Pakistan için 81 ilden 81 Tır kampanyası

07 Eylül 2010 Yazan kubra  
Kategori Gündem

pakistan-icin-81-ilden-81-tir-kampanyasi-medium-0İHH İnsani Yardım Vakfı sel afetiyle sarsılan ve hâlâ yaralarını saramayan Pakistan için 81 ilde 81 TIR yardım kampanyası başlattı.

Kampanya için bütün illerde çalışma yapılıyor. Bağış yoluyla toplanacak olan ilaç, tıbbi malzeme, gıda maddeleri, tekstil, çadır, battaniye, temizlik malzemeleri ve mutfak eşyaları, Gazze yük gemisiyle Pakistan’a gönderilecek. Mavi Marmara gemisiyle birlikte Filistin’e yardım götürürken uluslararası sularda İsrail’in kanlı sularına maruz kalan Gazze yük gemisi, bu kez rotasını Pakistan’a çevirecek. Yaralı Pakistan halkına 3 bin ton acil yardım malzemesi taşıyacak. Geminin yetişmesi için İskenderun limanındaki tamir ve bakımı sürüyor. 50 kişilik bir ekip, geminin tamir ve bakımını sürdürüyor.

Daha fazla yardıma ihtiyaç var
Çalışmayla ilgili bilgi veren İHH Başkanı Bülent Yıldırım, hayırsever Türkiye halkının yardımda cömert olduğunu, Pakistan için her ilde bir tır değil birden fazla TIR’larla yardım toplanabileceğini belirtti. Pakistan’a tren ve kargo uçağıyla acil yardım malzemesi hatırlatan Yıldırım, büyük yardımın gemiyle gönderileceğini söyledi. Yıldırım, “Gemimiz 3 bin tonluk bir kapasiteye sahip. Herkes, Pakistan’a bir şeyler gönderebilir. Pakistan için çeşitli firmalardan önemli miktarda malzeme bağışı aldık ve bunları tren ve kargo uçağıyla gönderdik. Bu bağışların artarak devam etmesini temenni ediyoruz.” diye konuştu.

Haber kaynağını görüntüle

CUMARTESİ ÇAĞLAYAN’DAYIZ

01 Haziran 2010 Yazan kubra  
Kategori Manşet, Teşkilat Haberleri

Saadet Partisi, İstanbul Çağlayan’da İsrail korsanlığına dur demek için büyük bir miting yapmaya hazırlanıyor.

Saadet Partisi İstanbul İl Başkanlığı, İsrail’in, Gazze’ye insani yardım götüren gemilere saldırarak 19 yardım gönüllüsünü şehit etmesi ve gemileri İsrail limanlarına çekmesi üzerine İstanbul Çağlayan Meydanı’nda büyük bir miting yapma kararı aldı.

İsrail saldırısına karşı daha gür bir sesle tepki göstermek için büyük bir miting yapma kararı alan Saadet Partisi İstanbul İl Başkanlığı, mitingde tek amacın Türk ve dünya kamuoyunun haklı tepkisini milyonların dilinden ortaya koymak olacağını açıkladı.

KORSANLIĞA DUR DEMEK İÇİN

05.06.10 Cumartesi günü Çağlayan Meydanı’nda saat 17:00’da yapılacak olan mitingle alakalı olarak bir açıklama yapan Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Erol Erdoğan, “İsrail’in, uluslararası hukuku, insan hak ve hürriyetlerini hiçe sayan pervasız tutumu dünya kamuoyunca bilinen bir gerçekti. İçinde çocuk, kadın ve yaşlıların da bulunduğu sivil bir gemiye saldırarak masum insanları öldürmesi bunun son örneğidir. İsrail’e karşı sadece Türkiye’de değil, dünya kamuoyunda büyük tepki oluşmuştur. Günler geçmesine rağmen hala gemilerden, gemidekilerden, ölü ve yaralılardan sağlıklı bilgi de alınamamaktadır. Bu tam bir karartmadır. Bu mitingi biz düzenlememize rağmen bir siyasi parti mitingi değildir; onlarca sivil toplum kuruluşunun da destek vereceği zulme karşı olan herkesin mitingidir. 4 Ocak 2009’da yine Çağlayan’da yaptığımız Gazze mitingi bunun en güzel örneğidir. Benzer ve çok daha görkemli bir mitingle İsrail’in sınır tanımaz korsanlığına dur diyeceğiz. Bu maksatla sadece İstanbulluları değil, İsrail’in saldırganlığına “dur” demek isteyen her görüşten ve kesimden insanımızı Cumartesi günü Çağlayan’a bekliyoruz” dedi.

Erol Erdoğan, bu çerçevede miting hazırlıklarını paylaşmak üzere; 04 Haziran 2010 Cuma günü Saat 11.00’de İstanbul İl Başkanlığında bilgilendirici bir basın toplantısı yapacaklarını da sözlerine ekledi.

Başkonsolosluk önünde gerilim tırmandı

31 Mayıs 2010 Yazan kubra  
Kategori Gündem

Gazze’ye gitmeye çalışan Özgürlük Filosu’na İsrail askerlerinin müdahale etttiği yönündeki haberlerin gelmesi üzerine, İsrail Başkonsolosluğu önünde eylem yapan vatandaşları kızdırdı. Çok sayıda eylemci polis barikatını aşarak İsrail Başkonsolosluğu’na girmeye çalıştı. Bunun üzerine polis gruba müdahale etti.

baskonsolosluk-onunde-gerilim-tirmandi-medium-0 Özgürlük Filosu’nun İsrail ordusuna ait gemilerce taciz edildiği haberi üzerine binlerce vatandaş Levent’teki İsrail Başkonsolosluğu önünde toplandı. İsrail’i ve insani yardım taşıyan gemiye müdahale edilmesini protesto etmek isteyen vatandaşlar, dualar okuyarak sabaha kadar bekledi. Sabah 05.00 sıralarında İsrail askerlerinin gemiye girdiği ve müdahale ettiği haberi geldi. Bunun üzerine eylemciler polisin kurduğu barikatı aşarak konsolosluğa girmeye çalıştı. Barikatların aşılması üzerine çevik kuvvet polisi gruba müdahale etti. Su sıkarak grubu uzaklaştırmaya çalışan polisle eylemciler arasında arbede yaşandı.

DİLİPAK TESKİN ETMEYE ÇALIŞIYOR
Gruptakiler, İsrail’in, Gazze’ye yardım için giden gemilere müdahale ettiği haberini aldıktan sonra ellerinde Filistin bayraklarıyla ”İsrail şaşırma sabrımızı taşırma” sloganı attı.

Başkonsolosluk önüne gelen gazeteci-yazar Abdurrahman Dilipak, grubu teskin etmeye çalıştı.

Başka bir grup ise konsolosluğun bulunduğu binanın korkuluk demirlerinden içeri girmeye çalıştı. Polis bu gruba da müdahale etti. Yaşanan arbedede binanın camları kırıldı. Eylemin konuşmacıları öfkeli vatandaşları sükunete ve sabra çağırdı. Eylemin provoke edilmeye çalışıldığını anlatan konuşmacılar, şiddet içeren eylemlerden kaçınılmasını istedi.

Çok sayıda polisin güvenlik önlemi aldığı başkonsolosluk çevresinde grubun bekleyişi sürüyor

İnsani yardıma tehdit

26 Mayıs 2010 Yazan kubra  
Kategori Gündem

Terör devleti İsrail, içinde inşaat çivisi dahi bulunmayan, tamamen gıda ve ilaç gibi insani yardım malzemelerini Gazze’ye ulaştırmak isteyen gemileri, vurmakla tehdit etti.

insani-yardima-tehdit-medium-0Uluslararası hukuku çiğniyor
İHH İnsani Yardım Vakfı Başkanı Bülent Yıldırım, Filistin’e insani yardım götürecek gemilerle ilgili, “İsrail, ‘askeri müdahale yapacağız’ diyor, ancak gemideki insanlar gitmekte kararlı. Açıkladığımız güzergahta İsrail tatbikat yapma kararı aldı. Uluslararası hukuku çiğniyorlar. İsrail yönetimi bize saldırırsa en az 50 ülkeye de saldırmış olacak” diye konuştu.

Gazze’ye Yardım Filosu yolda
Aralarında Türkiye’den İnsani Yardım Vakfının Mavi Marmara ve diğer iki gemisinin de yer aldığı, Gazze’ye İsrail ablukasını kırmak için yola çıkan 9 gemi, 800 yolcusu ve taşıdığı 10 bin ton dolayında yardım malzemesiyle Perşembe günü Gazze’ye varma hedefiyle yolculuğunu sürdürüyor. İsrail ise gemileri engelleme planları yapıyor. İsrail ordusu, diğer güvenlikle ilgili kuruluşlarla birlikte, Gazze yakınlarındaki Aşdod Limanı’na çekilecek gemiler ve yolcuları için hazırlarken, Aşdod’da bir tutuklama tesisi kuruldu, gemilerin durdurulması operasyonuna da “Gök Rüzgarları” adı verildi. İsrail’de yayımlanan Yedioth Ahranot gazetesi, konvoyun Gazze’ye gelmesini ve gemideki eylemcilerle İsrail askerlerinin karşı karşıya kalmasını önlemek için İsrail’in konvoyu ilk aşamada destekleyen bazı ülkelerle müzakereler yaptığını ve bu ülkelerin katılmaktan vazgeçtiğini yazdı.

“Gök Rüzgarları”
Yedioth Ahranot’a göre, İsrail donanması yardım gemileri için hazırlıklı. Gemilerin engellenmesi operasyonunu İsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Eliezer Merom yönetecek. Operasyonun adı da “Gök Rüzgarları” olarak belirlendi.

Haberde, İsrail ordusunun gemilerdeki eylemcilerin İsrail askerleriyle çatışmaya girişeceklerinden ve olayları belgeleyerek İsrail’i zor durumda bırakmaya çalışacaklarından endişelendiği kaydedildi.

Hamas: “Filoyu tehdit devlet terörüdür”

Öte yandan, Gazze Şeridi’nde iktidarı elinde bulunduran Hamas hareketinin sözcülerinden Sami Ebu Zühri, Gazze’ye insani yardım ulaştıracak “Özgürlük Filosu”nun amacına ulaşacağına inandıklarını belirtti, İsrail’in filoya yönelik tehditlerini “devlet terörü” olarak değerlendirdi. Ebu Zühri, yazılı açıklamasında, “Terör devletinin dünyanın dört bir yanından gelen insanların oluşturduğu, yardımları Gazze’ye ulaştırmak için yola çıkan Özgürlük Filosuna yaptığı tehditlerin amacına ulaşmayacağına inanıyoruz” dedi.

”Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım” Kampanyası
İsrail uluslararası hukuku çiğniyor
İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı Başkanı Bülent Yıldırım, Filistin’e insani yardım götürecek gemilerle ilgili, ”İsrail, ‘askeri müdahale yapacağız’ diyor, ancak gemideki insanlar gitmekte kararlı. Açıkladığımız güzergahta İsrail tatbikat yapma kararı aldı” dedi.

İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı Başkanı Bülent Yıldırım, Filistin’e insani yardım götürecek gemilerle ilgili, ”İsrail, ‘askeri müdahale yapacağız’ diyor, ancak gemideki insanlar gitmekte kararlı. Onlar bize ‘dur’ diyecekler, ama biz durmayacağız, yolumuza devam edeceğiz” dedi.

AA muhabirine açıklama yapan Yıldırım, Gazze’ye gidecek olan 9 gemide doktorların, siyasetçilerin, aydınların ve gazetecilerin yer aldığını belirtti.

Türkiye’den yola çıkan gemilerin hazır olduğunu söyleyen Yıldırım, Avrupa’dan gelen gemilerin ulaşmasını beklediklerini, şu anda 5 geminin Yunanistan’da olduğunu, bu gemilerde 40′a yakın Avrupalı milletvekilinin de yer aldığını kaydetti. Yıldırım, Avrupa’dan gelen gemilerle Akdeniz açıklarında buluşacaklarını ifade ederek, gemilerde 50′den fazla ülkeden bine yakın kişinin olacağını ve Mavi Marmara gemisinde de 600 civarında kişi bulunduğunu söyledi. Gemilerin 27 Mayıs Perşembe günü Antalya’dan hareket edeceğini aktaran Yıldırım, ”İsrail, bizi engellemeye çalışacaklarını söylüyor. Fakat biz durmak zorunda değiliz” diye konuştu.

Bülent Yıldırım, şöyle devam etti: ”İsrail, ‘askeri müdahale yapacağız’ diyor, ancak gemideki insanlar gitmekte kararlı. Onlar bize ‘dur’ diyecekler, ama biz durmayacağız, yolumuza devam edeceğiz. Açıkladığımız güzergahta İsrail tatbikat yapma kararı aldı.

Uluslararası hukuku çiğniyorlar. İsrail içinde de İsrail hükümetinin yaptıklarına muhalefet eden gruplar var. Şu andaki yönetim bizi vurmaya kalkarsa, İsrail içindeki muhalefet daha da güçlenecek. İsrail akıllı davranıp, konvoyun geçmesine izin verirse kamuoyunda oluşan olumsuz düşünceleri engeller. Ama şu ana kadar gördüğümüz kadarıyla İsrail krizi yönetemiyor.”

İsrail’den yola çıkan tekne ve yatların da eylem yapacaklarını söyleyen Yıldırım, ”Onlar sivil görünümlü askerler. Onlar müdahale ederse en az 50 ülkeye müdahale etmiş olurlar. İsrailli siviller bize saldırmaya kalkarsa 50 ülkede protesto gösterileri yapılacak” şeklinde konuştu.

Bu gemilerin tek rotası Filistin

22 Mayıs 2010 Yazan kubra  
Kategori Gündem

İHH İnsani Yardım Vakfı ile Free Gazze ve Ship to Gazze gibi uluslararası insani yardım kuruluşlarının birlikte organize ettiği yardım filosu bugün yola çıkıyor.

bu-gemilerin-tek-rotasi-filistin-medium-0Saat 11.00′da demir alacak gemiler için Sarayburnu limanında uğurlama töreni düzenlenecek. Uğurlama törenine büyük bir katılımın olması bekleniyor. Sanatçılar, aydınlar, siyasetçiler, gazeteciler, yazarlar, aktivistler, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve binlerce insanın uğurlamaya katılması bekleniyor.

Gemiler için düzenlenecek uğurlama törenine bazı vatandaşlar tekne kiralayarak denizden katılacak. 50 ülkenin destek verdiği gemiler içerisinde ilaç, tıbbi malzeme, çimento, demir, prefabrik çocuk bahçeleri olmak üzere toplam 10 bin ton malzeme bulunacak. Gemilerde farklı ülkelerden yaklaşık 750 yolcu olacak.

Bülent Yıldırım: 24 saat içerisinde Gazze’ye ulaşacak
Gerçekleştirilecek uğurlama törenine herkesi davet eden İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım, bütün tehditlere rağmen gemilerin Gazze’ye ulaşacağını söyledi. Yıldırım, Sarayburnu ve Eminönü’nde tarihin en büyük kalabalığını oluşturacaklarını belirtti. Yardım filosunda Türkiye’den 3, Yunanistan’dan 1, İrlanda’dan 1, İngiltere’den 2, Cezayir’den 1 ve Kuveyt’ten 1 olmak üzere toplam 9 gemi bulunuyor. Türkiye’den ayrılacak olan gemiler, diğer ülkelerden gelecek gemiler ile uluslararası sularda birleşecek. Gemiler eğer İsrail tarafından engellenmez ise 24 saat içerisinde Gazze’ye ulaşacak.

Ak Parti İsrail’i Veto etmedi

13 Mayıs 2010 Yazan kubra  
Kategori Gündem

Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, İsrail’in OECD üyeliğine karşı çıkmayan Ak Parti Hükümeti’ni sert bir dille eleştirdi. Kurtulmuş, üyeliğin kabul edilmesini büyük bir tutarsızlık ve çelişki olarak niteleyerek, “Ne kendilerine, ne millete, ne tarihe, ne de İslam dünyasına izah edebilirler. O zaman niye ‘one minute’ çıkışını yaptınız. Esas marifet otel lobilerinde ‘one minute’ demek değil, BM salonlarında, OECD salonlarında ‘one minute’ demektir” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, İsrail’in OECD üyeliğinin Türkiye tarafından veto edilmesi için temaslarda bulunmak üzere Türkiye’ye gelen Avrupalı heyeti Parti Genel Merkezi’nde kabul etti. Kurtulmuş, Avrupa’da belli çevrelerce İslamafobiya’nın pompalandığını vurgulayarak, bunun bütün Müslümanları zan altında bıraktığını ifade etti. Kurtulmuş, “Gelişen İslamofobya’ya karşı Müslümanların üzerine nasıl bir görev düşüyorsa, aynı şekilde demokratik ve insan haklarına uygun davranışları geliştirmek de bütün Avrupalı siyasetçilere düşmektedir. Müslüman dünyasının siyasi hassasiyetlerinin en başında Filistin sorunu gelmektedir. Filistin sorunu sadece Müslümanların değil, demokrasiden bahseden bütün Batı dünyasının da en temel sınavıdır” dedi.

İSRAİL’İN KARŞISINDA DİPLOMATİK GÜÇ YOK
Filistin sorunun belli yerlerde dile getirilmesinin çözümü için katkı sağlamadığını da vurgulayan Kurtulmuş, “Filistin sorununu belli platformlarda dile getirmek, haksızlıkları söylemek meselenin çözümü için kafi değildir. Yapılması gereken husus İsrail’in bu saldırgan tavırlarının Filistin halkı üzerine yoğunlaşan baskılarını diplomatik yollardan önleyecek çabanın ortaya konması gerekir. İsrail’in en büyük gücü sanıldığı gibi askeri gücü değil, karşısında uluslar arası bir diplomatik bariyerin çıkartılamaması olduğunu her zaman dile getiriyoruz” dedi.

BU DAVOS’UN GERİ ADIMIDIR
Kurtulmuş, yapılacak diplomatik çabaların en önemlilerinden birinin İsrail’in OECD üyeliğine karşı gelinmesi olduğunu söyleyerek, “Maalesef bu gün geç kalındı. Çünkü dün OECD tarafından yapılan açıklamada, 1961 yılından itibaren OECD üyesi olan Türkiye’nin İsrail’in OECD üyeliğini kabul ettiği açıklanmıştır. OECD kurallarına göre herhangi bir üye eğer aday üyeyi veto ederse bu ülke üye olamamaktadır. Türkiye hükümeti 3 yıl öncede İsrail’in aday olması halinde bir çekince koymayacağını deklare etmiştir. 26 Mayıs tarihinde Paris’te yapılacak olan toplantıda Türkiye hükümetinin onayıyla ve oluruyla İsrail OECD üyeliğine kabul edilecektir” diye eleştirdi.

BU VEBALİ ÖDEYEMEZSİNİZ
Hükümetin almış olduğu bu kararla tarihi bir vebal altına girdiğini de vurgulayan Saadet Lideri, “Bütün İslam dünyasının meselesi olan İsrail’in saldırganlığının durdurulması konusunda Türkiye tarihi bir vebal altına girmiştir. Hükümet bu kararla millet ve tarih karşısında, Allah indinde asla hesabını veremeyeceği bir büyük sorumluluğa imza atmıştır. Başbakan Erdoğan’ın Davos’taki çıkışı bütün Müslümanların gönlüne su serpmiştir. Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı’na karşı ‘one minute’ diyenler, İsrail’in nükleer faaliyetleri konusunda BM’de çekimser kalanlar, şimdi de İsrail’in OECD üyeliği konusunda olur vermiştir. Davos’ta gösterilen ‘one minute’ tavrını fiili olarak diplomatik olarak tamamiyle geri aldığımızı icraatlarımızla ortaya koyduk. Böylesine büyük bir çıkıştan sonra tamamen İsrail’in lehine olacak bir mekanizmaya onay vermek, Davos’ta söylenen sözlerin tamamının geri aldım demektir” açıklamasında bulundu.

Ak Parti Hükümeti’nin İsrail konusunda çelişkili davranmasını da eleştiren Kurtulmuş, “Davos sonrası Türkiye’nin bu adımı atmış olması karşısında İsrail yöneticileri ellerini ovuşturuyorlar. Ve diyorlar ki, ‘Bize İslam dünyasının yöneticileri ne söylerlerse söylesinler. Biz bildiğimiz yoldan gidiyoruz. Her türlü tavizi alıyoruz’ diye bir sevincin içerisindedirler” dedi.

KİŞİSEL KARARIDIR, SAYGI DUYUYORUZ
Bir basın mensubunun ‘CHP Lideri Baykal’ın istifasını nasıl değerlendiriyorsunuz’ sorusuna da yanıt veren Kurtulmuş, “Baykal’ın tamamen kendi şahsi tercihidir. Yakın çevresiyle danışarak bu tercihi yaptı. Tercihine saygı duyarız. Bütün Türkiye’nin de bu tercihe saygı duyması gerekir. Böyle bir atmosferde kendisini ve partisini sıkıntıya sokmadan istifa etmek erdemini göstermesi olumlu ve sorumlu bir davranıştır” dedi.

Avrupa İnsan Hakları örgütü olan IHRC adına açıklamayı örgütün genel başkanı yaptı. IHRC Genel Başkanı Massoud Shadjareh, Avrupalı Müslümanların Türkiye ile olan ilişkilerinin gelişmesinden yana olduklarını ifade ederek, “Türkiye geçtiğimiz döneme göre ekonomik ve insan hakları adına büyük gelişmeler kaydetti. Avrupa’daki Müslümanların sorunlarının çözülmesi için Türkiye ile ilişkilerin sağlıklı olarak gelişmesinden yanayız. Bu işbirliği sonrası Müslümanların en önemli sorunu olan Filistin sorununun çözümünün sağlanması gerektiğine inanıyoruz” dedi.

Şimdi ‘hayır’ zamanı

10 Mayıs 2010 Yazan kubra  
Kategori Gündem

Terör devleti İsrail, 20 yıldır OECD’ye girerek kanlı ellerini temizlemek istiyor. İsrail, OECD’nin tek Müslüman üyesi olan Türkiye’nin veto etmesinden korkuyor.

simdi-hayir-zamani-medium-0İşgal ettiği Filistin topraklarında Filistinlilere karşı organize bir şekilde soykırım politikaları uygulayan terör devleti İsrail, Mayıs ayı sonunda görüşülecek olan OECD’ye üyelik konusunda Türkiye’nin veto hakkını uygulamasından çekiniyor. OECD’ye girerek insan haklarına saygılı ve demokratik gelişim sürecindeki bir ülkeymiş gibi meşruiyet kazanmak isteyen İsrail, tek üye ülkenin bile veto etmesi halinde örgütün dışında kalacak. 30 üyeli OECD’nin tek Müslüman ülkesi ise Türkiye! Kamuoyu, İsrail Dışişleri Bakanı’nın Türkiye Başbakanı hakkındaki “Firavun” benzetmesi yapmasının ve “alçak koltuk” krizinin hesabının sorulmasını, Davos’ta olduğu gibi bir kez daha “Van Münit” denilerek İsrail’e haddinin bildirilmesini istiyor.

Paris Sözleşmesi’ne dayanılarak 1961 yılında kurulan OECD İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı, savaş yıkıntıları içindeki Avrupa’nın Marshall Planı çerçevesinde yeniden yapılandırılması amacıyla 1948 yılında kurulan Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün (OEEC) yerini aldı. OECD, üye ülkelerin sosyo-ekonomik eşgüdümlü gelişmesini, demokrasi, İnsan haklarına ve yurttaş özgürlüğüne bağlılık çerçevesinde istikrarlı gelişimini desteklemeyi ve dünya pazarlarına açılabilmesini vazgeçilmez değerleri olarak benimsiyor. İsrail de 20 yıldır OECD’ye girerek uluslararası kamuoyunda katliamlarına meşruiyet kılıfı giydirmek istiyor. Yalnız OECD’nin de NATO gibi bir kuralı var. O da, üye ülkelerden herhangi birisinin veto etmesi durumunda, örgüte yeni üye alınmaması ilkesi.

Baskıyı artırmalıyız
Türkiye, yoğun iç gündemi ile meşgul olurken bu çok önemli meselenin gündeme getirilmesi ve hükümetin bu konuda veto hakkını kullanması için kamuoyunun ve sivil toplum kuruluşlarının baskısını artırması gerekiyor. Çünkü İsrail’in OECD’ye girişinin kabul edilmesi, Filistinliler ve tüm dünyadaki vicdan sahibi insanlarca İsrail’in Filistinlilere uyguladığı ayrımcı, kolonyalist ve işgal politikalarına uluslararası bir katkı olarak anlaşılacak. Üyelik durumunda, İsrail’in savaş suçları ve insanlığa karşı işlediği suçlarla ilgili mevcut dokunulmazlık kültürünün de güçlenmesi anlamına gelecek.

En son 19 0cak 2010′da örgüte üye olmak için bir kez daha başvuran İsrail, OECD Genel sekreteri Angel Gurria’nın da desteğini aldı. Gurria, İsrail’in üyeliğinin kabul edileceğini umut ettiğini söylemesine rağmen, örgütün tek Müslüman üyesi olan Türkiye, veto ettiği takdirde İsrail OECD’ye giremeyecek. Türkiye’nin kullanacağı veto oyu ile İsrail’in üyeliği reddedilmiş olacak. Bunun büyük bir tarihi bir sorumluluk olduğu ifade edilirken, İsrail’in üyeliğine aynı zamanda İngiltere, Yeni Zelanda ve Norveç’in de olumsuz baktığı biliniyor.

OECD’ye üye 30 ülkeden sadece Türkiye Müslüman kimliği ile örgütün üyesi. Ve Türkiye sadece İslam dünyasına değil, tüm dünyaya mesaj verebilecek. İnsanlığa karşı suç işlemeye devam eden, Gazze’de, Kudüs’te ve Batı Şeria’da çocuk ve kadın demeden sivilleri katleden terör devleti İsrail’in birliğe üye olması durumunda, işgalin meşruiyetini Avrupa’ya kabul ettirme imkanının önünün açılacağı belirtiliyor.

Dünya müslümanları Türkiye’den veto bekliyor
Merkezi İngiltere’de bulunan İslam İnsan Hakları Komisyonu da, İsrail in üyeliğine karşı bir kampanya başlatarak özellikle Türkiye kamuoyunun duyarlılığını güçlendirmek istiyor. Türkiye’nin İsrail’in üyelik talebine karşı veto kartını kullanması, Türkiye’nin bir kez daha Filistin halkının yanında samimi bir şeklide durduğunu göstereceğini unutmamak gerekiyor. İsrail’in alınacak olan üyelik kararıyla daha da güçleneceğini ifade eden sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de, İsrail’in OECD’ye üye olması yönünde alınacak bir kararın, İsrail’in yaptığı her türlü hukuksuzluğun desteklenmesi anlamına geleceğini, bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracağını vurguluyor.

STK’lardan “VETO” çağrısı
Önceki gün Mazlumder İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen basın toplantısı ile onlarca kitle örgütü de İsrail’in OECD üyeliğinin veto edilmesi için çağrıda bulundu.

Akabe Vakfı, AKDAV, Araştırma ve Kültür Vakfı, ASDER, Hikmet Vakfı, İHH, İnsan ve Medeniyet Hareketi, MAZLUMDER, Medeniyet Derneği, Özgür-Der gibi kitle örgütleri Mayıs ayı sonunda OECD’de görüşülecek olan İsrail’in üyeliğiyle ilgili Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Dışişleri Bakanı’na İsrail’in üyelik başvurusunun veto edilmesi yönünde çağrı yaptı.

İsrail’in alınacak olan üyelik kararıyla daha da güçleneceğini ifade eden STK temsilcileri bu yönde alınacak bir kararın İsrail’in yaptığı her türlü hukuksuzluğun desteklenmesi anlamına geleceğini, bölgeyi daha da istikrarsızlaştıracağını ifade ettiler.

Kitle örgütlerinin ortak açıklamasında, “Filistin topraklarında işgalci ve yayılmacı politikalar izleyen, Müslümanların ilk kıblesi aziz Kudüs’e ilişkin olarak uluslararası hukuka aykırı biçimde ilhak kararı alan ve uluslararası sözleşme ve anlaşmaları hiçe sayarak Gazze’ye ambargoyu sürdüren İsrail’i OECD üyeliğine kabul etmek sadece OECD üye ülkelerinin iddia ettiği değerleri ihlal etmekle kalmayacak aynı zamanda İsrail’in Filistinlilere karşı işlediği suçların uluslararası arenada görmezden gelinmesi ve meşrulaştırılması anlamına da gelecektir. Bu tutum aynı zamanda Ortadoğu’da Müslüman halklara karşı düşmanlık politikalarının sahiplenilmesi anlamına da gelecektir. İsrail, Filistinlilerin tam bağımsız, özgür ve eşit bireyler olarak yaşama hakkını hiçe saymaktadır. İsrail yapmış olduğu bu tür uygulamalarla OECD’in insan hakları standartlarına aykırı davranmaktadır” denildi.

Açıklama şöyle devam etti: “Konuya duyarlı kuruluşlar olarak, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na, Dışişleri Bakanı’na ve diğer yetkililere, evrensel insan haklarını ve uluslararası hukuku çiğneyen işgalci İsrail’in OECD’ye üyelik başvurusunu reddetme çağrısında bulunuyoruz.”

İslam dünyasından Türkiye’ye ‘veto’ çağrısı
İsrail’in OECD’ye üye olması durumunda Müslüman ülkelere engel çıkaracağını ifade eden İslam dünyası kamuoyu, Türkiye’den veto hakkını kullanmasını istiyor. İsrail’in İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyeliği başvurusunun sonuçlanmasına günler kala, İslam coğrafyası ve Avrupa’daki Müslüman teşkilatlardan Türkiye’ye bu üyeliği veto etmesi yönünde çağrılar geliyor. Sadece Filistin yönetimi değil, Arap kamuoyu da İsrail’e karşı Türkiye’nin “veto” kararı almasını istiyor.

Rusya, Slovenya, Estonya ve Şili’nin yanı sıra İsrail de OECD üyeliği için bekleyen ülkeler arasında bulunuyor. OECD’de her üye ülkenin veto hakkı var. Bu nedenle İsrail, yoğun bir lobi faaliyeti yürütüyor. Türkiye kamuoyu da, “alçak koltuk” krizini ve İsrail’in Türkiye Başbakanı hakkındaki “Firavun” benzetmesini unutmadan, Filistin’de soykırım uygulayan terör devleti İsrail’in OECD’ üyeliğinin iktidar tarafından veto edilmesini istiyor.

İsrail niye OECD’ye girmek istiyor?
İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) 14 Aralık 1960 tarihinde imzalanan Paris Sözleşmesi’ne dayanılarak kurulan bir Teşkilat. Savaş yıkıntıları içindeki Avrupa’nın Marshall Planı çerçevesinde yeniden yapılandırılması amacıyla 1948 yılında kurulan Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün (OEEC) yerini aldı. Örgütün adı 1961′ de Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) şeklinde değiştirilmiştir. OECD, üye ülkelerin sosyo-ekonomik eşgüdümlü gelişmesini, demokrasi, İnsan haklarına ve yurttaş özgürlüğüne bağlılık çerçevesinde istikrarlı gelişimini desteklemeyi vazgeçilmez değerleri olarak benimseyen bir örgüt. İsrail de OECD’ye girerek uluslararası kamuoyunda katliamlarına meşruiyet kılıfı geçirmek için 20 yıldır mücadele ediyor.

OECD’ye üye ülkeler:
Avusturya, Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, Almanya, Yunanistan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, İspanya, İsveç, İsviçre, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Çek Cumhuriyeti, Finlandiya, Macaristan, Japonya, Meksika, Yeni Zelanda, Polonya, Slovakya, Kuzey Kore Cumhuriyeti, Güney Kore ve Türkiye.

Tarihi sorumluluk
En son 19 0cak 2010′da örgüte üye olmak için bir kez daha başvuran İsrail, bir üye ülkenin dahi veto hakkını kullanması halinde OECD üyesi olamıyor. Örgütün tek Müslüman üyesi olan Türkiye, veto ettiği takdirde İsrail OECD’ye giremeyecek. Bunun büyük bir tarihi bir sorumluluk olduğu ifade edilirken, İsrail’in üyeliğine aynı zamanda İngiltere, Yeni Zelanda ve Norveç’in de olumsuz baktığı biliniyor.

Zaman Yazarı Ali Bulaç:
Türkiye’nin İsrail sınavı
“Gazze’de İsrail’in giriştiği katliama karşı bütün dünyada öfkenin en çok kabardığı ülkelerden biri Türkiye idi. Söz konusu öfkeyi Çağlayan Meydanı’na 1 milyonun üstünde insanı toplayarak Saadet Partisi açığa çıkarma başarısını gösterince -ki buna Diyarbakır’da Mustaz’af Der’in yaklaşık 300 bin insanı meydana döktüğü gösteriyi de eklemek gerekir- birçok çevrede şafak attı. Davos çıkışı da bunu regüle etti.. Şimdi de İsrail, OECD’ye üye olmak istiyor. Bakalım Türkiye İsrail’in üyeliğini veto edecek mi, etmeyecek mi? Bu, İsrail politikasının hangi seviyede değiştiğinin de önemli bir göstergesi olacak.”

Yeni Şafak Yazarı Akif Emre:
“Firavun”un hesabını sorma fırsatı
“İsrail OECD’ye üye olmaya hazırlanıyor. Türkiye’ye tarihi bir sorumluluk düşüyor. Çünkü yeni bir üyenin OECD’ye kabul edilmesi için tüm üyelerin onayının alınması gerekiyor. Türkiye Başbakanı’na firavun benzetmesi yapan İsrail’in işgal ettiği topraklardaki ırkçı uygulamaları ve işlediği savaş suçlarının hesabını Türkiye sormalıdır. Bu anlamda hükümetin eline İsrail’e haddini bildirmek için önemli bir imkan geçmiştir.”

İHH Genel Başkan Yardımcısı Osman Atalay:
Soykırımı kamufle çabası
“İsrail OECD’ye üye olmak için 20 yıldır verdiği mücadelede son aşamaya geldi. İsrail için OECD üyeliği bir prestijden öte, yıllardır uyguladığı insanlık dışı, soykırım taciz ve tehcir politikalarını kamufle etmeye yönelik bir fırsat olacaktır. İsrail uluslararası platformlarda kendisine suni alanlar açma gayretindedir. Türkiye ikinci kez; “One Minute” demelidir. STK’lar ve aydınlarımız bu meselenin takipçisi olmalıdır!”

Haber kaynağını görüntüle

Gazze İki Gündür Elektriksiz‏

12 Nisan 2010 Yazan kubra  
Kategori Gündem

Gazze yakıtın bitmesi nedeniyle enerji üretim santralinin durmasından sonra peş peşe iki gündür elektrik kesintisi yaşıyor.

Gazze Elektrik Dağıtım Şirketi Genel Müdürü Cemal Dersavi cumartesi günü Al Alam televizyonuna yaptığı açıklamada: “Elektrik kesintisinin devam etmesi içme ve kanalizasyon suyundaki sorundan sonra ciddi bir insani durumun alarmını veriyor. Aynı şekilde elektrik kesintisi ekmek fırınlarını da tehdit ediyor” dedi.
Dersavi devamla: “Ciddi insani bir durum ortaya çıkmaya başladı. Bu eksiklik enerji üretiminin durduğu ilk saatlerde insani durumu etkiledi. Birkaç saat içinde su sorunu ortaya çıktı. Kanalizasyon suyunu arıtma konusunda ise sorun yaşanıyor. Kamusal, sağlık ve ekonomik hizmet alanlarında, okullarda ve vatandaşın doğrudan kullanım alanlarında dahi olsa Gazze’ye gerekli olan minimum düzeyde su ihtiyacına karşılık verilemiyor” dedi.

Yeni çıkan elektrik sorunu Filistinlilerin sıkıntılarını artırıyor ve hayatlarının her alanına olumsuz şekilde yansıyor.
Öte yandan jeneratörlerin gürültüsü de, yükselen yardım çığlığıyla ve bunun Gazze’ye uygulanan zalim bir ambargo olduğunu dillendiren halk için toplu bir ceza oluşturuyor.

Haber kaynağını görüntüle

‘Müslüman Kadının Şahsiyeti Sempozyumu’ gerçekleştirildi

21 Mart 2010 Yazan kubra  
Kategori Gündem

Milli ve manevi değerlerine bağlı  köklü bir sivil toplum kuruluşu olan Anadolu Gençlik Derneği, Müslüman Kadının Şahsiyeti programının ikincisini gerçekleştirdi.

musluman-kadinin-sahsiyeti-sempozyumu-gerceklestirildi-medium-0

Eminönü Halk Eğitim Merkezi’nde gerçekleşen program Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başladı. Ardından Hanımlar Komisyonu Başkanı Zeynep Anıl Eren açılış konuşmasını yaptı. Eren konukları selamladıktan sonra konuşmasında Müslüman kimliğine sahip bir kadında olması gereken erdemlere yaşanmış olaylardan örnekler vererek değindi.

“Günümüzde Müslüman Kadının Ortaya Koyması Gereken Kimlik Ne Olmalıdır?” sorusuna cevap aranan panelin oturum başkanlığını Doç. Dr. Sevgi Kurtulmuş yaptı. Kurtulmuş sorunun cevabını hep geçmişte aradığımızı ama aslında aradığımız cevapları günümüzde de bulabileceğimizin örneğini verdi. Filistin’de Mescid-i Aksa’ya komşu olan ve evleri İsrailliler tarafından işgal edilen bir kadın ve ailesinin yaşadıklarını anlattıktan sonra sırayla konuşmacılara söz verdi. İlk olarak Nuray Canan Bezirgan Müslüman kadının bürünmesi gereken kimliğin nasıl olması gerektiğine değindi. Ardından Müzeyyen Taşçı modernizm ve sekülerizmin Müslüman kadında oluşturduğu zaafları ve bu zaaflardan kurtulmak için sahip olunması gereken erdemleri kısa başlıklar halinde anlattı. Hz. Fatıma’nın hayatından anektodlar anlatan Necla Saydam vahyin evinde yetişen Hz Fatıma’nın Müslüman kadın kimliğine en temel örnekliği teşkil ettiğini belirtti. Son olarak da New York’ta yaşayan İsveçli bir balerin olan Rabia Cristina Brodbeck nasıl ihtida ettiğini, o kültürde yaşamış biri olarak batının ve modern dünyanın İslama, olan düşmanlığını anlattı.

Haber Kaynağını görüntüle

RACHEL CORRIE’Yİ UNUTMADIK

15 Mart 2010 Yazan kubra  
Kategori Manşet, Teşkilat Haberleri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Saadet Partisi GİK Üyesi ve İstanbul İl Başkanı Erol Erdoğan’ın Rachel Corrie’nin öldürüşünün yıldönümü münasebetiyle CORRIE ailesine yazdığı mektupla ilgili basın açıklaması:

rachel-corrie

Değerli Basın Mensupları, Değerli İstanbullular.

Rachel’in ailesine yazdığımız mektubu merkeze alarak, temeline insanlığı koyduğumuz basın açıklamamızı sizlerle paylaşıyorum.

Biz Saadet Partisi olarak, ülkemizde ve dünyada yaşanan acıların bir sembol tarihi haline gelen 16 Mart’ı zulme meydan okuma fırsatı sayıp burada toplandık.

Farklı yıllarda, farklı ülkelerde, ama aynı gün yaşanmış iki ayrı olaydan bahsetmek istiyorum sizlere.

İlk Katliam 16 Mart 1988… Halepçe
Dönemin Irak diktatörü Saddam, Kuzey bölgesinde yaşayan Irak vatandaşı Kürtlere düzenlediği saldırıda kimyasal bombalarla Halepçe’de onulmaz yaralar açmıştır. 5 bin insanın öldüğü bu saldırıda 7 bin insan da yaralanmış, bununla da kalmayıp, kullanılan kimyasal silahlar yüzünden gelecek nesillerin özürlü doğmasına yol açmıştır.

İkinci katliamın tarihi ise 16 Mart 2003 – Refah-Gazze
Amerikalı bir barış eylemcisi olan Rachel Corrie, bu amaçla Filistin’e gelmiş, İsrail’in evini yıkmak istediği bir Filistinli ailenin evinin önünde buldozere karşı elindeki megafonla canlı siper olmuştu. Evi ve aileyi korumak istiyordu. Ancak buldozerdeki katil, Rachel’in sesine de bedenine de tahammül edemedi. Üzerinden geçerek Rachel’i katletti.

Devleti soğuk bir makine olmaktan çıkarıp vicdanla, adaletle, yani insanla barışık hale getirmek zorundayız. Aksi takdirde dünya barışı bir hayalden ibaret olacaktır.

Rachel öldü, Ahmet Yasin öldü, Muhammed Durre öldü; öldürüldüler. Ama zaman gelecek Kudüs’te, Gazze’de, Filistin’de kimse ölmeyecek, çünkü biz galip geleceğiz, barış galip gelecek, sevgi ve uzlaşı üstün gelecek.

Bu vesileyle Saadet Partisi olarak 16 Mart’ta yaşanan bu katliamları kınıyor; barış, huzur ve adaletin dünyaya hakim kılınması için, var gücümüzle çalışacağımıza buradan bir kez daha söz veriyoruz.

rachel-corrie

Rachel’in ailesine yazdığımız mektup:

Sayın Craig Corrie ve Rachel’in tüm ailesine

Size bu mektubu Türkiye’den yazıyorum.
Bizler, haksızlığa ve zulme karşı siyasi mücadele veren ve barış dolu bir dünya ümidini çoğaltmayı hedef olarak belirlemiş Saadet Partisi’nin mensuplarıyız. Ben de bu partide İstanbul İl Başkanlığı görevini yürütmekteyim.

Size bu mektubu;
Rachel’i tanıyan binlerce Türkiyeli adına…
Dünyadaki milyonlarca seveni adına…
Tanıdığında ona kayıtsız kalamayacak insanlık ailesinin milyarlarca vicdanlı üyesi adına ve onlardan biri olarak yazıyorum.
Bu mektupla, evlat sahibi bir aile olarak acınızı paylaşmak ve onurlu mücadelenize destek olmak istiyorum.
Bir anne-baba için bu dünyada, evladından öte varlık yoktur. Bu bilinçle acınızı yürekten paylaşıyorum.
Kızınızla ilgili açtığınız davanın da sorumluların cezalandırılmasıyla nihayete ermesi için dua ediyorum.

RACHEL, YAŞADIĞI DÖNEMİN EN BÜYÜK AYDINIDIR!
Kızınız Rachel ortaya koyduğu eylemiyle demiştir ki, insanların inancı, rengi ve ırkı zulmün nedeni olamaz. Zalim zalimdir, mazlumsa mazlum! Vicdanlı insanların ölçüsü budur, kimlikleri değil!
Onun katilleri bu sese tahammül etmezlerdi, etmediler de.
Ne ironiktir ki, Rachel’in ölüm günü olan 16 Mart’ın önceki bir başka yıldönümünde (1988), Irak diktatörü Saddam kendi vatandaşı olan Kürtleri kimyasal silahla Halepçe’de katlediyordu. Bu katliamla 5.000 insan ölürken 7.000 insan da yaralanmıştı. Halepçe’de hala çocuklar özürlü doğuyor.
Doğuda da, Batıda da, Kuzeyde de, Güneyde de zulüm var, haksızlık var. Bu zulmü bazen ABD bazen Saddam ve onun gibi diktatörler, bazen İsrail bazen de Çin yaptı, maalesef yapmaya da devam ediyorlar. Ama biliyoruz ki her yerde de RACHELLER var. Her yerde barış için çalışanlar var. Biz RACHEL’in, barışseverlerin, adaletin, özgürlüğün galip geleceğine inanıyoruz.
Kızınız RACHEL’in açtığı yolda bugün George Galloway, Jomana Qaddour, Nada Issa, Haya Al-Shatti, Joti Brar, Mary Edwards gibi binlerce barışsever yürüyor.
Rachel’in hatıra bıraktığı özgürlük savaşı daha binlercesini doğuracaktır. İnanıyoruz ki Rachel hayatta olsaydı belki Gazze’de, belki Irak’ta belki Urumçi’de yine tankların önünde olacaktı.
İşte, bu tavrıdır Rachel’i döneminin en özgürlükçü insanı yapan.

RACHEL EVRENSEL İNSANDIR!
Evet, Rachel mücadelesiyle dünyada herkesin kendine paylar çıkaracağı bir evrensel insandır.
Bizler, insani değerlerimizle ve medeniyetimizin-İslam Medeniyeti’nin bize verdikleriyle inancımızın rehberliğinde zulme hep düşman olmuş bir geleneğin mensuplarıyız.
Ancak Rachel, kendi değerlerimizi bizleri sarsarak hatırlatmış, gönlümüzde derin bir sevgi ve saygı alanı açmıştır. “Mazlumun kim olduğuna bakmayın, mazlum olması yeter, yetmeli” demiştir!
İslam dünyası bu çığlığı duymuş ve Rachel’in yaptığını büyük bir saygıyla takdir etmiştir. Rachel, hepimizi de bildiğimiz bir konuda rahatlatmıştır: “Mazlumların hakkını aramak haktır ve ben mazlumun hakkını ararken ayrımsız herkes için ölebilirim.”
Rachel, mazlum Filistinli çocuklar, babalar, anneler için tankın önüne dikildi.
Dünya Barışı için önemli bir eşiktir bu. Bu davranışıyla sevgili kızınız, barış sağlanana kadar ışık olmaya, barışı insanlara anlatmaya devam edecektir.

Sayın Craig Corrie…
Özlediğiniz ama gurur duyduğunuza emin olduğumuz sevgili kızınız Rachel’i ölümünün yedinci yılında saygıyla bir kez daha anıyoruz.
Rachel’in katillerine açtığınız davada yanınızda olduğumuzu, bu konuda elimizden gelecek her şeyi yapmaya hazır olduğumuzu bilmenizi isteriz.

Sayın Craig Corrie…
Son olarak, sizi ve eşinizi Genel Başkanımız Sayın Prof. Dr. Numan Kurtulmuş adına ülkemize davet ediyoruz. Rachel dostları olarak sizi ağırlamaktan onur duyarız. Rachel’i yetiştiren sizleri tanımak, onun ideallerini, nasıl bir dünya özlediğini sizlerden dinlemek bizi çok memnun edecektir.
Saygılarımla

15 Mart 2010
İstanbul’dan binlerce Rachel dostu adına
Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Erol Erdoğan

*

İngilizce Metni:

To Dear Craig Corrie and Rachel’s Family

I am writting this letter to you from Türkiye.
We are the members of Saadet Party, which politically struggles against injustice and persecution, and aims at raise the hope of a peaceful world. And I have been executing the duty of Istanbul Province Presidency of this party.
I am writting this letter to you;
On behalf of thousands of Turkish people who know Rachel…
On behalf of millions of lovers of her in the world…
On behalf of billions of conscientious members of humanity family who won’t be indifferent when they know her, and me as being one of them.
With this letter, I want to commiserate with you as a father having a child and support your proud fight.
For a mother and father, there is nothing more important than their child in the world. With this awareness, I am hearty commiserating with you.
I am praying to come to an end of the court case about your daughter with being punished of the responsibles, too.

RACHEL IS THE GREATEST SCHOLAR OF HER ERA!
Your daughter Rachel with her activity had said that; the belief, the colour and the race of people can not be the reason for persecution. The bloody is bloody, the oppressed is oppressed! It is the criteria of conscientious people, not their identities!
Her murderers could not abide this cry, and they did not.
Look at the irony of fate, on the another anniversary(1988) before March 16, which is the day of death of Rachel, the dictator of Iraq, Saddam, was murdering the Kurds ,who were his citizens, with chemical weapons in Halabja. On this massacre, while 7000 people were injured, 5000 people were killed. The children is still coming into the world as handicapped in Halabja.
There is cruelty and inequity in East, in West, in North, in South. The cruelty has been made sometimes by the USA, sometimes by Saddam and the dictators like him, sometimes by Israel and sometimes by China, and unfortunatelly they still contineu to make it. However, we know that there are RACHELS everywhere. There are peacemakers everwhere. We believe that RACHEL, peace-loving people, justice, freedom will win.
Today, on the way, which your daughter has created, thousands of peace-loving like George Galloway, Jomana Qaddour, Nada Issa, Haya Al-Shatti, Joti Brar, Mary Edwards is going.
The freedom fight, Rachel left us, will generate thousands else. We believe that if Rachel is alive, she again would be over against the tanks maybe in Gaza, maybe in Iraq and maybe in Ürümchi.
Behold, it is the behaviour which makes Rachel the biggest partisan of freedom of her era.

RACHEL IS A “UNIVERSAL MAN”!
Yes, Rachel with her movement is a universal man whom every people in the world take something from.
We are the members of a tradition has always been abhorrent of cruelty with our values and our civilization – given us by Islamic Civilization on the guidance of our belief.
However, Rachel reminded us our values by convulsing us, opened a deep love and respect area in our heart. She said; ”Do not look at who is the tyrannized, being tyrannized is enough, should be eough!”
Islamic World has heart this cry and consecrated what she did with its whole respect. Rachel, made us feel better about a case which all of us has known. ”It is right to seek justice of tyrannizeds and I can die for everyone without any discrimination while seeking their remedy.”
Rachel resisted on the tank for cruelty Palestinian children, fathers, mothers.
It is which a step for World Peace. With her behaviour your dear daughter will continue to be a light until the peace is established, illuminate the peace to people.

Dear Craig Corrie…
On the seveth deathday of your dear daughter Rachel, whom you miss but we sure you feel proud of, we are upbearing her.
We want you to know that we are with you on the court case you processed to Rachel’s murderers, on this matter we are ready to do everything whatever we can.

Dear Craig Corrie…
Lastly, in the name of our President Prof. Dr. Numan Kurtulmuş we want to invite you and your spouse to our country. We feel proud of accommodate you as Rachel lovers. Meeting with you growing Rachel, listening her ideas and how a world she desire from you will content us.
Respectfully yours,

March 15,2010
On behalf of thousands of Rachel lovers
Saadet Party Istanbul Province President Erol Erdoğan

Haber kaynağını görüntüle

Sonraki Yazılar »