Eşler arasında kavgalar kaçınılmaz mı? 2

07 Eylül 2010 Yazan kubra  
Kategori Kadınca

Eşler, ayrı görüş ve düşünce içinde olduklarını kabullenerek evlenmelidirler. Bu nedenle zaman zaman olabilecek ‘farklılıkları’ kabullenmek zorundadırlar. Hayat, hiçbir zaman güllük gülistanlık değildir. Evlilikler de öyledir.

esler-arasinda-kavgalar-kacinilmaz-mi-2-medium-0* Tartışmalarda kişiliğinizi değil, problemleri tartışın. Ses tonunuzu alçaltarak konuşun.

* Telefonda tartışmaya kalkmayın. Yüz yüze olmadığınızdan telefon kavgayı körükler.

* Tartışırken birbirinizin sözünü kesmeyin. Karşılık verme yerine soru sorarak karşınızdakinden açıklama bekleyin.

* Dürüst, seviyeli ve bilinçli tartışmaların size yararlar sağlayacağını bilin.

* Asıl korkulması gerekenin, iletişimsizlik olduğunu hiçbir zaman unutmayın.

* Eşiniz kızgınken, siz sakin olun. Biriniz ateşken diğeriniz su olun.

* Tartışmalarda ne denli ısrarcı olursanız, eşiniz de o denli ısrar eder ve size karşı çıkar.

Mizahın birçok evliliği kurtardığını bilin!
* Her konuda savunmaya geçmeyin. Hayatî olmayan sorunları kabul edin.

* Karı-koca ilişkilerinde ‘mizah’ın birçok evliliği kurtardığını bilin. Gülümseten sözler, işi kavgadan çıkarır; tartışmanıza yapıcı yaklaşım sağlar.

* Evliliğinize ve normal tartışmalarınıza ailelerinizi karıştırmayın.

* Karı-koca ilişkilerinde sorunlar tek taraflı olmaz. Sorunlar tartışılırken kimse kendini haklı görmesin.

* Tartışmalarınızı, öfkenizi tatmin edip üstünlük sağlamak için değil, sorunlarınızı çözmek için yapın.

* Sorunlarınızı kendiniz çözemiyorsanız; sözü dinlenir, objektif, ehil birinden yardım isteyin.

Sorunlarınızı biriktirmeyin!
* Sorunlarınızı içinize atıp biriktirmeyin. Sakin zamanda çay ve meşrubat gibi ikramlardan sonra konuşun. Çözümlenmeyen sorunlar, zamanın geçmesiyle beslenerek büyürler.

* Her tartışmanın altında bastırılmış bir istek vardır. Bu gizli duygunun ne olduğunu öğrenin.

* En ciddi problemin konuşmamak ve sorunları devamlı içe atmak olduğunu bilin.

* Konuşabilmek ve seviyeli tartışabilmek için özel bir çaba gösterin.

* Kendinizi eşinizin yerine koyarak “empati” yapın. Birbirinizi yargılayıp suçlamadan önce, anlaşmazlık konusuna bir de eşinizin penceresinden bakmayı deneyin.

* Tartışırken kelimeler üzerinde durmayın. Konunun dışına çıkmayın, genelleme yapmayın. Tartışmalarınız münakaşaya dönüşüyorsa, bir bahane bulup kesin.

* Eşinizin yerine konuşmayın. Bırakın, kendi düşüncesini kendisi söylesin.

* Duygularınızı, kızgınlıklarınızı konuşarak dile getirin; ters davranışlarda bulunmayın. Davranışlarınızı kaş çatarak, surat asarak, elinizdekini atarak, kapı çarparak sergilemeyin.

Yalnız erkeklerin dikkat edeceği ilkeler
* Hanımınızın en çok ihtiyaç duyduğu konuların başında, dertleşme ve paylaşmanın geldiğini unutmayın.

* İş yerinizdeki sorunlarınızı evinize getirmeyin. Ancak, normal olayları ve güncel meseleleri eşinizle konuşun.

* Yanlış bir söz ve davranış sergilediğinizde “özür dilemeyi” gurur meselesi yapmayın.

* Sorunlarınızı tartışmak için güzel mekânlar seçin ve dışarıda yemek yemeyi deneyin.

* Sürekli kaba kuvvet kullanmanın bir ‘kişilik bozukluğu’ olduğunu bilin.

* Talimat vermeyin. ‘Dediğim dedik, çaldığım düdük’ anlayışına girmeyin.

* İsteklerinizi ‘lütfen ve rica’ ile yapın. Alçakgönüllülük, kimseyi alçaltmaz.

- Kadınlara karşı anlayışlı ve hoşgörülü olmanın, tartışmaları asgariye indirdiğini bilin.

* Hakarete uğramak istemiyorsanız, siz de hakaret etmeyin. Kibar ve nazik davranışlardan kimse zarar görmemiştir.

* Asla, “ben söylemiştim” cümlesini kullanmayın.

* Hanımınızı, annenizle kıyaslamayın.

Özellikle hanımların dikkat edeceği ilkeler
* Çiftler arasında, ’saygı ve sevgi’ anlayışı karşılıklıdır. Ancak uygulamada “kadın sevginin, erkek de saygının timsali” olduğundan, kadın saygısını, erkek de sevgisini göstermeli. Bu ilkeye riayet eden eşler gerçek sevgi ve saygıyı yakalamış olurlar.

* Ev ortamında erkekler, içlerine kapanıktırlar. Dışarıdan geldiklerinde de sessiz ve gerilim içinde olurlar. Bu durumu hanımlar kabullenmeli ve ona göre ne yapacaklarını bilmeli, zaman geçtikçe yavaş yavaş kendi alanına çekmesini başarmalıdır.

* Eşinizin davranışlarını abartmayın, hoşlanmadığınız davranışların üzerine gitmeyin. Üstüne gittikçe daha fazlasını yapacağını bilip alttan almayı deneyin.

* Eşinizin bir sözü veya davranışı sizi yaralamışsa sabredin. Yarayı kaşımakla, hiçbir yara iyileşmez. Yaptığını uygun zamanını bulduğunuzda, hatırlatın.

* Eşinize karşı güler yüzlü ve sakin halinizi gösterin. Bu tavrınızla istediğinizi her zaman elde edebilirsiniz. İnatlaşmakla hiçbir şey kazanamazsınız. Sonunda iki taraf da kaybeder ama en çok zararı kadın görür.

* Tartışmalarda, ‘babamın evine giderim’ sözünü hiçbir zaman söylemeyin.

* Sürekli eleştiren, söylenen, tüketen ve başkalarıyla kendini mukayese eden biri olmayın.

* Beyiniz, bir şeye sıkıldığında ona hak verin ve ondan yana olun.

* Kocanızı, babanızla mukayese edip karşılaştırmayın.

Öfkeliyken tartışmayın!
* Çok öfkelendiğiniz zaman tartışmayın, yüzünüzü yıkayın, aynanın karşısına geçip yüzünüzün aldığı şekle dikkatle bakın.

* Ufak tefek sorunlar yüzünden tartışmayın. Sabırlı ve rahat olun. Küçük tartışmaların, büyük kavgalara yol açtığını bilin.

* Kendinizi sürekli haklı görme ve zeytinyağı gibi üste çıkma kompleksinde olmayın.

* Tartışmanız münakaşaya dönüşüp gerilim oluşturuyorsa “bu durumun, birbirinizi kırmaya değer olup olmadığını” kendinize sorun.

Milli Gazete

Eşler arasında kavgalar kaçınılmaz mı?

07 Eylül 2010 Yazan kubra  
Kategori Kadınca

Evlilik öncesinde, üzerinde durulması gereken önemli konulardan biri de, anlaşmazlıklar karşısında, eşlerin nasıl davranacaklarını bilmeleridir.

esler-arasinda-kavgalar-kacinilmaz-mi-medium-0Canlıların var olma mücadeleleriyle birlikte, hayat kavgalarının da var olacağı gerçeği ortadadır. En etkili ve en kalıcı kavgalar evliliklerde olduğuna göre, bununla ilgili yapılacaklar önceden mutlaka öğrenilmeli. Hiç kimse kavga etmek istemez. İstemesine istemez ama herkes bir şekilde kavga ediyor. Devletin tepesindeki en yetkili insanlardan tutun, sokaktaki sade vatandaşa kadar herkes zaman zaman kavga ediyor. Özellikle ülkemizde; Kavga, yaşanan bir gerçektir. Önemli olan bu gerçeği büyük tahribatlara yol açmadan kontrol altında tutabilmek. Bunun için de kavga yerine, ‘konuşabilme ve tartışabilme’ becerisini sergilemek ve ‘iletişim’ kavramını bilmek gerekiyor.

İnsanlar neden kavga eder?
Rahmetli Mazhar Özman hocama: “İnsanlar neden kavga ediyorlar?” diye sormuştum.

Hocam da: “Konuşamadıklarından” cevabını vermişti. Gerçekten de, insanlar konuşup anlaşamadıklarından devamlı kavga ediyorlar. Bizde konuşma kültürü yerine, kavga kültürü hâkim olduğundan, kişiler, kendilerini fiziksel güçleriyle ispatlıyorlar. En küçük bir olayda işi kavgaya dökmek, adeta bir marifet sayılıyor. Aynı durum eşler için de geçerlidir. Karı-koca oturup konuşma ve birbirlerini anlama yerine, işi hemen kavgaya döküyorlar. Evlilik öncesinde, eşler birbirlerine tahammül edebiliyor, her konuyu rahatça konuşabiliyor, olumlu veya olumsuz yönlerini birbirlerine sergilediklerinde hiç rahatsız olmuyorlar. Ne zaman ki nikâh kıyılıyor, eşler birbirlerini sahipleniyorlar, işte o zaman her şey değişiveriyor. Evlilik sonrasında maskeler iniyor ve gerçek kişilikler ortaya çıkıyor.

Eşlerin iletişimsizlikleri…
Eşler arasındaki iletişimsizliğin temel nedenlerinin başında “kültürel kodumuz” geliyor. Bizim kültürümüzde erkeğe ve kadına biçilen bir takım roller vardır. Erkek mutlak güç ve otorite sahibidir. Yönetme, hükmetme, karar verme, cesaret gösterme ve kavgadan kaçmama gibi davranışlar erkeğe biçilen rollerdir.

Bu rolü yerine getirirken aklı ve mantığıyla değil, geleneksel anlayışıyla hareket eder. Bunun için de eşine ve çocuklarına karşı ciddi olmayı bir “kişilik meselesi” olarak görür. Yapacağı işleri hanımıyla konuşmaz, ne derse o olur. Hanımı adına, çocukları adına hep o konuşur, o karar verir. O yanlış yapmaz, yapsa da eleştirilmez. Kadına biçilen rol ise bunun tam tersidir. Kendine verileni yerine getiren, boyun eğen, itiraz etmeyen, devamlı özverisini ortaya koyan hep kadındır. Bu anlayış asırlardan beri kültürel kodumuza yerleşmiştir. Ufak tefek bir takım değişiklikler olsa bile, uygulamada değişen fazla bir şey yoktur.

Geleneksel anlayış…
Ekonomik ve kültürel yönden geri kalmış bir ülke olduğumuzdan geleneksel anlayışımız, maalesef dinin de bilimin de önüne geçmiştir. Bu yüzden bizim geleneksel aile yapımızda, ‘diyalog’ yerine ‘monolog’ anlayışı hâkimdir.

Geleneksel anlayışımız böyle olmakla beraber, sağlıklı bir evlilik ve mutlu bir hayat sürdürebilmek için yapılabilecek şeylerin çok olduğunu ortaya koymak zorundayız.

Evlilik hayatında inişlerin, çıkışların, kırgınlıkların ve tartışmaların olması olağandır. İnsanlar arasında kusursuz ilişki olmadığı gibi, kusurdan uzak mükemmel kişi de yoktur.

İnsan hayatında çatışmalar devamlı olduğuna göre, eşler birbirlerine nasıl davranacakları hususunda önceden tedbir alabilirler. Gerilim durumlarında birbirlerine, ailelerine, çocuklarına ve daha bir sürü olaya karşı nasıl bir tutum izleyeceklerini evlilik öncesinde kararlaştırılabilirler. Böyle bir hareket içerisine girildiğinde, evlilik hayatlarında, olabilecek sorunlar, en azından asgariye indirilmiş olur. Bu nedenle, karı-koca arasındaki tartışmalarda denge ve seviye olursa, eşler nasıl ve ne şekilde tartışacaklarını bilirlerse, evlilikleri kuvvetlenir ve zaman içinde birbirlerini daha iyi anlamış olurlar.

Kavga yerine, tartışma
“Kavga yerine, tartışma” diyoruz. Tartışma esnasında kullanacağımız dilin ve ses tonunun ne kadar önemli olduğu çok iyi kavranmalı. Peygamber Efendimiz (sav) bir sözünde: “İnsan, dilinin altında gizlidir.” buyuruyor. Bu sözde insanla dilin arasında ne kadar yakın bir irtibat olduğu vurgulanıyor.

Eşler tartışma yaparlarken suçlamaları, bağırmaları, serzenişleri, kinayeli konuşmaları ve en küçük imaları bile farklı değerlendirir, abartır ve büyütür. Halk tabiriyle: “Dilin kemiği yok; insanı vezir de eder, rezil de.” sözü bundan söylenmiş olsa gerek. Ses tonumuz, beden dilimiz ve kullandığımız kelimeler; hayatımızı cennete çevirdiği gibi, cehenneme de çevirebilir. Mantıklı davrandığımızda dilimiz bizi cennete götürür. Hırsımıza kapılıp, bağırıp çağırdığımızda ise hayatımız cehenneme döner. Hülâsa dilimizi mantığımızla, kalbimizle bütünleştirip ehlileştirdiğimizde mutluluğu yakalama şansımız olur.

Kavga olmasın diye susanların durumu
Kavga olmasın, huzursuzluk çıkmasın diye eşlerin sürekli susmaları ve duygularını içlerine atmaları da başlı başına bir felâkettir. Konuşmayıp sorunları içimizde biriktirdiğimizde, daha büyük felâketlere yol açarız. Bunun için, anlaşmazlıklar karşısında eşlerin birbirlerine nasıl davranacakları evlilik öncesinde mutlaka kararlaştırılmalıdır. Bu hususta eşler, evlilik öncesinde yapacakları sözleşmenin ağırlıklı ilkelerini belirlerken, olabilecek tahminî tartışmalar üzerinde de durmalıdırlar. Bu tartışmaların hangi ilkeler üzerinde olacağını, önce genel bir başlık altında sıralayalım. Ama yerimiz el vermediği için buna yarın devam edelim inşallah…

Milli Gazete

Kur’anda ve Toplumda kadın

27 Ekim 2009 Yazan kubra  
Kategori Kadınca

pUhPmT23Yüce Allah’ın Kuran’da erkek ve kadın için tavsiye ettiği üstün ahlak özellikleri aynıdır. Müminlerin yaşamları Allah sevgisi ve korkusu üzerine kurulmuştur ve öncelikli hedefleri Rabbimiz’in hoşnutluğunu kazanmaktır:

 “Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl Suresi, 97)

 Mümin kadın ‘boş’ işlerle zamanını geçirmez, her işinde gerçek amacı, “Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır.” (Al-i İmran Suresi, 114) ayeti gereğince Allah’ın hoşnutluğudur.

 Kuran’a tabi olan mümin kadın eşini ve arkadaşlarını da Kuran ahlakını yaşayan insanlardan seçer. Allah’ı seven ve O’nun sınırlarını koruyan kimselerle birlikte olur. Dünyevi hiçbir şey, onun için Allah’ın rızasını kazanmaktan daha önemli değildir:

De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resûlü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 24)

 Sahip olduğu Kuran ahlakı, Allah’ın Kuran’da koyduğu emir ve yasaklara uygun yaşayan mümin kadına, güçlü ve sağlam bir kişilik kazandırır. “… Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz…” (Müminun Suresi, 71) ayetiyle haber verildiği gibi, Kuran ahlakının getirdiği ‘şan ve şeref’ nedeniyle, inanan kadının onurlu bir karakteri vardır. İnanan insanlar, toplumun ve ailelerinin telkinlerini kıstas olarak kabullenmez ve Allah’ın beğendiği mümin karakterini yaşarlar.

 Yüce Allah ayrıca Kuran ile kadını ve kadın haklarını koruma altına almış, toplumda olması gereken saygın bir yer kazandırmıştır. Tüm bunlar Allah’ın kadınlar üzerindeki sonsuz rahmetidir.

 Toplumda Kadın

 Dinden uzak yaşayan toplumlarda ise, kadın ya da erkek her insana bebeklik çağından itibaren yapılan yüzlerce telkin vardır. Biçilen evlenip anne olma rolü gereğince, kız çocuklarının oyuncakları hep bebeklerdir. Büyüyüp genç kız olduğunda da artık evlenme çağının geldiği telkinleri başlar. Adaylarda yakışıklılık, iyi bir iş, ev ve araba sahibi olması gibi özellikler aranır.

 Sonunda aranan özelliklerde bir genç bulunur. Genç  kıza erkekte çekici gelen; görünüşü, arabası, kaliteli giyimi ya da yalnızca zengin olmasıdır. Kaçırılmayacak bir fırsattır bu ve genç kız yakınları tarafından da bu birlikteliğe adeta itilir. Erkek de acaba evi, arabası olmasaydı ya da fakir olsaydı onu beğenip beğenmeyeceğini düşünmez. 

 Aldıkları yanlış telkinler yüzünden, genç kızlar hep zengin ve yakışıklı birini aramaktadırlar. Kişinin karakteri, Allah’a bağlılığı, hiçbir şekilde önemsenmemektedir. Oysa Kuran’da gerçek üstünlüğün takva olduğu, “Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır…” (Hucurat Suresi, 13) ayetiyle haber verilmektedir. Söz ettiğimiz gibi, daha baştan yalanlar ve maddi çıkarlar üzerine kurulan evlilik, kadını da erkeği de mutsuz ve azap dolu bir yaşama sürüklemektedir.

 Kuran ahlakından uzak toplumlardaki evliliklerin çoğu, eşlerin birbirine rol yaptığı, sahte sevgilerin yaşandığı eziyet veren beraberliklerdir. Bu eşlerin yaşadığı evler adeta bir tiyatro sahnesidir; kötü bir oyundur oynanan ve ikisinin de canı yanar, ancak bitmez, aynı şekilde sürer gider.

 Oysa gerçek mutluluk; gerçek aşkı, yani Allah’ın güzel tecellisini eşinde aramak, samimi ve dürüst olmak, Allah’tan çok korkmak ve çok sevmektir. Bu, Allah’ın bir nimetidir ve yalnızca samimi inanan insanlara sunulur.

 İman Eden Kadın

İnsanlar doğru sözlü kişiden hoşlanırlar. Doğru konuşmak, hem kadın hem erkek için çok etkileyicidir. İman eden kadını güzelleştiren aklı ve samimiyetidir. Samimi iman eden bir kadın çok etkileyicidir; gerçek sevgi, doğallık ve samimiyetin içinde saklıdır.

 İnanan kadının bir özelliği de, kıskançlık ve rekabet gibi duygulardan arınmış olmasıdır. Erkeklerle bir eşitlik mücadelesini değil, ‘hayırlarda yarış’ı benimser. Mümin kadın, Yüce Allah’a yakın olabilmek için, bu imani yarışta gücü yettiğince çaba harcar.  Rabbimiz  Kuran’da, kadın ya da erkek, her mümine şu özelliklere sahip olması gerektiğini bildirmektedir:

Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah’a ve Resulü’ne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)

Kuran’da Söz Edilen Kadınlar

 Rabbimiz Kuran’da, Hz. Meryem’i seçtiğini ve onu tüm kadınlara üstün kıldığını, “Hani melekler: ‘Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı’ demişti.” (Al-i İmran Suresi, 42) ayetiyle bildirmektedir.

Hz. Meryem’e ,“Hani Melekler, dediler ki: ‘Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette ’seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır…” (Al-i İmran Suresi, 45) ayetiyle bildirildiği gibi Cebrail aracılığı ile Hz. İsa müjdelenmiştir.

Hz. Meryem, Allah’ın bir mucizesi olarak,  insan eli değmeden hamile kalmış ve böylece Hz. İsa doğmuştur. Allah’ın yarattığı kadere içten boyun eğen Hz. Meryem, tüm iftiralara karşı Allah’a teslim olmuştur. “… ‘Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi.” (Meryem Suresi, 27-28) şeklindeki ağır sözlere rağmen insanların düşüncelerini önemsememiştir. Tevekkülünün ve sabrının karşılığı olarak Rabbimiz, Hz. İsa’yı beşikte konuşturmuş ve Hz. Meryem’i iftiralardan temizlemiştir.

 Rabbimiz Kuran’da, Firavun’un karısının üstün ahlakını da örnek göstermektedir. Firavun, Mısır’da zalimliği ve halkına uyguladığı şiddetle tanınır. Karısı da, Firavun’un bu zorbalığına ve inkarına en yakın tanıktı. “… Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.” (Yunus Suresi, 83) ayetiyle bildirildiği gibi, erkek çocukları öldürüyor ve halka işkence yapıyordu.

 Rabbimiz, Firavun’u uyarmak amacıyla Hz. Musa’yı göndermiştir. Ancak, “Sonunda Musa’ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı…” (Yunus Suresi, 83) ayetiyle bildirildiği gibi, Hz. Musa’ya iman edenler çok az sayıdadır. İnsanlar Firavun’un zulmünden korktuklarından iman etmezken, Firavun’un karısı korkmamış, Allah’ın yakınlığını kazanmayı seçmiştir. Onun samimi imanı “… Hani demişti ki: “Rabbim bana Kendi Katında, cennette bir ev yap; beni Firavun’dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar.” (Tahrim Suresi, 11) ayetiyle haber verilmektedir.

 Kuran’da Hz.Musa’nın annesinden ve yaşadığı imtihandan da bahsedilir. Allah, Firavun’un zulmünden korumak için Hz. Musa’yı bir sandıkla nehre bırakmasını ona vahyetmiştir. Allah’a teslimiyetini kanıtlayan Hz. Musa’nın annesi, bu zor imtihandan sonra, Allah’ın vaadi sonucu çocuğuna kavuşmuştur:

Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah’ın va’dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler. (Kasas Suresi, 13)

 Kuran’da Sebe Melikesinden de söz edilir. Onun kıssasında sanat ve estetiğin kadınları nasıl etkilediğini görürüz. Hz. Süleyman’ın muhteşem sarayındaki etkileyici cam zemini gördüğünde, Sebe Melikesinin, “…zaten biz Müslüman olmuştuk” (Neml Suresi, 42) şeklindeki sözlerinden bunu anlamaktayız.

 Kuran’da eşindeki Allah aşkını, derin sevgiyi görmeyen kadınlardan da söz edilmektedir. Örneğin Hz.Nuh’un ve Hz.Lut’un eşleri iman etmemişlerdir. Onlar –Allah’ın dilemesiyle- şeytanın pisliklerini ve çirkinliği güzellik olarak görmüşlerdir.

 Sonuç Olarak;

Mümin kadın, etrafına Allah aşkıyla baktığından her yerde Allah’ın tecellilerini görür. Bir çocuğa baktığında, yüreğinde şefkat ve merhamet duyguları oluşur. Mümin kadınların, din ahlakından uzak yaşayan toplumlarda kadınlara yaşatılan sıkıntılardan ve eziyetlerden uzak bir yaşamları vardır. Allah’ın, “Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl Suresi, 97) ayetiyle mümin kadınlara ve mümin erkeklere vadettiği gibi, güzel bir yaşam sürerler. Ahirette alacakları karşılık ise –Allah’ın dilemesiyle- bitip tükenmeyecek rızıklarla dolu sonsuz mutluluk yurdu olacaktır.

 Adn cennetleri; kapılar onlara açılmıştır. İçinde yaslanıp-dayanmışlardır; orda birçok meyve ve şarap istemektedirler. Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır. İşte hesap günü size va’dedilen budur. Şüphesiz bu, Bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok. (Sad Suresi, 50-51-52-53-54)

Elif Alaca

www.hanimlar.com