Beyoğlu İlçemizin küçük gençleri akvaryumda

05 Şubat 2010 Yazan kubra  
Kategori Beyoğlu, Manşet, Teşkilat Haberleri

Saadet Partisi Beyoğlu ilçesi Gençlik Komisyonu  küçük kardeşlerimizden oluşan ve salon programlarında sahne alan minik kardeşlerimizle bir gezi programı vasıtası ile bir araya gelmiştir…

 

 

 

 

İlçe Gençlik başkanı Günay ASLAN ve İlçe Kadın Kolu Başkanı Z.Şule RIDVANOĞLU’nun eşliğinde Beyoğlu Belediye Başkan Adayı Mustafa YELEK beyin misafiri olarak İstanbul Form’da yer alan AKVARYUM’u gezme fırsatı bulmuş , gezi esnasında yeraltı dünyasıyla ilgili önemli bilgiler alan kardeşlerimiz ,nesli tükenmekte olan balıklar ve insanların bu konudaki duyarsızlığı ile ilgili görsel ve yazılı bilgiler de edinmişlerdir.

Gezi sonrası Adayımızın ikramı esnasında onunla sohbet etme fırsatı bulan kardeşlerimiz gün sonunda geziden ve kendisiyle bir arada olmakdan son derece mutlu olduklarını söyleyerek Günay ve Şule hanımlara bu organizeleri için teşekkürlerini ifade etmişlerdir… 

Çocuklar neden yaramazlık yapar?

12 Ocak 2010 Yazan kubra  
Kategori Kadınca

cocuklar-neden-yaramazlik-yapar-medium-0Yaramazlık kelimesi daha çok yetişkinler tarafından, çocuktaki istenmeyen davranışları ifade etmek için kullanılır. Hâlbuki çocuklar açısından işin rengi tamamen farklıdır.

Çocuk, bir yaşını doldurduktan sonra yürüme, konuşma gibi pek çok değişimi bir arada yaşar. Artık adapte olması gereken yeni bir dünya vardır. Yabancısı olduğu şeyleri anlama, keşfetme çabasıyla yetişkinlerin mevcut düzenine aykırı pek çok davranışta bulunur. Aslında çocuğun yaşına uygun, gelişim süreçlerinin gereği olan bu davranışlar zamanla azalma gösterebiliyor iken yanlış aile tutumları neticesinde büyük bir problem olarak devam edebilmektedir.

Yaramazlık nedir?
Dünyayı anlamlandırma çabası içinde olan çocukların davranışları bir dereceye kadar normal kabul edilir. 4-6 yaş arası sosyal kuralları ve sınırları öğrenen çocuğun, ilkokula başlamasıyla beraber yaramazlık olarak nitelendirilen davranışlarında azalma görülür. Fakat bu davranışların çocuğun doğasından kaynaklandığı göz ardı edilerek yanlış davranışlarla pekiştirilmesi, çocuğu gerçek bir yaramaz haline gelir.

Yaramazlık bütünüyle çevresel faktörlerden kaynaklanan bir saldırı davranışıdır. Bu saldırı çoğu zaman vurma, kırma, dökme gibi dışa dönüktür. Fakat yaratılıştan sakin yapıya sahip olan çocuklarda bu saldırının parmak emme, tırnak yeme gibi içe dönük olduğu görülmektedir.

Yaramazlığın sebepleri
1- Dikkat çekme: Olumlu tavırlarıyla ilgi göremeyen çocuk büyük bir huzursuzluk yaşar. Kendi varlığının önemsenmediğini düşünür ve yaramazlığa yönelir. Böylece istediği ilgiyi olumsuz da olsa elde etmiş olur.

2- Otoriteye baş kaldırma: Her anlamda baskıcı olan ailelerde yetişen çocuklar, yaşadıkları sıkıntıyı yaramazlıkla dışarı atarlar.

3- Öç alma: Fiziksel ya da sözlü şiddete maruz kalan çocuklar, yaramazlık yoluyla çevrelerinden intikam almak isterler. ‘Madem beni sevmiyorlar, o zaman benden nefret etsinler’ anlayışı çocukta hâkimdir.

4- Tutarsız aile tutumu: Sürekli çocuk memnuniyeti için gayret sarf eden aileler tutarsız bir tutum sergilerler. Çocuğun iyiliği için koydukları bir kuralı, yine çocuklarına iyilik yapma gerekçesiyle kendileri bozarlar. Bu durumu fark eden çocuk, yaşanan belirsizlik içinde yaramazlığa yönelerek kendi kurallarını kendi koymak ister.

5- Güven bağının iyi kurulamaması: Bebeklikten itibaren başta anne olmak üzere aile bireyleriyle sağlıklı bir güven bağı kuramayan çocuk, yaşadığı duyguları saldırganlıkla dışa vurur.

Hangi durumlarda çocuk daha fazla yaramazlık yapar?

Ebeveynden herhangi birisinin uzun süre evde bulunmayışı (şehir dışı, yurt dışı, hatta işten geç dönme dahi olabilir) çocuğa büyük bir özlem yaşatır. Anne ya da babayla kurulamayan yeterli iletişim özlemle birleşince çocuktaki yaramazlığın artmasına sebep olur.

Anne – babası ayrılmış çocuklarda yaramazlık oranı diğerlerine göre daha fazladır. Özellikle evde dede, nine gibi bir büyüğün olmayışı çocuğun kendisini daha da yalnız hissetmesine ve saldırgan davranışlar sergilemesine yol açar.

Yaramaz çocukla baş etmek için neler yapılmalı?
Öncelikle çocuğun yaramazlık yapmasına sebep olacak davranışlardan kaçınılmalıdır. Örneğin, çocuğun dikkat çekmek için yaramazlığa başvurmasına fırsat vermeden, yeterli ilgi ve özen gösterilmelidir.

Ceza vermek çözüm olur mu?
Anne – babaların yaramaz çocuklarla baş edebilmek için en sık kullandıkları yöntem cezadır. Bu yöntem çok sık uygulanmakla beraber hiçbir zaman çözüm olamamaktadır. Sürekli cezalandırılan çocuk, artık bunu yetişkinlerle bir iletişim şekli olarak düşünür ve tekrarlanmasını ister. Böylece istenmeyen davranış pekişmiş olur. Doğru olan çocuğa tercih hakkı sunmaktır. Bu tarz davranışları yaptığı takdirde çok sevdiği bir şeyden mahrum edileceğini bilmelidir. Ör. Yaramazlık yapması halinde parka gidemeyecektir. Yoksa yaramazlık yaptıktan sonra, ’senin cezan bu’ demek bizi hiçbir sonuca ulaştırmaz.

Çocuklarda doğdukları andan itibaren belirgin bir şüphecilik görülür. ‘Acaba annem, babam beni bırakır mı?’ şeklinde korku yaşarlar. Bu huzursuzluğun da yaramazlığa sebebiyet verdiği anlaşılmıştır. Pek çok problemde olduğu gibi bu problemde de en etkili çözüm yollarından biri konuşmaktır. ‘O daha çocuk ne anlar’ tarzında bir düşünce asla gerçeği yansıtmaz. Çocuklara, anlayabilecekleri dilden her şeyi net olarak açıklamak, aradaki güven duygusunu sağlamlaştırır.

Çocuğunuzu suçlamayın!
6 yaş öncesi çocuklarda soyut düşünce tam olarak gelişmediği için, hikâyeler üzerinden yaramazlığın ne gibi sonuçlar doğurduğu anlatılmalıdır. Hikâye kahramanıyla özdeşim kuran çocuk, dolaylı yönden yaramazlık yapmaması gerektiğini anlar. Yalnız hikâye bitiminde ’sen sakın böyle yapma, sen de bir kere aynı şeyi yapmıştın’ tarzında cümleler kurulmamalıdır. Bu, çocukta suçlanma hissi uyandırır ve bizi sonuca götürmez.

Genelde aileler tarafından çocuğun yaramazlığı karaktere bağlanır. Hâlbuki çocuğun karakterinin oluşmasında en büyük etken ailedir. Sağlam bir karakter için ise en önemli şart tutarlı davranan anne-babalardır. Belli kurallara riayet etmek şartıyla gün içersinde neler yapılabileceği çocuğa açıklanıp, tercih hakkı sunulmalıdır. Böylece çocuk sorumluluk alabilecek ve kendisini daha iyi hissedecektir. Çocuksu davranışların terki daha rahat sağlanacaktır. Aksi halde keyfi kuralların koyulup kaldırılması çocuğu yaramazlığa sürükler.

Tüm çabalara rağmen, altı yaşını bitirmiş bir çocuğun yaramazlık yapmaya devam ettiği görülüyorsa bir uzmandan destek alınmalıdır. Doktor ve aile iş birliğiyle sebebi bulmak ve bu sebebe uygun çözümler üretmek mümkündür.

Haber kaynağını görüntüle

Kur’anda ve Toplumda kadın

27 Ekim 2009 Yazan kubra  
Kategori Kadınca

pUhPmT23Yüce Allah’ın Kuran’da erkek ve kadın için tavsiye ettiği üstün ahlak özellikleri aynıdır. Müminlerin yaşamları Allah sevgisi ve korkusu üzerine kurulmuştur ve öncelikli hedefleri Rabbimiz’in hoşnutluğunu kazanmaktır:

 “Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl Suresi, 97)

 Mümin kadın ‘boş’ işlerle zamanını geçirmez, her işinde gerçek amacı, “Bunlar, Allah’a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır.” (Al-i İmran Suresi, 114) ayeti gereğince Allah’ın hoşnutluğudur.

 Kuran’a tabi olan mümin kadın eşini ve arkadaşlarını da Kuran ahlakını yaşayan insanlardan seçer. Allah’ı seven ve O’nun sınırlarını koruyan kimselerle birlikte olur. Dünyevi hiçbir şey, onun için Allah’ın rızasını kazanmaktan daha önemli değildir:

De ki: “Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resûlü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 24)

 Sahip olduğu Kuran ahlakı, Allah’ın Kuran’da koyduğu emir ve yasaklara uygun yaşayan mümin kadına, güçlü ve sağlam bir kişilik kazandırır. “… Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz…” (Müminun Suresi, 71) ayetiyle haber verildiği gibi, Kuran ahlakının getirdiği ‘şan ve şeref’ nedeniyle, inanan kadının onurlu bir karakteri vardır. İnanan insanlar, toplumun ve ailelerinin telkinlerini kıstas olarak kabullenmez ve Allah’ın beğendiği mümin karakterini yaşarlar.

 Yüce Allah ayrıca Kuran ile kadını ve kadın haklarını koruma altına almış, toplumda olması gereken saygın bir yer kazandırmıştır. Tüm bunlar Allah’ın kadınlar üzerindeki sonsuz rahmetidir.

 Toplumda Kadın

 Dinden uzak yaşayan toplumlarda ise, kadın ya da erkek her insana bebeklik çağından itibaren yapılan yüzlerce telkin vardır. Biçilen evlenip anne olma rolü gereğince, kız çocuklarının oyuncakları hep bebeklerdir. Büyüyüp genç kız olduğunda da artık evlenme çağının geldiği telkinleri başlar. Adaylarda yakışıklılık, iyi bir iş, ev ve araba sahibi olması gibi özellikler aranır.

 Sonunda aranan özelliklerde bir genç bulunur. Genç  kıza erkekte çekici gelen; görünüşü, arabası, kaliteli giyimi ya da yalnızca zengin olmasıdır. Kaçırılmayacak bir fırsattır bu ve genç kız yakınları tarafından da bu birlikteliğe adeta itilir. Erkek de acaba evi, arabası olmasaydı ya da fakir olsaydı onu beğenip beğenmeyeceğini düşünmez. 

 Aldıkları yanlış telkinler yüzünden, genç kızlar hep zengin ve yakışıklı birini aramaktadırlar. Kişinin karakteri, Allah’a bağlılığı, hiçbir şekilde önemsenmemektedir. Oysa Kuran’da gerçek üstünlüğün takva olduğu, “Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır…” (Hucurat Suresi, 13) ayetiyle haber verilmektedir. Söz ettiğimiz gibi, daha baştan yalanlar ve maddi çıkarlar üzerine kurulan evlilik, kadını da erkeği de mutsuz ve azap dolu bir yaşama sürüklemektedir.

 Kuran ahlakından uzak toplumlardaki evliliklerin çoğu, eşlerin birbirine rol yaptığı, sahte sevgilerin yaşandığı eziyet veren beraberliklerdir. Bu eşlerin yaşadığı evler adeta bir tiyatro sahnesidir; kötü bir oyundur oynanan ve ikisinin de canı yanar, ancak bitmez, aynı şekilde sürer gider.

 Oysa gerçek mutluluk; gerçek aşkı, yani Allah’ın güzel tecellisini eşinde aramak, samimi ve dürüst olmak, Allah’tan çok korkmak ve çok sevmektir. Bu, Allah’ın bir nimetidir ve yalnızca samimi inanan insanlara sunulur.

 İman Eden Kadın

İnsanlar doğru sözlü kişiden hoşlanırlar. Doğru konuşmak, hem kadın hem erkek için çok etkileyicidir. İman eden kadını güzelleştiren aklı ve samimiyetidir. Samimi iman eden bir kadın çok etkileyicidir; gerçek sevgi, doğallık ve samimiyetin içinde saklıdır.

 İnanan kadının bir özelliği de, kıskançlık ve rekabet gibi duygulardan arınmış olmasıdır. Erkeklerle bir eşitlik mücadelesini değil, ‘hayırlarda yarış’ı benimser. Mümin kadın, Yüce Allah’a yakın olabilmek için, bu imani yarışta gücü yettiğince çaba harcar.  Rabbimiz  Kuran’da, kadın ya da erkek, her mümine şu özelliklere sahip olması gerektiğini bildirmektedir:

Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah’a ve Resulü’ne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)

Kuran’da Söz Edilen Kadınlar

 Rabbimiz Kuran’da, Hz. Meryem’i seçtiğini ve onu tüm kadınlara üstün kıldığını, “Hani melekler: ‘Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı’ demişti.” (Al-i İmran Suresi, 42) ayetiyle bildirmektedir.

Hz. Meryem’e ,“Hani Melekler, dediler ki: ‘Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. O, dünyada ve ahirette ’seçkin, onurlu, saygındır’ ve (Allah’a) yakın kılınanlardandır…” (Al-i İmran Suresi, 45) ayetiyle bildirildiği gibi Cebrail aracılığı ile Hz. İsa müjdelenmiştir.

Hz. Meryem, Allah’ın bir mucizesi olarak,  insan eli değmeden hamile kalmış ve böylece Hz. İsa doğmuştur. Allah’ın yarattığı kadere içten boyun eğen Hz. Meryem, tüm iftiralara karşı Allah’a teslim olmuştur. “… ‘Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun’un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi.” (Meryem Suresi, 27-28) şeklindeki ağır sözlere rağmen insanların düşüncelerini önemsememiştir. Tevekkülünün ve sabrının karşılığı olarak Rabbimiz, Hz. İsa’yı beşikte konuşturmuş ve Hz. Meryem’i iftiralardan temizlemiştir.

 Rabbimiz Kuran’da, Firavun’un karısının üstün ahlakını da örnek göstermektedir. Firavun, Mısır’da zalimliği ve halkına uyguladığı şiddetle tanınır. Karısı da, Firavun’un bu zorbalığına ve inkarına en yakın tanıktı. “… Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.” (Yunus Suresi, 83) ayetiyle bildirildiği gibi, erkek çocukları öldürüyor ve halka işkence yapıyordu.

 Rabbimiz, Firavun’u uyarmak amacıyla Hz. Musa’yı göndermiştir. Ancak, “Sonunda Musa’ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı…” (Yunus Suresi, 83) ayetiyle bildirildiği gibi, Hz. Musa’ya iman edenler çok az sayıdadır. İnsanlar Firavun’un zulmünden korktuklarından iman etmezken, Firavun’un karısı korkmamış, Allah’ın yakınlığını kazanmayı seçmiştir. Onun samimi imanı “… Hani demişti ki: “Rabbim bana Kendi Katında, cennette bir ev yap; beni Firavun’dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar.” (Tahrim Suresi, 11) ayetiyle haber verilmektedir.

 Kuran’da Hz.Musa’nın annesinden ve yaşadığı imtihandan da bahsedilir. Allah, Firavun’un zulmünden korumak için Hz. Musa’yı bir sandıkla nehre bırakmasını ona vahyetmiştir. Allah’a teslimiyetini kanıtlayan Hz. Musa’nın annesi, bu zor imtihandan sonra, Allah’ın vaadi sonucu çocuğuna kavuşmuştur:

Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah’ın va’dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler. (Kasas Suresi, 13)

 Kuran’da Sebe Melikesinden de söz edilir. Onun kıssasında sanat ve estetiğin kadınları nasıl etkilediğini görürüz. Hz. Süleyman’ın muhteşem sarayındaki etkileyici cam zemini gördüğünde, Sebe Melikesinin, “…zaten biz Müslüman olmuştuk” (Neml Suresi, 42) şeklindeki sözlerinden bunu anlamaktayız.

 Kuran’da eşindeki Allah aşkını, derin sevgiyi görmeyen kadınlardan da söz edilmektedir. Örneğin Hz.Nuh’un ve Hz.Lut’un eşleri iman etmemişlerdir. Onlar –Allah’ın dilemesiyle- şeytanın pisliklerini ve çirkinliği güzellik olarak görmüşlerdir.

 Sonuç Olarak;

Mümin kadın, etrafına Allah aşkıyla baktığından her yerde Allah’ın tecellilerini görür. Bir çocuğa baktığında, yüreğinde şefkat ve merhamet duyguları oluşur. Mümin kadınların, din ahlakından uzak yaşayan toplumlarda kadınlara yaşatılan sıkıntılardan ve eziyetlerden uzak bir yaşamları vardır. Allah’ın, “Erkek olsun, kadın olsun, bir mü’min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl Suresi, 97) ayetiyle mümin kadınlara ve mümin erkeklere vadettiği gibi, güzel bir yaşam sürerler. Ahirette alacakları karşılık ise –Allah’ın dilemesiyle- bitip tükenmeyecek rızıklarla dolu sonsuz mutluluk yurdu olacaktır.

 Adn cennetleri; kapılar onlara açılmıştır. İçinde yaslanıp-dayanmışlardır; orda birçok meyve ve şarap istemektedirler. Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır. İşte hesap günü size va’dedilen budur. Şüphesiz bu, Bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok. (Sad Suresi, 50-51-52-53-54)

Elif Alaca

www.hanimlar.com

Efendimiz (s.a.v)’in unutamadığı kişi

13 Eylül 2009 Yazan kubra  
Kategori Kadınca

hz.muhammed a.sPeygamber Efendimiz (s.a.v) ilk eşi Hz. Hatice annemizi çok seviyordu. Vefat etmiş olmasına rağmen her fırsatta onu hayırla yâd ediyor, onun geride bıraktığı dostlarıyla yakından ilgileniyordu. Peki Hz. Hatice ne yapmıştı ki, Efendimiz (s.a.v) kendisine böylesi bir alaka gösteriyordu?

 Eline aldığı kuru bir hurma dalına dayanarak Resûlüllah’ın kapısına kadar gelmiş olan yaşlı bir kadın, içeri girmek arzusunu izhar etmesi üzerine:

- Yâ Resûlâllah, kim olduğunu bilmediğimiz bir ihtiyar kadın, zâtınızı görmek istiyor, dediler. Resûl-i Ekrem Hazretleri:

- Müsaade edin, gelsin, buyurdular. İhtiyarlıktan âdeta rükû eder halde duran kadın, hurma dalından edindiği asâsına dayana dayana Efendimiz (s.a.v)’in kapısından içeri girdi. Bir-iki adım ilerledikten sonra, kendisini tanıyan Allah Resulü hemen ayağa kalktılar; altlarındaki içi hurma lifi dolu minderlerini göstererek oturmasını istediler. Peygamberimiz’in bu kadına gösterdiği hürmet ve alâka, orada hazır bulunan Hazret-i Ömer’in dikkatini çekti. Hatta kim olduğunu merak ettiği yaşlı kadına gösterilen bu ikramı, biraz da fazla gibi bulduğu içindir ki, kalkıp gittikten sonra:

- Yâ Resûlâllah, bu kadın kimdi ki, kendisine ayağa kalkacak kadar hürmet ettiniz, minderinizi verecek kadar alâka gösteriniz, dedi. Efendimiz (s.a.v) ’in cevabı tek cümleden ibaretti:

- Bu kadın, bizim Hatice’nin dostlarındandı!

Efendimiz (s.a.v), Hz. Hatice’yi niye bu kadar seviyor?

Burada aklımıza şöyle bir soru geliyor: Peygamber Efendimiz (s.a.v), senelerce evvel vefat etmiş olan Hatice validemize, neden bu kadar alâkâ duyuyordu ki, onun dostlarına bile ayağa kalkıyor, minderlerini vermek kadirşinâslığında bulunuyorlardı?

Hatice validemizin kendisini bu derece sevdiren hususiyeti ne idi?

Bu sualin cevabını da Hazret-i Âişe validemizin hazır bulunduğu bir mecliste cereyan eden şu hatırada bulmak mümkündür. Efendimiz (s.a.v), bir aile sohbetinde, Hazret-i Hatice validemizi uzun uzun yâd etmiş; bazı hatıraları yeniden anlatarak, geçmiş günlerini dile getirmişti. Hazret-i Âişe validemiz:

- Yâ Resûlâllah, senelerce evvel ölüp gitmiş olan bir yaşlı kadını, bu kadar hatırlayıp yâd etmekte ne fayda var?

Allah, size, ondan daha genç ve güzelini ihsan etmiş; ağzında dişi bile kalmamış bir ihtiyar kadın yerine daha gencini vermiştir, dedi. Âişe validemizin bu sözlerine karşı Allah Resulü’nün, Hz. Hatice validemizi niçin unutmadığını bildiren şu cevaplarını, dikkat ve ibretle okumaktayız:

Âişe! Seneler geçtiği halde Hatice’yi unutmayışım, onun dış güzelliğinden değildir. Herkes beni red ve inkâr ettiği zaman, Hatice bana inandı ve tasdik etti. Etrafımdakiler bana, yalancısın, dediği zaman; Hatice bana, doğru söylüyorsun, asla çekinme, dedi. İnsanlar benden bir pulu esirgediği zaman, Hatice, bütün servetini önüme sürerek, “Bunların hepsi emrindedir, istediğin kadar harcayabilirsin” dedi.
Eşe olan vefayı görüyor musunuz? Efendimiz(s.a.v) ’den öğreneceğimiz ne kadar çok şey var. Bunun için elbette onun hayatını didik didik etmeli, kare kare okuyup günümüze dersler çıkartmalı değil miyiz?

Dünyada yalnız kaldığım günlerde, Hatice, benden asla geri kalmadı; “Bunların hepsi geçicidir, üzülme, ileride bu güçlükleri kolaylıklar takip edecektir” dedi. İşte ben, Hatice’yi, bu fedakârlıkları için unutmuyorum!

Hanımlar.com