Türkiye güne kara haberle uyandı
Hakkari’nin Şemdinli ilçesinin Gediktepe mevkiinde karakola saldırı düzenleyen teröristler 8 askeri şehit etti. 14 asker yaralandı…
Karakola dün gece, aynı andan çok sayıda mevziden yapılan baskın sonrası çıkan çatışmada 9 asker şehit oldu, 17 yaralı var.
Gediktepe mevkiindeki karakol, Irak, İran Tükiye üçgeninde bulunuyor.
Saldırının ardından çıkan çatışmalar zaman zaman devam ediyor.
Kaçan teröristlerin takibi için bölgeye özel birlikler gönderildi.
Genelkurmay Başkanlığı dün yaptığı açıklamada terör örgütü PKK’nın saldırılarını artırmasının beklendiği belirtilmişti.
Yaralı askerlerin, Şemdinli Devlet Hastanesi ile Hakkari Asker Hastanesine kaldırılarak, tedavi altına alındığı bildirildi.
GENELKURMAY’DAN YAPILAN AÇIKLAMA ŞÖYLE:
1. Hakkâri / Şemdinli bölgesinde, Türkiye / Irak hudut hattında görevli bir sınır bölüğüne; bir grup terörist tarafından 19 Haziran 2010 günü saat 02:00′de saldırıda bulunulmuştur.
2. Çatışmada sekiz asker şehit olmuş, ondört asker de yaralanmıştır. Yaralılar hastanelere tahliye edilmiştir.
3. Bölge takviye edilmiş ve gece süresince çatışma bölgesine, silahlı helikopter ve topçu ateş desteği sağlanmıştır. Ayrıca, Irak’ın kuzeyi bölgesinde tespit edilen hedefler de Hava Kuvvetleri tarafından ateş altına alınmıştır.
4. İlk tespitlere göre; çatışmada oniki terörist etkisiz hale getirilmiştir.
Mayın patladı 2 askerimiz daha şehit oldu
Öte yandan Hakkari’nin Şemdinli ilçesindeki saldırının ardından güvenlik güçlerinin, terör örgütü PKK üyelerine yönelik sürdürdüğü operasyonda, araziye döşenen patlayıcının infılak etmesi sonucu ilk bilgilere göre 2 asker şehit oldu, 2 asker de yaralandı.
RACHEL CORRIE’Yİ UNUTMADIK
15 Mart 2010 Yazan kubra
Kategori Manşet, Teşkilat Haberleri
Saadet Partisi GİK Üyesi ve İstanbul İl Başkanı Erol Erdoğan’ın Rachel Corrie’nin öldürüşünün yıldönümü münasebetiyle CORRIE ailesine yazdığı mektupla ilgili basın açıklaması:
Değerli Basın Mensupları, Değerli İstanbullular.
Rachel’in ailesine yazdığımız mektubu merkeze alarak, temeline insanlığı koyduğumuz basın açıklamamızı sizlerle paylaşıyorum.
Biz Saadet Partisi olarak, ülkemizde ve dünyada yaşanan acıların bir sembol tarihi haline gelen 16 Mart’ı zulme meydan okuma fırsatı sayıp burada toplandık.
Farklı yıllarda, farklı ülkelerde, ama aynı gün yaşanmış iki ayrı olaydan bahsetmek istiyorum sizlere.
İlk Katliam 16 Mart 1988… Halepçe
Dönemin Irak diktatörü Saddam, Kuzey bölgesinde yaşayan Irak vatandaşı Kürtlere düzenlediği saldırıda kimyasal bombalarla Halepçe’de onulmaz yaralar açmıştır. 5 bin insanın öldüğü bu saldırıda 7 bin insan da yaralanmış, bununla da kalmayıp, kullanılan kimyasal silahlar yüzünden gelecek nesillerin özürlü doğmasına yol açmıştır.
İkinci katliamın tarihi ise 16 Mart 2003 – Refah-Gazze
Amerikalı bir barış eylemcisi olan Rachel Corrie, bu amaçla Filistin’e gelmiş, İsrail’in evini yıkmak istediği bir Filistinli ailenin evinin önünde buldozere karşı elindeki megafonla canlı siper olmuştu. Evi ve aileyi korumak istiyordu. Ancak buldozerdeki katil, Rachel’in sesine de bedenine de tahammül edemedi. Üzerinden geçerek Rachel’i katletti.
Devleti soğuk bir makine olmaktan çıkarıp vicdanla, adaletle, yani insanla barışık hale getirmek zorundayız. Aksi takdirde dünya barışı bir hayalden ibaret olacaktır.
Rachel öldü, Ahmet Yasin öldü, Muhammed Durre öldü; öldürüldüler. Ama zaman gelecek Kudüs’te, Gazze’de, Filistin’de kimse ölmeyecek, çünkü biz galip geleceğiz, barış galip gelecek, sevgi ve uzlaşı üstün gelecek.
Bu vesileyle Saadet Partisi olarak 16 Mart’ta yaşanan bu katliamları kınıyor; barış, huzur ve adaletin dünyaya hakim kılınması için, var gücümüzle çalışacağımıza buradan bir kez daha söz veriyoruz.
Rachel’in ailesine yazdığımız mektup:
Sayın Craig Corrie ve Rachel’in tüm ailesine
Size bu mektubu Türkiye’den yazıyorum.
Bizler, haksızlığa ve zulme karşı siyasi mücadele veren ve barış dolu bir dünya ümidini çoğaltmayı hedef olarak belirlemiş Saadet Partisi’nin mensuplarıyız. Ben de bu partide İstanbul İl Başkanlığı görevini yürütmekteyim.
Size bu mektubu;
Rachel’i tanıyan binlerce Türkiyeli adına…
Dünyadaki milyonlarca seveni adına…
Tanıdığında ona kayıtsız kalamayacak insanlık ailesinin milyarlarca vicdanlı üyesi adına ve onlardan biri olarak yazıyorum.
Bu mektupla, evlat sahibi bir aile olarak acınızı paylaşmak ve onurlu mücadelenize destek olmak istiyorum.
Bir anne-baba için bu dünyada, evladından öte varlık yoktur. Bu bilinçle acınızı yürekten paylaşıyorum.
Kızınızla ilgili açtığınız davanın da sorumluların cezalandırılmasıyla nihayete ermesi için dua ediyorum.
RACHEL, YAŞADIĞI DÖNEMİN EN BÜYÜK AYDINIDIR!
Kızınız Rachel ortaya koyduğu eylemiyle demiştir ki, insanların inancı, rengi ve ırkı zulmün nedeni olamaz. Zalim zalimdir, mazlumsa mazlum! Vicdanlı insanların ölçüsü budur, kimlikleri değil!
Onun katilleri bu sese tahammül etmezlerdi, etmediler de.
Ne ironiktir ki, Rachel’in ölüm günü olan 16 Mart’ın önceki bir başka yıldönümünde (1988), Irak diktatörü Saddam kendi vatandaşı olan Kürtleri kimyasal silahla Halepçe’de katlediyordu. Bu katliamla 5.000 insan ölürken 7.000 insan da yaralanmıştı. Halepçe’de hala çocuklar özürlü doğuyor.
Doğuda da, Batıda da, Kuzeyde de, Güneyde de zulüm var, haksızlık var. Bu zulmü bazen ABD bazen Saddam ve onun gibi diktatörler, bazen İsrail bazen de Çin yaptı, maalesef yapmaya da devam ediyorlar. Ama biliyoruz ki her yerde de RACHELLER var. Her yerde barış için çalışanlar var. Biz RACHEL’in, barışseverlerin, adaletin, özgürlüğün galip geleceğine inanıyoruz.
Kızınız RACHEL’in açtığı yolda bugün George Galloway, Jomana Qaddour, Nada Issa, Haya Al-Shatti, Joti Brar, Mary Edwards gibi binlerce barışsever yürüyor.
Rachel’in hatıra bıraktığı özgürlük savaşı daha binlercesini doğuracaktır. İnanıyoruz ki Rachel hayatta olsaydı belki Gazze’de, belki Irak’ta belki Urumçi’de yine tankların önünde olacaktı.
İşte, bu tavrıdır Rachel’i döneminin en özgürlükçü insanı yapan.
RACHEL EVRENSEL İNSANDIR!
Evet, Rachel mücadelesiyle dünyada herkesin kendine paylar çıkaracağı bir evrensel insandır.
Bizler, insani değerlerimizle ve medeniyetimizin-İslam Medeniyeti’nin bize verdikleriyle inancımızın rehberliğinde zulme hep düşman olmuş bir geleneğin mensuplarıyız.
Ancak Rachel, kendi değerlerimizi bizleri sarsarak hatırlatmış, gönlümüzde derin bir sevgi ve saygı alanı açmıştır. “Mazlumun kim olduğuna bakmayın, mazlum olması yeter, yetmeli” demiştir!
İslam dünyası bu çığlığı duymuş ve Rachel’in yaptığını büyük bir saygıyla takdir etmiştir. Rachel, hepimizi de bildiğimiz bir konuda rahatlatmıştır: “Mazlumların hakkını aramak haktır ve ben mazlumun hakkını ararken ayrımsız herkes için ölebilirim.”
Rachel, mazlum Filistinli çocuklar, babalar, anneler için tankın önüne dikildi.
Dünya Barışı için önemli bir eşiktir bu. Bu davranışıyla sevgili kızınız, barış sağlanana kadar ışık olmaya, barışı insanlara anlatmaya devam edecektir.
Sayın Craig Corrie…
Özlediğiniz ama gurur duyduğunuza emin olduğumuz sevgili kızınız Rachel’i ölümünün yedinci yılında saygıyla bir kez daha anıyoruz.
Rachel’in katillerine açtığınız davada yanınızda olduğumuzu, bu konuda elimizden gelecek her şeyi yapmaya hazır olduğumuzu bilmenizi isteriz.
Sayın Craig Corrie…
Son olarak, sizi ve eşinizi Genel Başkanımız Sayın Prof. Dr. Numan Kurtulmuş adına ülkemize davet ediyoruz. Rachel dostları olarak sizi ağırlamaktan onur duyarız. Rachel’i yetiştiren sizleri tanımak, onun ideallerini, nasıl bir dünya özlediğini sizlerden dinlemek bizi çok memnun edecektir.
Saygılarımla
15 Mart 2010
İstanbul’dan binlerce Rachel dostu adına
Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Erol Erdoğan
*
İngilizce Metni:
To Dear Craig Corrie and Rachel’s Family
I am writting this letter to you from Türkiye.
We are the members of Saadet Party, which politically struggles against injustice and persecution, and aims at raise the hope of a peaceful world. And I have been executing the duty of Istanbul Province Presidency of this party.
I am writting this letter to you;
On behalf of thousands of Turkish people who know Rachel…
On behalf of millions of lovers of her in the world…
On behalf of billions of conscientious members of humanity family who won’t be indifferent when they know her, and me as being one of them.
With this letter, I want to commiserate with you as a father having a child and support your proud fight.
For a mother and father, there is nothing more important than their child in the world. With this awareness, I am hearty commiserating with you.
I am praying to come to an end of the court case about your daughter with being punished of the responsibles, too.
RACHEL IS THE GREATEST SCHOLAR OF HER ERA!
Your daughter Rachel with her activity had said that; the belief, the colour and the race of people can not be the reason for persecution. The bloody is bloody, the oppressed is oppressed! It is the criteria of conscientious people, not their identities!
Her murderers could not abide this cry, and they did not.
Look at the irony of fate, on the another anniversary(1988) before March 16, which is the day of death of Rachel, the dictator of Iraq, Saddam, was murdering the Kurds ,who were his citizens, with chemical weapons in Halabja. On this massacre, while 7000 people were injured, 5000 people were killed. The children is still coming into the world as handicapped in Halabja.
There is cruelty and inequity in East, in West, in North, in South. The cruelty has been made sometimes by the USA, sometimes by Saddam and the dictators like him, sometimes by Israel and sometimes by China, and unfortunatelly they still contineu to make it. However, we know that there are RACHELS everywhere. There are peacemakers everwhere. We believe that RACHEL, peace-loving people, justice, freedom will win.
Today, on the way, which your daughter has created, thousands of peace-loving like George Galloway, Jomana Qaddour, Nada Issa, Haya Al-Shatti, Joti Brar, Mary Edwards is going.
The freedom fight, Rachel left us, will generate thousands else. We believe that if Rachel is alive, she again would be over against the tanks maybe in Gaza, maybe in Iraq and maybe in Ürümchi.
Behold, it is the behaviour which makes Rachel the biggest partisan of freedom of her era.
RACHEL IS A “UNIVERSAL MAN”!
Yes, Rachel with her movement is a universal man whom every people in the world take something from.
We are the members of a tradition has always been abhorrent of cruelty with our values and our civilization – given us by Islamic Civilization on the guidance of our belief.
However, Rachel reminded us our values by convulsing us, opened a deep love and respect area in our heart. She said; ”Do not look at who is the tyrannized, being tyrannized is enough, should be eough!”
Islamic World has heart this cry and consecrated what she did with its whole respect. Rachel, made us feel better about a case which all of us has known. ”It is right to seek justice of tyrannizeds and I can die for everyone without any discrimination while seeking their remedy.”
Rachel resisted on the tank for cruelty Palestinian children, fathers, mothers.
It is which a step for World Peace. With her behaviour your dear daughter will continue to be a light until the peace is established, illuminate the peace to people.
Dear Craig Corrie…
On the seveth deathday of your dear daughter Rachel, whom you miss but we sure you feel proud of, we are upbearing her.
We want you to know that we are with you on the court case you processed to Rachel’s murderers, on this matter we are ready to do everything whatever we can.
Dear Craig Corrie…
Lastly, in the name of our President Prof. Dr. Numan Kurtulmuş we want to invite you and your spouse to our country. We feel proud of accommodate you as Rachel lovers. Meeting with you growing Rachel, listening her ideas and how a world she desire from you will content us.
Respectfully yours,
March 15,2010
On behalf of thousands of Rachel lovers
Saadet Party Istanbul Province President Erol Erdoğan
ABD ordusunda neler oluyor?
Washington Post Gazetesi ABD’deki asker intiharlarının artışına dikkat çekiyor. Gazete, Amerikan birliklerinin dünyanın çeşitli yerlerinde operasyonlarına hız verdiği bir dönemde, intihar vakalarında yaşanan bu ciddi artışa dikkat çekiyor.
Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon yetkilileri, önceki sene intihar eden asker sayısının 140 olduğunu, geçen yıl ise bu sayının 160′a kadar artarak rekor kırdığını söyledi ve 2009′u “korkunç bir yıl” olarak nitelendirdi.
Ordu bünyesindeki intiharların önlenebilmesi amacıyla kurulan çalışma grubunda görevli bir albay, intiharların nedenlerinin aydınlatılamadığını söyledi.
Irak ve Afganistan savaşlarının ortaya çıkardığı olumsuz psikolojinin, intihar vakalarında önde gelen etkenlerden olduğu düşünülüyor. İntihar eden askerlerin üçte ikisinin, Irak veya Afganistan’da çatışmalara katıldığı belirlendi.
İntiharların önüne geçmeye çalışan askeri yetkililer, orduda gödev yapmak üzere yüzlerce psikologu görevlendirdi.
Darbeci zihniyetin kökü kazınmalı
06 Aralık 2009 Yazan kubra
Kategori Manşet, Teşkilat Haberleri, Türkiye
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, ABD’nin isteği üzerine Afganistan’a asker gönderilmesine kesinlikle karşı olduklarını belirterek, “Kendisini barış güvercini olarak takdim eden ABD Başkanı Barrack Obama, Afganistan’a asker göndereceğini açıklayarak bir savaş şahini olduğunu göstermiştir” dedi. Irak’tan Afganistan’a bir tane bile Türk askerinin gönderilmesine karşı olduklarını dile getiren Kurtulmuş, bu konuda 9 Aralık’ı dört gözle beklediklerini söyledi. Kurtulmuş, “ABD, Kore’de olduğu gibi Türk askerine Afganistan’da da öl diyor, yok öyle yağma” dedi.
Kurtulmuş, partisinin Antalya’da yapılan bölge toplantısına katıldı. Bölge toplantısına Isparta, Burdur, Antalya İl ve İlçe Başkanları ile yönetim kurulu üyeleri katıldı. Saadet Partisi Antalya İl Binası’nda gerçekleştirilen toplantıda Kurtulmuş, gündemdeki konulara ilişkin önemli açıklamalar yaptı. İsviçre’de yaşanan minare yasağı ve ABD’nin Afganistan’a asker talebi başta olmak üzere Osmanlı döneminden kalma Kâbe’nin revaklarını yıkmayı planlayan Suudi Arabistan’a karşı ‘revakları’ Türkiye’ye getirelim önerisinde bulunan Kurtulmuş, katsayı konusunda Danıştay’ın verdiği kararı sert bir dille eleştirdi. Hükümetin izlediği ekonomik politikalara yönelik de tepkilerini dile getiren Kurtulmuş, yaşanan son olaylardan dolayı da DTP’yi eleştirdi. Kurtulmuş, “Kardeş kavgasını ortadan kaldırma sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi İmralı’da bulunan bir kişinin şahsi ihtiraslarına kurban edilemez” dedi.
Darbeyi kimse aklına bile getirememeli
Türkiye’nin aylardır ”Islak imza, kuru imza… Belge sahte mi gerçek mi” tartışmalarıyla oyalandığını belirten Kurtulmuş, ”Türkiye’de 1960 ihtilali gerçek mi? 12 Mart 1971 gerçek mi? 12 Eylül 1980 gerçek mi? 28 Şubat 1997 gerçek mi? 27 Nisan 2007 gerçek mi? Bunların hepsi gerçek. Bunlar bal gibi ihtilaldır” dedi. Kurtulmuş, bu konular üzerinde kişisel ya da partisel meselelerle polemikler yaratılmaması, Türkiye’de bir daha hiç kimsenin aklının ucundan ihtilal yapmayı geçirmeyeceği bir siyasal sistemin kurulması gerektiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
”Türkiye’de ihtilallerin altyapısını hazırlayan bütün yasal yanlışlıkların ortadan kaldırılmasının zorunlu olduğunu düşünüyoruz. Özellikle 28 Şubat’tan bu yana Türkiye’de yapılan bütün darbelerin ve darbe girişimlerinin bütün açıklığıyla ortaya çıkarılması, kamuoyuyla paylaşılabilmesi için olağanüstü yetkilendirilmiş bir TBMM Araştırma Komisyonunun kurulmasının kaçınılmaz olduğunu da aşikârdır. Türkiye’de ikide bir partisi kapatılmış bir siyasi geleneğin temsilcileri olarak, darbenin ve darbe girişimlerinin arkasında kim varsa bunları mutlaka ortaya çıkarılması, mutlaka hesap sorulması, mutlaka yargılanmasının kaçınılmaz olduğunu ifade ediyoruz.”
TSK İç Hizmet Yasası’nın ilgili maddesi ve Anayasanın geçici 15′inci maddesi olmak üzere, Türkiye’de ihtilallerin alt yapısını hazırlayan bütün yasal yanlışlıkların ortadan kaldırılmasını isteyen Kurtulmuş, “12 Eylülle ilgili dizilerin reyting rekorları kırdığını görüyoruz. Bu dönem halkta büyük acılara yol açtı. Türkiye’yi demokratikleşme bakımından 50 yıl geriye götüren 12 Eylül ile yüzleşmeden Türkiye’nin ne Ergenekon’un ne de Susurluk’un, ne de diğer karanlık odaların kapısını açması mümkün değildir. Onun için yasa yapıcıları bir daha hiç kimsenin aklının ucundan ihtilal yapmayı geçiremeyeceği ileri bir demokratik sistemi kurmaya davet ediyorum” dedi.
Parti kapatmak çözüm değil
DTP’nin kapatma davasını da değerlendiren Kurtulmuş, parti kapatmaların bir çözüm olmadığını söyledi. Konuşmasında DTP’yi de uyaran Kurtulmuş, şunları kaydetti: “Türkler ve Kürtler arasında kurulmuş bu fitnenin ortadan kaldırılması için çaba sarf edilmesi gereken bir süreçte, özellikle DTP’li yöneticilere iki çift lafımız var. Eğer gerçekten barış istiyorlarsa, bu fitnenin ortadan kaldırılması isteniyorsa, bütün partilerin özellikle DTP’nin duyarlı olması şarttır. Tansiyonu düşürecek, insanlar arasında kavgayı, gerilimi artıracak bir üslubun asla kullanılmaması lazım. Türkiye’de 30 yıldır devam eden bir fitne var. Bir kardeş kavgası çıkartılmaya çalışılıyor. Bunun ortadan kaldırılması için Saadet Partisi olarak biz aylardır çalışıyoruz. Bu sürecin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi İmralı’da bulunan bir kişinin şahsi ihtiraslarına kurban edilemez. İmralı’da hukukun evrensel prensipleri içerisinde cezaevi şartlarının oluşturulmasını tabi ki talep ederiz. Ama buradaki herhangi bir konu bahane edilerek Türkiye’de bir terör estirilmeye çalışılması, çocukların ellerine molotof kokteylleri verilerek sağa sola saldırı yapılması ne vicdanen, ne de barış ve kardeşlik açısından kabul edilebilir bir husus değildir. Burada herkesi duyarlı olmaya çağırıyorum.”
DTP’nin kapatılmasının sorunu çözmeyeceğini de bildiren Kurtulmuş, “Herkes bu fitnenin ortadan kaldırılması için bütün gayretini ortaya koymak zorundadır. Kavga etmek kolaydır. Uluslararası her türlü kışkırtmaya rağmen, Türkiye’de eğer bir iç savaş çıkmadıysa, bunun en temel sebebi, halkımızın sağduyusudur” dedi.
Katsayı konusunda kararlı olunmalı
Meslek liselerine katsayı konusunda eşitsizlik ortadan kaldırıldığında YÖK’e bir teşekkür mektubu gönderdiklerini anımsatan Kurtulmuş, ancak bunun Danıştay tarafından bozulması sonucu bir hukuki boşluk ortaya çıktığını söyledi. Milletin beklentilerine göre yeni bir yönetmelik ya da yasa çıkartılması gerektiğini anlatan Kurtulmuş, bu konuda YÖK’e ve hükümete sonuna kadar kararlılığını sürdürmesi çağrısında bulundu.
Minare yasağı
Toplantıda, İsviçre’nin referandumla minare yasağı getirmesini de değerlendiren Kurtulmuş, şunları söyledi: “İsviçre’nin bu kararını kendileri açısından kaygıyla izliyoruz. Kendi düşünce dünyalarının arkasında olanları deşifre etmekte olduklarını da buradan ifade etmek isteriz. Korkarız, inşallah öyle olmaz ama, bu oylamalar batı toplumunda bir cadı avı başlangıcı olmasın. Açık şekilde İslam düşmanlığına ve bu düşmanlığın batılı devletlerin, hükümetlerin eliyle yapılıyor hale gelmesinin aracı olmasın. Bunun için herkesi aklı başında olmaya davet ediyorum. Çünkü Müslümanlık, artık Avrupa’nın bir parçasıdır.”
Cami revakları Türkiye’ye getirilmeli
Suudi Arabistan’da Osmanlı döneminde kalan eserlerin yok edilmesini eleştiren Kurtulmuş, “Arabistan’ın yıkmayı istediği Harem’i Şerif’teki revakların Türkiye’ye getirilip Ankara Kocatepe Camii’ne dikilmesi konusunda hükümete çağrıda bulunuyorum. Bu revakları hiç bozmadan alalım. Türkiye’ye getirelim. Ankara Kocatepe Camii’ne getirip koyalım. Ortadoğu’da bu kadar dolaşan hükümet, Suudi yetkililerle acil olarak görüşüp Kabe’nin revaklarının kurtarılmasını sağlamalı” dedi.
www.milligazete.com.tr


.jpg)




