyerek Hükümete seslenen Kamalak şu soruları yöneltti;  “Avrupa’ya siz ne veriyorsunuz? Örneğin istenen tavizlerin içinde, Kıbrıs var, mı yok mu? Şehit kanlarıyla alınan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki egemenlik hakkımızdan vazgeçiyor musunuz, vazgeçmiyor musunuz? Kıbrıs’ı Rumlara teslim ediyor musunuz, etmiyor musunuz? Türkiye’nin en önemli su kaynakları olan Fırat ve Dicle’yi İsrail yararlansın diye uluslararası bir konsorsiyuma açıyor musunuz, açmıyor musunuz? Sınırlarımızı Avrupa Birliği’ne açarken, İslam ülkelerine kapatıyor musunuz, kapatmıyor musunuz? Türk Ordusunu, İslam ülkelerine karşı, Avrupa Birliği Savunması’nın bir parçası yapıyor musunuz, yapmıyor musunuz? Bu milletin evlatlarına, kendi ahlaki ve manevi değerlerimizi değil de batının bozuk değerlerini öğretmeyi kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz? Evet! Ne var bu 72 tavizin içinde? Çıkın milletin karşısına, dürüstçe açıklayın.”

BU ZAFER DEĞİL HEZİMETTİR

“Bu bir zafer değil, tarihin en şerefli milleti için bir hezimettir” diyerek konuşmasına devam eden Kamalak, “Bu ihanetin hesabını veremezsiniz. Yine yoksa ‘Safmışız. Yanıldık. Aldatıldık mı?’ diyeceksiniz. Vizesiz seyahat, zehir kutusunun süslü ambalajıdır. Bu kutunun içinde tam 72 ayrı zehir vardır! Sizler aracılığıyla bu hükümeti bir kez daha uyarıyorum.  Bizim medeniyet hedefimiz, Avrupa Birliği’ne köle olmak değil, İslam Birliği’ni kurmaktır. Türkiye 57 yıldır kapısında oyalandığı Avrupa Birliği macerasından artık vazgeçmelidir.

116 SEFER DE GİTSENİZ LEHİMİZE SONUÇ ÇIKMAZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretine de değinen Kamalak, “Medyada yer alan haberlere göre, Sayın Erdoğan, Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde tam 16 kez gitmiş Amerika’ya. Peki, sonuç ne? Sonuç ortada;  Parçalanmış bir İslam coğrafyası. Yerinden yurdundan edilerek mülteci bir hayata mahkûm edilmiş İslam ümmeti. Çok net söylüyorum; Batı ile işbirliği yapılarak, Avrupa ile Amerika ile yanak yanağa poz vererek İslam Dünyasına hizmet edilemez. Amerika’ya 16 değil 116 kere gitseniz, Müslümanların lehine bir sonuç çıkmaz. İşte Milli Görüş farkı budur. Örnek mi istiyorsunuz: Erbakan bir kere İran’a gitti, bir kere Mısır’a gitti, bir kere Malezya’ya gitti. Döndüğünde yüzyılın en büyük dış politik hamlesi D-8’leri kurdu. Bu yüzden biz diyoruz ki tek çare Milli Görüştür. Saadet Partisi’dir” diyerek eleştirdi.

TEHLİKELİ VE HAYALİ MACERALARLA VAKİT GEÇİRMEYİN

“Türkiye, tehlikeli ve hayali maceralarla vakit geçirmek yerine Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni bir Dünya mücadelesi vermelidir.” diyen Kamalak konuşması şöyle tamamladı: “ Bunun için de ilk adım olarak ‘barış’ ve ‘üretim’ merkezli yeni bir döneme geçmelidir. ‘Milli, Güçlü, Süratli ve Yaygın Kalkınma dönemi’ başlatılmalıdır. Tüketen değil üreten ekonomi için gerekli alt yapı ve yatırımlara öncelik verilmelidir. Milleti bu tür yalanlarla kandırmaktan vazgeçip, şeffaf, şaibesiz ve dürüst bir yönetim anlayışı ortaya konulmalıdır. En önemlisi de Batı kulübüne girmenin değil, İslam Birliği’ni kurmanın mücadelesi verilmelidir. Evde, sokakta, şehirde, ülkede barışı sağlayacak adımlar atılmalıdır. Çünkü barış olmadan üretim olmaz. Üretim olmadan da itibar olamaz.  Bu uyarılarımızı, hükümete bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyor, inandığımız gerçekleri tarihi bir sorumluluk olarak Aziz Milletimize arz ediyoruz.”

20 Mar 2016
IMG-20160320-WA0021

HANE-İ SAADET SULTANBEYLİ’DE

IMG-20160317-WA0012

Saadet Partisi Sultanbeyli Kadın Kolları’nın gayretli çalışmaları ile hizmete giren Hane-i Saadet bürosu görkemli bir açılışı ile hizmete girdi.

HANE-İ SAADET MEHMET AKİF ERSOY MAHALLESİ’NDE AÇILDI

Programa Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul İl Başkanı Birol Aydın,  İl Başkan Yardımcısı Hüseyin Oruç, İstanbul İl Kadın Kolları Başkanı Nagehan Gül Asıltürk, Saadet Partisi Sultanbeyli İlçe Başkanı Fetullah Bülbül, Saadet Partisi Sultanbeyli Belediye Meclis Üyesi İsmail Yılmaz, Sultanbeyli İlçe Kadın Kolları Başkanı Ayşe Miroğlu ve İl ve İlçe kadın kolları üyeleri katıldı. Açılışta konuşan Birol Aydın “Saadet herkese lazım olan bir şey. Bugün İslam âlemi olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey” dedi. Tüm insanlığın saadeti için çalışan Saadet Partisi Kadın Kolları İstanbul İl Başkanlığı’nın tüm ilçelerde açmayı planlandığı Hane-i Saadet bürolarının açılışları devam ediyor.  Bu kapsamda ciddi bir çalışma ortaya koyan Saadet Partisi Sultanbeyli Kadın Kolları Mehmet Akif Ersoy Mahallesine Hane-i Saadet bürosunu kazandırdı.

IMG-20160317-WA0009

SAADET HERKESE LAZIM OLAN BİR ŞEY

Açılışa katılan Birol Aydın yaptığı konuşmada, “Her şeyden önce Hane-i Saadet olarak yeniden tanzim olan iyi niyetlerle açılışını yapacağımız bu lokalin Mehmet Akif  Mahallemizde yaşayan bütün sakinlerimizin özellikle hanımefendilerimizin iyiliğine, güzelliğine ve hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyoruz. Yine bu güzel örnek çalışmadan dolayı hem il kadın kollarımıza ve bu faaliyete öncülük yapan Sultanbeyli  ilçemizin kadın kollarına şükranlarımı arz ediyorum. Rabbim kendilerinden razı olsun. Saadet herkese lazım olan bir şey. Bugün de ülke olarak, millet olarak, İslam âlemi olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey. Saadet geçici mutluluk değildir, saadet sürekli mutluluk demektir. Bizimde bugün Saadet Partisi kadın kolları olarak yaptığımız bu çalışmalara ülkemizin her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Canımız yanıyor, şehitlerimiz var, sokaklarımızı görüyoruz, TV ekranlarını görüyoruz bütün bu gördüklerimiz ‘Hadi daha fazla çalış’ diye adeta bize bir zorlama yapıyor ve bu şekilde biz de çalışmalarımız arttırıyoruz, Cenab-ı Allah bu çalışmalarımızı ülkemizin birliğine ve dirliğine bütün insanlarımızı huzur ve saadetine vesile eylesin” dedi.

IMG-20160320-WA0010

İNSANLIĞIN SAADETİ HANELERİMİZDEN GEÇİYOR

Hane-i Saadet programı hakkında bilgi veren İstanbul İl Kadın Kolları Başkanı Nagehan Gül Asıltürk, “Hane-i Saadet çalışmamız İstanbul’un tüm ilçelerinde açmayı planladığımız bir çalışma. Beyoğlu’ndan sonra Sultanbeyli’de ikinci büromuzu açtık.  Biz Saadet Partisi olarak tüm insanlığın saadeti için uğraşıp çaba harcıyoruz. Ve biliyoruz ki insanlığın saadeti hanelerimizden geçiyor. Bunun içinde hanımlarımızın bu hanelerinin dizaynını sağlayıp, gerçek manada yoğrulup insan yetiştirme noktasındaki gayretleriyle faaliyetlerimizi sürdüreceğiz” diye konuştu. Lokallerde insanlığın saadeti için, kadınlara yönelik faaliyetleri gerçekleştireceklerini söyleyen Asıltürk, “Haftanın belli bir günü Asr-ı Saadet dersleri, yöresel çalışmalar yapacağız, haftanın yahut ayın belli bir günü farklı yörelerden örneklerle burada hanımları buluşturacağız. Burada farklı tatların tanıtımını yapacaklar. Bunun yanı sıra el sanatları ile ilgili çalışmalarımız olacak. Onların tercih ettiği noktalarda eğitimciler bulup yardımcı olmaya çalışacağız. Ayrıca çocuklarımıza yönelik sinevizyon ve film gösterimleri olacak. Oyun odaları oluşturduk, anneler orada faaliyet halinde olurken çocuklarımız ile ilgilenecek kardeşlerimiz olacak. Böylece çocuklarımızın geleceğine yönelik eğitim faaliyetleri gerçekleştirmiş olacağız. Sağlık ve hukuk alanında insan yetiştirmeye dair seminerler faaliyete geçirilecek. Ve biz bu konuda mahalle şuurunu yerleştirmek için elimizden geleni yapmaya çalışacağız” diyerek kadın çalışmalarının önemine dikkat çekti.

IMG-20160320-WA0021

02 Mar 2016
NECMETTÝN ERBAKAN, ÇEÞÝTLÝ KÝÞÝLER ÝLE...

BİR ÖMÜRDE BİN ÖMÜRLÜK HİZMETLERİ İLE ERBAKAN!

NECMETTÝN ERBAKAN   01

Onu anmak, onu yaşamaktır.

Vefatının beşinci yılında Milli Görüş Lideri Pro.Dr.Necmettin Erbakan hocamızı, 54.TC Hükümetinin Başbakanı olarak kurmuş olduğu en yüksek düzeyde uluslararası kuruluş olan D-8’in umdelerinden “Savaş Değil Barış! Çatışma Değil,Diyalog!” teması ile anıyoruz.

İçinde bulunduğumuz zaman diliminde en çok ihtiyaç duyulan iki unsur; “Diyalog” ve “Barış”.

Saadet Partisi’nin Genel Başkanı olarak hayata gözlerini kapatan Erbakan Hocamız Milli Görüşün yeni bir dünya kurma hamlesi olduğunu, bunun hiç kolay olmadığını, 5 parti kurmaya mecbur kaldığını söylüyor ve her konuşmasında, 1,5 milyar İslam Âleminin, 7,5 milyar insanın huzur ve saadet içerisinde olmadığını, ızdıraplar, sıkıntılar ve gözyaşının artarak devam ettiğini çarpıcı istatisdiki rakamlarla belirtiyordu.inancımızın temelinin sevgi, şefkat hoşgörü ve merhamet olduğunuvurguluyor,bundan dolayıda sadece Müslümanların değil bütün insanlığın saadetini gaye edinmemiz gerektiği bilincini veriyordu.

Ancak, doğru teşhisle doğru tedavinin mümkün olduğunu söyleyen Erbakan Hocamız,dünyanın nasıl idare edildiği ve nelerin yapılması gerektiği hususlarını herzaman genel hatlarıyla ortaya koyuyordu. Etkin ülkeler, yapılar ve kurumlar tarafından dünyanın şekillendirildiğini, yönetildiğini ve ana hedefilerinin de kendi inanç ve idealleri çerçevesinde ‘Dünya Hâkimiyeti’ni sağlamak olduğunu dile getiriyorbu etkin ülke ve yapılarının temel stratejilerinin şunlar olduğunu belirtiyordu; Askeri üstünlüğü sağlamak için stratejik bölge ve ülkelerin işgali veya kontrolü, Enerji kaynaklarının ve geçiş güzergâhlarının kontrolü, Stratejik madenlerin kontrolü,Kalkınmakta olan ülkelerin ekonomik bağımsızlığının engellenmesi.

Teşhis doğru yapılınca,niyette halis olunca tedavi mümkündü elbet.

Savaş,çatışma,işgal,sömürülere sahne olan 20. Asrın sonunda bir kapı aralanmıştı aydınlığa…  Ve İslam Birliğinin çekirdek oluşumu olan D-8, Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümetin efsane Başbakanı Prof.Dr.Necmettin Erbakan tarafından Türkiye’nin öncülüğünde, Mısır,Malezya, Pakistan,İran,Bangladeş,Endonezya ve Nijerya’nın katılımıyla kuruldu.

İlerlemiş bilim ve teknolojiye rağmen gıda,giyim ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan,milyonlarca insana umut oldu D-8.

Vazgeçilmez doğrulara dönüşün sembolü, huzur,barış,saadet dünyasının kurucu gücü oldu D-8.

Hakka ve adalete dayalı ilkeleri doğrultusunda; temel hakların korunduğu,hiç kimseye zarar verilmeyen  ve hiç kimseden zarar görülmeyen bir sistemin temel taşı oldu D-8.

Erbakan Hocamızın dünyevi menfaatler gözetmeksizin yaptığı hizmetlerde, meclis kürsüsünden söylediği gibi “ben bunları bana oy versinler diye yapmıyorum, Allah rızası için yapıyorum Allah rızası için” haykırışını hayatı boyu yaptığı tüm fiillerde gördük…

Tutkuları vardı ideal edindiği, Milli,yerli, yaygın sanayi tutkusu…Erbakan HocamızAğır sanayinin diğer sanayileri kuran sanayi olduğunu,ancak büyük ve lider ülkelerin bu sanayi kurup işletebildiğini ve geliştirebildiğini biliyor ve 1974-78 yılları arası Hükümet ortağı olduğu dönemde ağır sanayi hamlesini başlatıyor,tüm yurdu adeta şantiye alanına çeviriyordu. O yıllarda şöyle sesleniyordu; “Nasıl lider ülke olunacak? Bak fabrika kuran fabrika olarak 7 tane demir çelik, 32 tane makine kimya’nın ağır makine fabrikası kurularak! Tümosan motor ve makine sanayi 13 tane olacak. Taksan 4 tane yapılacak. Temsan 12 tane, Tüsaş 1 tane, Tersane 2 tane, Ziraat Makineleri sanayi 3 tane kurulacak. Toplam makina fabrikası 74 taneyi bulacak. Böylece 113 tane ihtiyaç karşılayan fabrikamız, 74 tane de makine fabrikamız olacak… 4 tane de ağır harp sanayi fabrikası; Tank Fabrikası, Top Fabrikası, Roket Fabrikası ve Harp Gemisi Fabrikası tamamlanacak! Neden bahsediyorum ben size; 1974-78’de yürüttüğümüz ağır sanayi hamlesinden. O dönemde Elektronik Sanayi Testaş (2 tane) ve Telesan’ı kurup hizmete açtık. Kim konuşuyor Millî Görüş konuşuyor. Millî Görüş konuştu mu böyle konuşur. Irkçı emperyalistler, Ağır sanayi hamlesini gözden düşürmek için ‘ağır’ kelimesini ‘hantal’ diye tercüme etmeye kalktıklar.Bana bak ırkçı emperyalist; çocuk mu aldatıyorsun sen! Ne hantalı,hantal sensin! Ağır sanayi demek fabrikalar yapan fabrika demek. Senin canına okumak demek. Senden makine almaya mecbur olmamak demek. Bağımsız olmak demek. Lider ülke olmak demek.” Diyordu.

NECMETTÝN ERBAKAN, ÇEÞÝTLÝ KÝÞÝLER ÝLE...

Erbakan Hocamız bir başka önemli ideali olan “Faizsiz Adil Ekonomik Düzen “ ile ilgili tezlerine Hükümet ortağı olduğu her dönemde kısa görev süresine ve tüm engellemelere rağmen uygulama alanı oluşturuyor, ‘Adil ekonomik düzen, hakkı üstün tuttuğu ve toplumda sınıf ayırımı yapmadığı için bir çatışma değil barış sistemidir. Açık, sade, basit, tatbikatı kolay bir sistem olduğu gibi, toplumda herkesi kuşattığı için, herkesi üretime teşvik ettiği için, ekonominin önündeki engelleri kaldırıp ekonomik kalkınmayı hızlandırdığı için, herkese refah getirdiği için ideal bir sistemdir.’diyordu.

Faiz ile alakalı; “Bakınız, ‘Faiz, haramdır, günahtır’ şeklinde papağan gibi milyonlarca kere tekrarlanan sözler, vaizler, nasihatler, faiz oranını ve tahribatını artırmaktan başka bir netice vermemiştir.Halbuki, “Faiz kaldırılmıştır” kararnamesinin mürekkebi 1 mg. bile tutacak değildir.” Diyen Erbakan Hocamız; “;Üretim Ne Demek ?Çalisip Kazanmak.Rantiye Ne Demek ? Çalişmadan Kazanmak.Faizden Kazanmak.Biri Haramzade Biri Helalzadearadaki Fark Bu !” diyerek önemli bir tesbitte bulunuyordu.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez Erbakan döneminde ‘Faizsiz bankacılık sistemi kararnamesi’ çıkartılmış,Türkiye’nin faizsiz ilk yatırım bankası olan DESİYAB Kurulmuştur. Ayrıca yatırım teşvikleri Anadoluya kaydırılmş üçbinden fazla tesise teşvik verilmiştir.

Prof.Dr.Necmeddin Erbakan Refahyol Hükümeti Başbakanı olduğu dönemde, faizin bütçe içindeki payını olabildiğince düşürmüş, 50 milyar dolarlık bütçeye 6 ayda faizden kurtardığı 35 milyar doları ilave etmiştir, hemde yeni borç alınmadan,yeni vergi konmadan,zam yapılmadan bu ancak inanç,azim ve kararlılıkla olabilir.  Yina aynı dönemde milletin parasını millete vermek için,borçlanmanın önünü kesen tek hesap sistemi olan“Havuz sistemi”ni hayata gecirdi.IMF kapı dışarı edildi.Dek bütçe yapıldı. Önceki yıllar 5 milyar dolar zarar eden KİT’ler 2 milyar dolar kara geçti. 100 alan memura 250 verildi. İşçi emeklilerinin maaşlarını yüzde 100 arttırıldı. Bağkur emeklisine yüzde 300 verildi. Memur emeklisinin maaşını yüzde 216 arttırıldı.Fakir fukara fonu önceki dönemlerde faize yani bütçe açıklarına giderken, onun döneminde fonda toplanan paraların tamamı fakir fukaraya verildi hepsinin duasını aldı.Tarım bakanlığı bütçesi yüzde 89 arttırıldı. Tarımsal destekemeye 38 trilyon ayrılmıştı,sene sonunda 95 trilyon verildi. Toprak mahsulleri ofisi köylüden 43 trilyonluk mal alıyordu,136 trilyona çıkartılarak, Yüzde 312 arttırdı. 145 milyon dolarlık hububat alınırken, 330 milyon dolarlık hububat alındı. Başka; Pancar yüzde 189 arttırılmış, bugday yüzde 282 arttırılmış, tütün yüzde 207 arttırılmış, kabuklu fındık yüzde 468 arttırılmıştı. Halkı enflezdirmeme adınaEşel-Mobil

Kıbrıs, O’nun sevdasıydıAsırlardır küresel güçlerin nüfuz mücadelelerine sahne olan Kıbrıs, bugün olduğu gibi geçmişte de uluslar arası çatışma alanı içerisinde yer alıyor, her gün ayrı bir diplomatik manevraya maruz kalıyordu.1957-1963 yılları arasında İngiltere’de başbakanlık yapan M.Harold Macmillan ” Kıbrıs adasını elinde tutan, Türkiye’nin arka kapısını ve İskenderun limanını kontrol altında tutar” diyordu. Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı için çalışan EOKA Terör Örgütü yıllarca bölgede katliamlar yaptı. Mathiatı, Ayvasıl, Kumsal katliamları başta olmak üzere örgüt Müslüman vatandaşa kan ve gözyaşı döktürdü.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, bütün bu gerçekler dolayısıyla büyük politik oyunlara sahne olan Kıbrıs’ta Müslüman Türklerin yaşadığı katliama dur denilmesi için koalisyon ortağı olduğu hükümeti,Ecevit’in olumsuz tavrına ve çekingenliğine rağmen harekât kararı almaya zorladı. Garantör ülke olan İngiltere’ye Kıbrıs konusunu görüşmek için Ecevit’in uçağı daha Etimesgut Askeri Havaalanı’ndan yeni kalkmışken Başbakan Vekili Erbakan Milli Güvenlik Kurulu’nu acil gündem koduyla topladı. MGK devam ederken yapılan bütün itirazlara rağmen Erbakan, dönemin Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar’a gemilerin yola çıkması için o tarihi emri verdi Ve harekât gerçekleştirilerek, Türklerin soykırıma uğraması önlendi. Türkiye Cumhuriyeti’nin 37’inci Hükümeti, Erbakan Hocamızıngayretleri ile yapılan bütün baskılara rağmen Kıbrıs’ta akan kanı durdurmayı bildi.İngiltere harekat için “harekatın asıl mimarı Erbakan’dır” yorumu yapmıştı. Operasyon devam ettiği sürede ABD ve İngiltere başta olmak üzere iki yüzlülükleri her seferde gün yüzüne çıkan ülkeler Türkiye’ye askeri ambargo kararları alırken, başta İran olmak üzere Pakistan, Afganistan ve Suudi Arabistan’dan da Türkiye’ye yardım sözleri geldi. Bu günlerde zor şartlar altında olan Libya Devlet Başkanı Muhammer Kaddafi ise ambargo sonrası jet yakıtlarımızın tükenmesi ile Türkiye’ye jet yakıtı yardımı yaptı. Ayrıca ülkemizdeki tüm abd üsleri kapatıldı.

Türkiye hükümeti, harekâtı Zürih ve Londra Antlaşması’nın IV. maddesinden doğan haklarını kullanarak gerçekleştirdi. Fakat Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi bu harekâtı işgal olarak değerlendiriyor. Oysa Avrupa Konseyi Parlamentler Meclisi’nin 29 Temmuz 1974 tarihli 573 sayılı kararı ve Atina’daki Temyiz Mahkemesi’nin 21 Mart 1979 tarihli kararı, Türk müdahalesinin yasal olduğunu kanıtlamıştı.

Türkiye’nin 40 bin civarındaki askeri adanın kuzeyine yerleşti. Rum kesimi ve Birleşmiş Milletler harekâtı “işgal” olarak nitelendirdi. Şubat 1975 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’ye silah ambargosu koydu. 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.

Erbakan hocamız eğitim konusunda; “Evlâtlarımızı vatana, millete yararlı çocuklar yapmak için evlâtlarımızı insanı kâmil yoluna sevk etmek için bugünkü maarifi ahlâk, maneviyat ve fazilet esasları üzerinde yeniden kuracak, eğitimde şuur olacak, ailede huzuru sağlayacağız.”derken,

Faydalı ilim konusunda; “Teknik Üniversitede yetiştirdiğimiz mühendisler Avrupa’dan gelecek yedek parçaların kataloğunu kullanmak için yetişmeyecek, traktörleri, tankları, uçakları, motorları doğrudan doğruya bizim yurdumuzda imal etmek Avrupa’dan daha iyi imal etmek için yetişecektir. Bundan dolayı bu yoldaki sloganlarımız «Bildiğini yap, yaptığını bil», «Faydalı ilim istiyoruz» düsturlarıdır.Teknik Üniversitemizin araştırmaları bu memleket meseleleri üzerine olacaktır. Her sahada yine en büyük âlimlerin ve ariflerin bizim yurdumuzda yetişmesine büyük ehemmiyet verilecektir. Bu yoldaki sloganlarımız şunlardır. «Üniversitelerimiz yine dünyaya ışık saçacak,», «Yine en yüksek âlimleri biz yetiştireceğiz.»diyordu.

 

Erbakan, Maddi kalkınma ile birlikte Manevi Kalkınmayı da esas aldı,ortağı olduğu Hükümet proramında,30-Kasım-1974’de TBMM Başkanlığınasunulan 4.Beş yıllık Planda ilk defa”ManeviKalkınma” adı altında çok önemli ve geniş bir bölümeyer verdirmiştir. O dönemde 4 yılda,350 İmam HatipOkulu,10 Yüksek İslam Enstitüsü,3 Bin kuran Kursu açılmış, genelge yayınlatarak bütün resmi kurumlarda cami ve mescitlerin açılmasını sağlanmıştır.Müstehcen neşriyatla mücadele edilmiş,Karaköy’deki çıplak kadın heykelinin kaldırılması gerçekleşmiş ve en önemliside Karayolu ile hacca gitme yasağı kaldırılmış böylelikle 140.000 kişi hacca gitmiştir. Hükümet değişikli sonrası tekrar yasaklanmıştır.

 

Güneydoğu meselesi ülkemizin geçmişinde büyük maddi ve manevi tahribata neden olmuş,gelinen noktada ise idarecilerin dış güdümlü politikaları ile içinden çıkılmaz bir hal almıştır.Her gün yaşanan terör olayları, bölgeden gelen şehit cenazeleri yüreğimizi yakmaktadır.

Yeryüzünün tek teokratik devleti olan İsrail,Kürt kardeşlerimizin yaşadığı topraklarla ilgili kirli emellerini sürdürmekte,her fırsatta yahudi devleti’nin vazgeçilmez bir parçası olduğunu vurgulamaktadır.

1991 yılında yaşanan Körfez Savaşı bahane edilerek Saddam Hüseyin’in Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgesine saldırı girişimini engellemek isteyen ABD, Huzur Harekatı adı verdikleri bir çalışma ile ülkenin kuzeyini ‘uçuşa yasak bölge’ ilan etmişlerdi. Bu gerekçeler doğrultusunda Çekiç Güç adı verilen ABD Askeri Birlikleri Diyarbakır’a konuşlanmış, bölgeden sözde Kuzey Irak’ın korunmasını sağlamışlardı. Ancak bu süreç zarfında Çekiç Güç denilen yapının bölgede yeni bir devlet oluşumuna zemin hazırladığı ve PKK terör örgütüne de yardım ve yataklık yaptığı birçok rapor ve açıklamaya yansımıştı.

Meclis kürsülerinden;“Sorarım size, asırlar boyu tek vücut olarak yaşadığımız halde ne oldu da bu husumet ortaya çıktı? Niçin bu kanlar akıyor?”diye haykıran Erbakan Hocamız, Başbakanlığı döneminde mecliste PKK’nın bir siyonizmin oyunu olduğunu vurguluyor, dış basında yankı bulan bu konuşmaları sonucu Amerika, İngiltere ve Fransa’dan açıkca tehdit alıyordu. Fakat Erbakan bu tehditlere aldırmadan operasyonlara devam etmiş ve PKK’yı bitirme noktasına getirmişti.Genelkurmay Başkanlığı’nın basına sızan 1995 yılındaki raporlarda, Çekiç Güç’ün Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurduğu açıkça dile getirilerken, yaşananlar, PKK’ya da helikopterlerden yardımlar atıldığı kaydedilmişti. Çekiç Güce mensup bir subay,kaymakamımızı tokatlıyor, radarlarımız kilitleniyor,gümrüklerde çekiç Güç adına gelen sandıklar zorla açtırılınca içinden silahlar çıkıyordu.Tüm bu yaşananlardan sonra bir türlü siyasi bir irade gösteremeyen Türkiye, “Refah-Yol Hükümeti’ni Erbakan’ı beklemek zorunda kaldı. 1996 yılının yaz aylarında iktidara gelen Erbakan Hükümeti, 6 ay sonra Çekiç Güç’ün görev süresinin 6 aylık uzatılma aşamasında son noktayı koyarak, 31 Aralık 1996 günü Çekiç Güç denilen şer odağını ülkeden söküp atmıştır. Yine Başbakanlığı döneminde Ağrı ilinde Bakanlar Kurulu toplantısı gerçekleştiren Erbakan, 54. Hükümetin Başbakanı olarak “Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesel Kalkınma Projesi ve Uygulama Planı” hazırlatarak çalışmalara başlanmasını sağladı. Çoğu gerçekleştirilen Plandan bazı başlıklar;Doğu ve Güneydoğu’da yapılacak yatırımlara geniş vergi muafiyeti getirilecek. Bölgede terör nedeniyle yarım kalmış yatırımlar süratle tamamlanacak. Bunlar için ilk planda beş trilyonluk kredi verilecek. ilk planda yardım amacıyla 2 trilyonluk kaynak Güneydoğu’ya aktarılacak. Bu kaynak zaman içinde 10 trilyona çıkarılacak.Bölgedeki sektörlerin başnda gelen hayvancılık için özel kredi ve teşvik uygulaması genişletilecek. Boru hattının açılmasıyla yumuşayan Irak – Türkiye ilişkileri çerçevesinde petrol karşılığı insani yardım götüren kamyonların depo hacimleri artırılacak ve sınır ticaretinin geliştirilmesinin önündeki engeller kaldırılacak.Yüksek istihdam sağlayacak düşük maliyetli projeler yaygınlaştırılacak. Bu çerçevede özellikle kadınlara yönelik olarak karşılıksız dokuma tezgahı verilmesi gibi projeler hayata geçirilecek. Doğu planına göre OHAL uygulanan il sayısı 4’e indirilecek, Kürtçe TV ve radyo yayınının yanı sıra Bölge Valiliği de yeniden düzenlenecek.

 

Ömrünü tüm insanlığa saadet, huzur, adalet ve barış getirmek için adeta vakfeden Erbakan Hoca’nın olmazsa olmazlarından birisi de Filistin davasıdır.

O, ümitlerin kesildiği bir anda tüm ümmetin umudu olarak; bir çiçekle bahar mı gelir diyenlere inat, açan bir çiçeği bin bir çeşit çiçeklerle bezeli bir bahçeye çeviren Erbakan Hoca, uykudakileri uyandırmaya yeter olan o tek kişi oldu.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan çağımızın Abdülhamid’iydi. İslam ümmeti Siyonizm’in ne tür bir bela olduğunu ondan öğrendi.

Erbakan Hoca’mız 1980’de yapılan “Büyük Kudüs Yürüyüşü” öncesi söylediği tarihi sözü Çağlayan’da yüz binlerin katıldığı “Zalime Lanet Mitingi’nde bir kez daha haykırıyor ve “Amerika, İsrail’i çok seviyorsa, İsrail’e Amerika’da bir eyalet versin” diyerek adeta Emperyaliz’e ve Siyonizm’e bir kez daha meydan okuyordu.
Filistin Başbakanı İsmail Haniye, “11 aylık Milli Görüş iktidarında İsrail Gazze’ye tek bir mermi dahi atmaya cesaret edemedi” demişti. Erbakan Hoca’mızın onurlu, şuurlu, milli, güçlü duruşundan dolayı.

Gazze Hükümeti Eski Sağlık Bakanı Dr. Besim Naimi şu ifadeleri dile getirmiştir: Biz Filistinliler Erbakan’a ‘Filistin’in Hamisi’ sıfatını verdik. Eğer Türkiye çok değerli bir insanı kaybettiyse, Türkiye’den sonra bu değerli insanı kaybeden ikinci ülke Filistin’dir.

Türkiye’de ilkleri gerçekleştiren REFAHYOL Hükümeti Filistin açısından da bir ilki gerçekleştirdi ve son derece önemli icraatlardan birisi olarak Mehmetçiği 80 yıl aradan sonra Filistin’e gönderdi./ REFAHYOL Hükümeti Türkiye tarafından imzalanan bu anlaşmayı üç gün sonra 04.02.1997 tarihinde Bakanlar Kurulu olarak onaylıyor, bir yandan bu anlaşmanın Meclis tarafından da tasdiki için hazırlanan tasarıyı Meclis’e sevk ederken, diğer yandan Anayasa’nın 92. Maddesi’ne göre bölgeye asker gönderilmesi için Meclis’ten izin talebinde bulunuyordu. Filistin’e asker gönderme önerisi TBMM’nin 20 Şubat 1997 tarihli 59. Birleşimi’nde görüşülmüş ve bütün partilerin oy birliğiyle ve alkışlarla kabul edilmişdi.

Erbakan Hoca Başbakan olduğu dönemde tam da Siyonistlerin Büyük İsrail Devleti için hedef koyduğu 1897 Siyonist Kongresi’nin 100. yıldönümünde (1997) ve yapıldığı İsviçre’nin Basel kentindeki aynı tarihi salonda Avrupaİslam Birliği Konferansı adıyla bir uluslararası toplantı düzenleyip Siyonist oyunları bir kez daha boşa çıkartmıştı.

ERBAKAN’DAN ÖNEMLİ BİR TESBİT “DEMOKRATUR OYUNU” TARİFİ; “Demokrasi demek insanların kendi kendilerini idare etmeleri demek demokratur demek milletin idareye alet edilmesi demek. Irkçı emperyalizm 350 senede demokratur diye bir nizam keşfetmiş. Hemen bütün ülkelerin gazeteleri elinde, yazarları elinde, iş adamları elinde, politikacıları elinde, bu ülkelerde yapmış olduğu propagandalar vasıtasıyla istediği partiyi seçtiriyor, sonra da sen seçtin diyor. Buralarda demokratur dönüyor demokrasi değil! ABD’de, Almanya’da dahi tatbik ediliyor, dünya böyle idare ediliyor. Demokrasi diye birşey yok demokratur diye insanların aldatılması var.”

ERBAKAN HOCAMIZDAN MİLLİ GÖRÜŞÜN TARİFİ VE HEDEFLERİ

“Milli Görüş; Malazgirt, Kosova, Niğbolu, İstanbul, Çanakkale, Galiçya, Sakarya, Kıbrıs demektir.

Milli Görüş; Sultan Fatih, Ulubatlı Hasan, Seyid Çavuş, Hasan Basri Çantay, Rıdvan Hoca ve Sütçü İmam demektir.
Milletimizin inancı, tarihi, kimliği ve kendisidir.

Milli Görüş; İstiklal Savaşını yapan, tek başına bütün emperyalist dünyaya meydan okuyup kazanan görüş demektir.

Bu milletin aslına dönmesidir. Taklitçilikten ve Batı’ya teslimiyetçilikten vazgeçilmesidir.

Milli Görüş, maneviyatçıdır. Yani ahiret inancını taşır. Diğerleri materyalist ve maddiyatçıdır.

Milli Görüş, Hakkı Üstün tutmakta, haklıyı savunmaktadır. Diğerleri güce dayanır ve güçlüden yanadır.

Milli Görüş, nefis terbiyesini esas alır. Diğerleri nefsi arzularının peşinde koşmaktadır.

Eğer Milli Görüş Gömleğini çıkarırsanız geriye sıfır kalır, artık o bir hiçtir.

Milli Görüş, Türkiye’yi asılına özüne çeken bir römorkör gibidir. Varlığı bile Batıl zihniyetleri hizaya getirmeye yeterlidir.

Milli Görüş’ün yapacağı 2 büyük hizmet kalmıştır, bunları da inşaallah yakında başaracaktır:

1- Yeniden Büyük Türkiye’yi Kuracağız

2- Yeni Bir Dünyayı kuracağız

Kim bunları istiyorsa Milli Görüşte yerini almalıdır: Kim, her yönden bağımsız ve kalkınmış bir Türkiye arzuluyorsa Ve her kim, “Önce Türkiye” deyip, Milli çıkarlarını şahsi hesaplarının üstünde tutuyorsa işte bunlar biran evvel Milli Görüş’ün tek temsilcisi SaadetPartisi saflarına katılmalıdır.

“Biz biliyorsunuz geçen sefer geldiğimiz zaman D-8’leri kurduk. Şimdi D-60’ları, D-160’ları ertesinde kuracağız, yeni bir dünya düzeni kuracağız, Yeni Birleşmiş Milletler. Yeni siyasi irade, teknolojik işbirliği teşkilatı, yeni para birimi, ekonomik işbirliği, yeni bir banka, dünya bankası ama bunun gibi faizci değil. Yeni bir IMF, fakirleri doyurmak için, soymak için değil. Bundan başka kültür işbirliği, ifsadı körüklemek için değil, ıslah için. Şuurlandırma ve aynı zamanda da tanıtma teşkilatı olacak, kadın ve aileyi koruma. Dünya teşkilatları olacak bütün insanlığın saadeti için. Teknolojide öne geçeceğimiz için 2’nci Yalta’yı yapacağız, hakkınıza razı olun, oturun oturduğunuz yerde diyeceğiz, ecdadımız gibi yeni bir dünya kuracağız.”

“Onların dağları yerinden oynatacak kadar kuvvetli organizasyonları olsa dahi, biliniz ki Allah’ın dediği gerçekleşecek ve Hak galip gelecektir.”

kapatýlan refah partisinin genel baþkaný ve eski baþbakan necmettin erbakan saadet partisinin mitinginde konuþtu. 22 mart 2009. saadet partisinin istanbul mitingi çaðlayan meydanýnda yapýldý. (CÝHAN/ayten kaya)

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan 84 yaşını geçmiş olmasına rağmen, aynı kararlılık ve azimle mücadelesine son nefesine kadar devam etmiş ve 27 Şubat 2011 günü hakkın rahmetine kavuşmuştur. Allah rahmet etsin. Mekanı cennet olsun. Cennetinde bizleri buluştursun.

Güzel ülkemizin güzel evlatları! Geleceğimizi teslim edeceğimiz siz gençler! Kutsal emaneti taşıyacak ey yeni nesil! Yakın tarihimizi çok iyi araştırın,inceleyin,irdeleyin. O zaman göreceksiniz ki sizler için çırpınmış,ter dökmüş, kendisine yapılan zulmün her türlüsüne canı pahasına sabretmiş,karşılaşabileceği hertürlü tehlikeyi göze almış,vazgeçilemez doğrulardan asla taviz vermemiş güzel bir insan, ,büyük bir devlet adamı,kutlu bir lider ve o liderin önderliğinde başlatılmış bir Milli Görüş Hareketi var.Çağrımız size, çağrımız herkese, çağrımız tüm insanlığa, gelin hep birlikte dünyamızı gül bahçesine çevirelim.Her derdimizin çaresi,“sevgi medeniyeti”nin ihyasındadır.

Saadet partili kadınlar olarak;Liderimiz,Erbakan Hocamız emanetin başımız üzerinedir! Diyor, onun inancını,gayretini, azim ve kararlılığını kuşanarak var gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz!

12 Şub 2016

EN ÇOK İHTİYAÇ DUYDUĞUMUZ ŞEY SAADET

18c_11

Saadet Partisi Kadın Kolları İstanbul İl Başkanlığı’nın tüm ilçelerde yapacağı Hane-i Saadet programlarının ilki dün Beyoğlu’nda gerçekleştirildi.

Programa Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul İl Başkanı Birol Aydın, Saadet Partisi Genel Başkan Başdanışmanı Lütfi Kibiroğlu, Saadet Partisi Kadın Kolları İstanbul İl Sorumlusu Zübeyde Kamalak, Saadet Partisi İstanbul Kadın kolları Başkanvekili Nevin Gökçe, Beyoğlu İlçe Kadın Kolları Başkanı Şule Rıdvanoğlu katıldı. Açılışta konuşan Birol Aydın “Saadet herkese lazım olan bir şey. Bugün İslam âlemi olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey” dedi.

SEDANUR ŞEKER- ELİF ÖRS

Tüm insanlığın saadeti için çalışan Saadet Partisi Kadın Kolları İstanbul İl Başkanlığı’nın tüm ilçelerde yapacağı Hane-i Saadet programlarının ilki dün Beyoğlu İlçesi Piyalepaşa Mahalle lokalinde gerçekleşti. Programa Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul İl Başkanı Birol Aydın, Saadet Partisi Genel Başkan Başdanışmanı Lütfi Kibiroğlu, Saadet Partisi Kadın Kolları İl Sorumlusu Zübeyde Kamalak, Saadet Partisi İl Başkan Vekili Nevin Gökçe olmak üzere İl ve İlçe kadın kolları üyeleri katıldı.

SAADET HERKESE LAZIM OLAN BİR ŞEY

Açılışa katılan Birol Aydın yaptığı konuşmada, “Her şeyden önce Hane-i Saadet olarak yeniden tanzim olan iyi niyetlerle açılışını yapacağımız bu lokalin Piyalepaşa Mahallemizde yaşayan bütün sakinlerimizin özellikle hanımefendilerimizin iyiliğine, güzelliğine ve hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyoruz. Yine bu güzel örnek çalışmadan dolayı hem il kadın kollarımıza ve bu faaliyete öncülük yapan Beyoğlu ilçemizin kadın kollarına şükranlarımı arz ediyorum. Rabbim kendilerinden razı olsun. Saadet herkese lazım olan bir şey. Bugün de ülke olarak, millet olarak, İslam âlemi olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey. Saadet geçici mutluluk değildir, saadet sürekli mutluluk demektir. Bizimde bugün Saadet Partisi kadın kolları olarak yaptığımız bu çalışmalara ülkemizin her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Canımız yanıyor, şehitlerimiz var, sokaklarımızı görüyoruz, TV ekranlarını görüyoruz bütün bu gördüklerimiz ‘Hadi daha fazla çalış’ diye adeta bize bir zorlama yapıyor ve bu şekilde biz de çalışmalarımız arttırıyoruz, Cenab-ı Allah bu çalışmalarımızı ülkemizin birliğine ve dirliğine bütün insanlarımızı huzur ve saadetine vesile eylesin” dedi.

hayırlara vesile olmasını diliyorum

Çalışmaların toplumun en küçük sosyal birimi olan aileden başladığının önemine vurgu yapan Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak’ın eşi Zübeyde Kamalak, “Milli Görüş’ün tek temsilcisi olan Saadet Partisi’nin mahalle lokallerinin açılışı için burada bulunuyoruz. Hayırlara vesile olmasını diliyorum. Hayırlı hizmetler yapılmasını diliyorum. Ve inşallah bu açılan lokallerle aile ve bireyleri yeniden eski geleneklerimizi hatırlatırız. Geleneksel aile yapısını geri getirmek için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bir çalışması var ancak bunu Allah’ın izniyle Saadet Partisi olarak biz gerçekleştireceğiz. İslam âlemi ve ülkemize Saadet gelmeden saadet gelmeyeceği bir kez daha anlaşılmıştır” ifadelerini kullandı.

İNSANLIĞIN SAADETİ HANELERİMİZDEN GEÇİYOR

Hane-i Saadet programı hakkında bilgi veren Beyoğlu İlçe Kadın Kolları Başkanı Şule Rıdvanoğlu, “Hane-i Saadet çalışmamız İl Kadın Kollarımızın bize vermiş olduğu hedef doğrultusunda bugün burada ilk adımını atıyoruz. Biz Saadet Partisi olarak tüm insanlığın saadeti için uğraşıp çaba harcıyoruz. Ve biliyoruz ki insanlığın saadeti hanelerimizden geçiyor. Bunun içinde hanımlarımızın bu hanelerinin dizaynını sağlayıp, gerçek manada yoğrulup insan yetiştirme noktasındaki gayretleriyle faaliyetlerimizi sürdüreceğiz” diye konuştu. Lokallerde insanlığın saadeti için, kadınlara yönelik faaliyetleri gerçekleştireceklerini söyleyen Rıdvanoğlu, “Haftanın belli bir günü Asr-ı Saadet dersleri, yöresel çalışmalar yapacağız, haftanın yahut ayın belli bir günü farklı yörelerden örneklerle burada hanımları buluşturacağız. Burada farklı tatların tanıtımını yapacaklar. Bunun yanı sıra el sanatları ile ilgili çalışmalarımız olacak. Onların tercih ettiği noktalarda eğitimciler bulup yardımcı olmaya çalışacağız. Ayrıca çocuklarımıza yönelik sinevizyon ve film gösterimleri olacak. Oyun odaları oluşturduk, anneler orada faaliyet halinde olurken çocuklarımız ile ilgilenecek kardeşlerimiz olacak. Böylece çocuklarımızın geleceğine yönelik eğitim faaliyetleri gerçekleştirmiş olacağız. Sağlık ve hukuk alanında insan yetiştirmeye dair seminerler faaliyete geçirilecek. Ve biz bu konuda mahalle şuurunu yerleştirmek için elimizden geleni yapmaya çalışacağız” diyerek kadın çalışmalarının önemine dikkat çekti.

BİR HAYRI İSTEMEK O HAYRI YAPMAK GİBİDİR

İl ve İlçe kadın kollarımıza teşekkür ederek sözlerine başlayan CANSUYU İstanbul Şube Başkanı Lütfü Kibiroğlu, “Bir hayrı istemek o hayrı yapmak gibidir. Hane-i Saadet unuttuğumuz bir kelime oldu. Şöyle baktığımızda hanelerimizde saadet kaldı mı? İşte yaptığınız bu hareket öyle müthiş bir hareket ki yürekten tebrik ediyorum. Bir toplumda kadın bozulursa, toplumda bozulur. Çünkü kadın anadır, namustur, sevgilidir. Kadınlarımızı sokağa döktüler, boşanmalar evlilikleri geçiyor. İşte Hane-i Saadet bu kötü gidişe dur diyecek çalışmalardan biri olacaktır. Ben bütün yüreğimle inanıyorum. Bu işe gönül veren arkadaşlar yükünüz o kadar ağır ki, ama bu işten alacağınız sevaba inanın melekler bile imrenir” değerlendirmesinde bulundu. Konuşmalarının ardından lokalin açılış kurdelesini kesen Birol Aydın, Lütfi Kibiroğlu ve Zübeyde Kamalak mahalleli ile Piyalepaşa lokalini ziyaret ederek hane-i saadet zincirlerinin ilkini başlatmış oldu.

http://www.milligazete.com.tr/haber/EN_COK_IHTIYAC_DUYDUGUMUZ_SEY_SAADET/395982

16 Oca 2016

SON YAŞANAN OLAYLARA SESSİZ KALAMAYIZ!

saadet-300x174

Diyarbakır İli Çınar İlçesi İlçe Emniyet Müdürlüğü ve polis lojmanlarına terör örgütü PKK tarafından yapıldığı tespit edilen saldırıda 1 emniyet görevlimizin şehit düştüğü 5 sivil vatandaşımızın vefat ettiği ve 39 vatandaşımızın da yaralandığı haberi ile uyandık. Şehidimize ve ölen vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı kardeşlerimize de acil şifalar diliyoruz.

14 yıldır iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi kurulduğu 14 Ağustos 2001 tarihinden itibaren dünyadaki ve ülkemizdeki sorunlar karşısında takınacağı tutumun mevcut sorunların zor çözümleri karşısında sorunu çözmeye yönelik bir direnç ortaya koymak yerine, sorunlar karşısında küresel statükoya boyun eğen bir tavır alacağının garantisini vererek siyaset sahnesine girmiştir.

Dünya ve ülkemiz mazlumları için bir ümit olarak ortaya çıkmış Milli Görüş hareketinin zorlu fakat en meşru yollarla sorun çözen mücadelesini sırtlayamayan insanların katkısı ile kurulmuş siyasi bir hareketten, bugün iç ve dış politikada karşı karşıya bulunduğumuz manzaradan daha farklı bir şey beklemek mevcut AK Parti hükümetine büyük bir iltifat olur kanaatindeyiz. Ülkemizin eğitim, işsizlik, sınaî, adalet, tarım, dış politika, terör gibi en temel meseleleri çözülmek bir yana birbirini olumsuz yönde besleyen kangrenleşmiş meseleler haline getirilmiş durumda.

Diyarbakır Çınar İlçesi’nde yaşanan saldırı da terör konusunda yanlış ve sorumsuz politikaların neticesi olarak karşımıza çıkıyor. Maalesef iktidar partisinin politika belirleme sürecinin ülkemizin menfaatlerini önceleyen değil, küresel ve bölgesel konjonktüre teslim olmuş zihniyetle, yönlendiren güçlerin menfaatleri ve politikaları belirleyici olmaktadır. Aksi takdirde düzenli ve dünyanın sayılı orduları arasında yerini almış güvenlik güçlerimiz karşısında bir terör örgütünün varlık gösteremeyeceği her akıl sahibinin malumudur. 2009’da başlayan ve 2012 itibari ile neredeyse Türkiye gündeminin tek maddesi olarak gündemi işgal eden, “Çözüm Süreci”nin ne olduğunu, neye hizmet ettiğini sorgulayan herkesin neredeyse vatan haini ilan edildiği noktadan ve tam olarak neye tekabül ettiği bilinmeyen “Çözüm Süreci” 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri sonucu bambaşka bir yöne evirildi. Büyük Ortadoğu Projesi paralelinde ülke gündemine sokulmaya çalışılan Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi (AK Parti seçmeninin %70 ininde istemediği) için gerekli vekil sayısını çıkaramayan iktidar partisi, miadı dolmuş, tasfiye süreci başlamış, yerine daha işlevsel piyon ve aktörlerin ikame edildiği PKK’yı karşısına alarak istediği oy oranına ulaşabilmiştir. Türkiye’yi bekleyen Başkanlık Sistemine geçiş ve Yeni Anayasa süreçlerinden bağımsız bir şekilde AK Parti hükümetinin terörle mücadelesini okumak yanlış, en azından eksik bir okuma olacaktır. PKK’yı karşısına olabildiğine alan hükümet, PKK’nın gelişip serpilmesine en büyük katkıları verdiğini sağır sultanın bile duyduğu ABD ve İsrail ile ilişkilerinde en güzel dönemini yaşamakta.

1 Kasım seçimleri öncesi güneydoğu Anadolu bölgemizi HDP dışında, Genel başkan düzeyinde ziyaret eden tek siyasi parti genel başkanı Sn Mustafa Kamalak’ın da ifadelerinde yerini bulduğu gibi “Ülke olarak kirli, sinsi ve kanlı bir oyunun kurbanı oluyoruz”  Çok açıktır ki millet birbirinden asla kopmak istemiyor. Aksi bir kanaati bölge insanımız taşıyor olsaydı bu gün, HDP’nin %80 oy aldığı bölgelerde güvenlik güçlerimizin operasyon yapma imkânı olmazdı. PKK bölge insanımızdan destek alamamaktadır. Sur, Silopi, Cizre ve Şırnak ta yaşanan hadiseler asla bütün bölgeye mal edilemez.

Hükümet, her akşam haber bültenlerinde bölgede yapılan operasyonların vaveylasından kendine puan toplama hesapları yapmak kısırlığından bir an evvel kurtulup, ne pahasına olursa olsun bölgede 100 bin kişinin çalışacağı büyük yatırımları devlet eli ile planlayarak götürmek zorundadır. Yine bölgede cirit atan her türlü yabancı unsuru bölgeden temizleyerek her aşaması ayrı bir skandal olan Suriye politikasındaki yanlışlarını BOP rağmen düzeltmelidir.

İslam dünyası ve ülkemiz için 20. Yüzyılın yetiştirdiği en önemli şahsiyet, Milli Görüşün Kurucusu ve ülkemizin eski başbakanlarından merhum Erbakan’ın ifadeleri bu günlerimize yön vermelidir. Bile bile ateşe düşmenin vebali büyüktür. 1992 yılında mecliste dönemin hükümetine yapılan uyarılara kulak verdiğimizde bu uyarıların bu günün hükümetine yapılmışçasına geçerliliğini koruduğu aşikârdır çünkü zihniyet aynıdır;

“Bakınız, plan şudur; şimdi önce Kuzey Irak’ta bir otorite boşluğu meydana getirilecek. Burada Batı’nın yönetiminde oradaki halkı değil Batı’nın arzularını gözetecek bir bölge meydana getirilecek. Ondan sonra Türkiye’nin Güneydoğu’su bu bölgeye ilhak edilecek ve bunun için Türkiye, Irak, Suriye ve İran’da Müslümanlar birbirini ezsin diye bölgedeki Kürt kökenli Müslümanlarla birbirlerini Vietnam’a dönüştürülecek. Bu Vietnam’a dönüşürken sözde kurtarıcı gibi İsrail Lübnan’ı alacak ve böylece ta Akdeniz’de geniş bir kapısı bulunan İsrail Lübnan boşluğundan Kuzey Irak – Ermenistan – Bakü’ye kadar uzanan bir koridor kurulacak. Bu koridor içerisinde Kuzey Irak ve Güneydoğu Anadolu bir araya getirilip önce Ermenistan’ın yönetimine verilecek. Burada oturan Müslüman halk Ermeni değirmeninde öğütülecek ve İsrail’e yumuşak yutulacak bir lokma haline getirilerek teslim edilecek. İşte plan budur. Bu planın tatbikatını görüyoruz. İşte daha iki yıl evvel Amerikalı yarbayların Riyad’taki karargâhlarında yaptıkları açıklama: “Biz Kuzey ırak’ta otorite boşluğu kuracağız, Anadolu’dan da buraya parçalar ilave edeceğiz” demediler mi? Bunları biz burada kaç defa konuşmadık mı?

İşte şimdi Güneydoğu Anadolu Lübnanlaştırılmadı mı? Bu PKK’yı oradan buraya kim gönderiyor zannediyorsunuz. Amerika gönderiyor. İşte ellerindeki silah, işte plan… Ne acıklıdır ki, bizim zaten çok şükür istihbaratımız yok. Çünkü olan istihbaratımız da CIA ve MOSSAD ile işbirliği halinde. Şu halimize bakınız. Amerikalı adam istediği gibi oynuyor. Bize istihbarat diye yönlendiriyor. Onlara da git vur diyor. Bizim bir milli istihbaratımız yok. İki aydan beri daha istihbarata bir başkan bile konulamadı ve böylece bu hükümetin elinde Güneydoğu Anadolu görüldüğü gibi Lübnanlaştırıldı. Ve tabi bu dış güçler Müslüman ülkeleri birbirine düşürmek istiyor ki, burası Vietnamlaşsın, Müslümanlar birbirlerini öldürsünler, İsrail daha serbest kalsın. Bunun için de politikaları İsrail ile Türkiye’yi birbirine yaklaştırmaktır. Ne yazık ki bu hükümet görüldüğü gibi İsrail ile can ciğer dosttur. Onun dışişleri bakanıyla görüşüyor. Oradan gelen heyetlere Dolmabahçe Sarayı’nda hepsi arka arkaya dizilip saygı duruşunda bulunuyorlar. Yürüyen ne? Yürüyen Siyonist plan, dış güçlerin planı… Netice ne oluyor? Bizim Anadolu’muzun bir parçası Lübnan oluyor. Bizim Anadolu’muzun bir parçası Vietnamlaştırılmak isteniyor. Şu hale bakınız.

Elbette bu vatan hepimizin… Elbette sizleri ikaz etmek bizim için vatan borcudur. Ne yapıyorsunuz, farkında değilsiniz, biz sizi size aynada göstermeye çalışıyoruz. Bak yaptıklarınız bu. İstemiyorsunuz ama istemediğiniz halde siz farkında olmadan ülkenin bölünmesi için çalışanlara yardımcı oluyorsunuz. Kendinize gelin, elbette sizi ikaz etmek bizim vazifemiz, bu Meclis’in vazifesi.” diyor yıllar öncesinden Merhum Erbakan.

Siyasette erdem doğru söylemekten daha çok doğru yapmak, doğru yapana omuz vermektir. Ülke olarak yıllardır en temel sorunlarımızı çözmenin tek yolunun laf dan ziyade icraata yönelmek olduğu gerçeği artık önümüzde duran en büyük gerçek . Ülkemizin selameti bölgemizin istikrarı için bir an evvel İslam birliği kurma çalışmaları başlatılmalıdır. Camiamız bu konu da yapılacak çalışmalara bütün birikimi ile hizmet etmeye hazırdır. Ayrıca iç ve dış politikanın gücünün içerde yapılan reel yatırımlara bağlı olduğu aşikardır. Başta Güney Doğu Anadolu olmak üzere ülkemizin her yeri acilen ihtiyacı olan yatırıma ve desteğe kavuşturulmalı, DPT yetişmiş kadrolarından istifade edilerek devletin bütün riskleri alarak gereken yatırımları ortaya koyması şarttır. Hassaten Güney Doğu Anadolu bölgemiz “sorunlu” bölge olarak işlenen imajı iç turizm canlandırılarak kırılmalı kardeşlik bağlarını canlandıracak her türlü sosyal çalışma önünde engel bırakılmamalıdır.

Uludere (Roboski)  ile başlayan ve bu gün farklı şekillerle devam ettirilen ayırma, koparma süreci, ’90 lar da hezimete uğrayan muadilleri gibi başarısızlığa uğramaya mahkumdur. Çünkü bu kardeşlik geçmişte bu günkünden çok daha büyük sınavlardan geçmiştir.

Aziz milletimizin mayası imanla karılmıştır ve ilan ediyoruz ki “Orta Doğu” da Türk-Kürt ittifakı daha çok haçlı ittifakı bozacaktır.

NAGEHAN GÜL ASİLTÜRK

İSTANBUL İL KADIN KOLLARI BAŞKANI

 

 

 

 

 

14 Oca 2016

Ver Kıbrıs’ı Kap Müzakereyi

Ver_Kibrisi_Kap_Muzakereyi_3

AB, Kıbrıs’a kilitlendi… Gelişmeler birbirini izliyor.. Mart ayında Ankara’yI teşrif edecek(!) “6 AB komiseri”nin çantasında “Kıbrıs” olduğunu ”Türk yetkili” açıkladı…

Türkiye’nin AB ile görüşmelerinde de yer alan ve dün Anadolu Ajansı’na konuşan “üst düzey bir yetkili” Kıbrıs konusunda bir çözüm olmazsa Avrupa Birliği ile müzakerelerde de ilerleme kaydedilemeyeceğini açıkladı. Mart ayında Türkiye’ye geleceği açıklanan 6 üst düzey AB Komiseri’nin  esas geliş amacının da “Kıbrıs” olduğunu söyleyen aynı “üst düzey yetkili”nin, açıklamalarına göre, AB kapısını açaçak kilit ise Kıbrıs… Yani kanla alınan topraklar AB Masası’na bırakılacak..

“Kıbrıs” AB ile ilişkiler için engelmiş!..

ÜYELİK müzakereleri konusunda ise açılması söz konusu olan fasıllar önünde Kıbrıs engeli olduğunu ifade eden yetkili, şunları söyledi: “Şimdiye kadar bu engel olduğu için hazırlıklar dahi yapılmıyordu. Şu anda AB Komisyonu’nun yaptığı bütün bu hazırlıkların yerine getirilmesi. Kıbrıs engeli kalktığı anda bunların açılabileceği bir hale sokacaklar ve gerçekten Komisyon ve Türkiye bu yönde ciddi çalışmalarda bulunuyor. Kıbrıs konusunda bir çözüm olmazsa bu müzakerelerde bir gelişme olmaz ama Kıbrıs görüşmeleri iyi gidiyor. Şu andaki hava olumlu yönde.”

ÜYELİK SÜRECİMİZ ETKİLENİR…

KIBRIS’TA beklenenler olmaz veya Kıbrıs süreci uzarsa, Türk vatandaşları için AB’nin vize muafiyetinin sıkıntıya girip girmeyeceğinin sorulması üzerine, “Vize muafiyetinin bundan etkileneceğini düşünmüyorum” diyen yetkili, “Kıbrıs’ta beklenenler olmazsa, sadece bundan üyelik sürecimiz etkilenir. Kıbrıs çözülmezse vize muafiyeti sağlanır, zirveler de olur ama üyelik müzakereleri tehlikeye girer” diyerek ‘yavru vatan’ın Mart ayında pazarlık masasına yatırılacağını açıkladı.

http://www.milligazete.com.tr/haber/Ver_Kibrisi_Kap_Muzakereyi/391825#.Vpfk_PmLTIU

10 Oca 2016

10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ

GAZETE

Görevini toplumsal değerlere saygılı, kişisel hak ve özgürlükleri temel alarak, tarafsız bir anlayışla  kısıtlı imkanlara rağmen yapan, toplumun doğru bilgilendirilmesinde önemli etken olan, kamuoyunun aydınlatılmasında her şartta ve koşulda görevleri peşinde koşan, halkımızın gören gözü, işiten kulağı ve konuşan dili olan basın çalışanlarının bu anlamlı gününü kutlarım.

Görevleri başında hayatını kaybedenleri rahmetle anıyor; yeryüzün de  hak ve adaletin hakim olduğu ;

“Yaşanabilir Türkiye”

“Yeniden Büyük Türkiye” ve

“Yeni Bir Dünya” idealimize katkı sağlayan  basınımızın tüm güzide mensuplarına tebrik ve teşekkürlerimi sunarım.

NAGEHAN GÜL ASİLTÜRK

İSTANBUL İL KADIN KOLLARI BAŞKANI

 

 

 

 

 

28 Ara 2015

İSTANBUL İL KADIN KOLLARI BAŞKANI NAGEHAN GÜL ASİLTÜRK GÜNDEMİ DEĞERLENDİRDİ

56697b6b-1154-4fca-b398-b0742ffc0223

Yüreğimiz Dağlanıyor!

Son günlerde Doğu ve Güneydoğu’dan gelen haberler tüm Türkiye’nin yüreğini dağlıyor…

Şırnak’ın Cizre ilçesinde, teröristlerce açılan ateşle yaralanan hamile kadının erken doğumla dünyaya getirilen bebeği kurtarılamadı.Yine Şırnak’ın Cizre ilçesinde terör örgütüne yönelik operasyonlarda çıkan çatışmalarda 3 aylık bir bebek ve onu ateş altından kurtarmaya çalışan dedesi hayatını kaybetti.

Bir yanda gözyaşlarıyla toprağa verdiğimiz şehitlerimiz… Öte yanda çatışmalar nedeniyle evleri, işyerleri yanan insanlarımız… Aksayan sağlık hizmetleri… Kapatılan eğitim yuvaları… Sokakta oyun oynamayı unutan çocuklarımız, kan ve barut dumanları arasından göğe yükselen feryatlar… Yok olan ilçelere, yıkılan binalara, yitip giden umutlara her gün bir yenisi ekleniyor…Bu günlere nasıl gelindi,çözüm süreci diye adlandırılan süreç o bölgemizin hangi yarasına melhem oldu?

28 Ekim 2013 tarihli NewYork Times gazetesinde Robin Wright imzali çıkan bir analiz,”5 ülkeden 14 ülke çıkabilir” başlığı ile yayımlandı. Wright buOrtadoğu analizinde, Libya, Suriye, Irak, Suudi Arabistan ve Yemen’deki etnik ve mezhepsel gerginlikleri ele alarak, bölgeyi beklenen ekonomik ve siyasi krizlerin Ortadoğu’yu etkilemekle kalmayacağını, aynı zamanda uluslararası arenadaki ekonomik işbirliklerini, enerji yollarını, güvenlik anlaşmalarını ve siyasi dengeleri de değiştreceğini yazdı.

Fatih Altaylı ise1 Haziran 2014 tarihli Habertürk gazetesindeAnkara’nın etkili olan görüşünü şöyle özetliyordu:“Öyle görünüyor ki, Türkiye önümüzdeki süreçte “üniter yapısını bir kenara bırakacak” ve “federatif” bir yapıya doğru gidecek. Allah ömür verirse önümüzdeki 10 yıl içinde göreceğimiz şudur: Türkiye en az iki, belki de daha fazla parçaya bölünecek. Bunun sinyalleri her yerden gelmeye başladı… Belli ki, Türkiye artık bu yolda. Bölünecek. Büyük ihtimalle stratejik derinliğimizin bu yeni rotasında bölünerek büyüme gibi bir planlama yapılmış. Kürdistan Irak’tan kopacak, Türkiye’de Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgeleri de içine alarak federatif bir yapıda Türkiye’nin geri kalanıyla birlikte olacak.”

Görünen odur ki asırlardır bir arada barış içinde yaşayan insanlar arasında kavgalar çıkarılması,etnik ayrımcılığın,mezhep farklılıklarının körüklenmesi, ,birlik fikrinden uzaklaştırılması, zayıflatılması, ülkelerin bölünme ile karşı karşıya getirilmesitesadüf değil.

Sanılmasın ki, bölge halkı devletine düşmandır, ya da bölge halkı bu vatandan ayrılmak istiyor. Eğer öyle olsaydı, 150 bin nüfuslu Cizre’de 200-300 değil, 20 bin 30 bin silahlı güç çıkardı karşımıza. Bölge halkı Ak Parti iktidarından samimiyet istiyor. Bir ifrata bir tefrite kayılmasından bıktı artık. Dün çözüm diye terör örgütünü tamamen başıboş bırakanlar bugün sokakların, evlerin tanklarla vurulmasını izliyor, tıpkı dün hendeklerin kazılmasını izlediği gibi…

Günlerdir Silopi’de, Cizre’de, Sur’da ve Dargeçit’te sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Sokaklar da tanklar geziyor, evler ateşe tutuluyor.

Hendek kazarak hak aradığını zannedenlerin nereden geldiği belli (!) silahlarla güvenlik güçleriyle çatışıyor. Irkçılık gidabında öğütülen çocuk yaştaki gençler, bir suç makinesi gibi çalıştırılıyor.

54.Hükümet Başbakanı 25 Ağustos 1992 günü Refah Partisi grubu tarafından TBMM Başkanlığı’na verilen “Terör ve Şırnak Olayları ile İlgili Gensoru” önergesinin gündeme alınmasını isterken sarfettiği sözlerle Hükümetimize sesleniyoruz;

“Elbette bu vatan hepimizin… Elbette sizleri ikaz etmek bizim için vatan borcudur. Ne yapıyorsunuz, farkında değilsiniz, biz sizi size aynada göstermeye çalışıyoruz. Bak yaptıklarınız bu. İstemiyorsunuz ama istemediğiniz halde siz farkında olmadan ülkenin bölünmesi için çalışanlara yardımcı oluyorsunuz. Kendinize gelin, elbette sizi ikaz etmek bizim vazifemiz, bu Meclis’in vazifesi.

ÇÖZÜMÜ isterseniz, çözümün adı; adil, onurlu, gönüllü, kardeşçe birlik ve beraberliktir. Asıl temin edilmesi icap eden budur. Herkes birbirine sarılmayı istemelidir. Bu da ancak adil düzenle olur.”

 

NAGEHAN GÜL ASİLTÜRK

SAADET PARTİSİ İSTANBUL İL KADIN KOLLARI BAŞKANI

 

26 Ara 2015

Erbakan’dan tarihi değerlendirme: Ülkemiz iç savaşa sürüklenmek isteniyor

b03_erbakan_hoca

Bugün bütün bunları yapmaları Müslümanları birbirlerine öldürtmek içindir, büyük Ermenistan’ı, büyük İsrail’i kurmak içindir. Sonra Ermenistan’a bağlayacak, öğütecek ve İsrail’e teslim edecek.

Ülkenin haline bir bakınız. Her taraf kan ve gözyaşı… Asıl en önemli husus eğer gereken ciddi tedbirler alınmazsa – maazallah- ülkemiz bir bölünme tehlikesine doğru zorla götürülmek isteniyor.

MUHTEREM Başkan, Muhterem Milletvekilleri, Hükümetin sayın üyeleri

Bugün 23 Eylül 1992. TBMM’nde Refah Partisi grubumuz tarafından TBMM Başkanlığı’na 25 Ağustos 1992 günü tevdi ettiğimiz “Terör ve Şırnak Olayları ile İlgili Gensoru” önergemizin gündeme alınması konusunu müzakere ediyoruz. Sözlerime başlarken her şeyden evvel Refah Partimiz grubu adına yüce Meclis’in bütün üyelerini saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum ve bu görüşmelerimizin bütün milletimiz ve insanlık için hayırlı olmasını diliyorum.

HANGİ DUYGULARLA KONUŞUYORUZ?

Biz bu konuşmaları yaparken, bir yandan ülkemizin bütünlüğü için hayatını ortaya koyup hizmet veren kahraman güvenlik kuvvetlerimizin, şehit olan gencecik evlatlarının acısını yüreğinde duyan annelerin acısını da aynen kendi yüreğimizde duyarak konuşuyoruz. Gözleri önünde aile efradının kurşunlandığını, bombalandığını, katledildiğini gören Güneydoğulu kardeşlerimizin kalplerindeki acıyı da aynen kalbimizde duyarak konuşuyoruz. Evi, köyü tahrip olduğu için ormanda, dağda yaşamaya mecbur kalan Şırnaklı kardeşlerimizin kalbinde duyduğu acıyı da aynen duyarak konuşuyoruz. Bu konuşmayı şefkatle yapıyoruz. Bu önergeyi Meclis’e bu şefkatle getiriyoruz. 60 milyon insanı şefkatle sevdiğimiz gibi, ülkenin birlik ve bütünlüğünü her şeyin üstünde tuttuğumuz için bu hükümetin üyelerini de şefkatle sevdiğimiz için biz bu önergeyi yüce Meclis’in huzuruna getiriyoruz. Onun için bu en önemli memleket meselesini konuşurken üslubumuz hiçbir zaman kavga olmayacaktır, tam tersine şefkat ve sevgi olacaktır.

Ve nihayet şunu da belirtmek istiyorum, yine böyle önemli memleket konusunda sözlerime başlarken güvenlik kuvvetleri mensupları olarak hayatlarını kaybeden bütün memleket evlatlarına, bölgede masum vatandaşımız olarak hayatlarını kaybeden evlatlarımıza rahmet diliyorum. Kendilerine, acılarına iştirak ediyorum. Yakınlarına ve bütün milletimize bundan dolayı başsağlığı diliyorum.

Ülkemiz İç Savaşa Sürüklenmek İsteniyor

Muhterem milletvekilleri,

Hepinizin gördüğü gibi terör son aylarda etrafı sarmıştır. Her yer kan, dehşet ve gözyaşına boğulmuştur. İki yaşında masum çocuklar katlediliyor, 18-20 yaşında gençler hayatını kaybedip hazin törenlerle toprağa veriliyor. Ülkede can, mal, ırz emniyeti kalmamış. Bir taraftan askerimiz, polisimiz şehit ediliyor… Karakollarımız basılıyor… Hakimlerimiz, savcılarımız kaçırılıp öldürülüyor. Valilerimizin kaçırılmasına tevessül ediliyor, yollar kesiliyor, uçaklar kurşunlanıyor.  Trenler yakılıyor, vapurlar yakılıyor.

Ülkenin haline bir bakınız. Her taraf kan ve gözyaşı… Bütün bu facialar yaşanırken asıl en önemli husus eğer gereken ciddi tedbirler alınmazsa – maazallah- ülkemiz bir bölünme tehlikesine doğru zorla götürülmek isteniyor. Çünkü dış güçler bir yandan Güneydoğu’daki vatandaşlarımıza çeşitli ajanlar halinde tahrikler yaptıkları gibi öbür taraftan da diğer bölgelere gelen genç askerlerimizin cenazeleri esnasında yaptıkları provakasyonla ülkemizi bir iç harbe sürüklemek istiyor.

Diplomatlar ve ABD’li Subaylar Şırnak’ta Ne Yapıyor?

Diğer taraftan önemli sorular da şunlardır: neden bu olaylardan önce bütün batılı ülkelerin elçileri konsolosları vızır vızır mekik dokudular bu Şırnak’ta. Bak belki haberiniz yoktur, haber vereyim. Burada Çankaya’da bir bina var. İçinde üç tane şu Balgat’taki Amerikan üssünün subayı oturuyor. Ev sahibi bunlardan su ve elektrik parası istiyor. Bizzat üç tane Amerikan subayı diyorlar ki, bugünlerde olan bir olay, “efendim biz su ve elektrik kullanmadık ki.” Niye? “Çünkü biz 2 aydan beri Şırnak’taydık.” Soruyorum size hükümet olarak bu Amerikan üssündeki subaylar 2 ay Şırnak’ta ne arıyor? Biz ne zaman hala bunların subay elbisesi giyip içeri girdiklerini sonradan da sivil elbise giyerek ajanlık yaptıklarını ne zaman itiraf edeceğiz? Ne zaman kendilerine bildireceğiz?(Alkışlar)

Türkiye’nin Baş Meselesidir

Muhterem Başkan, muhterem milletvekilleri

Bütün bunlar gösteriyor ki, terör sadece Güneydoğu’da değil büyükşehirler başta olmak üzere bütün yurdu bir yangın halinde sarmıştır. Türkiye’de şu anda can ve mal güvenliği kalmamıştır. Türkiye’nin baş meselesidir, herkes tedirgindir. Sayın Demirel bile kırmızı alarm altındadır. İşte gazete burada… Bak helikopterle havaalanından evine gidiyor. Bu hale getirdiler Türkiye’yi. Sadece karakollar, askeri hedefler değil valiler, parti üyeleri, belediye başkanları hedef haline gelmiş. Kurtarılmış bölgeler mevcuttur. Toplu iğne ucu kadar bir yer kurtarılamaz diyen Sayın Demirel on ay içerisinde kilometrelerce sayılamayacak kadar çok kurtarılmış bölge meydana gelmesine sebep oldu. Çünkü bizim heyetimiz Siirt’ten Diyarbakır’a giderken bizzat güvenlik kuvvetleri “buradan ileriye geçmeyin efendim.” Gündüz. Neden? “Ee buradan ilerisi emin değildir. PKK’lılar yerleşmiş, hücum ediyorlar.” diyor. İşte buyurun. Ancak şehirlerin kenarında güvenlik kuvvetleri var. İki şehrin arasındaki büyük boşlukta devlet hakim değildir. Türkiye bu hale gelmiştir. İşte önümüzdeki acı gerçek budur.

Bütün bunlar karşısında ise hiçbir şey yapılmamıştır. Sadece laf, laf, laf… Tabi bu laf kelimesini genelde kibar bir şekilde ifade etmek için kullanıyorum. Şimdi bundan dolayıdır ki, mesele son derece ciddidir ve yüce Meclis’in meseleye mutlaka el koyması mecburiyeti vardır.

Gavurdan Dost Domuzdan Post Olmaz!

Şimdi bir diğer gerçeği de kısaca belirtmek mecburiyetindeyim. Bu da bilhassa Kürt kökeninden gelen bütün yeryüzündeki Müslüman kardeşlerimize kardeşane bir şekilde seslenmek için şu açıklamayı yapıyorum. Bilsinler ki, gavurdan dost, domuzdan post olmaz. Ondan dolayı bu dış güçler, sakın ha, kendilerine yardım ediyor, çalışıyor zannetmesin. Bunların sloganı “Kürt ölsün Ermenistan kurulsun” dur. Bugün bütün bunları yapmaları Müslümanları birbirlerine öldürtmek içindir, büyük Ermenistan’ı, büyük İsrail’i kurmak içindir. Onlar alet ediyor sonra Ermenistan’a bağlayacak, öğütecek ve İsrail’e teslim edecek. Bu yeni bir şey değil. Osmanlı’yı parçalayan dış güçler gittiler Amerika’da, Fransa’da lobi oldular. Onlar Osmanlı’yı parçaladıkları gibi şimdi Türkiye’yi de parçalamak, bütün Müslümanları birbirine kırdırmak, İslam alemini ortadan kaldırmak için planlı programlı bir şekilde çalışıyorlar. Apaçık bir şey, bu gerçeği görmemek mümkün mü?

Özerklik – Federasyon Çözüm Olamaz

Bunlar şimdi kendi planlarını yürütmek için bir yandan PKK’yı destekliyor ama sonradan Kuzey Irak’takileri destekliyor. Hep kendi planlarının gereğini yerine getiriyor. Onun için gerek PKK gerek Kuzey Irak’takiler zaman zaman Batılılar bizi sattı diyor. Hayır, bu kendi planlarını yürütmek için o an ne lazımsa onu yapmalarının bir gereğidir. Ondan dolayıdır ki, bak bunlar Wilson prensibi dediler, sırf Osmanlı’yı parçalamak için ama sıra Kürt kökenlilere bağımsız bir devlet kurmaya geldiğinde 1917’de “Hayır siz bu rüşte sahip değilsiniz, İngiliz kontrolü altında kalacaksınız” dediler. İşte gavurun yapacağı iş budur. Ondan dolayı elbette hiçbir inançlı kardeşim bunların kendileri için çalıştığını kabul edemez. Bu bir. İkincisi bağımsız bir Kürt devleti hiçbir zaman Kürt kökenli kardeşlerimize saadet getiremez. Bu her bakımdan açıktır. Çünkü Türkiye’de Güneydoğu Anadolu’muzda yaşayan Kürt kökenlilerden belki de çok daha büyük bir kısmı yurdumuzun her tarafına dağılmıştır, çok tabi olarak. Çünkü hepsi bu vatanın bir evladıdır. Onun için bir bölgede böyle bir devlet kurulmaya kalkılırsa öbür bölgelerdekiler ne olacak? O bölgelerdeki insanlar bilakis reaksiyona maruz kalacaklar. Bangladeş’ten daha geri… İzmir’e, Ankara’ya, İstanbul’a pasaportla gidecek geri kalmış, ezilmiş, ateist yönetimler altında ve Batı politikalarına oyuncak yapılacak herhangi bir kukla devletten kime ne hayır gelir?

Öbür taraftan federasyon, özerklik bunlar da çözüm değildir, aynı mahzurlar bunun için de vardır. Böyle bir bölgede bölgeyi yönetim yapsanız dahi öbür bölgelerdekiler ne olacak?  Bunlar sadece istenmeyen muamelelere maruz kalmalarına sebep olabilir. Bu sebepten dolayıdır ki, bunların hiçbiri çözüm değildir.

Sorunun Kaynağı Hile Rejimidir

Aynı şekilde kültürel ve sosyal hakların verilmesi de bir çözüm değildir. Evet, bunlar verilmeli ama bunlar verildiği zaman iş bitecek zannedilmesin. Kürt kimliğinin kabul edileceği, Kürtçe yayın yasağının kaldırılacağı Kürt enstitülerinin kurulabileceği… Bunlar söylenmiş olsa ve bunlar gerçekleştirilse bu mesele biter mi? Hayır! Neden? Bölgede işsizlik korkunç boyutlara ulaşmıştır, eğitim ve sağlık hizmetleri tıkanmıştır, yatırımlar durmuştur, insan hakları ihlalleri had safhaya varmıştır. Bu bölgeden başlayacağız kalkınmaya diyen bu hükümet bugüne kadar on aydan beri bir tek çivi bile çakmamıştır. Buraya gelip de kağıt üzerindeki bir takım rakamları okumak kimi aldatmaktır, gerçek ortadadır. Bundan dolayıdır ki,  aslında elbette herkese insan hakları verilmelidir. Fakat mesele ne arazi meselesidir ne de sosyal-kültürel hak meselesidir. Mesele kökünde, aslında bu ülkede adil bir düzenin kurulmasıdır.

Asıl Amaç: Müslümanları Birbirine Kırdırmaktır!

Bakınız, plan şudur; şimdi önce Kuzey Irak’ta bir otorite boşluğu meydana getirilecek. Burada Batı’nın yönetiminde oradaki halkı değil Batı’nın arzularını gözetecek bir bölge meydana getirilecek. Ondan sonra Türkiye’nin Güneydoğu’su bu bölgeye ilhak edilecek ve bunun için Türkiye, Irak, Suriye ve İran’da Müslümanlar birbirini ezsin diye bölgedeki Kürt kökenli Müslümanlarla birbirlerini Vietnam’a dönüştürülecek. Bu Vietnam’a dönüşürken sözde kurtarıcı gibi İsrail Lübnan’ı alacak ve böylece ta Akdeniz’de geniş bir kapısı bulunan İsrail Lübnan boşluğundan Kuzey Irak – Ermenistan – Bakü’ye kadar uzanan bir koridor kurulacak. Bu koridor içerisinde Kuzey Irak ve Güneydoğu Anadolu bir araya getirilip önce Ermenistan’ın yönetimine verilecek. Burada oturan Müslüman halk Ermeni değirmeninde öğütülecek ve İsrail’e yumuşak yutulacak bir lokma haline getirilerek teslim edilecek. İşte plan budur. Bu planın tatbikatını görüyoruz. İşte daha iki yıl evvel Amerikalı yarbayların Riyad’daki karargahlarında yaptıkları açıklama: “Biz Kuzey ırak’ta otorite boşluğu kuracağız, Anadolu’dan da buraya parçalar ilave edeceğiz” demediler mi? Bunları biz burada kaç defa konuşmadık mı?

İşte şimdi Güneydoğu Anadolu Lübnanlaştırılmadı mı? Bu PKK’yı oradan buraya kim gönderiyor zannediyorsunuz. Amerika gönderiyor. İşte ellerindeki silah, işte plan… Ne acıklıdır ki, bizim zaten çok şükür istihbaratımız yok. Çünkü olan istihbaratımız da CIA ve MOSSAD ile işbirliği halinde. Şu halimize bakınız. Amerikalı adam istediği gibi oynuyor. Bize istihbarat diye yönlendiriyor. Onlara da git vur diyor. Bizim bir milli istihbaratımız yok. İki aydan beri daha istihbarata bir başkan bile konulamadı ve böylece bu hükümetin elinde Güneydoğu Anadolu görüldüğü gibi Lübnanlaştırıldı. Ve tabi bu dış güçler Müslüman ülkeleri birbirine düşürmek istiyor ki, burası Vietnamlaşsın, Müslümanlar birbirlerini öldürsünler, İsrail daha serbest kalsın. Bunun için de politikaları İsrail ile Türkiye’yi birbirine yaklaştırmaktır. Ne yazık ki bu hükümet görüldüğü gibi İsrail ile can ciğer dosttur. Onun dışişleri bakanıyla görüşüyor. Oradan gelen heyetlere Dolmabahçe Sarayı’nda hepsi arka arkaya dizilip saygı duruşunda bulunuyorlar. Yürüyen ne? Yürüyen Siyonist plan, dış güçlerin planı… Netice ne oluyor? Bizim Anadolu’muzun bir parçası Lübnan oluyor. Bizim Anadolu’muzun bir parçası Vietnamlaştırılmak isteniyor. Şu hale bakınız.

Elbette bu vatan hepimizin… Elbette sizleri ikaz etmek bizim için vatan borcudur. Ne yapıyorsunuz, farkında değilsiniz, biz sizi size aynada göstermeye çalışıyoruz. Bak yaptıklarınız bu. İstemiyorsunuz ama istemediğiniz halde siz farkında olmadan ülkenin bölünmesi için çalışanlara yardımcı oluyorsunuz. Kendinize gelin, elbette sizi ikaz etmek bizim vazifemiz, bu Meclis’in vazifesi.

ÇÖZÜMÜ isterseniz, çözümün adı; adil, onurlu, gönüllü, kardeşçe birlik ve beraberliktir. Asıl temin edilmesi icap eden budur. Herkes birbirine sarılmayı istemelidir. Bu da ancak adil düzenle olur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi

22 Eylül 1992