98. İl Kadın Kolları Divanı Büyük Coşkuyla Gerçekleşti
18 Şubat 2011 Yazan Saadet Kadın
Kategori Manşet, Teşkilat Haberleri, İstanbul
Saadet Partisi İl Kadın Kolları Başkan Vekili F.Nevin Gökçe Hanım’ın açılış konuşmasıyla başlayan Divan toplantısı yoğun bir gündemle gerçekleştirildi.
Açılış konuşmasında dünya ve ülke gündemiyle ilgili detaylı bir değerlendirme yapan F.Nevin Gökçe konuşmasına Ortadoğu‘da yaşanan gelişmeleri değerlendirerek başladı;
Gökçe, “Milli Görüş’ün iktidarda bulunması halinde Mısır, Tunus ve Sudan’da yaşananlar karşısında Türkiye’nin izleyici konumunda kalmayıp olayları yönlendiren tek ülke pozisyonunda olacağını” belirtti. AKP Hükümeti’nin olaylar cereyan etmeye başladığından itibaren ABD’den gelen açıklamaları kollayarak açıklamalarda bulunduğu gözlerden kaçmadı, yazık ki bir zamanlar böylesi tavırlara ülkemizdeki antisiyonist kesimi temsil eden medyadan “hükümet kıblesini beyaz saraya çevirsin” ifadesi ile tepki verilirken bugün aynı duyarlılığı göremiyoruz. ABD’nin Mübarek’ in hemen istifa etmesini istediğini fakat ona yakın kişilerden üç kişilik anayasa konseyi oluşturulması formülünü konuştuğunu görüyoruz, ABD Dışişleri Bakanı Clinton ise “özgür seçim, düzenli geçiş” ifadeleri ile sürece dâhil olmayı sürdürüyor. Türkiye’de ki AKP modelinin Siyonizmle sorunu olmayan, Amerikan emperyalizmine karşı duruş gerçekleştirmeyen, küresel sermaye ile barışık bir muhafazakârlık anlayışı olarak bölgedeki tüm İslam ülkelerine model olarak uygulanmasından endişe duyuyoruz” dedi.
“ Ekim 2010 itibariyle dünya gündeminde yoğun olarak yer alan Wikileaks belgelerinin ülkemizde gereken ciddiyetle ele alınmadığını belirten Gökçe, önemli belgeler görmezden geliniyor. Türkiye’de İncirlik Üssünden Guantanamo’ya işkence uçakları kaldırıldığını, 14 Haziran 2006 tarihli belgelerdeki açıklamalarda görüyoruz. Guantanamo esirlerinin %86’sının incirlik üzerinden gönderildiği görülüyor maalesef, Saadet Partisi olarak dile getirdiğimiz gerçekler bugün belgeleri ile ortadadır. Guantanamo’ya “Taliban”, “Hizbullah” üyesi “ teröristler” adı altında taşınan Irak’lı, Afganistan’lı, Pakistan’lı bu insanlar hiçbir adli süreçten geçirilmeden büyük işkencelere maruz kalıyorlar.
AKP Hükümetinin emperyalizme tuttuğu çanağın Milletimiz ve dünya için nelere malolduğunu görmek zorundayız” ifadelerini kullandı.
Kamuoyunda Torba Yasa olarak bilinen kapsamlı kanun değişiklerini içeren düzenlemelere de değinen Gökçe, torba yasada vatandaşın aleyhine çalışma yasası başta olmak üzere birçok değişikliğin kamuoyuna yansımadan gerçekleştiğini, fabrikalarda iş yoğunluğuna paralel olarak işçi çalıştırma, deneme süresinin iki aydan dört aya çıkarılması, sözleşmeli çalışanların sendika üyeliği olsa da grev ve toplu eyleme başvurmalarının yasaklanması, geçici görevlendirmeler, performans değerlendirmesi kısmi süreli çalışanların sigorta primlerini 30 güne kendi ceplerinden tamamlanması gibi değişikliklere işçi sendikalarının yöneticilerinden de tepki gelmediğini, sendikalarının sessizliğine tahammül edemeyen sendika üyesi işçilerin sendikaları ile birlikte AKP Hükümetini protestolarının bir patlama noktası olduğuna dikkati çekerek, TC tarihinin en büyük işçi, memur ve emekli maaş artışlarını sağlayan 54.Erbakan Hükümetine karşı 28 Şubat döneminde sendika ağalarının tutumunun sorgulanması ve bu bağlamda ülkemizdeki sendikacılığında sorgulanması gerektiğini belirtti.
Saadet Partisi İl Kadın kollarının ocak ayı divanının siyasi konuşmalar gündeminin konuğu Genel Başkan Danışmanı Prof. Oya Akgönenç katıldı.
Konuşmasına İstanbul İl Kadın Kollarının düzenli toplantılarına katılmaktan mutluluk duyduğunu, disiplinli çalışmaları yürüten tüm teşkilat mensuplarına teşekkürlerini sunarak konuşmasına başlayan Akgönenç, Ortadoğu da ki gelişmeler ve Füze Kalkanı konularını kapsayan bilgilendirici konuşmasını teşkilat mensuplarımızla paylaştı.
Milli Görüş’ ün asrın olayı olduğunu belirterek sözlerine başlayan Akgönenç, Milli Görüş, bir milletin bir coğrafyanın kendi kimliğine dönüşü, dayatılana başkaldırısır. Milli Görüş ün ne olduğunu çok iyi kavramak lazımdır, Milli görüş bu günü kapsayan bir şey değil bugüne sığmayan bir olaydır .Bu hususu iyi kavramak zorundayız Milli Görüş’ün hem sosyal, hem ekonomik, hem de siyasal bir düşünce tarzı olduğunu savunan Genel Başkan Danışmanı Akgönenç, “Farkımız, kökümüzün sağlam temellere dayanmasıdır. Biz ‘Önce ahlak ve maneviyat’ diyoruz. Biz ‘Adil düzen’ diyoruz. Biz adalete ve hakka dayalı bir dünya için ‘D-8’ diyoruz. Böyle güzel idealleri olan Saadet Partisi yerine, şu anda Milli Görüş’ün taklitleri, hatta günümüz tabiriyle çakma partileri bizim yerimize geçirilmeye çalışılıyor. Ancak her şey aslına dönecek.” Dedikten sonra Ortadoğu da yaşananlara değinerek Ortadoğu halklarının çığlığı baskının, yokluğun çığlığıdır. Bu coğrafyalarda yıllardır halka rağmen siyaset üretilmeye çalışıldı ve hiçbir zaman halktan bu politikalar kabul görmedi. Tunus ve Mısır da yaşananların bu birikimin bir sonucu olduğunu fakat bundan sonra yaşanacakların daha büyük önem arzettiğini ifade etti. Bu olaylar sürecinde Batı’nın gerçek yüzünün de bir kez daha ortaya çıktığını görmek önemlidir. Batı kullanır, kullanır, atar.” şeklinde konuştu.
Türkiye ye nato savunması çerçevesinde yerleştirilen füze kalkanı projesini geniş bir çerçevede değerlendiren Prof. Oya Akgönenç; “ATO’nun bu yıl ki toplantısı, 19-20 Kasım günlerinde Portekiz’in başkenti Lizbon’da gerçekleşti. Türkiye ve dünya basınında söz konusu toplantı ile gündemi hakkında haftalar öncesinden tahminler yapıldı. 21 Kasım’da yayımlanan on bir sayfalık raporun daha mürekkebi kurumadan yorumlar ve tenkitler gerçekleştirildi. Bence, asıl şimdi raporun getirdikleri dikkatle okunup, yorumlanmalıdır” dedi
Toplantının önemi: NATO’nun bu toplantısında önümüzdeki 10-15 yılın stratejik konseptini oluşturacak ve stratejisini belirleyecek kararlar alınmıştır., NATO’nun 1999′dan beri değişiklik yaptığı yeni bir stratejik uygulama planı bu yıl Lizbon’da gerçekleşmiştir, NATO-AB ilişkileri yoğun bir şekilde ele alınmış ve müşterek faaliyet planları üstünde durulmuştur, NATO 1990′lı yıllardan bu yana ilk defa eski “Soğuk Savaş” yıllarını hatırlatan bir projeyi uygulamaya koymak üzeredir., Hedef tahtasına açıkça oturtulmak istenen “İslam ülkeleri” ve bu durumun dünya politik dengelerinde oluşturabilecekleri fevkalade vahim tehlikeler açıkça gözler önüne serilmiştir. (Margaret Thatcher’ın 1992 yılında “artık NATO’nun hedefi yeşil tehlike (İslam) olmalıdır” sözü hatırlanmalıdır. Şu andaki genel sekreter Rasmussen de İslam karşıtlığı ile tanınmış bir kimsedir.), 21.yüzyılda Avrasya üstünde planlanmakta olan siyasi ve askeri çekişmelerin ilk işaretleri ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Toplantının beş önemli sorusu:
Füze Kalkanı Projesi teorik olarak birçok ülkeye cazip gelse de bunun gerçekleşmesi oldukça pahalı bir işlem ve süreçtir. O halde kendilerini “daha güvende hissetmek” isteyen Avrupa devletleri acaba bu mali yükün altından kalkabilecek durumda mıdırlar? Avrupa’da hâlâ devam eden ekonomik kriz hatırlanacak olursa, bu çok haklı bir sual olarak ortaya çıkmaktadır.
* NATO artık 28 üyesi bulunan büyük ve etkin bir organizasyondur lakin bütün AB devletleri, NATO’nun üyesi değillerdir. Füze Kalkanı bütün Avrupa devletlerini korumak için kurulan bir “koruma çadırıdır”. Bu durumda masraflar sadece NATO üyelerince mi, yoksa bu korunma şemsiyesi altına giren bütün ülkeler tarafından mı karşılanacaktır?
* Bu kapsamlı güvenlik şemşiye ve mekanizmaları nerelere yerleştirilecektir?
* Bu mekanizmaların yerleştirildiği ülkeler, bir çatışma anında birinci derecede savaş alanı mı olacaklardır? Savaşın onlar üstündeki etki ve tahribatı ne olacaktır?
* Bu sistemin kontrol ve kumandasında kim veya kimler bulunacaktır? Yani ilerki yıllarda Avrupa, Ortadoğu, Avrasya ve Asya’yı kapsayacabilecek bir çatışma durumunda, bu kimlerin kararı ile gerçekleşecek veya önlenecektir?
Kısıtlama ve tahdidler:
* NATO gibi uluslararası bir teşkilatın üyesi olan her devletin, onların kural ve kararlarına uymak gibi de bir zorunluluğu bulunmaktadır. Dolayısı ile orada alınan kararlara “zorlama veya dayatma” denemez. Veto edilebilir ama Genel Kurul’un aldığı karara uyulmalıdır.
* Türkiye, Batı bloku ile kader birliği yaptığından beri yani yarım yüzyılı aşkın zamandır ABD ile yakın bir ittifak ve uyum içinde bulunmaktadır. (Kıbrıs ve Irak konularındaki çatışma ve görüş ayrılıkları bu ittifakın zayıf halkalarını teşkil etmektedir.)
* AB’nin Türkiye’ye karşı sergilemeye devam ettiği “oldukça olumsuz” tutum karşısında da Türkiye’nin mutlaka başka alternatiflere bakması, başka ülkelerle de ilişkilerini geliştirmesi gerekmektedir.
Bu üç önemli husus Türkiye’ye bazı kısıtlamalar veya harekat darlığı getirse de, akıllı ve iyi bir vizyona dayalı bir dış politika ile pekçok şey çözümlenebilir.
Süreçteki çelişkiler:
Bu NATO zirvesi için hazırlıklar haylidir devam etmekteydi. Son 18 aydır NATO Genel Sekreteri Rasmussen ortaya konan bu 11 sayfalık doküman üzerinde çalışma ve hazırlıklar yaptırmaktaydı. Burada gözden kaçmaması gereken husus, gerek NATO teşkilatının ve gerekse onun mensubu olan üyelerin aylardır hazırlık yapmakta oldukları hususudur. Kısacası, zirvedeki tutum ve taktikler adeta dikkatle hazırlanmış senaryolar üstünden sergilenmiştir. Türkiye’de nedense çok önemli ve geleceği ilgilendiren, Türk halkının çoğunun etkileneceği olaylar kamu bilgisine oldukça geç ulaşır ve gereğince de tartışılmaz. Bu NATO toplantısı ve bunun ana konusu olan “Füze Kalkanı” olayı da aynen böyle olmuştur. Daha önce de Kıbrıs’ın kaderini tayin edecek olan Annan Planı Raporu da öyle olmuştur. Türk tarafı tümünü okumadan “evet” demeye karar vermiştir.”Füze Kalkanı” konusunda halkın bilgisi hâlâ eksik ve çok sathidir. Çoğu kulaktan dolma, abartılı medya haberlerinden oluşmaktadır. Adeta, duruma “sürekli bir ikilem ve karışıklık hâkimdir” bile denebilir. Hükümetin, zirve için gerekli çalışmaları yapmış olduğuna inanılmaktadır. Lakin bu konuda, toplum pek bilgilendirilmemiştir. Hatta Meclis’te bile gündeme gelmemiştir. Nedense bu durum görevler arasında görmeyen bir anlayış duruma hakim gözükmektedir. Lizbon’da yapılan konuşmaların bir kısmı güzel olmakla birlikte, hepsinin de istenilen etkiyi elde ettiği iddia edilemez. Neyin tam olarak Türkiye lehine olduğu veya bu füze kalkanının Türkiye’ye yararları hiç bir resmi ağız tarafından açıklanmamıştır. Her haber adeta “sürekli ikili yoruma” açık durumdadır.
Batı’nın ikili oyunu:
Aylar öncesinden itibaren, “Avrupa’da panik”, “Avrupa’da korku dalgası” adı altında manşetler atılmaya başlanmıştır. Zamanımızda “soft power” yani yumuşak güç olarak bilinen medya etkisi ile bir korku, karışıklık ve panik ortamı meydana getirilmiştir. Net olmamakla beraber bu korkunun kaynağının Müslüman azınlıklar olabileceği veya El Kaide mensupları ile Taliban üyelerinin Avrupa ülkelerine sızabilecekleri, oralarda kargaşa çıkarabilecekleri ve zarar verebilecekleri yazılmaya başlamıştır. Ama ortada bunu ispatlayacak herhangi birşey sunulmamıştır. Muğlak kalan bilgiler, korku ve endişeyi başarı ile arttırmıştır. Bunlara paralel olarak NATO’nun yeni misyon ve görevinin “barışı ve huzuru korumak, güvenliği sağlamak ve istikrarı korumak olduğu” sıkça dillendirilmeye başlamıştır. Üçüncü aşamada, eşzamanlı olarak, nükleer silahların “haydut devletler” elinde çok tehlikeli olacağı, özellikle “terör olaylarının ve teröristlerin” bu kadar arttığı günümüzde bu duruma çare bulunmazsa felaketlerin olabileceği tartışılmaya başlanmıştır. Sonra da bu tehlikeyi meydana getirebilecek grupların İran, Suriye ve Kuzey Kore gibi ülkeler içinde olduğu ve hatta devlet gücünü de arkalarına aldıkları iddia edilmiş ve tedbirler tartışılmaya başlamıştır.Aylar önce toplanan Birleşmiş Milletler ( BM’) Genel Kurulu’nda, İran aleyhine ambargo kararları alınmaya çalışılmış, lakin Atom Komisyonu’nun raporlarını dinleyen birçok ülke, İran’a ambargo koymak için yeterince sebep olmadığı kanaatına ulaşmışlardır. Burada ambargoya karşı çıkan Türkiye ( Güvenlik Konseyi geçici üyesi) ve Brezilya bütün dikkatleri üstlerine çekmişlerdir.NATO zirvesine gelindiğinde, NATO’nun barışcıl misyonu içinde sulh ve güvenliği korumak için mutlaka bu gelmekte olan (!?!) tehditlere karşı Füze Kalkanı Projesi’nin kabul edilmesi gündemin ana maddesi halinde gelmiştir.İstenilen şey, tehdit oluşturduğu düşünülen füzelere karşı bir kalkan zırhının, kalkan çadırının kurulmasını sağlamak ve füzelerin atılması halinde, erken haber alma tekniği ile koruyucu karşı füzeler fırlatarak, onları havada imha etmeyi başarmak hedeflenmektedir. Tabii, bu arada kimse “gelmekte olan tehlike kavramı” ile tam ne kastedildiği ve İran füzelerinin hakikaten Avrupa şehirlerine ulaşıp, ulaşmayacağı veya neden İran’ın bunu yapacağını sormamıştır. Şimdi sorulması lazım gelen sorular şunlardır:
1- Gelmesi düşünülen füze ile onu durdurmakla görevli füze çarpıştığı zaman altta bulunan kara parçası üstündeki ülkenin topraklarına nasıl bir tehlike yağmuru vuracaktır? (Hele bunlar nükleer başlıklı olacak olursa?)
2- Bu çatışmanın olduğu noktalardaki ülkeler savaşın ilk mahkumları ve ilk kurbanı olacaklardır- olaylarla hiç bir ilgileri olmasa bile.
3- Olayı kimin başlattığı belli olana kadar arada ve altta kalan tamamen harap olacak ve en büyük darbeyi yiyecektir. İlaveten şunları da incelemek gerekir:
* Neden durduğu yerde İran, Avrupa merkezlerini füze atışına tutsun? Onların hemen hemen hepsi ile ticareti olan (Kapalı ve pek konuşulmayan) İran, neden kendi bindiği dalı kessin?
* İran neden 400 yıldır barış içinde olduğu Türkiye’ye saldırmaya kalksın?
* Füze kalkanında asıl hedef İran mıdır? Bu sorular sorulmadan hiçbirşey netliğe kavuşamaz. Rampalar ve özellikle radar Türkiye’ye yerleştirilirse, Türkiye’nin aynen “Soğuk Savaş” dönemindeki gibi “tehlike’nin ağzında” olacağı kesindir.
Acaba bu durumun ceremesi neler olabilir? Türkiye’nin egemenliği ne kadar delinir? Bütünlüğü ne hale gelir?
Şu andan itibaren hem ABD’nin, hem de AB’nin politikalarını dikkatle incelemek ve mevcut “iki yüzlülükleri iyi tespit etmek” zorundayız.
Değerlendirmelerinde bulundu.
Saadet Partisi Beyoğlu İlçe Kadın Kolları Başkanlığının ev sahipliğini yaptığı İl Kadın Kolları Divanının Genel Merkez Kadın Kollarının üye hedefleri doğrultusunda dereceye giren Ümraniye ve Zeytinburnu ilçelerine hediyeleri takdim edildi.
98.İl Kadın Kolları divan toplantısı Başkan Vekili F.Nevin Gökçe’nin kapanış konuşmaları ile son buldu.
Kurtulmuş: Kesileceğimizi de Bilseydik Amerika’ya İncirlik’i Kullandırmazdık!
SP Genel Başkanı Prof. Numan Kurtulmuş, Kanal D’de yayınlanan Genç Bakış programına katılarak, Sakarya Üniversitesi’ndeki gençlerle buluştu.
Gençlerle hasbihal eden Kurtulmuş, hükümete sert eleştirilerde bulundu.
Gençlere sık sık tavsiyelerde bulunan Kurtulmuş, “Nasıl Roma imparatorluğu yıkılışına yakın çok ciddi bir saldırganlığın içerisine girdiyse bugün kü modern batı da böyle bir saldırganlığın içerisinde.Bir abi nasihatı olarak söylüyorum. Ne korkarak dizleriniz titreyecek ne de teslim olarak “ne yapalım efendim. Reel politik budur” demeyeceksiniz. Bu ülkenin, bu coğrafyanın çocukları olarak kendi cevabınızı kendi geleceğinizi kendiniz hazırlayacaksınız!” dedi.
Kesileceğimizi de Bilsek İncirlik’i Kullandırmayız!
Kurtulmuş, Irak işgalinin kendi dönemlerinde gerçekleşmesi halinde, Amerika uçaklarına Türkiye’nin hava sahasını kullanmasına kesinlikle izin vermeyeceklerini şöyle ifade etti: Ortadoğu politikalarında, bölge politikalarında Ak Parti iktidarı maalesef “Büyük Ortadoğu Projesi”nin eş başkanlığını bilerek ve isteyerek yaptı.
Türkiye, 1 Mart tezkeresinde Amerika uçaklarına Türkiye sahasının kullanılmaması kararını verdi. Millet iradesi bu şekilde gerçekleşti. Bir Muhalif milletvekili, Savunma bakanına “İncirlik hava üssünden” kaç tane savaş uçağı kalktı?” şeklinde bir soru önergesi verdi. Cevap olarak “131 bin savaş uçağının kalktığı, 6 bin tanesinin de ne yaptığını nereye gittiğini bilmiyoruz” denildi. Arkadaşlar bu uçaklar, Irak’ı bombaladı. Bu uçaklar, turist taşımadı. Biz, çok açık söylüyoruz. İktidarda olsaydık. Değil iktidardan düşmeyi, Bizi keseceklerini bilseydik incirlik üssünü asla kullandırmazdık.”
Zillet İçerisinde AB Sürecini Kabul Etmezdik
AB’yi bir medeniyet projesi olarak algılayan Başbakan Erdoğan’a sert eleştirilerde bulunan Kurtulmuş, “Avrupa Birliği’ni Medeniyet projesi olarak kabul ettiğiniz için adam da size “al kardeşim şu ev ödevini ve geç şu salona. Bu ev ödevlkerini yap. Eğer medenileşme yönünde mesafe katettiğine kanaat getirirsem seni 2014 yılında AB’ye almayı düşünüyorum” diyor. 17 Aralık’ın cevabı budur. Biz, iktidarda olsak böylesine zillet içerisinde yürütülen bir AB sürecini asla sürdürmezdik” dedi.
Kurtulmuş, iktidara gelmeleri halinde IMF ile ilişkilerini sürdürmeyeceklerini de sözlerine ekledi.
isra haber


.jpg)
