Yasağa yine dokunulamadı

31 Ocak 2010 Yazan  
Kategori Gündem

Anayasa Mahkemesi’nin 1976 yılında teşkilat yasasındaki değişiklikleri iptal etmesiyle 31 yıldır adeta kanunsuz şekilde hizmet veren Diyanet İşleri Başkanlığı, AKP hükümeti döneminde hazırlanan 3 tasarının yasalaşamaması nedeniyle bir türlü teşkilat yasasına kavuşamadı.

yasaga-yine-dokunulamadi-spot-0Kur’an-ı Kerim, eğitimi ve öğrenimi önündeki yaş şartına, bu taslakta herhangi bir çözüm getirilmiyor. Mevcut uygulamaya göre, 1999 yılında Mesut Yılmaz’ın başbakanlığı döneminde çıkarılan yasa hala yürürlükte olduğu için, Diyanet’in kurslarına kaydolmak için ilköğretimi bitirmek yani 15 yaşını doldurmak gerekiyor. Yine aynı yasaya göre, hala okullar tatile girdiğinde camilerde açılan yaz kurslarına 12 yaşından küçüklerin gitmesi yasak. Dolayısıyla hazırlanan tasarıda, Kur’an eğitiminin önündeki yasakların kaldırılmasına yönelik hiçbir olumlu adım atılmaması dikkat çekiyor.

Anayasa Mahkemesi’nin 1976 yılında teşkilat yasasındaki bazı değişiklikleri iptal etmesiyle 31 yıldır adeta kanunsuz şekilde hizmet veren Diyanet İşler Başkanlığı, AKP hükümeti döneminde hazırlanan 3 tasarının yasalaşamaması nedeniyle bir türlü teşkilat yasasına kavuşamadı. Mehmet Aydın ve Sait Yazıcıoğlu’nun ardından son taslağı hazırlatan Bakan Faruk Çelik’in bu düzenlemenin Meclis’ten geçmesini başarıp başaramayacağını ise zaman gösterecek. Ancak Bakan Çelik, kendisinin hazırlattığı 24 maddelik yeni taslağı, kamuoyunda tartışılmak üzere parlamentodaki siyasi partilere sundu. Hazırlanan taslak, daha önce metinlere göre yine birçok farklılık içeriyor. Daha önce Diyanet İşleri Başkanının seçimle işbaşına gelmesi hükmü ise tamamen rafa kaldırılıyor. Başbakan tarafından atanacak olan Başkanın görev süresi, 5 yıl olacak. Başkan yardımcılıkları ‘Başkan Vekili’ne dönüştürülürken, sayıları da ikiye düşürülüyor.

Kurs öğreticilerine de kariyer
Yine önceki tasarılarda yer alan, yeni camilerin yapımı için Diyanet onayı şartı ile camilerin bütün müştemilatının Diyanet’e devrine karşı çıkan vakıf ve dernek yöneticilerine altı aydan bir yıla kadar hapis cezası getiren hükmü de yeni tasarıdan çıkarıldı.

Daha önceki bütün tasarılarda olan vaizlik ve imam hatiplikte öngörülen kariyerli sistem, yeni tasarıda aynen yerini korurken ayrıca Kuran Kursu öğreticileri için de kariyerli sisteme geçilmesi ekleniyor. Meslekte yükselme imkânı tanınan yeni düzenlemeye göre, vaizlik, uzman vaizlik ve başvaizlik gibi ünvanlar getiriliyor. Yine imam hatiplik için de, imam hatip, uzman imam hatip ve baş imam hatip gibi sıfatlar oluşturuluyor. Yenilik olarak ise, Kuran Kursu Öğreticisi, Kuran Kursu Uzman Öğreticisi ve Kuran Kursu Başöğreticisi unvanları ihdas ediliyor.

İlk taslaktaki içki yasağı kaldırıldı
2004 yılında okulların ardından, ibadethanelerin 200 metre yakınında da alkollü içki satışı yapılamayacağına ilişkin sınırlamanın da kaldırılması üzerine; 2007 yılında hazırlanan ilk taslakta, cami ve mescitlere 100 metre mesafede içki satılmasına yasak getiriliyordu. O zaman çok tartışılan bu değişikliğe göre, ” Cami ve mescitlere yüz metre mesafe içinde kumarhane, meyhane, içkili lokanta ve benzeri yerler açılmasına ve alkollü içkilerin satılmasına izin verilmez” deniliyordu. Ancak yeni taslakta, içki yasağına ilişkin herhangi bir hüküm yer almadı.

Seçimde aday olan görevine dönemeyecek
İleride çok tartışılacak değişikliklerden birisi de, seçimlerde aday olan Diyanet personelinin durumuna ilişkin düzenleme olacak. Tasarıda, milletvekili ve mahalli idareler seçimlerinde aday olmak üzere istifa eden Diyanet personelinin, aday gösterilmemeleri veya seçimi kaybetmeleri halinde eski görev yerlerine dönemeyeceği hükme bağlanıyor. Ancak Başkanlık, bu personeli kazanılmış hak aylık derecelerine uygun bir kadroya atayacak.

Yeni ‘Diyanet uzmanı’
Kurumda nitelikli eleman ihtiyacını karşılamak amacıyla ‘Diyanet İşleri Uzmanı’ istihdamı öngörülüyor. Dört yıllık dini yüksek öğrenim görmüş, 30 yaşını doldurmamış, KPDS’de en az (C) seviyesinde belgeye sahip olanlar arasından sınavla, uzman ataması yapılacak. Yine Anayasa Mahkemesi’nin Diyanet’in yurtdışına din görevlisi atama yetkisini yıllar önce iptal etmesiyle oluşan yasal boşluk bu tasarıyla gideriliyor. Buna göre, Diyanet halen boş bulunan birimlere atama yapabilecek ve daha önce yaptığı atamalara da yasal dayanak oluşturulacak. En önemlisi, Avrupa ülkelerinde İslam İlahiyatı bölümü mezunlarına, yurtdışında sözleşmeli statüde görev alma fırsatı doğacak. Personel sayısı, seçimi, görev yeri; Başkanlık ve Maliye Bakanlığı’nca belirlenecek. Personelin özlük haklarında bir dizi iyileştirme yapılıyor.

Yaş sınırı kaldırılmıyor
Kuran-I Kerim, eğitimi ve öğrenimi önündeki yaş şartına, bu taslakta herhangi bir çözüm getirilmiyor. Mevcut uygulamaya göre, 1999 yılında Mesut Yılmaz’ın başbakanlığı döneminde yapılan değişiklik hala yürürlükte olduğu için, Diyanet’in kurslarına kaydolmak için ilköğretimi bitirmek yani 15 yaşını doldurmak gerekiyor. Yine aynı yasa hükmüne göre, hala okullar tatile girdiğinde camilerde açılan yaz kurslarına 12 yaşından küçüklerin gitmesi yasak.

Gerekçede laiklik vurgusu
Tasarının gerekçesinde Cumhuriyetin en köklü kurumlarından birisi olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek görevini yerine getiren Anayasal bir kurum olduğu vurgulanıyor.

Diyanet’in 633 sayılı kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 40 yılı aşkın sürede yirmi beş binlerdeki kadrosunun yüzbini aştığını belirtilen gerekçede, “Başkanlığın hizmet alanı yurtdışında Orta Asya’dan Avustralya’ya, ABD’den İsveç’e kadar genişlemiş, yurt içinde hizmet çeşitliliği ve yoğunluğu artmış, hac ve umre hizmetleri yanında, toplumun her kesimine yönelik dini yayın ve hizmet faaliyetleri önemli oranda gelişme göstermiştir” denildi.

Gerekçede şu ifadelere yer verildi:
“Halen on iki maddesi Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiş durumda olan ve yürürlükte bulunan hükümleri ise tam anlamıyla ihtiyaca cevap veremeyen bir teşkilat kanunu ile Başkanlığın yürütmekle yükümlü olduğu hizmetlerin düzenli ve verimli bir şekilde yerine getirilmesi mümkün olamamaktadır”

Haber Kaynağını Görüntüle

Kur’an, 250 ayette direkt kadınları muhatap alır

12 Ocak 2010 Yazan  
Kategori Kadınca

Kur’an’da direkt olarak hanımları muhatap alan ayetler 250 adettir. Ancak dikkat edilmelidir ki, Kur’an’daki bütün ayetler, 6600 (İbn-i Hacer el Askalani’ye göre) ayetin tamamı, hem erkeği hem kadını ilgilendirmektedir. Direkt hanımlarla ilgili olan bu 250 ayetin, 17 tanesi ise annelik ve cennetlik kadınlarla ilgili olduğu çok açık bir şekilde belirtilmiştir ki buda hanımları onura etmektir.

Bu ayetlerden, hanımların inanç ve yaşayışlarını, hak ve sorumluluklarını, kadın erkek ilişkilerine ait durumlarını öğrenmemiz ve bunu başka medeniyetlerin, hanımlarına yaklaşımlarıyla kıyaslamamız mümkündür. Böylelikle, Allah’ın, son olarak gönderdiği din olan İslam’ın, kadınlara verdiği değeri öğrenmemiz, anlamamız ve bu değerlere sahip çıkmamız kolaylaşacaktır. Hanımların haklarını hem içimizde hem de dışa karşı korumak ancak, Allah’ın emir ve yasaklarına uymakla mümkün olacaktır.

Kadınlar ve erkekler

“Ey İnsanlar! Şüphe yok ki biz sizi, bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” [Hucurat, 13]

“Ey İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan (Hz. Âdem) ve ondan da eşini yaratan (Hz. Havva); ikisinden birçok erkek ve kadın meydana getirip yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.” [Nisa, 1]

Bu iki ayeti öğrendik ve iyi anladıktan sonra, İslam’da kadın ve erkeği daha iyi kavramamız kolaylaşacaktır.

ERKEK VE HANIMLARI KARŞILAŞTIRMA:

1. İman ve inanma yönünden hanımlar

İslam dininde (şeriatında) Kur’an, sünnet ve icma nazarında, kadınlarla erkeklerin iman noktasında aralarında hiçbir fark olmadığı uygulamalarla ortaya konmuştur. Hiçbir ayetin yorumunda, amel farklılıkları hariç, hanımlar hiçbir ayrıma tabi tutulmamıştır. Ahlakta hanımlar daha hassas olmalıdırlar.

Kur’an’daki ayetlerin; “Ey iman edenler, Ey insanlar, Ey Kullarım” hitapları içinde kadın ve erkeği ayıramazsınız. Hz. Peygamber’e ilk inananlar içinde hanımlardan, eşi Hz. Hatice validemiz ilk sırayı almıştır. Hz. Peygamber’e sıkıntılarında en büyük yardımları da yine sağlığında Hz. Hatice yapmıştır.

Şöyle düşünelim; Hz. Peygamber (sav) vahyin şiddeti kendini gösterip mesuliyeti arttığında, müşriklerin Efendimize çektirdikleri eziyetler karşısında, Peygamber’in en büyük destekçisi Hz. Hatice validemiz oluyordu. Böylelikle tarihin en zorlu görevini yerine getiren eşi, Hz. Peygamber’e en kuvvetli destek bir hanımdan gelmiş oluyordu. Hz. Hatice, cennetle müjdelenen dört hanımdan birisi idi aynı zamanda… (Buhari)

2. Amel yönü ile hanımlar

Mükellef olan hanımların, iman etmek ve İslam’ın emirlerini yerine getirmeye söz vermekle, işittik ve itaat ettik, dedikten sonra hiçbir engelleri kalmamış olur. İbadet temelinde, erkekler de kadınlar da Allah’a özgürce el bağlayıp, dua, yakarış ve niyazda bulunabilir. Ancak hanımların, yaratılış itibariyle, muayyen zamanlarda ibadet etme özgürlüğü kaldırılmıştır. Çünkü o muayyen zamanlarda hasta olmaları hali, kendileriyle birlikte yaratılmıştır. Ancak sevap yönü ile takvaya ulaşmalarına dair hiçbir eksik ve engel yoktur. İnsanlık ve kulluk yönleriyle hiçbir vakit aşağılanmamışlar, aksine sürekli onore edilmişlerdir. Hanımların özel halleri takvalarına bir engel olmamıştır. İbadetlerden ayrı tutulmamışlardır.

Hatta hanımların harbe, bilfiil katılmaları, katılma istekleri olmalarına rağmen, harbe kabul edilmemişlerdir. Ancak, şehit olamama gibi bir engelleri yoktur. Niyetleri ve geri hizmetleriyle, onlara şehadet derecesinin verileceği müjdesi gelmiştir.

3. Ahlak ve fazilet yönü ile hanımlar

Hanımlar, yaratılış itibariyle erkeklere nispetle daha zayıf ve korunmaya muhtaç olarak yaratılmıştır. Bu gerçek ve hikmetten dolayı, evlilik hayatında evin bütün yükünü (maddi) erkek üstlenmek zorunluluğunda olmuştur.

Hanımların, hiçbir masrafa katılma zorunluluğu olmadığı, dinimizce kabul görülmüştür. Bu vakıa göz önünde bulundurulduğu zaman bir gerçekle karşılaşmış oluruz. Hanımların erkeklerle korunma hususu, hanımların tepeden tırnağa (el ve yüz hariç) korunma altına alınmıştır. Hanımların bütün vücudu korunma altına alınmıştır. Yaratan Allah en iyi bildiği için, yarattığı kullarını koruma altına almıştır. Bu korumanın birçok açıklaması olabileceği gibi, en sağlıklı açıklaması, Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın buyruğu olmasıdır.

İslam, diğer dinlere ve medeniyetlere nazaran kadını bir ayrımcılığa tabi tutmamış, onu aşağılamamış, muayyen zamanlarından ötürü onu lanetle anmamıştır. Aksine İslam, kadına şerefini ve yerini vermiştir. İslam’da hanımlar, her türlü maddi ve manevi haklara sahip olmuşlardır. Kendilerine getirilen bazı kısıtlamalar ise, ayrımcılıktan çok, yaratılışları itibariyle onları korumak ve sakındırmak içindir.

İslam’ın kadınlara verdiği hakları anlamak için, İslam’ı en iyi uygulayan Hz. Peygamber dönemine bakmak yeterli olacaktır. İslam’ın ilk şehidi olma şerefine eren sahabenin de bir hanım olduğunu göz önüne almak gerekir.

Haber kaynağını görüntüle

Kur’anda ve Toplumda kadın

27 Ekim 2009 Yazan  
Kategori Kadınca

pUhPmT23Yüce Allah’ın Kuran’da erkek ve kadın için tavsiye ettiği üstün ahlak özellikleri aynıdır. Müminlerin yaşamları Allah sevgisi ve korkusu üzerine kurulmuştur ve öncelikli hedefleri Rabbimiz’in hoşnutluğunu kazanmaktır:

 “Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl Suresi, 97)

 Mümin kadın ‘boş’ işlerle zamanını geçirmez, her işinde gerçek amacı, “Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır.” (Al-i İmran Suresi, 114) ayeti gereğince Allah’ın hoşnutluğudur.

 Kuran’a tabi olan mümin kadın eşini ve arkadaşlarını da Kuran ahlakını yaşayan insanlardan seçer. Allah’ı seven ve O’nun sınırlarını koruyan kimselerle birlikte olur. Dünyevi hiçbir şey, onun için Allah’ın rızasını kazanmaktan daha önemli değildir:

De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resûlü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 24)

 Sahip olduğu Kuran ahlakı, Allah’ın Kuran’da koyduğu emir ve yasaklara uygun yaşayan mümin kadına, güçlü ve sağlam bir kişilik kazandırır. “… Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz…” (Müminun Suresi, 71) ayetiyle haber verildiği gibi, Kuran ahlakının getirdiği ‘şan ve şeref’ nedeniyle, inanan kadının onurlu bir karakteri vardır. İnanan insanlar, toplumun ve ailelerinin telkinlerini kıstas olarak kabullenmez ve Allah’ın beğendiği mümin karakterini yaşarlar.

 Yüce Allah ayrıca Kuran ile kadını ve kadın haklarını koruma altına almış, toplumda olması gereken saygın bir yer kazandırmıştır. Tüm bunlar Allah’ın kadınlar üzerindeki sonsuz rahmetidir.

 Toplumda Kadın

 Dinden uzak yaşayan toplumlarda ise, kadın ya da erkek her insana bebeklik çağından itibaren yapılan yüzlerce telkin vardır. Biçilen evlenip anne olma rolü gereğince, kız çocuklarının oyuncakları hep bebeklerdir. Büyüyüp genç kız olduğunda da artık evlenme çağının geldiği telkinleri başlar. Adaylarda yakışıklılık, iyi bir iş, ev ve araba sahibi olması gibi özellikler aranır.

 Sonunda aranan özelliklerde bir genç bulunur. Genç  kıza erkekte çekici gelen; görünüşü, arabası, kaliteli giyimi ya da yalnızca zengin olmasıdır. Kaçırılmayacak bir fırsattır bu ve genç kız yakınları tarafından da bu birlikteliğe adeta itilir. Erkek de acaba evi, arabası olmasaydı ya da fakir olsaydı onu beğenip beğenmeyeceğini düşünmez. 

 Aldıkları yanlış telkinler yüzünden, genç kızlar hep zengin ve yakışıklı birini aramaktadırlar. Kişinin karakteri, Allah’a bağlılığı, hiçbir şekilde önemsenmemektedir. Oysa Kuran’da gerçek üstünlüğün takva olduğu, “Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır…” (Hucurat Suresi, 13) ayetiyle haber verilmektedir. Söz ettiğimiz gibi, daha baştan yalanlar ve maddi çıkarlar üzerine kurulan evlilik, kadını da erkeği de mutsuz ve azap dolu bir yaşama sürüklemektedir.

 Kuran ahlakından uzak toplumlardaki evliliklerin çoğu, eşlerin birbirine rol yaptığı, sahte sevgilerin yaşandığı eziyet veren beraberliklerdir. Bu eşlerin yaşadığı evler adeta bir tiyatro sahnesidir; kötü bir oyundur oynanan ve ikisinin de canı yanar, ancak bitmez, aynı şekilde sürer gider.

 Oysa gerçek mutluluk; gerçek aşkı, yani Allah’ın güzel tecellisini eşinde aramak, samimi ve dürüst olmak, Allah’tan çok korkmak ve çok sevmektir. Bu, Allah’ın bir nimetidir ve yalnızca samimi inanan insanlara sunulur.

 İman Eden Kadın

İnsanlar doğru sözlü kişiden hoşlanırlar. Doğru konuşmak, hem kadın hem erkek için çok etkileyicidir. İman eden kadını güzelleştiren aklı ve samimiyetidir. Samimi iman eden bir kadın çok etkileyicidir; gerçek sevgi, doğallık ve samimiyetin içinde saklıdır.

 İnanan kadının bir özelliği de, kıskançlık ve rekabet gibi duygulardan arınmış olmasıdır. Erkeklerle bir eşitlik mücadelesini değil, ‘hayırlarda yarış’ı benimser. Mümin kadın, Yüce Allah’a yakın olabilmek için, bu imani yarışta gücü yettiğince çaba harcar.  Rabbimiz  Kuran’da, kadın ya da erkek, her mümine şu özelliklere sahip olması gerektiğini bildirmektedir:

Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah’a ve Resulü’ne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)

Kuran’da Söz Edilen Kadınlar

 Rabbimiz Kuran’da, Hz. Meryem’i seçtiğini ve onu tüm kadınlara üstün kıldığını, “Hani melekler: ‘Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı’ demişti.” (Al-i İmran Suresi, 42) ayetiyle bildirmektedir.

Hz. Meryem’e ,“Hani Melekler, dediler ki: ‘Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette ‘seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır…” (Al-i İmran Suresi, 45) ayetiyle bildirildiği gibi Cebrail aracılığı ile Hz. İsa müjdelenmiştir.

Hz. Meryem, Allah’ın bir mucizesi olarak,  insan eli değmeden hamile kalmış ve böylece Hz. İsa doğmuştur. Allah’ın yarattığı kadere içten boyun eğen Hz. Meryem, tüm iftiralara karşı Allah’a teslim olmuştur. “… ‘Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi.” (Meryem Suresi, 27-28) şeklindeki ağır sözlere rağmen insanların düşüncelerini önemsememiştir. Tevekkülünün ve sabrının karşılığı olarak Rabbimiz, Hz. İsa’yı beşikte konuşturmuş ve Hz. Meryem’i iftiralardan temizlemiştir.

 Rabbimiz Kuran’da, Firavun’un karısının üstün ahlakını da örnek göstermektedir. Firavun, Mısır’da zalimliği ve halkına uyguladığı şiddetle tanınır. Karısı da, Firavun’un bu zorbalığına ve inkarına en yakın tanıktı. “… Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.” (Yunus Suresi, 83) ayetiyle bildirildiği gibi, erkek çocukları öldürüyor ve halka işkence yapıyordu.

 Rabbimiz, Firavun’u uyarmak amacıyla Hz. Musa’yı göndermiştir. Ancak, “Sonunda Musa’ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı…” (Yunus Suresi, 83) ayetiyle bildirildiği gibi, Hz. Musa’ya iman edenler çok az sayıdadır. İnsanlar Firavun’un zulmünden korktuklarından iman etmezken, Firavun’un karısı korkmamış, Allah’ın yakınlığını kazanmayı seçmiştir. Onun samimi imanı “… Hani demişti ki: “Rabbim bana Kendi Katında, cennette bir ev yap; beni Firavun’dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar.” (Tahrim Suresi, 11) ayetiyle haber verilmektedir.

 Kuran’da Hz.Musa’nın annesinden ve yaşadığı imtihandan da bahsedilir. Allah, Firavun’un zulmünden korumak için Hz. Musa’yı bir sandıkla nehre bırakmasını ona vahyetmiştir. Allah’a teslimiyetini kanıtlayan Hz. Musa’nın annesi, bu zor imtihandan sonra, Allah’ın vaadi sonucu çocuğuna kavuşmuştur:

Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah’ın va’dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler. (Kasas Suresi, 13)

 Kuran’da Sebe Melikesinden de söz edilir. Onun kıssasında sanat ve estetiğin kadınları nasıl etkilediğini görürüz. Hz. Süleyman’ın muhteşem sarayındaki etkileyici cam zemini gördüğünde, Sebe Melikesinin, “…zaten biz Müslüman olmuştuk” (Neml Suresi, 42) şeklindeki sözlerinden bunu anlamaktayız.

 Kuran’da eşindeki Allah aşkını, derin sevgiyi görmeyen kadınlardan da söz edilmektedir. Örneğin Hz.Nuh’un ve Hz.Lut’un eşleri iman etmemişlerdir. Onlar –Allah’ın dilemesiyle- şeytanın pisliklerini ve çirkinliği güzellik olarak görmüşlerdir.

 Sonuç Olarak;

Mümin kadın, etrafına Allah aşkıyla baktığından her yerde Allah’ın tecellilerini görür. Bir çocuğa baktığında, yüreğinde şefkat ve merhamet duyguları oluşur. Mümin kadınların, din ahlakından uzak yaşayan toplumlarda kadınlara yaşatılan sıkıntılardan ve eziyetlerden uzak bir yaşamları vardır. Allah’ın, “Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl Suresi, 97) ayetiyle mümin kadınlara ve mümin erkeklere vadettiği gibi, güzel bir yaşam sürerler. Ahirette alacakları karşılık ise –Allah’ın dilemesiyle- bitip tükenmeyecek rızıklarla dolu sonsuz mutluluk yurdu olacaktır.

 Adn cennetleri; kapılar onlara açılmıştır. İçinde yaslanıp-dayanmışlardır; orda birçok meyve ve şarap istemektedirler. Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır. İşte hesap günü size va’dedilen budur. Şüphesiz bu, Bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok. (Sad Suresi, 50-51-52-53-54)

Elif Alaca

www.hanimlar.com