Kurtulmuş: Anayasa ‘TOPTAN’ değişecek

16 Nisan 2010 Yazan  
Kategori Gündem

Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, toplumun Anayasayı değiştirilmesi taleplerinin karşısında hiçbir gücün duramayacağını söyledi. Kurtulmuş, değişiklik taleplerine takoz kunulması durumunda birkaç yıl içinde Anayasanın toptan değiştirilmek mecburiyetinde kalınacağını açıkladı.

İsmail Zelvi’nin röportajı – 8sutun

Kurtulmuş’la Türkiye’nin alışık olmadığı, ancak kendisine Yılın Siyaset Adamı ödülünü getiren siyasetini konuştuk.

DOĞRULARI ALKIŞLAYAN MUHALEFET YÜRÜTÜYORUZ

Saadet Partisi Genel Başkanı olarak siyaset tarzınızı özetler misiniz?

Son Anayasa tartışmalarında da görüldüğü gibi Türkiye’nin geleneksel siyaseti haline gelen kavga siyaseti milletimize hiçbir şey kazandırmamaktadır. Türkiye’de halkın önünde bulunan insanlar, özellikle siyasi liderler aynı zamanda milletin önündeki rol modellerdir. Bizim muhalefet anlayışımız, hükümetin olumlu yaptıklarını takdir etmek, teşvik etmek, milletimiz adına olumsuz işlerin karşısında ise dimdik durmaktır. Çatışma ve gerilim siyasetinin ülkeye bir faydası olmadığını geçmiş siyasi tecrübeler açıkça göstermektedir. Biz polemik üretmek yerine bilgiye dayalı siyaset üretmeyi siyasi uslüp olarak belirledik. Bu yüzden Davos’ta “One minute” çıkışı başta olmak üzere birçok konuda Hükümetin olumlu politikalarını alkışladık. İMF ile görüşmeler sırasında politikalarımızı net olarak ortaya koyduk. Demokratik açılım gündeme geldiğinde sadece ‘istemeyiz’ diye hükûmete karşı çıkmıyoruz; ne istediğimizi ortaya koyuyoruz. Anayasa değişikliği ile ilgili öyle. Suriye ile vize kaldırıldığında tebrik ettik. SP, diyalog esasına dayalı bir siyaset izliyor. Siyaseti düşmanlık değil partiler arası rekabet işi olarak görüyor. Saadet Partisi olarak görüşlerimizi başından beri yapıcı, yol gösterici, bildiğini çok açık bir şekilde söyleyen, neye niçin karşı olduğumuzu gerekçeleriyle ifade eden ve neyin nasıl yapılması gerektiğini çok net bir şekilde milletimizle paylaşan açık, berrak ve şeffaf bir uslupla siyaset yapıyoruz.

SAADET PARTİSİNDE LİDERLİK SORUNU YOK

Çok sorulan sorulardan biri de, Numan Kurtulmuş Milli Görüş Lideri mi, Saadet Partisi Genel Başkanı mı?

Ben bu soruyu sorulmamış kabul ediyorum. Saadet Partisi’nde bir liderlik sorunu yok. Her milletin tek bir milli görüşü vardır. Türkiye’nin milli görüşü ise Saadet Partisi’nin temsil ettiği görüştür. Bu görüşün mensupları parti başkanından en sade ferdine kadar bulunduğu her konumda milletine hizmet etmeyi temel şiar edinmiştir. Bu yüzden bize yakıştırılan sıfatların fazla bir önemi yok. Biz ikbal, gelecek temini için siyaset yapmıyoruz. Siyaseti milletimizle birlikte, milletimizi layık olduğu yere getirmek için yapıyoruz. Bizim siyasi hareketimiz, Türkiye’nin reform dinamiklerini en iyi dile getiren hareket olmak zorundadır. Türkiye’de sağ, sol, milliyetçi, liberal, muhafazakâr gibi tanımların bir anlamı kalmadı. Türkiye siyasetini yeniden formatlamak gerekiyor. Tabii ki kendi partimiz içerisinde doğrularımızı asrın idrakine söylemek gibi bir çabanın içerisindeyiz. Belki başlangıçta üslup farklılıklarından dolayı bir alışma süreci yaşandı. Çok rahat söyleyebilirim, Saadet Partisi teşkilatlarının çok büyük kısmı bugün bizim üslubumuzu benimsemiş vaziyettedir.

SİYASET AZAMET (ZORLUK) SANATIDIR

Milli Görüş çizgisinde siyaset yapıyorsunuz? Bu harekete siyasi olarak en çok mağdur olmuş bir harekettir. Buna rağmen Mağduriyet edebiyatı yerine daha çok yapacaklarınızı anlatıyorsunuz?

Biz siyaseti nemalanma, rant sağlama hele hele ağlama yeri olarak görmüyoruz. Siyaseti Millete hizmet müessesesi, milletin sıkıntılarını gidermek için çalışma yeri olarak görüyoruz. Milletin problemlerine çözüm bulmak için siyasetçi olarak gerektiğinde ciğerlerimizden çektiğimiz kızılcık şerbetli kanı içiyoruz. Bizim anlayışımızda siyaset rahatlık değil azimet yeridir. Siyasetçi olarak da bu azimetlere gönüllü olarak katlanmak durumundayız. Severek yaptığımız bir iş içinde şikayetçi olacak değiliz. Biz elimizden geldiğince çalışıyoruz. Çalışmalarımızı ise milletimiz takdir edecektir. 28 Şubat süreci ve Milli Görüş Partilerinin kapatılması üzerine 3 Kasım 2002′de vatandaş AK Parti’yi gerekli Anayasal düzenlemeleri yapması için iş başına getirdi. 22 Temmuz 2007’de AK Parti’ye yüzde 47’lik destekle çok somut bir görev vererek, milletin dokusuna uygun bir anayasa talep etti. AK Parti topyekûn bir reform süreci yerine maalesef birtakım kavgaların içinde siyaset üretti. Usul esasa mukaddemdir. 22 Temmuz’un hemen sonrasında doğru bir usulle süreç işletilmedi.

AK PARTİ TRİBÜNE OYNUYOR

Bugüne kadar Anayasa değişikliği niye yapılmadı?

AK Parti 8 yıldır iktidarda. Bu arkadaşlarımızın çoğu iki kere partisi kapatılmış siyasi gelenekten geliyor. Türkiye’de siyasal sistemin en temel sıkıntılarından birinin parti kapatmak olduğunu biliyorlar. Bunun önleminin alınması gerekirdi. Parlamento içinde bir emniyet sübabı koyalım diyorlar. Biz bunun yerine şunu söylüyoruz. Partilerin kapatılması için bağımsız mahkemelerce sübut bulmuş suçlar olmalıdır. En son DTP kapandı; ancak bireyler hakkında kesinleşmiş mahkeme kayıtları yok. Fazilet Partisi kendi üyesi iki kişinin sözlerine dayanılarak kapatıldı, yine kesinleşmiş bir cezaya istinat edilmedi. 22 Temmuz sonrasında anayasa yapmak için hem siyasi iklim hem de siyasi diyalog ortamı vardı.

İktidarı doğruya teşvik, yanlıştan vazgeçirme siyaseti size Yılın Siyasetçisi ödülünü getirdi? Duygularınızı alabilir miyiz?

Seçilmişleri ve Atanmışları İzleme Derneği (İZDER) her sene yılın siyasetçisini seçiyor. Siyasetçilerin izlenmesi ve denetlenmesi demokrasinin en önemli unsurlarından birisidir. Maalesef siyasetçileri, halk ve sivil toplum örgütleri yeterince denetlemiyor. İzlediğimiz siyasetin sivil toplum örgütleri tarafından takdir edilmesi bizi de sevindiren bir husustur.

TEZGAH DAĞILDI

Size göre Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?

Vatandaşın gündeminde ana sorun, fakirlik, işsizlik, ödemeler dengesi açığı iç ve dış borç sorunudur. Hükümetin uyguladığı 8 yıllık politikalarla zengin daha zengin, fakir daha fakir hale geldi. İşçiler, ücretliler, orta sınıf tüccarlar hatta büyük sanayiciler, ihracatçılar, üreticiler bakımından Türkiye’de tezgâh dağıldı. Herkes borçlu hale getirildi. Devlet, kamu kesimi, özel kesim, belediyeler ve vatandaşlar borçlu hale getirildi. 7 yılda, tüketici kredileri yüzde 4 bin 285, kredi kartı borçları ise yüzde 837 oranında arttı. Ülkede herkes rantiyenin eline düştü. Köylerin çoğu satılığa çıkarıldı. Geçmişte sadece devlet borçlu iken, AKP İktidarı döneminde borçlar artık esnafın ve şirketlerin sırtına yüklendi. AK Parti iktidarı sadece nüfusun yüzde 1’ini zengin etti. Bu iktidar sayesinde 7–8 yıl öncesine göre ekonomi de kötüye gidiyor. Bu ülke sadece 2010 yılında 56,8 milyar TL iç borç faizi olarak ödeyecek. Bu paralar sadece 16 bin ailenin cebine indirilmiş. Ama bir bakıyorsunuz. 72 milyon insana sözde verilen sosyal yardımlar ise bu faizin yüzde 8′i bile değil. Tarımda çalışan kesimi nüfusun yüzde 10’una çekmek yanlıştı. Köylüyü şehre taşıyıp onları işsiz, güçsüz bıraktılar. Talep enflasyonunu körükleyip herkesi borçlu duruma soktular. Özelleştirme adı altında kamu işletmelerini yabancılara peşkeş çektiler. 50 milyar dolarlık bir özelleştirme gerçekleştirildi. Bu para, ülkenin bir senede ödediği faizin karşılığıdır. Türk siyaseti suni gündemlerden bir an önce kurtularak gerçek gündemine dönmelidir.

DİNDARLAR YAŞAM TARZLARINA DİKKAT ETMELİ

Bu iktidar döneminde servet edinenleri “Jip” tartışmasıyla eleştirdiniz? Servet edinmeye karşı mısınız?

‘Servet düşmanı değilim. Ama jip bugünlerde sonradan görme zenginliğin bir sembolü haline geldi. Bizim çocukluğumuzda mahallede sarı ve kırmızı Mercedes’ler olurdu. Bunlar sonradan görme zenginliğin sembolüydü. Özal döneminde renkli Mercedes’in yerini Jaguar aldı. 28 Şubat sürecinde sonradan görme zenginlerin araçları jipler oldu. Dindarlık iddiasındaki insanların yaşam tarzlarına dikkat etmeleri lazım’

Anayasa değişikliği hakkında görüşleriniz?

Bir ülkenin siyasi topoğrafyası değerlendirilirken dört husus göz önünde bulundurulur? Bunlar Anayasa, Meclis İç Tüzüğü, Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasasıdır. Türkiye’deki bu dört temel hukuk metni, çağdışı, askerin vesayeti altında çıkarılmıştır, demokratik değildir, milletin önünü açan bir nitelik taşımamaktadır. Türkiye sadece Anayasasını değiştirmek değil aynı şekilde bu üç hukuk metnini de demokratikleştirmek durumundadır. Saadet Partisi olarak hükümete takdim ettiğimiz, hiç olmazsa asgari değişiklikler konusunda, maalesef olumlu köklü adımların atılamadığını görüyoruz.

TÜRK TOPLUMU ANAYASA DEĞİŞTİREBİLİR

Sizce 30 maddelik değişiklik yeterli mi?

Bize göre anayasaların metinleri kadar ruhları da önemlidir? Bu anayasa ruhu itibariyle anti demokratik, militarist bir anayasadır. O yüzden de toptan değiştirilmesi lazım. Bu değişikliği ise dar bölge iki turlu seçim sistemiyle oluşturulacak bir meclis tarafından bir yıl çalışılarak yapılmalıdır. Bizim bu görüşümüze rağmen, mevcut anayasada yapılacak her türlü olumlu değişikliği destekleriz. Anayasalar en geniş konsensuslarla ortaya konması gereken bir metindir. Konsensus arayışı içerisinde siyasetin hiçbir kurum ve kuruluşu olmamıştır. Sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin net bir şekilde gündeme getirilmesi çok mümkün olamamıştır. Çünkü Türkiye’de buna mukabil bir takım yüksek yargı kuruluşları ve mensupları sanki her birisi birer siyasi şahsiyetmiş gibi, siyasetin konusu olan anayasa değişiklikler konusunda kendi görüşlerini ifade etmişlerdir. Çünkü Türkiye’de tanzimattan bu yana ne zaman bir değişiklik ve reformlardan bahsedilse, maalesef bir takım siyasi elit otamatik olarak, “bu millet anayasa yapmaktan ne anlar” eğer bir anayasa yapılacaksa bu anayasayı da biz yapar milletin önüne koyarız” diye düşünüyorlar. Türkiye’de anayasa kolay yapılmaz. Tanzimat’tan beri bu ülkenin siyasi ve iktisadi elitleri diyor ki, ‘siz bu ülkenin kiracısısınız, buyurun anayasanız da kira kontratınızdır’. Biz de diyoruz ki, ‘ey millet siz bu ülkenin ev sahibisiniz, kendi tapunuzu kendiniz yapın.’ Bu anlamda topyekûn bir anayasa değişikliğine ihtiyaç var. Türkiye’de ‘bürokratik oligarşi’ dediğimiz, millete hesap vermeyen, millet tarafından denetlenmeyen birtakım adacıklar, maalesef ciddi şekilde siyasal sistemi kontrol etmektedir. Açık söyleyelim, Türkiye’de bir yargı bürokrasisi vardır, yargı denetimin dışındadır. Türk Silahlı Kuvvetleri, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi yargı birliğinin dışında hareket eden müesseselerdir. Anayasal bir kurum olan YÖK millet denetiminin dışındadır. TC Merkez Bankası, üst kurullar ekonomik kararlar alır, millet denetiminin dışındadır. Eğer bu teşhisi yapıyorsak…

HÜKÜMET ŞOV YAPIYOR

Anayasa değişikliğinin yapılamayacağı, siyasi oyunlarla başa dönüleceği endişeniz var mı?

Hükümetin baştan beri tavrı bu değişikliği yapma niyetinde olmadığını göstermektedir. Hükümetin tavrı İleri bir anayasa yapmak yerine bir anlamda statükonun mevcut olarak devam etmesini sağlayacak anayasa maddeleri değişiklikleri yapmış olması fevkalade eksik, geri, milletin özlemleriyle bağdaşmayan bir durumdur. 12 Eylül Anayasasına lişkin bir takım iyileştirmeler görülüyor. Sonuç itibariyle bu da 12 eylül anayasasına yapılan yeni bir yamadan ibarettir. AKP’yi statüko yanlısı bir takım düşünceler yerine Bütün milletin egemenliğini sağlayan reformcu, sorumluluklarına dönmeye davet ediyorum.

Örnek anayasa çalışmanız var mı?

Tekliflerimizi biz hükümete sunduk. Türkiye’de 1921 anayasası hakikaten son derece ileri, milletin birebir temsilcilerinin katıldıkları, milli egemenliği her haliyle kayıtsız şartsız millete veren bir anayasa idi. Ne yazıkki ondan sona 1960-80 ihtilalleriyle yapılan anayasalar millet egemenliğini rafa kaldırdı. Çok partili dönemimizi, statükodan yana olan bürokratik oligarşi ile Türkiye’de millet egemenliğinin önünü açmak isteyenler arasında bir mücadele şeklide özetleyebiliriz. Anayasa AKP’nin olmazsa da olur şeklinde fantezisi değildir. Bütün sivil toplum örgütlerinin açık ve net talepleri değişikliğin bir an önce yapılmasıdır. Türkiye değişiklik sürecine girdi. Bu Anayasa referandumla da olsa kesinlikle değişecektir.

MADDELER TEK TEK OYLANMALI

-Anayasa Reform Paketi ile ilgili, her maddenin tek tek oylanmasına dair bir pusula ortaya koydunuz.

Önerimiz referandum ve demokrasi mantığına uygun. Eğer gerilim üzerinden bir referanduma gidilirse, nasıl ki şimdiki anayasaya 12 Eylül anayasası diyorsak, bu anayasa değişikliği de AKP anayasası olur. “Bu millet anlamaz.” lafına da inanmıyorum. Bu millet önünde 40 tane partinin, altındaki 23-24 bağımsız adayın içinden 19. sıradaki bağımsız adayı seçip parlamentoya göndermeyi başarmış bir millettir. Pusulaya 29 madde olarak yazılabilir veya gruplandırılabilir. Herkes tercihini yapar. Bu maddelerin bir kısmı yüzde 90’la geçer, yüzde 20’lerde kalırsa kalsın.

Siyasi partilerin anayasası olur mu?

Bize göre Saadet Partisinin, AKP’nin CHP’nin anayasası olmaz. Milletin Anayasası, siyasi partilerin ise teklifleri olur. Partiler tekliflerini demokratik ortamda bütün siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin, toplumun farklı kesimlerinin tartışmaları sonucu Anayasa oluşturulmalıdır. Ancak maalesef İktidar partisinin bu süreci kamplaşma malzemesi haline getireceği ortaya çıkmaktadır. Statükocular-değişimciler, Muhafazakarlar-sekülerler, Anayasadan yana olanlar karşı olanlar gibi kamplaşmalar bu süreçte yanlış olur. . Eğer bu anayasa değişikliği bu süreçte yapılmazsa önümüzdeki birkaç yıl içersinde Türkiye topyekün anayasasını yapmak durumunda kalacaktır. Bu sürecin öncülüğünü Saadet partisi yapacaktır.

CHP AK PARTİYE ÇALIŞIYOR

CHP’nin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

CHP uyguladığı politika yüzünden AKP’nin ekmeğine yağ sürmekte, değirmenine su taşımaktadır. AKP, CHP’nin 28 Şubat, 27 Nisan, Cumhurbaşkanlığı seçimi süreçlerinde siyasi rant devşirdi. CHP’nin mevcut değişikliği Anayasa mahkemesine götürme isteği AKP’ye yeni bir siyasi rant kapısı olacaktır. Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde yapılacak seçimlere Anayasa değişikliği tartışmalarının gölgesinde girmesini istemiyoruz. Bu yüzden de CHP’ye Anayasa değişikliği konusunda olumlu destek vermesini tavsiye ediyoruz.

ŞARK KURNAZLIĞINI BIRAKIN

Deniz Baykal ile Başbakan’ın polemileri hakkında görüşünüzü alabilir miyiz?

Bu uslup Türkiye’nin siyasetinin seviyesini göstermesi bakımından önemli. Aylardır karşı olduğunuz Anayasa değişikliğini, şimdi 3 madde çıkartılırsa destekleriz diyorsunuz. Başbakan’da her türlü uzlaşmaya açığız diyor, bize göre Anayasa değişikliğine niçin Tayyip Erdoğan ile Deniz Baykal karar versin, bırakın milletin tamamı buna karar versin. Hangi maddeyi geçirecek, hangi maddeyi geçirmeyecek millet karar versin.

Sayın Başbakan, Sayın Baykal’ın açıklamalarına karşı, “Sayın Baykal Şark kurnazlığı yapıyor, Şark kurzanlığını ben ondan daha iyi bilirim.” Diyor. Türkiye siyasetinin seviyesini gösterecek şey budur. Bakın Anayasa tartışlarına başlarken, Sürpriz maddelerimiz var açıklaması hükümet tarafından yapılmıştır. Anayasa tartışmalarında sürpriz maddeler olmayacağı gibi, Anayasa değişikliği sürecinde şark kurnazlığı olmamalıdır. Ne Baykal, ne Erdoğan yapmalıdır. Şark kurnazlığı değil, milletin hayrına ne biliyorsak onu söyleyeceğiz. Biz ne biliyorsak onu yapıyoruz. Siyasi hesaplar üzerinden Anayasa’da referandumda oluşacak havayı ranta çevirecek yaklaşım Türkiye’ye zarar verir.

MÜSİAD Genel Kurulu’nda Başbakan size cevap verdi?

Anayasa değişikliği konusunda isteklerimizi dile getirdiğimizde Sayın Başbakan, “Numan kardeşim, davulun sesi uzaktan güzel geliyor “ gibi bir söz söyledi. Bütün bu gelişmelerden sonra her halde şunları söylemek hakkımızdır. Bir kere Sn. Başbakanın duyduğu ses davulun sesi değil milletin sesidir. Uzaktan falan gelmiyor, başbakanın kulağının dibinden geliyor. 3 Kasım 2002’den beri geliyor. Özellikle 27 Kasım 2007’den itibaren geliyor. Bu anlamda millet buyurun bu işi düzeltin diyor. Bu ses, yeni, çoğulcu, demokratik, özgürlükçü bir anayasa isteyen milletin bizatihi kendi sesidir. Sn. Başbakana Şunu açıkça ifade etmek istiyorum ki gümbür gümbür gelmekte olan bu ses davulun sesi değil, Türkiye’de kendi önünü açacak değişiklikler yapacak milletin bizatihi kendi sesidir.

% 47’NİN HAKKINI VERİN

İktidar ve muhalefetten beklentileriniz?

Yeni anayasa için bu kadar yüksek beklenti ve mutabakat varken bir tarafta egemenliği millete devretmemek için, seferber olmuş CHP ve MHP diğer tarafta tüm kurumlarıyla karşı saldırıya geçen bürokratik oligarşi millet kendi anayasasını yapmasın telaşı içersinde iken, sizde bu koroya katılan bir ses haline geliyorsunuz? Siz bu koroyu dağıtıp, egemenliği kendisine devretmeniz için bu milletten yüzde 47 oy almadınız mı? Öncelikli olarak bu yüzde 47’nin hesabını hakkını vermek durumundasınız. Israrla yeni bir anayasadan kaçınmanızın temel sebebi nedir? Birilerinden mi çekiniyorsunuz? Yoksa özel bir takviminiz, acendanız ya da özel bir anlaşmanız mı var?

BAŞBAKAN’A ÇAY ISMARLAYIP GÖNDERİYORLAR

Başbakan’ın yurtdışı özellikle ABD ziyaretlerini yorumlar mısınız?

Hükümetin icraatları karşısında 28 Şubatçıların bile keşke bunu yapmasaydık diyorlar. Başbakan 17. kez ABD’ye gitti. Başbakan’a Amerika’da sözde dostluk ilişkilerini geliştirmek için gidiyor. Ama işin aslına bakıldığında hiç de öyle olmadığı gözüküyor. Bu adamlar Sayın Başbakan’a çay kahve içirdikten sonra talimatlarını da vererek bize geri gönderiyorlar. Yoksa Ermeni tasarısı bu ülkenin temsilciler meclisinden geçmedi mi?”

BURSASPOR ŞAMPİYON OLSUN

Futbolla ilgileniyor musunuz? Bu Sene hangi takım şampiyon olur?

Futbolla yakından ilgileniyorum. İyi bir Fenerbahçe taraftarıyım. Ancak bu sene Bursasporun şampiyon olmasını istiyorum. Bu aynı zamanda Türk futbolunun dünyaya tanıtılması bakımından çok önemlidir. . Ertuğrul Sağlam’ın Rijkaard’dan, Daum’dan ne eksik tarafı var? Ya da Sercan’ın buraya bir çuval parayla getirilen yabancı futbolculardan hem de 30′lu yaşlarında getirilen yabancı futbolculardan ne aşağı kalır tarafı vardır. Dolayısıyla Bursaspor’un şampiyonluğu bizim çocuklarımızın, geçlerimizi, hocalarımızı dünya kamuoyuna, Avrupa kamuoyuna tanıtacaktır diye temenni ediyorum. Bursaspor’a gerçekten başarılar diliyorum.

Haber kaynağını görüntüle

IMF ile anlaştılar

12 Ocak 2010 Yazan  
Kategori Gündem

imf-ile-anlastilar-medium-0Yeni yıla IMF’nin önerdiği zamları yaparak giren AKP hükümeti, şimdi de teslimiyet belgesini imzalamak için gün sayıyor. Başbakan R. Tayyip Erdoğan, Lübnan Başbakanı Saad Hariri ile birlikte düzenlediği basın toplantısında IMF ile ilgili soruları da cevaplandırdı. Erdoğan, IMF ile olan görüşmelerin büyük ölçüde tamamlandığını belirterek, “Konu ile ilgili olarak “Herhalde gün, hafta… Bu iş  burada çözülecektir. Arkadaşlardan haber bekliyorum” ifadelerini kullandı.

 

Haber kaynağını görüntüle

Kurtulmuş’tan tekel işçilerine destek…

26 Aralık 2009 Yazan  
Kategori Gündem, Manşet

kurtulmus-tan-tekel-iscilerine-destek-spot-0Bugün yaşananları Saadet Partisi olarak 2002 yılında anlattıklarını anımsatan Kurtulmuş, Tütün Yasası ile fabrikalar özelleştirilirken, tütün üreticilerinin de üretimden elini çektiğini söyledi. “Devletin elinde tütün fabrikası mı olurmuş diyorlar! Evet olur. En verimli, en üretken çalışanlar tekel çalışanları idi. Bizim Ahmetlerimiz, Mehmetlerimiz tütün üretemiyor ama Hanslar, Johnlar üretip bize satıyorlar” eleştirisinde bulunan Kurtulmuş, Tekel özelleştirmesinin ‘tekeli kıracağız’ iddiası ile yapıldığını ancak Türkiye’nin 5 tütün şirketinin tekeli haline getirildiğinin altını çizdi.

Hak ve emek mücadelelerini 11 gündür Ankara’da sürdüren Tekel işçileri, büyük bir grup halinde dün Saadet Partisi’ni ziyaret etti. Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, TEKGIDA-İŞ Sendikası Genel Sekreteri Mecit Amaç ve beraberinde bir grup Tekel işçisini kabul ederken, yüzlerce Tekel çalışanı da parti genel merkezinin önünde toplandı. ‘Hükümet 4-C’yi al başına çal’, ‘Yan gelip yatmadık bu ülkeyi satmadık’ şeklinde hükümeti protesto eden çalışanlar, ‘Tekel sizinle gurur duyuyor’, ‘Başbakan Numan’ diyerek Saadet Partisi lehinde slogan attılar.

Görüşmenin ardından parti genel merkezinin önünde toplanan Tekel çalışanlarına seslenen Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, elinin emeği, alnın teri ile ailesinin geçimini temin etmek için mücadele veren Tekel çalışanlarının bu haklı mücadelesini desteklediklerini belirterek, “Her platformda her şartta hakkınızı alasıya kadar omuz omuza mücadelenizi vereceğiz” diye konuştu. Parti genel merkezinde çalışanlarla öğle yemeği de yiyen Kurtulmuş, daha sonra Türk-İş’e giderek 11 gündür Ankara’da bulunan Tekel çalışanları ile kucaklaştı.

Parti genel merkezinin önünde yaptığı konuşmada Tekel çalışanlarının vermiş oldukları bu mücadelenin şahsi bir mücadele olmadığını belirterek, “Bu direniş Türkiye’nin uluslar arası küresel emperyalizme direnişin adım taşlarıdır” şeklinde konuştu. Tekel çalışanlarının bugün karşılaştıkları emeklerini değersizleştirme girişimlerinin uygulanan IMF programlarının bir sonucu olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “2000 yılının başında yürürlüğe konulan IMF programları ile Türkiye ekonomisi maalesef küresel sermayeye teslim edildi. Stratejik kuruluşlar tek tek satıldı. Emek değersizleştirildi, çalışanlar kapı önüne bırakılırken, konulan kotalarla çiftçinin eli tarımdan çektirildi” tepkisinde bulundu.

Müstemleke ekonomisi, AKP döneminde zulüm çarkı haline geldi

KEMAL Derviş ile birlikte uygulanmaya başlanan müstemleke ekonomisinin kurallarının AKP hükümeti döneminde bir zulüm çarkı haline geldiğine işaret eden Kurtulmuş, “Tekel fabrikalarının özelleştirilerek kapatılması emperyalistlerin oynadığı bir oyundur. Bu oyunu bozacağız” diye konuştu.

Her şeyi satıyorlar

Bugün yaşananları Saadet Partisi olarak 2002 yılında anlatılarını anımsatan Kurtulmuş, Tütün Yasası ile fabrikalar özelleştirilirken, tütün üreticilerinin de üretimden elini çektiğini söyledi. “Devletin elinde tütün fabrikası mı olurmuş diyorlar! Evet olur. En verimli, en üretken çalışanlar tekel çalışanları idi. Bunu ben söylemiyorum, rakamlar söylüyor. Bizim Ahmetlerimiz, Mehmetlerimiz tütün üretemiyor ama Hanslar, Johnlar üretip bize satıyorlar” eleştirisinde bulunan Kurtulmuş, Tekel özelleştirmesinin ‘tekeli kıracağız’ iddiası ile yapıldığını ancak Türkiye’nin 5 tütün şirketinin tekeli haline getirildiğinin altını çizdi.

Kurtulmuş; ”Şimdi şakayla karışık arkadaşlara şunu da söyleyelim; Yarın bunlar bu kafayla giderlerlerse polis teşkilatını da özelleştirirler. Bu kafayla giderlerse Türk Silahlı Kuvvetlerini de özelleştirmeye kalkarlar. Ağabeyleri Irak’taki ordularını özelleştirdiler. Amerikan işgal ordusu da özelleştirildi. Bunlar gerçekten rotasından çıkmış adımlardır.  Yüce Türk milleti bu yanlışlıkları düzeltecek ve Türkiye’yi sizlerin ellerinden yeniden rotasına sokacaktır”dedi.

Yapılan en büyük zulmün insanları ekmeğe muhtaç hale getirmek olduğunu kaydeden Kurtulmuş, hükümeti Tekel çalışanlarının haklı mücadelesine kulak vermeye davet etti. Kurtulmuş, şöyle konuştu: “Bırakın size uluslar arası güçlerin verdiği programları uygulamayı. Bırakın emeği değersiz hale getirmeyi, bir insanın en kutsal şeyi emeğidir. Emeği kutsal olarak görmeyen, emeğin değerini bilmeyen hiçbir iktidarın iktidarını sürdürmesi mümkün değildir.”

“Halkın boğazına geçirilen yağlı ilmeği söküp atacağız”

Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, 11 gündür Ankara’da bulunan Tekel işçilerini Türk-İş genel merkezi önünde ziyaret etti. Tekel işçileri tarafından sevgi gösterileri ile karşılanan Kurtulmuş, işçilere verdikleri bu onurlu emek mücadelesini sonuna kadar desteklediklerini vurguladı. ‘Başbakan Numan’, ‘Tekel sizinle gurur duyuyor’ sloganları atan işçiler, ‘Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek’ sloganları ile de hükümete tepki gösterdi.

Kurtulmuş’u Türk-İş Genel Merkezi’nde Tekgıda-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Türker tarafından karşılandı. Burada bulunan Tekel işçilerine seslenen Kurtulmuş, “Ümitsizliğe kapılmayın. Sizlere yapılan bu yanlışı inşallah düzelteceğiz” diye konuştu. IMF programları doğrultusunda yapılan özelleştirmeler sonucunda stratejik kuruluşlar satıldığı gibi Tekel ve şeker fabrikaları gibi üretim yerlerinin de özelleştirilerek çalışanların perişan edildiğini anlatan Kurtulmuş, özelleştirme gelirlerinin ise tamamen bütçe açığının kapatılmasında ve faiz giderlerinde kullanıldığına dikkat çekti.

Özelleştirmelerin ülke ekonomisine hiçbir şekilde olumlu bir katkısı olmadığı gibi çalışanların işsiz kaldığını ve ülke ekonomisine büyük bir darbe vurduğunu anlatan Kurtulmuş, “Bu program yürümez” dedi. IMF programları ile halkın boğazına yağlı ilmek geçirildiğini söyleyen Kurtulmuş, “İnşallah milletin boynuna geçirilen bu yağlı ilmeği çıkarıp atacağız” diye konuştu.

“Milletten korktukları için açıklayamıyorlar”

IMF anlaşmasında yaşanan belirsizliklere de değinen Kurtulmuş, şöyle konuştu: “Başbakan Erdoğan IMF ile anlaşmayacaklarını söylüyor. Ama Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, IMF ile anlaştıklarını, çerçevesini çizdiklerini söylüyor. Ama IMF heyetini yormamak için IMF ile internet üzerinden haftada üç defa görüştüklerini açıkladı. Yani şunu demek istiyorlar ‘onlar internet üzerinden emredecek bizler de uygulayacağız’ Türkiye’yi bu hale düşürdüler. Aslında IMF ile anlaştılar ama bu teslimiyeti milletten korktukları için açıklayamıyorlar.”

Tekgıda-İş’ten teşekkür…

Tekgıda-İş Sendikası Genel Sekreteri Mecit Amaç ise yaptığı kısa konuşmada Saadet Partisi’nin Tekel çalışanlarına verdiği destekten dolayı teşekkür etti. Haklı ve meşru bir hak mücadelesi verdiklerini bildiren Amaç, “11 gündür Ankara’dayız. Ancak hakkımızı alasıya kadar daha nice 11 gün Ankara’da olacağız. Toplumun her kesiminden anlamlı destekler alıyoruz” dedi.

Haber kaynağını görüntüle

Kurtulmuş: Kesileceğimizi de Bilseydik Amerika’ya İncirlik’i Kullandırmazdık!

28 Ekim 2009 Yazan  
Kategori Gündem, Manşet


kesileceğimizibilsekteincirkikullandırmayıızSP Genel Başkanı Prof. Numan Kurtulmuş, Kanal D’de yayınlanan Genç Bakış programına katılarak, Sakarya Üniversitesi’ndeki gençlerle buluştu.

Gençlerle hasbihal eden Kurtulmuş, hükümete sert eleştirilerde bulundu.

Gençlere sık sık tavsiyelerde bulunan Kurtulmuş, “Nasıl Roma imparatorluğu yıkılışına yakın çok ciddi bir saldırganlığın içerisine girdiyse bugün kü modern batı da böyle bir saldırganlığın içerisinde.Bir abi nasihatı olarak söylüyorum. Ne korkarak dizleriniz titreyecek ne de teslim olarak “ne yapalım efendim. Reel politik budur” demeyeceksiniz. Bu ülkenin, bu coğrafyanın çocukları olarak kendi cevabınızı kendi geleceğinizi kendiniz hazırlayacaksınız!” dedi.

Kesileceğimizi de Bilsek İncirlik’i Kullandırmayız!

Kurtulmuş, Irak işgalinin kendi dönemlerinde gerçekleşmesi halinde, Amerika uçaklarına Türkiye’nin hava sahasını kullanmasına kesinlikle izin vermeyeceklerini şöyle ifade etti: Ortadoğu politikalarında, bölge politikalarında Ak Parti iktidarı maalesef “Büyük Ortadoğu Projesi”nin eş başkanlığını bilerek ve isteyerek yaptı.

Türkiye, 1 Mart tezkeresinde Amerika uçaklarına Türkiye sahasının kullanılmaması kararını verdi. Millet iradesi bu şekilde gerçekleşti. Bir Muhalif milletvekili, Savunma bakanına “İncirlik hava üssünden” kaç tane savaş uçağı kalktı?” şeklinde bir soru önergesi verdi. Cevap olarak “131 bin savaş uçağının kalktığı, 6 bin tanesinin de ne yaptığını nereye gittiğini bilmiyoruz” denildi. Arkadaşlar bu uçaklar, Irak’ı bombaladı. Bu uçaklar, turist taşımadı. Biz, çok açık söylüyoruz. İktidarda olsaydık. Değil iktidardan düşmeyi, Bizi keseceklerini bilseydik incirlik üssünü asla kullandırmazdık.”

Zillet İçerisinde AB Sürecini Kabul Etmezdik

AB’yi bir medeniyet projesi olarak algılayan Başbakan Erdoğan’a sert eleştirilerde bulunan Kurtulmuş, “Avrupa Birliği’ni Medeniyet projesi olarak kabul ettiğiniz için adam da size “al kardeşim şu ev ödevini ve geç şu salona. Bu ev ödevlkerini yap. Eğer medenileşme yönünde mesafe katettiğine kanaat getirirsem seni 2014 yılında AB’ye almayı düşünüyorum” diyor. 17 Aralık’ın cevabı budur. Biz, iktidarda olsak böylesine zillet içerisinde yürütülen bir AB sürecini asla sürdürmezdik” dedi.

Kurtulmuş, iktidara gelmeleri halinde IMF ile ilişkilerini sürdürmeyeceklerini de sözlerine ekledi.

isra haber