Vatandaş tedirgin!
Besiciler “Türkiye’de sığır çok” derken, dünyanın en pahalı etini yiyen Türkiye, ithalatçı lobilerin etkisi ile ithal ete mahkum ediliyor.
Türkiye, siyasi gerilimlerle, yoksulluk ve işsizlik gibi sosyal problemleri ile boğuşurken, 1 yıldır adım adım gelen kırmızı et krizi vatandaşı can evinden vurdu. Yüz binlerce insanın açlık sınırının altında yaşamaya çalıştığı ülkemizde, hayvancılığın iflası ile fahiş fiyatlara tırmanan kırmızı et için düşünülen “et ithalatı”nın da çözüm yerine, üreticiye son darbeyi indirecek yumruk olacağı ifade ediliyor.
Türkiye ilk olarak 2007-2008 yıllarında gıda spekülatörlerinin tırmandırdığı pirinç fiyatlarındaki anormal yükselişle şok oldu. Dünya genelinde birçok ülkede toplumsal huzursuzluklara yol açan aşırı yüksek fiyatlı gıdanın, birkaç yıl içinde kırmızı et fiyatlarına da yansıyacağı 3-4 yıl önceden söylenmiş ve basına yansımıştı.
Daha 2007 yılından itibaren et fiyatlarının da yükseleceği yönündeki haberler, 2010 yılına gelindiğinde doruk noktaya ulaştı. 35 lira seviyesine çıkan kırmızı et fiyatları, özellikle İstanbul’un kimi semtlerinde 45 liraya kadar çıktı. Öyle ki et fiyatları, 4 yılda geleceği noktaya Ocak 2010 tarihinden bu yana 4 ay içinde ulaştı bile. Son birkaç ayda dana etine yüzde 40, koyun etine ise yüzde 50′nin üzerinde zam geldi.
Yüzde 300 zam
2004 yılında kilosu 10 lira civarında olan kırmızı etin 2010 yılında 40 liraya kadar çıkarak yüzde 300′e yakın zamlanması, başta enflasyon olmak üzere ekonomideki tüm rakamlara karşı fiyat artışındaki dehşeti gösteriyor. Avrupa’da kırmızı etin kilosu 3 ile 9 Euro (7-20 TL) arasında satılırken Türkiye’de bu rakam 35-40 lirayı (15-20 Euro) bulabiliyor.
Kasaplar, kuyumcu gibi artık gramla kıyma ve parça et sattıklarını açıklarken vatandaşlar düşmek bir yana sürekli fiyatı yükselen kırmızı ete karşı, beyaz et ve sebze gibi alternatiflere yöneldi. Aylardır kamuoyunun gündemini meşgul etmesine karşın kırmızı etteki fahiş fiyat artışları ile ilgili tek kelime etmeyen Başbakan’ın ve çözüm önerisi sunmayan hükümetin, aniden geçen hafta kırmızı et ithalatı yapılacağını açıklaması şüpheyle karşılandı. Şarbon ve Deli Dana hastalıkları nedeniyle tecrübeli olan vatandaşlar, helal ve sağlıklı et kıstaslarına riayet edilmemesi endişesi taşırken, kırmızı et ithalatı ile rant için pusuya yatan kimilerinin kasasının doldurulacağı iddia ediliyor. Kimi firmaların içi et dolu gemileri haftalardır limanlarda beklettiği ve bunları Et Balık Kurumu’na satmak için beklediği ileri sürülüyor.
İthalatın hayvancılık sektörünü tamamen bitireceğini kaydeden besiciler ise hükümetin ithal et kararına şiddetli tepkiler gösteriyor.
“At eti” haberleri oyun muydu?
Kırmızı et ithalatçısı lobilerin aylardır sürekli “At ve eşek eti satılıyor” yönündeki haberlerle et fiyatlarındaki artışı hızlandırdığını söyleyen uzmanlar, bu haberlerin abartılarak verilmesi ile gelinen noktada ülkenin “İthal ete mahkum edildiğini belirtiyor. İthalatçı lobilerin ve tonlarca et alarak stoklayan AVM’lerin de et ithalatını destekledi öne sürülüyor.
Kırmızı et fiyatlarının tavan yapması üzerine Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla EBK’ya AB ülkelerinden et ve canlı hayvan ithali izni vermesi, çiftçi ve besicilerin tepkisine neden oldu.
15 liraya sattığımız et vitrinde 45 lira oluyor
Besiciler Hükümetin, Et Balık Kurumu (EBK)’na canlı hayvan ve et ithali yetkisi vermesini eleştirirken, etteki pahalanmanın kendilerinden kaynaklanmadığını, kendilerine kilosu 15 TL’ye mal olan kırmızı etin market reyonlarında 45 TL’ye satıldığını belirtiyorlar.
3 bin ortaklı Doğu Anadolu Tarımsal Üreticiler ve Besiciler Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Nazmi Ilıcalı, ithal et uygulamasının ülke hayvancılığına darbe vuracağını, kırmızı etten besicilerin kâr etmediğini, aracıların kazançlı çıktığını söyledi.
Muş’ta besicilik yapan bir kişi ise elindeki büyükbaş hayvanları satamadığından yakınarak, ithal et getirtilmesinin çözüm olmayacağını, kilosunu 15 TL’ye sattıkları etin aracılar yüzünden marketlerde 45 liraya çıktığından şikayet ediyor. Ailelerinin geçimini hayvancılıkla sağladıklarını söyleyen besiciler, ithal et kararı ile bunun da ellerinden alındığını söylüyor.
Vatandaşın “İthal et” konusunda soru yağmuruna tuttuğu müftülükler ise yetkililerin, ithal edilecek etin İslami usullere göre kesildiğini belirtmesi, sertifika istemesi ve bu konuda vatandaşa güven vermesi gerektiğini söylüyor. İslamiyet’te güvenin esas olduğunu söyleyen müftülükler, yetkililerin bu konuda açıklama yapmaması veya güven sağlayamaması durumunda ise ithal et tüketmekten kaçınmak gerektiğini vurguluyor. İslami esaslara göre kesilmemiş hayvanın etini tüketmenin haram olması nedeniyle bu konudaki şüphelerin de giderilmesi gerekiyor.
Spekülasyon büyük şehirlerde yapılıyor
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın da, Türkiye’de et fiyatlarının bir spekülasyon sonucu arttığının doğru olduğunu, ancak bu spekülasyonun kaynağını üretici fiyatlarında aramamak gerektiğini belirterek, “Bu spekülasyonun kaynağını metropol kentlerdeki tedarikçilerde aramak gerekir” dedi.
Et Balık Kurumu Genel Müdürlüğü’ne canlı sığır ve sığır eti ithalatı izni veren kararı eleştiren Günaydın, kararla Türkiye’nin 1998 yılından bu yana hayvan hastalıkları gerekçesiyle izlediği et ithalatı yasağının ortadan kaldırılmış olduğunu kaydetti.
Hayvancılık spekülatörlerin insafına terkedildi
Et fiyatlarındaki artışın ana etkenlerinden birinin yıllardır uygulanan yanlış hayvancılık politikaları ve besicilik sektöründe çok önemli bir denge unsuru olan Et ve Balık Kurumlarına ait kombinaların neredeyse tamamının özelleştirilmesi olduğunu söyleyen uzmanlar, bu etkenler yüzünden sektörün spekülatörlerin insafına terk edildiğine vurgu yapıyor.
Et ve canlı hayvan ithalat kararının da acı sonuçları olabileceğine dikkat çeken besiciler ve veterinerler, ithal et uygulamasının zaten bitme noktasına gelen hayvancılığa telafisi mümkün olamayacak bir darbe vuracağını ifade ediyor.
Et ithalatının şartları?
- Et ve Balık Kurumu, Estonya, Letonya, Litvanya ve Macaristan’dan 4 bin 25 ton kasaplık canlı sığır ithal edecek.
- İthal edilecek canlı kasaplık sığırlar Angus, Hereford, Montofon, Holstein, Simental ırkı veya melezlerinden olacak.
- Sığırların yaşları 16 ay ile 28 ay arasında olacak.
- Sığırların cinsiyeti erkek, canlı ağırlığı asgari 450 kilogram, azami 650 kilogram olacak.
- Hayvanlarda herhangi bir fiziki kusur bulunmayacak.
- Canlı hayvanlar Adana (1750 ton), Ankara (500 ton) ve Sakarya Kombina Müdürlüğü’ne (1775 ton) teslim edilecek.
ABD’de kişi başı tüketim 90, Türkiye’de 12 Kg
ABD’de yıllık kişi başı et tüketimi 90 Kg. Avrupa ülkelerinde 60 Kg. Türkiye’de ise yıllık kişi başı et tüketimi yaklaşık 12 Kg. Tarımdaki nüfusu yüzde 26 olan Türkiye’de 1980 yılında nüfus 55 milyon iken canlı hayvan sayısı 55 milyon idi. 2010 yılına gelindiğinde ise 73 milyonluk Türkiye nüfusuna karşılık canlı hayvan sayısı 34 milyon.
En pahalı eti biz yiyoruz
AB’de etin kilosu 4 dolar, Türkiye’de ise 17-20 dolar aralığında. Türkiye’de küçükbaş hayvanlarda canlı kilogram fiyatı 9 lirayı (5.8 dolar) bulurken mesela ABD’de canlı koyunun kilosu sadece 68 cent (1 lira.) Küçükbaş hayvanların canlı kilogramı Yeni Zelanda’da 0.96 dolar, Avustralya’da 1.04, İran’da 2.75, İngiltere’de 1.67, Hindistan’da 1.74, İspanya’da 1.60 dolar, Almanya’da ise 6 dolar civarında seyrediyor.
“Şarbon” ve “Deli Dana”yı unutmadık
“Şarbon” ve “Deli Dana” hastalıkları nedeniyle ithal et konusunda tecrübeli olan vatandaşlar, helal ve sağlıklı et kıstaslarına riayet edilmemesi konularında da endişe taşıyor. Kırmızı et ithalatı ile kasasını dolduracak olan kimi firmaların haftalar öncesinden hükümetin kararını çıkarmasını beklediği ve içi et dolu gemileri limanlarda beklettiği iddia edilirken ithalatın, besiciliği bitireceği ve yerli üreticiyi perişan edeceği öne sürülüyor.
“At eti” haberleri oyun muydu?
Kırmızı et ithalatçısı lobilerin aylardır sürekli “At ve eşek eti satılıyor” yönündeki haberlerle et fiyatlarındaki artışı hızlandırdığını söyleyen uzmanlar, bu haberlerin abartılarak verilmesi ile gelinen noktada ülkenin “ithal ete mahkum edildiğini belirtiyor. İthalatçı lobilerin ve tonlarca et alarak stoklayan AVM’lerin de et ithalatını desteklediği öne sürülüyor.
Pirinç ve etten sonra sıra tahılda!
2005′te 21,5 milyon ton olan buğday üretimi 2009′da 17 milyon tona düştü.
2005′te 9,5 milyon ton olan arpa üretimi 2009′da 6 milyon tona düştü.
2005′te 2,3 milyon ton olan pamuk üretimi 2009′da 2 milyon tonun altına düştü.
2005′te 520 bin ton kırmızı mercimek üretimi 2009′da 111 bin tona düştü.
2005′te 26 bin ton olan susam üretimi 2009′da 20 bin tonun altına düştü.
Gıda Güvenliği Hareketi Genel Başkanı Kemal Özer: Et dolu gemiler limana geldi bile
“Birkaç aydır et fiyatları hızla artıyor. Artıştan kim ya da kimler sorumlu? Bekleyip bekleyip “ne yapıp edip etin fiyatını düşürün” diyen Başbakanımız, bu yüzden ikna edici değil. Gelen bilgiler doğru ise; bazı çevreler canlı cansız et dolu gemileri limanlara yaklaştırmış bile. Etin fiyatı bu kadar yükselmişken; menşei şaibeli, hastalıklı, yaşlı, niteliksiz, antibiyotik deposuna çevrilmiş hayvan etlerini “sözde helâl” etiketleri ile bize sunarlarsa şaşıracak değiliz.”
Doğu Anadolu Tarımsal Üreticiler ve Besiciler Birliği Başkanı Nazmi Ilıcalı: 15 Liraya sattığımız et vitrinde 45′e çıkıyor
“Hükümet spekülatörleri aradan çıkartmak için ithalat sistemi uygulamış ancak çiftçi perişan olmuştur. Allah sonunu hayırlı etsin. Etin fiyatı yükselmedi aslında, etin Türk çiftçisinin elinden çıkışı 15 TL. EBK çiftçiden et alıp kesiyordu, tüketici 15 TL’den EBK’dan alamıyor, reyonlardan 45 TL’ye alıyordu. Tüketici aradaki farkın üreticiden olduğunu zannediyordu. Bu fark eti satanlar veya tüketicinin eti satın aldıkları kişilerden kaynaklandığı ortada. Aracı, arabulucu, komisyoncu!”
Van Ticaret Borsası (VATBO) Başkanı Feridun Irak: Tam dışa bağımlı hale geleceğiz!
“Bu kararla son derece stratejik olan hayvancılık sektörü, kısmen dışa bağımlılıktan, tam dışa bağımlı hale gelecektir. 1980′li yıllara kadar, dünyanın en çok hayvan varlığına sahip olan ve birçok ülkeye canlı hayvan ile et ihraç eden ülke, neden et ithal etme durumuna geldi? Doğru yerde doğru yatırım yapılması ve desteklenmesi halinde, hayvancılık sektörü tekrar toparlanır ve fiyatlar dengelenir. Doğru yer ise çayır ve meraların bol olduğu, hayvancılık için en ideal iklim olan eksi 20 ile artı 30 derece sıcaklık aralığına sahip, Doğu Anadolu Bölgesidir.”
Domuz eti olayında bir şok daha
Türkiye gündemini uzun süredir meşgul eden Kocaeli’nin Gebze ilçesindeki domuz eti skandalıyla ilgili korkunç bir gerçek ortaya çıktı. Gebze’de tespit edilen domuz ve at etlerinin yüzlerce kasaba ve lokantaya et veren İstanbul’daki toptancı tarafından piyasaya sürüldüğü tespit edildi.
Skandalın kamuoyunda infial uyandırması üzerine Kocaeli Büyükşebir Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri soruşturmayı derinleştirdi. İl Tarım Müdürlüğü ekiplerinin de dahil olduğu soruşturma neticesinde, Gebze’de üç lokantada bulunan domuz ve at etinin, yüzlerce kasap ve restorana toptan et satan İstanbul’da bir firma tarafından piyasaya sürüldüğü ortaya çıktı.
İkinci kez toptancıdan et isteyen zabıta ekipleri, gelen siparişlerde tekrar domuz ve at etine rastladı. Bunun üzerine ekipler durumu İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İl Tarım Müdürlüğü ekiplerine bildirdi. İstanbul İl Tarım Müdürlüğü ve zabıta ekipleri, piyasaya at ve domuz eti sürdüğü tespit edilen firmayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlattı.
Konuyla ilgili basın toplantısı düzenleyen Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker, domuz ve at etinin İstanbul’daki bir et toptancısı tarafından piyasaya sürüldüğünü doğruladı. Köşker, ekiplerin ikinci defa aynı yerden et istediğini belirterek, “Etler Gebze’ye İstanbul’dan geliyor. Teftişler sırasında domuz ve at eti çıkan lokantaların etlerini temin ettikleri toptancılara tekrar et siparişi verildi ve bu gelen etlerin de domuz ve at eti olduğu tespit edildi”.
Gebze’deki lokanta ve kasapların temiz et sattıklarını da söyleyen Köşker, “Gebze’de denetimlerimiz sürüyor. Halkımız gönül rahatlığıyla et alabilir, restoranlara gidip yemek yiyebilir” dedi.
Hz. Peygamber’in sofra adabı
Allah’ın Resulü, yemeğe dua ile başlardı
Hz. Peygamber sofrası kurulduğu zaman şöyle derdi: ‘Allah’ın ismiyle başlarım! Ey Allah’ım! Bu nimeti şükrü yapılmış ve cennet nimetinin verilmesine vesile yapacağın bir nimet kıl.
Dizlerinin üzerine otururdu!
Yemek için oturduğunda, çoğu zaman, dizlerinin üzerine otururdu. Namaz kılan bir kimsenin oturduğu gibi otururdu. Ancak şu farkla ki sağ ayağını diker, sol ayağının üzerine otururdu. ‘Ben sadece bir kulum! Kulun yediği gibi yer, kulun oturduğu gibi otururum’ derdi.
‘Çok sıcak yemekte bereket yoktur’
Hz. Peygamber (sav) sıcak yemeği yemezdi. ‘Çok sıcak yemekte bereket yoktur. Allah Teâlâ bize ateşi yedirmemiştir. Bu bakımdan yemeği soğutunuz da yiyiniz’ derdi.
Sağ eliyle ve önünden yerdi
Tabağın kendi tarafına düşen kısmından yerdi. Üç parmağı ile yerdi. Çoğu zaman dördüncü parmağını da yardımcı yapardı. Hiçbir zaman iki parmakla yemezdi. ‘İki parmakla yemek, şeytanın yiyişidir’ derdi.
Elenmemiş arpa ekmeği yerdi
Hz. Peygamber (sav) elenmemiş arpa ekmeği yerdi. Hz. Peygamber bazen salatalıkları yaş hurma ile bazen de tuzlayarak yerdi.
Hz. Peygamber’in nezdinde yaş meyvelerin en sevimlisi kavun (veya karpuz) ve üzümdü. Kavunu bazen ekmek ve şekerle yerdi. Çoğu zaman da yaş hurmalarla beraber yerdi.
Çoğu zaman üzüm salkımını ağzına götürür, ağzıyla taneleri kopararak yerdi. Ağzına götürdüğü salkımın taneleri sakalının üzerinde ipe dizilmiş inci taneleri gibi görünürdü.
Yemeğinin çoğu; su ile hurma idi
Yemeğinin çoğu su ile hurmaydı. Hurma ile sütü bir arada yer ve onlara ‘en güzel iki yemek’ diye isim verirdi.
Onun nezdinde yemeklerin en sevimlisi et yemeği idi
Yemeklerin en sevimlisi, onun nezdinde et yemeğiydi. Et yemeği hususunda şöyle demiştir: ‘Bu yemek duyma hassasını geliştirir. Dünya ve ahirette yemeklerin efendisi bu yemektir. Eğer ben Rabbimden her gün bana bu yemeği yedirmesini niyaz etseydim, rabbim bana muhakkak yedirirdi’
Hz. Peygamber tiridi et ve kabak ile birlikte yerdi. Kabağı severdi. ‘Bu benim Yunus kardeşimin bitkisidir’ derdi.
Hz. Peygamber (sav) kendisi için avlanan kuşun etini yerdi. Fakat bizzat avlanmazdı.
Hz. Peygamber et yediği zaman başını etin üzerine eğmezdi. Eti ağzına götürür, sonra ön dişleriyle parçalar yerdi. Kesilen koyunun budunu ve gerdanını severdi. Çömlekte pişirilen yemeklerden kabak yemeğini, katıklardan da sirkeyi severdi.
Sirkede, hurmada ve sütte bereket vardır [İbn Mace]
Bu hurma cennettendir
Hurmadan da Ucve denilen Medine hurmasını severdi. Ucve hurması için bereket duası etmiştir: ‘Bu hurma cennettendir. Zehir ve sihir için şifadır’
Hoşuna gideni yer hoşuna gitmeyeni yemezdi
Hz. Peygamber (sav) sarımsak, soğan yemeyi kerih görürdü. Hiçbir yemeği kötülemezdi. Ancak hoşuna gideni yer, gitmeyeni terk ederdi. Eğer midesi bir yemeği almazsa, o yemeği başkasına kötülemezdi.
Suyu üç yudumda içerdi
Hz. Peygamber suyu üç nefeste içerdi ve her nefesin başında bir besmele çekmek üzere üç defa besmele çekmiş olurdu ve her içişin sonunda ‘Elhamdülillah’ demek suretiyle üç defa hamdederdi. Suyu eme eme ve tada tada içerdi.
Önce sağındakine ikram ederdi
Hz. Peygamber (sav) içtiği sudan arta kalanı sağında bulunan kimseye verirdi.
Gerek yemek kabına, gerekse su kabına nefesini alıp vermezdi. Ağzını kaptan çekerek nefesini verirdi.
Çoğu zaman yiyeceğini kendi hazırlardı
Hz. Peygamber (sav) evinde, azat edilmiş köleden daha utangaçtı. Aile efradından yemek istemezdi. Onlara ‘Benim canım filan yemeği istiyor’ diye telkinde bulunmazdı. Eğer yedirirlerse yerdi. Kendisine ne verirlerse, kabul ederdi. Hz. Peygamber’e hangi sudan içirseler içerdi. Çoğu zaman bizzat kalkar, yiyecek ve içeceğini hazırlardı.
Yemekten sonra şöyle dua ederdi
Yemekten doyduğu zaman şöyle derdi: ‘Hamd Allah’a mahsustur. Ey Allah’ım! Senin içindir hamd. Yedirdin ve doyurdun. İçirdin hem de doya doya içirdin. Ancak senin içindir hamd… Nimetini inkâr etmediğimiz, şükrünü terk etmediğimiz ve nimetinden müstağni olmadığımız halde, bu ikrar ve itiraflarda bulunuyoruz’
Yemekten sonra elini yıkar yüzünü mesh ederdi
Hz. Peygamber (sav) özel olarak et ve yemek yediği zaman iki elini güzelce yıkar, sonra kalan su ile yüzünü mesh ederdi.
“Yemeği toplu olarak yemek berekettir” [İbn Mace]
Kabak, üzülenin kalbini takviye eder
Hz. Âişe´nin rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber kendisine şöyle demiştir: ‘Ey Âişe! Bir çömlekte yemek pişirdiğiniz zaman o çömleğe kabağı çokça koyunuz. Çünkü kabak üzülenin kalbini takviye eder’


.jpg)



