Bu da ABD balyozu
Bu soruya cevap verin!
Kurtulmuş, ABD İstanbul Başkonsolosluğunun Türkiye’deki resmi makamların bilgisi dışında İstanbul’daki dini azınlıklara güvenlik eğitimi verdiğini açıkladı ve sordu: ABD İstanbul Başkonsolosluğu, İstanbul’daki hangi dini azınlıklara, hangi gerekçelerle, hangi kapsamda hangi konuları içeren bir güvenlik eğitimi vermiştir? Konuyla ilgili İstanbul Valiliği’ne ve İstanbul emniyetine de herhangi bir bilgi verilmediğini dile getiren Kurtulmuş, “Bu güvenlik eğitiminin amacını bilmek 72 milyonun hakkıdır” dedi.
Üzerine gidilmesi lazım
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, ABD Dışişleri Bakanlığına bağlı olarak çalışan, ‘İnsan Hakları ve Demokrasi Bürosu’ tarafından hazırlanan raporda, “ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu tarafından İstanbul’da bulunan dini azınlıklara ‘Genel Güvenlik Stratejisi çerçevesinde güvenlik eğitimi sağlandığı” ifadesinin yer aldığını söyledi. Kurtulmuş, “İçişleri ve Dışişleri Bakanlığına bir sorumluluk olarak bu konuyu tevdi etmek bizim vazifemizdir. Böyle bir konuya muttaki olduktan sonra bunun üzerine gidilmesi lazım” dedi.
ABD’nin, Türkiye’de yaşayan dini azınlıklara yönelik güvenlik eğitimi verdiği ortaya çıktı. ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu’nun, dini azınlıklara verdiği, stratejik güvenlik eğitimi konusunda Türkiye’den hiçbir resmi makama haber vermediği anlaşıldı. Ankara’da il başkanları ve il müfettişleri toplantısında konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Türkiye’yi sarsacak bir olayı gündeme getirdi. Kurtulmuş, ABD’nin, İstanbul’da dini azınlıklara “stratejik güvenlik eğitimi” verdiğini belgeleriyle açıkladı.
ABD Dışişleri Bakanlığına bağlı, İnsan Hakları ve Demokrasi Bürosu tarafından, Türkiye ile ilgili hazırlanan “Din Özgürlükleri Raporu” başlıklı raporda, “ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu tarafından İstanbul’da bulunan dini azınlıklara ‘Genel Güvenlik Stratejisi çerçevesinde güvenlik eğitimi sağlandığı” ifadesinin yer aldığını belirten Kurtulmuş, “ABD İstanbul Başkonsolosluğu, İstanbul’daki hangi dini azınlıklara, hangi gerekçelerle, hangi kapsamda, hangi konuları içeren bir güvenlik eğitimi vermiştir? Bunu bilmek 72 milyonun hakkıdır” dedi.
Konunun üzerine gidilsin
Kurtulmuş, ABD İstanbul Konsolosluğunun Valilik ve Emniyet’in bilgisi dışında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan dini azınlıklara yönelik hangi gerekçelerle güvenlik eğitimi verdiğinin İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları tarafından mutlaka açıklığa kavuşturulması gerektiğini de vurgulayarak şöyle konuştu: “Şimdi buradan kamuoyu vasıtasıyla İçişleri ve Dışişleri Bakanlığına bir sorumluluk olarak bu konuyu tevdi etmek bizim vazifemizdir. Böyle bir konuya muttaki olduktan sonra bunun üzerine gidilmesi lazım. ABD İstanbul Başkonsolosluğu, İstanbul’daki hangi dini azınlıklara, hangi gerekçelerle, hangi kapsamda hangi konuları içeren, bir güvenlik eğitimi vermiştir? bunu bilmek 72 milyonun hakkıdır.”
Konsolosluk cevap vermedi
Saadet lideri Kurtulmuş’un gündeme taşıdığı belgeyi ortaya çıkaran İstanbul İl Teşkilatı’nın, ABD İstanbul Başkonsolosu Sharon Anderholm Wiener’e de konuyu sorduğu ancak, Wiener’in cevap vermediği belirtildi.
15′inci maddeyi derhal değiştirin
Darbeye karşı olduklarını söyleyen hükümete ve Meclis’teki muhalefete ‘Anayasa’nın geçici 15′inci maddesi’ konusunda bir çağrıda bulunan Kurtulmuş, “darbelere karşı isek şu anda darbeleri yapmış ve darbe sistemini oluşturmuş olan Anayasamızın geçici 15′inci maddesinin derhal değiştirilmesi sağlanmalı ve 12 Eylül darbesini yapanlara yargı yolu mutlaka açılmalıdır” dedi.
Valiliğin haberi yok
Raporda açık bir şekilde ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu tarafından İstanbul’da bulunan dini azınlıklara ‘Genel Güvenlik Stratejisi” çerçevesinde güvenlik eğitimi sağlandığı ifade ediliyor. Bu ne demektir?” diye soran Kurtulmuş, Partisinin İstanbul İl Başkanlığının İstanbul Valiliğine konuyla ilgili bir yazı yazdığını ve olayı sorduğunu kaydetti. Kurtulmuş, İstanbul teşkilatının, valiliğe “Söz konusu eğitimden Valiliğinizin haberi var mıdır? Eğitimin gerekçesi, içeriği süreci ve katılımcıları kimlerdir? Eğitimde partner kuruluşlar var mıdır?” şeklinde sorular sorduğunu ifade ederek, valilikten şu cevabı aldıklarını belirtti: “İstanbul Valiliğinin 6 Ocak 2010 tarihinde yazmış olduğu cevabi yazıda aynen şöyle deniyor; ‘Konu ile ilgili olarak yapılan inceleme ve araştırma neticesinde belirtilen eğitimle ilgili olarak valiliğimizin ve il emniyet müdürlüğümüzün ilgili kısımlarına her hangi bir müracaat olmadığı gibi valiliğimizin ve emniyet müdürlüğümüzün konu ile ilgili herhangi bir ilgi ve bilgisi bulunmamaktadır.”
Milletin asıl gündemi ekonomi
Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, “Türkiye’nin esas gündemi, pandoranın kutusu ekonomidir, milletin yoksulluğudur, işsizliğidir, dağılan tezgâhtır, insanların borçlu hale getirilmiş olmasıdır” diyen Kurtulmuş,”Saadet Partisi’nin bundan böyle yapacağı çalışmada milletin bir numaralı gündemi olan ekonomik sıkıntıları ortaya koymak ve bunun çözümünü milletimizle paylaşmaktır” ifadelerini kullandı. Kurtulmuş, hükümetin tekel işçileri konusunda düştüğü çıkmazın, ekonomik iflasının bir göstergesi olduğuna da vurgu yaptı.
İktidara yürüyoruz
Saadet Partisi İl Başkanları ve İl Müfettişleri toplantısı AFİTAB Kültür Merkezi’nde geniş bir katılımla yapıldı. Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, salona girişinde İl Başkanları ve İl Müfettişleri tarafından ayakta alkışlandı. Heyecanlı bir ortamda gerçekleşen toplantıda Kurtulmuş, gündemdeki konulara ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
Saadet Partisi’nin toplumun farklı kesimleri tarafından ilgi ile izlendiğini belirten Kurtulmuş, “Saadet Partisi Türkiye’nin ana muhalefet partisi olmuştur” dedi. İstanbul’da yapılan ekonomi konferansı ile Saadet Partisi için yeni bir dönem başladığını bildiren Kurtulmuş, “Bundan böyle Saadet Partisi ülke sorunlarına karşı çözümlerini milletle açık bir şekilde paylaşıyor ve iktidara hazır bir parti olduğunu bütün gücüyle ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.
Başbakan Erdoğan’ın ‘Valiler Toplantısı’nda valilere yaptığı ‘bacası tütmeyen evleri kontrol edin, yoksul vatandaşlarıma yardım edin’ çağrısını anımsatan Kurtulmuş, Erdoğan’ın bu talebini sert bir dille eleştirdi. Kurtulmuş, şöyle konuştu: “İyi güzel bir temenni. Valileri harekete geçirecek bir temenni de Sayın Başbakan siz tiyatro sahnesinde oynanan oyunu seyreden seyirci değilsiniz. Türkiye’nin ekonomik kararları üzerinde karar verecek makamda siz oturuyorsunuz. Evlerin bacasını tütmesini sağlayacak kararları alacak olan da sizsiniz. Dünyanın gerçekleri diyerek, küresel sistemin hükümete öngörmüş olduğu kulvara girerseniz ve bu kulvarda ekonomik politikaları icra ederseniz işte onun için o evlerin bacaları tütmez. Mesele bacası tütmeyen evlerin kapısına bir çuval kömür bırakmak, bir çuval un bırakmak değildir. Mesele 72 milyon vatandaşımıza kömür alacak, bacasını tüttürecek ve ununu alır, çorbasını kaynatır hale getirmektir. Bunun yolu da milletten yana, fukaradan yana kimsesizden yana bir ekonomi politikasını icra etmekten geçiyor.”
Siyasi ve hukuki reform süreci başlatılmalı
Türkiye siyasetine müdahale, darbe iddialarına ilişkin olarak da önemli açıklamalarda bulunan Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, “Saadet Partisi olarak darbe söylentileri üzerinden siyasi polemikler oluşturmak yerine Türkiye’de demokrasinin önünün bir daha kesilmeyeceği bir siyasal yapılanmanın ortaya çıkarılması için eylem planını zorunluluk görmektedir” dedi. Siyasetin gündemine getirdikleri bu ‘Eylem Planı’na ilişkin olarak da bilgi veren Kurtulmuş, şunları kaydetti: “Tüm siyasi partiler ortak bir deklarasyon yayınlayarak Parlamentoyu ve millet egemenliğini her şeyin üstünde tuttuklarını, Parlamentoya ve millet egemenliğine karşı yapılacak olan her türlü olağan dışı müdahalelere karşı tek yumruk olarak, tek vücut olarak millet adına karşı çıkacaklarını acilen hep birlikte deklare etmeliler” dedi.
Türkiye’yi darbe geleneğinden kurtarmak için bütün siyasi partilerin ortak bir çalışma zemini oluşturmak zorunda olduğunun da altını çizen Kurtulmuş, siyasi ve hukuku reform sürecinin gerçekleştirilmesi için mutlaka adım atılması gerektiğini ve bunun yapılması için de gerekli siyasi iklimin oluşturulmasının şart olduğunu vurguladı.
Asıl önemli olanın da yeni Anayasa için düğmeye basılması gerektiğini kaydeden Kurtulmuş, “Bu anayasayı değiştirmek bu hükümetin ve Parlamento’nun boynunun borcudur. Saadet Partisi olarak her türlü desteği vermeye hazırız” dedi. Bu konuda hükümeti de uyaran Kurtulmuş, şunları kaydetti: “Hükümet, Anayasanın birkaç yerini rötuşlayarak, birkaç maddesini değiştiriyormuş gibi yaparak ve ‘yapamazsak referanduma gideriz. Bu referandumda da oluşacak gerilimle hemen Türkiye’yi erken seçime götürürüz’ diye düşünüyorsa önce kendisine sonra Türkiye siyasetine yazık etmiş olur.”
Darbeye karşı olduklarını söyleyen hükümete ve Meclis’teki muhalefete ‘Anayasa’nın geçici 15′nci maddesi’ konusunda bir çağrıda bulunan Kurtulmuş, “darbelere karşı isek şu anda darbeleri yapmış ve darbe sistemini oluşturmuş olan Anayasamızın geçici 15′nci maddesinin derhal değiştirilmesi sağlanmalı ve 12 Eylül darbesini yapanlara yargı yolu mutlaka açılmalıdır” dedi. Türkiye’de yapılan darbelerin kendisinden sonra hukuki alt yapısını hazırladığını bildiren Kurtulmuş, EMASYA Protokolünün de 28 Şubat darbesinin hukuki alt yapısını oluşturduğunu ve yasa dışı olduğunu söyledi.
Ermenistan konusunda haklı çıktık
Ermenistan konusunda imzalanan protokol konusuna da değinen Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, protokolün imzalanmasından bugüne kadar geçen süreçte yaşananların partisini haklı çıkardığını söyledi. “Kamuoyu ile de paylaştığımız çekincelerimiz maalesef süreç içinde gerçekleşmiştir” diyen Kurtulmuş, bunun en somut örneklerinden birinin Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar olduğunu kaydetti.
Saadet iktidara hazırlanıyor
Saadet Partisi’nin bundan böyle çalışmalarını iktidara hazır bir parti disiplini ve coşkusu içinde sürdüreceğine dikkat çeken Kurtulmuş, “Bugün iktidar olsak ülkenin birikmiş olan sorunlarını nasıl çözeceğiz, sadece muhalefet yaparak değil sorunlara yaklaşım tarzımızı da ortaya koyarak bütün milletimizle paylaşmaktayız” dedi. Türkiye’de kutuplaşmaya yönelik bir siyaset yapıldığının altını çizen Kurtulmuş, bunun yapılma nedeninin de halkın temel sorunlarının gündeme getirmemek olduğunu söyledi. “Türkiye’nin esas gündemi, pandoranın kutusu ekonomidir, milletin yoksulluğudur, işsizliğidir, dağılan tezgâhtır, insanların borçlu hale getirilmiş olmasıdır” diye konuşan Kurtulmuş, şöyle devam etti: “Bunun saklanması, gizlenmesi için Türkiye bir türlü gerçek gündemini konuşamıyor, konuşturulmuyor. Saadet Partisi’nin bundan böyle yapacağı çalışmada milletin bir numaralı gündemi olan ekonomik sıkıntıları ortaya koymak ve bunun çözümünü milletimizle paylaşmaktır”
Maliye Bakanı’na sert eleştiri
Tekel işçilerinin mevcut durumu konusunda da değerlendirmelerde bulunan Kurtulmuş, gelinen sürecin tekel işçilerinin haklı mücadelesinde Saadet Partisi’nin neden yanında olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti. Hükümetin siyasal tercihinin milletin tütün üretmesi ve milletin tarım yapmasından yana değil uluslar arası sermayeden yana olduğu için Tekel işçilerin 47 gündür Ankara’nın ayazında, çamurunda eylem yaptığını kaydeden Kurtulmuş, Başbakan Erdoğan ile Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in tekel işçilerine yönelik söylediği sözleri anımsatarak, bu sözleri sert bir dille eleştirdi. Başbakan Erdoğan’ın ‘Fakir, fukaranın parasını, tüyü yetmemiş yetimlerin parasını soydurtmayız, yani Tekel işçilerine verdirtmeyiz’ dediğini belirten Kurtulmuş, “Sayın Başbakan milletin tüyü yetmemiş yetimin hakkını tekel işçileri hakkını ararken değil iç borç faizi olarak rantiyeye aktardığınız 56,8 milyar lira verirken düşünecektiniz” dedi.
Başbakan Erdoğan’ın Türk-İş ile yaptığı görüşmede işçilerden bir hafta süre istemesine de tepki gösteren Kurtulmuş, “İşçiler 45 gündür iktidarın burnunun dibinde eylem yapıyor ve siz 45 gündür ne yapacağınıza daha karar vermemişsiniz bir hazırlık içinde değilsiniz. Bu kadar gayri ciddi bir devlet yönetimi olmaz” diye konuştu. Konuşmasında “Tekel işçileri ne istiyor?” diye soran Kurtulmuş, Tekel işçilerinin bütün taleplerinin hükümet tarafından karşılanması durumunda ayrılacak kaynağın 480 milyon lira olduğuna dikkat çekti. “Ama bunu veremezken aynı hükümet, aynı dönem içinde sadece iç borç faiz ödemelerine 56,8 milyar lira ayırıyor” tepkisinde bulunan Kurtulmuş, 56,8 milyar lira iç borç faiz ödemelerinin 24 bin kişiye yapıldığını bildirdi. Tekel işçilerine verilen hakların ise 16 bin kişiyi ilgilendirdiğini anlatan Kurtulmuş, “Bir tarafa vermediğinizin tam 118 katını rantiyeye veriyorsunuz. Buraya verirken paranız yok, öbür taraftan rantiyeye verirken paranız çok. Bu Gayretullaha dokunur” eleştirisinde bulundu. Hükümetin tekel işçileri konusunda düştüğü çıkmazın, ekonomik iflasın bir göstergesi olduğuna da vurgu yapan Kurtulmuş, bu çıkmazdan kurtulmanın yolunun da yeniden millete dönmek ve milletin taleplerini gerçek olarak kabul etmekten geçtiğini söyledi.
Numan Kurtulmuş: İsrail’e Haddini Bildirelim!
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş; “Bir kez daha uyarıyoruz. İsrail’in bu yaptığı devlet terörüdür. İnsanlık suçudur. İsrail bu saldırgan ve provakatif tutumuyla sadece Mescid-i Aksa’yı tahrip etmemekte, bütün İslam dünyasını tahrik etmektedir. Çünkü Mescid-i Aksa Müslümanların namusudur. İsrail mescid-i Aksa’ya yönelik bu tahripkar ve tahrikkar tutumuna derhal son vermeli, Mescid-i aksa çevresindeki kuşatmayı kaldırmalıdır” dedi.
Mescid-i Aksa’da yaşanan son olaylar üzerine yazılı bir açıklama yapan Numan Kurtulmuş şunları söyledi:
“İşgalci İsrail yönetimi, Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırgan tutumunu her geçen gün pervasızca arttırmaktadır. Nitekim bugün İsrail askeri güçlerinin bazı fanatik Yahudi grupları ile işbirliği içerisinde Mescid-i Aksa’ya girme girişiminde bulunduğu, caminin içine zehirli gaz bombası attığı, çıkan olaylar onlarca Filistinlinin yaralandığı, İsrail askerlerinin yaralı Filistinlilere tıbbi müdahaleyi engellediği, hatta ezan okunmasını önlemek için Mescid-i Aksa’nın ses düzenini tahrip ettiği yönünde bilgiler gelmektedir.
İsrail’in bu yaptığı devlet terörüdür. İnsanlık suçudur. İsrail bu saldırgan ve provakatif tutumuyla sadece Mescid-i Aksa’yı tahrip etmekle kalmayıp, bütün İslam dünyasını da tahrik etmektedir. Çünkü Mescid-i Aksa Müslümanların namusudur. İsrail Mescid-i Aksa’ya yönelik bu tahripkar ve tahrikkar tutumuna derhal son vermeli, Mescir-i aksa çevresindeki kuşatmayı kaldırmalıdır. Aksi takdirde, bundan zarar gören sadece Filistin-İsrail barışı değil tüm bölge ve dünya barışı olacaktır.
Son olaylar, gerekli uluslararası kararlılık ortaya konmadığı sürece İsrail askeri güçlerinin ve fanatik Yahudilerin saldırganlıkta ve pervasızlıkta ne kadar ileriye gidebileceğini açıkça göstermektedir.
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi maalesef işgalci İsrail yönetiminin en büyük cesaret kaynağı, tüm bu yaşananlara rağmen dünya kamuoyunun sergilediği duyarsızlık, büründüğü sessizliktir.
Bu nedenle; başta İslam Konferansı Örgütü olmak üzere İslam ülkelerinin yöneticilerine, Arap Birliği’ne sesleniyorum;
Her fırsatta insan haklarından, demokrasiden, özgürlükten bahseden gelişmiş batılı ülkelere sesleniyorum.
Daha geçen hafta birleşmiş millet insan haklari konseyi tarafından hazırlanan rapor; Gazze’de fosfor bombası kullanan İsrail’in insanlık suçlu işlediğini açıkça ortaya koymuştur.
Bu nedenle Birleşmiş Milletlere sesleniyorum.
İsrail’in bütün dünyanın gözleri önünde sergilediği bu insanlık dışı saldırılara daha fazla suskun kalınamaz.
Son raporda dahil olmak üzere BM kararlarını hiçe sayan, hiçbir ahlak, adalet, kural tanımayan, zulmü ile abad olmaya çalışan İsrail’e karşı acil ve etkili müeyyideler ortaya konmalıdır.
İsrail’e haddi bildirilmelidir.
Bu yapılmadığı takdirde başta Birleşmiş milletler olmak üzere tüm uluslararası kurum ve kuruluşlar sadece itibarını kaybetmekle kalmayacak, varlık nedenleri sorgulanır hale gelecektir.
Buna ilaveten, barıştan, adaletten, özgürlükten yana olan tüm insanlığın vicdanında mahkum olacaktır.
Milletimizin Mecsid-i Aksa ve Filistin konusundaki hassasiyeti ortadadır. Bu hassasiyetini daha önce defalarca büyük bir asaletle ortaya koymuştur. Bu çerçevede İktidardan gelişen olaylar çerçevesinde milletimizin hassasiyetine uygun, acil ve etkili bir tavır ortaya koymasını bekliyoruz.
Kamuoyuna saygılarımla…”
PROF. DR. NUMAN KURTULMUŞ
SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI
isra haber
Kurtulmuş: ‘Sonuna kadar gidilmeli’
Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş “İrtica İle Mücadele Eylem Planı” belgesi üzerindeki son gelişmeleri “Hiçbir kamu görevlisinin milletten almadığı bir yetkiyi kullanmaya, demokrasiye müdahale etmeye hakkı yoktur. Bu konunun sonuna kadar üzerine gidilmelidir” diyerek değerlendirdi.
Konunun polemik konusu haline getirilmeden, kutuplaşma ve gerilime neden olmadan demokratik olgunluk içerisinde çözüme kavuşturulması gerektiğini vurgulayan Kurtulmuş, hem Hükümet’e hem de Türk Silahlı Kuvvetlerine çağrıda bulundu.
Kurtulmuş şu değerlendirmeyi yaptı:
“Milletimiz elbette kendi güvenliğini sağlayacak, güçlü bir ordunun olması gerektiğine inanmaktadır .Ama aynı zamanda TSK’nın siyasete müdahalesini asla tasvip etmemektedir. Bu aşamada TSK’ya ve Genelkurmay Başkanı’na tarihi bir görev düşüyor. Bu belgenin arkasında kimler varsa sonuna kadar üzerine gidilmeli ve böylece TSK belli zamanlarda siyasete ve demokrasiye müdahale eden kurum imajından kurtarılmalıdır. Sayın Genelkurmay Başkanı bu süreçte ortaya koyacağı demokratik ve şeffaf tavır ile TSK’yı millet nezdinde ibra etmelidir. Çünkü millet iradesine, siyasi yapıya ve demokrasiye müdahale anlamına gelecek bu tür girişimler asla tasvip edilemez.
Elbette Türkiye’de güçlü, caydırıcı, vatan savunmasını yapan ama asla ve asla iç politikaya karışmayan bir TSK’ya ihtiyaç vardır. Elbette Türkiye’de işlerini milletin gösterdiği yolda yapan bir hükümete ihtiyaç vardır. Adil ve hızlı karar veren bir yargı sistemine ihtiyaç vardır. Millet iradesini her şeyin üstünde tutan bir Parlamento’ya ihtiyaç vardır. Bunlar bir vücudun organları gibidir. Birbirine karşı değil birbiriyle uyum içerisinde çalışmalıdır. Ancak hepsinden önemlisi bütün bu organlara hükmeden beyindir. Ve o beyin de Millettir. Hepsi, hükümet, yargı, sivil ve asker bürokrasi milletin emrinde olmak zorundadır.
Bunun ilk şartı da sebebi hükümeti milletin esenliği olan, millet iradesini esas alan, şeffaf ve sivil bir Anayasa yapmaktır. Maalesef Türkiye’de bütün Anayasa değişiklikleri ya Avrupa Birliği dayatmalarıyla ya da askeri darbeler sonucu yapılmıştır. Sorunun kökeninde de bu vardır. Israrla vurguladığımız gibi bir an evvel oligarşik adacıkların bulunmadığı, millet egemenliğinden başka hiçbir iradeyi tanımayan, tam demokratik bir Anayasa için harekete geçilmelidir. 27 Nisan müdahalesinden sonra milletimizin 22 Temmuz 2007seçimlerinde Ak Parti Hükümetine yüklediği en önemli görev budur. Ancak ne var ki Hükümet şu ana kadar milletin bu talebine cevap vermemiştir. Ak Parti Hükümeti 22 Temmuz’da kendisine yüklenen bu sorumluluğu yerine getirmediği takdirde; artık benzer bir mazeretle milletin karşısına çıkacak yüzü kalmayacaktır.
Bir kez daha Hükümete çağrıda bulunuyoruz; bu tür müdahale tartışmalarının bir daha yaşanmaması için acilen şeffaf, katılımcı ve sivil bir anayasa ile başlayacak kapsamlı bir hukuki ve siyasi reform sürecine girilmelidir.”
Haber5.com


.jpg)




