Atatürk Havalimanı’nda şarbon paniği

03 Eylül 2010 Yazan kubra  
Kategori Gündem

NATO’da görevli 6 Amerikalı asker ile bir Türk görevli Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılarak karantinaya aldı.

Atatürk Havalimanı’na uçakla gelen kargodan çıkan toz nedeniyle 6 ABD askeri ile bir Türk, şarbon şüphesiyle Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı.

Alınan bilgiye göre, Atatürk Havalimanı’nda görev yapan ve gelen kargoları teslim alan Amerikalı bir asker, dün gelen kargo paketlerinden birini şüphe üzerine açınca bir tozla karşılaştı.

Durumun Atatürk Havalimanı yetkililerine bildirilmesinin ardından Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Genel Müdürlüğü Sağlık Denetleme Merkezi olaya müdahale etti. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Ulusal Medikal Kurtarma Ekipleri (UM-KE) Atatürk Havalimanı’na gönderildi.

Ekipler, kargoda bulunan tozun şarbon olabileceği ihtimaline karşı NATO’da görevli 6 Amerikalı asker ile bir Türk görevliyi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırarak karantinaya aldı. Şarbonlu olduğundan şüphe edilen paket ise incelenmek üzere laboratuvara götürülürken, sonuçların 2 günde belli olacağı bildirildi.

Şüpheli tozun bulunduğu kargoyu taşıyan araç, Çelebi Yer Hizmetleri’ne çekilerek koruma altına alındı.

8Sütun

Vatandaş tedirgin!

03 Mayıs 2010 Yazan kubra  
Kategori Gündem

Besiciler “Türkiye’de sığır çok” derken, dünyanın en pahalı etini yiyen Türkiye, ithalatçı lobilerin etkisi ile ithal ete mahkum ediliyor.

vatandas-tedirgin-medium-0

Türkiye, siyasi gerilimlerle, yoksulluk ve işsizlik gibi sosyal problemleri ile boğuşurken, 1 yıldır adım adım gelen kırmızı et krizi vatandaşı can evinden vurdu. Yüz binlerce insanın açlık sınırının altında yaşamaya çalıştığı ülkemizde, hayvancılığın iflası ile fahiş fiyatlara tırmanan kırmızı et için düşünülen “et ithalatı”nın da çözüm yerine, üreticiye son darbeyi indirecek yumruk olacağı ifade ediliyor.

Türkiye ilk olarak 2007-2008 yıllarında gıda spekülatörlerinin tırmandırdığı pirinç fiyatlarındaki anormal yükselişle şok oldu. Dünya genelinde birçok ülkede toplumsal huzursuzluklara yol açan aşırı yüksek fiyatlı gıdanın, birkaç yıl içinde kırmızı et fiyatlarına da yansıyacağı 3-4 yıl önceden söylenmiş ve basına yansımıştı.

Daha 2007 yılından itibaren et fiyatlarının da yükseleceği yönündeki haberler, 2010 yılına gelindiğinde doruk noktaya ulaştı. 35 lira seviyesine çıkan kırmızı et fiyatları, özellikle İstanbul’un kimi semtlerinde 45 liraya kadar çıktı. Öyle ki et fiyatları, 4 yılda geleceği noktaya Ocak 2010 tarihinden bu yana 4 ay içinde ulaştı bile. Son birkaç ayda dana etine yüzde 40, koyun etine ise yüzde 50′nin üzerinde zam geldi.

Yüzde 300 zam
2004 yılında kilosu 10 lira civarında olan kırmızı etin 2010 yılında 40 liraya kadar çıkarak yüzde 300′e yakın zamlanması, başta enflasyon olmak üzere ekonomideki tüm rakamlara karşı fiyat artışındaki dehşeti gösteriyor. Avrupa’da kırmızı etin kilosu 3 ile 9 Euro (7-20 TL) arasında satılırken Türkiye’de bu rakam 35-40 lirayı (15-20 Euro) bulabiliyor.

Kasaplar, kuyumcu gibi artık gramla kıyma ve parça et sattıklarını açıklarken vatandaşlar düşmek bir yana sürekli fiyatı yükselen kırmızı ete karşı, beyaz et ve sebze gibi alternatiflere yöneldi. Aylardır kamuoyunun gündemini meşgul etmesine karşın kırmızı etteki fahiş fiyat artışları ile ilgili tek kelime etmeyen Başbakan’ın ve çözüm önerisi sunmayan hükümetin, aniden geçen hafta kırmızı et ithalatı yapılacağını açıklaması şüpheyle karşılandı. Şarbon ve Deli Dana hastalıkları nedeniyle tecrübeli olan vatandaşlar, helal ve sağlıklı et kıstaslarına riayet edilmemesi endişesi taşırken, kırmızı et ithalatı ile rant için pusuya yatan kimilerinin kasasının doldurulacağı iddia ediliyor. Kimi firmaların içi et dolu gemileri haftalardır limanlarda beklettiği ve bunları Et Balık Kurumu’na satmak için beklediği ileri sürülüyor.

İthalatın hayvancılık sektörünü tamamen bitireceğini kaydeden besiciler ise hükümetin ithal et kararına şiddetli tepkiler gösteriyor.

“At eti” haberleri oyun muydu?
Kırmızı et ithalatçısı lobilerin aylardır sürekli “At ve eşek eti satılıyor” yönündeki haberlerle et fiyatlarındaki artışı hızlandırdığını söyleyen uzmanlar, bu haberlerin abartılarak verilmesi ile gelinen noktada ülkenin “İthal ete mahkum edildiğini belirtiyor. İthalatçı lobilerin ve tonlarca et alarak stoklayan AVM’lerin de et ithalatını destekledi öne sürülüyor.

Kırmızı et fiyatlarının tavan yapması üzerine Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla EBK’ya AB ülkelerinden et ve canlı hayvan ithali izni vermesi, çiftçi ve besicilerin tepkisine neden oldu.

15 liraya sattığımız et vitrinde 45 lira oluyor
Besiciler Hükümetin, Et Balık Kurumu (EBK)’na canlı hayvan ve et ithali yetkisi vermesini eleştirirken, etteki pahalanmanın kendilerinden kaynaklanmadığını, kendilerine kilosu 15 TL’ye mal olan kırmızı etin market reyonlarında 45 TL’ye satıldığını belirtiyorlar.

3 bin ortaklı Doğu Anadolu Tarımsal Üreticiler ve Besiciler Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Nazmi Ilıcalı, ithal et uygulamasının ülke hayvancılığına darbe vuracağını, kırmızı etten besicilerin kâr etmediğini, aracıların kazançlı çıktığını söyledi.

Muş’ta besicilik yapan bir kişi ise elindeki büyükbaş hayvanları satamadığından yakınarak, ithal et getirtilmesinin çözüm olmayacağını, kilosunu 15 TL’ye sattıkları etin aracılar yüzünden marketlerde 45 liraya çıktığından şikayet ediyor. Ailelerinin geçimini hayvancılıkla sağladıklarını söyleyen besiciler, ithal et kararı ile bunun da ellerinden alındığını söylüyor.

Vatandaşın “İthal et” konusunda soru yağmuruna tuttuğu müftülükler ise yetkililerin, ithal edilecek etin İslami usullere göre kesildiğini belirtmesi, sertifika istemesi ve bu konuda vatandaşa güven vermesi gerektiğini söylüyor. İslamiyet’te güvenin esas olduğunu söyleyen müftülükler, yetkililerin bu konuda açıklama yapmaması veya güven sağlayamaması durumunda ise ithal et tüketmekten kaçınmak gerektiğini vurguluyor. İslami esaslara göre kesilmemiş hayvanın etini tüketmenin haram olması nedeniyle bu konudaki şüphelerin de giderilmesi gerekiyor.

Spekülasyon büyük şehirlerde yapılıyor
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın da, Türkiye’de et fiyatlarının bir spekülasyon sonucu arttığının doğru olduğunu, ancak bu spekülasyonun kaynağını üretici fiyatlarında aramamak gerektiğini belirterek, “Bu spekülasyonun kaynağını metropol kentlerdeki tedarikçilerde aramak gerekir” dedi.

Et Balık Kurumu Genel Müdürlüğü’ne canlı sığır ve sığır eti ithalatı izni veren kararı eleştiren Günaydın, kararla Türkiye’nin 1998 yılından bu yana hayvan hastalıkları gerekçesiyle izlediği et ithalatı yasağının ortadan kaldırılmış olduğunu kaydetti.

Hayvancılık spekülatörlerin insafına terkedildi
Et fiyatlarındaki artışın ana etkenlerinden birinin yıllardır uygulanan yanlış hayvancılık politikaları ve besicilik sektöründe çok önemli bir denge unsuru olan Et ve Balık Kurumlarına ait kombinaların neredeyse tamamının özelleştirilmesi olduğunu söyleyen uzmanlar, bu etkenler yüzünden sektörün spekülatörlerin insafına terk edildiğine vurgu yapıyor.

Et ve canlı hayvan ithalat kararının da acı sonuçları olabileceğine dikkat çeken besiciler ve veterinerler, ithal et uygulamasının zaten bitme noktasına gelen hayvancılığa telafisi mümkün olamayacak bir darbe vuracağını ifade ediyor.

Et ithalatının şartları?
- Et ve Balık Kurumu, Estonya, Letonya, Litvanya ve Macaristan’dan 4 bin 25 ton kasaplık canlı sığır ithal edecek.

- İthal edilecek canlı kasaplık sığırlar Angus, Hereford, Montofon, Holstein, Simental ırkı veya melezlerinden olacak.

- Sığırların yaşları 16 ay ile 28 ay arasında olacak.

- Sığırların cinsiyeti erkek, canlı ağırlığı asgari 450 kilogram, azami 650 kilogram olacak.

- Hayvanlarda herhangi bir fiziki kusur bulunmayacak.

- Canlı hayvanlar Adana (1750 ton), Ankara (500 ton) ve Sakarya Kombina Müdürlüğü’ne (1775 ton) teslim edilecek.

ABD’de kişi başı tüketim 90, Türkiye’de 12 Kg
ABD’de yıllık kişi başı et tüketimi 90 Kg. Avrupa ülkelerinde 60 Kg. Türkiye’de ise yıllık kişi başı et tüketimi yaklaşık 12 Kg. Tarımdaki nüfusu yüzde 26 olan Türkiye’de 1980 yılında nüfus 55 milyon iken canlı hayvan sayısı 55 milyon idi. 2010 yılına gelindiğinde ise 73 milyonluk Türkiye nüfusuna karşılık canlı hayvan sayısı 34 milyon.

En pahalı eti biz yiyoruz
AB’de etin kilosu 4 dolar, Türkiye’de ise 17-20 dolar aralığında. Türkiye’de küçükbaş hayvanlarda canlı kilogram fiyatı 9 lirayı (5.8 dolar) bulurken mesela ABD’de canlı koyunun kilosu sadece 68 cent (1 lira.) Küçükbaş hayvanların canlı kilogramı Yeni Zelanda’da 0.96 dolar, Avustralya’da 1.04, İran’da 2.75, İngiltere’de 1.67, Hindistan’da 1.74, İspanya’da 1.60 dolar, Almanya’da ise 6 dolar civarında seyrediyor.

“Şarbon” ve “Deli Dana”yı unutmadık
“Şarbon” ve “Deli Dana” hastalıkları nedeniyle ithal et konusunda tecrübeli olan vatandaşlar, helal ve sağlıklı et kıstaslarına riayet edilmemesi konularında da endişe taşıyor. Kırmızı et ithalatı ile kasasını dolduracak olan kimi firmaların haftalar öncesinden hükümetin kararını çıkarmasını beklediği ve içi et dolu gemileri limanlarda beklettiği iddia edilirken ithalatın, besiciliği bitireceği ve yerli üreticiyi perişan edeceği öne sürülüyor.

“At eti” haberleri oyun muydu?
Kırmızı et ithalatçısı lobilerin aylardır sürekli “At ve eşek eti satılıyor” yönündeki haberlerle et fiyatlarındaki artışı hızlandırdığını söyleyen uzmanlar, bu haberlerin abartılarak verilmesi ile gelinen noktada ülkenin “ithal ete mahkum edildiğini belirtiyor. İthalatçı lobilerin ve tonlarca et alarak stoklayan AVM’lerin de et ithalatını desteklediği öne sürülüyor.

Pirinç ve etten sonra sıra tahılda!
2005′te 21,5 milyon ton olan buğday üretimi 2009′da 17 milyon tona düştü.

2005′te 9,5 milyon ton olan arpa üretimi 2009′da 6 milyon tona düştü.

2005′te 2,3 milyon ton olan pamuk üretimi 2009′da 2 milyon tonun altına düştü.

2005′te 520 bin ton kırmızı mercimek üretimi 2009′da 111 bin tona düştü.

2005′te 26 bin ton olan susam üretimi 2009′da 20 bin tonun altına düştü.

Gıda Güvenliği Hareketi Genel Başkanı Kemal Özer: Et dolu gemiler limana geldi bile
“Birkaç aydır et fiyatları hızla artıyor. Artıştan kim ya da kimler sorumlu? Bekleyip bekleyip “ne yapıp edip etin fiyatını düşürün” diyen Başbakanımız, bu yüzden ikna edici değil. Gelen bilgiler doğru ise; bazı çevreler canlı cansız et dolu gemileri limanlara yaklaştırmış bile. Etin fiyatı bu kadar yükselmişken; menşei şaibeli, hastalıklı, yaşlı, niteliksiz, antibiyotik deposuna çevrilmiş hayvan etlerini “sözde helâl” etiketleri ile bize sunarlarsa şaşıracak değiliz.”

Doğu Anadolu Tarımsal Üreticiler ve Besiciler Birliği Başkanı Nazmi Ilıcalı: 15 Liraya sattığımız et vitrinde 45′e çıkıyor
“Hükümet spekülatörleri aradan çıkartmak için ithalat sistemi uygulamış ancak çiftçi perişan olmuştur. Allah sonunu hayırlı etsin. Etin fiyatı yükselmedi aslında, etin Türk çiftçisinin elinden çıkışı 15 TL. EBK çiftçiden et alıp kesiyordu, tüketici 15 TL’den EBK’dan alamıyor, reyonlardan 45 TL’ye alıyordu. Tüketici aradaki farkın üreticiden olduğunu zannediyordu. Bu fark eti satanlar veya tüketicinin eti satın aldıkları kişilerden kaynaklandığı ortada. Aracı, arabulucu, komisyoncu!”

Van Ticaret Borsası (VATBO) Başkanı Feridun Irak: Tam dışa bağımlı hale geleceğiz!
“Bu kararla son derece stratejik olan hayvancılık sektörü, kısmen dışa bağımlılıktan, tam dışa bağımlı hale gelecektir. 1980′li yıllara kadar, dünyanın en çok hayvan varlığına sahip olan ve birçok ülkeye canlı hayvan ile et ihraç eden ülke, neden et ithal etme durumuna geldi? Doğru yerde doğru yatırım yapılması ve desteklenmesi halinde, hayvancılık sektörü tekrar toparlanır ve fiyatlar dengelenir. Doğru yer ise çayır ve meraların bol olduğu, hayvancılık için en ideal iklim olan eksi 20 ile artı 30 derece sıcaklık aralığına sahip, Doğu Anadolu Bölgesidir.”

Haber kaynağını görüntüle

89. İl Divan Toplantımız Gerçekleştirildi

13 Mart 2010 Yazan kubra  
Kategori Manşet, Teşkilat Haberleri, İstanbul

Saadet Partisi İstanbul Kadın Kolları 89. İl divan toplantısı yapıldı.

89.İl Kadın Kolları Divanımız il Başkanımız Nagehan Gül Asiltürk’ün açılış konuşması ile başladı. Açılış konuşmasında gündeme ilişkin bir çok konuya değinen Asiltürk , “sözde soykırım” yasa tasarısının Abd senatosundan geçmesinin önemine dikkat çekerek mevcut Hükumetin “Stratejik” ortağı Abd ’den bu davranışı beklemediğini Abd’nin her zamanki politikasında hiçbir değişikliğin olmadığını belirti. Ermeni meselesi Türkiye’ye karşı her zaman Abd tarafından baskı ve yaptırım aracı olarak kullanmıştır dedi. Fakat maalesef Hükümetimiz bu davranışı görememiş gereken tedbirleri almamıştır. “Stratejik ortak”, “ model ortak” dediği Türkiye’yi Abd, kendi emperyalist çıkarları doğrultusunda sıkıştırmaktadır. Aynı davranış AKP Hükümetinin girmek için çaba sarfettiği AB içinde geçerlidir. AB üyesi 18 ülke “sözde soykırımı” tanımış durumda, ifadelerini kullandı. Seçimlere bir yıl kala Anayasa değişikliğinin tekrar gündeme alındığını , bu meselenin seçim yılı içerisinde aceleye getirilebilecek bir konu olamayacağını, bunu Hükumetinde bildiğini, fakat muhalefetin yardımıyla bu konunun bir seçim malzemesi haline geleceğinden korktuğunu ifade eden Asiltürk, AKP Hükümetinin önemli memleket meseleleri üzerindeki gayri ciddi tutumularının ülkemize çok pahalıya malolduğunu hatırlattı ve Amerikan senatosunda yaşanan” sözde soykırım” yasa tasarısının kabulünün bunun en son örneği olduğunu söyledi. İl kadın Kolları divanımızda İl Başkanı Erol Erdoğan’a vekâleten bir konuşma yapan İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi Gürsel Demir Saadet Partisi İstanbul Teşkilatının üye atağı yapacağını ve bu atağa en büyük katkıyı Kadın Kolları Teşkilatlarımızın yapacağına inandığını ifade etti.

Genel merkez Kadın Kolları sorumlumuz Elif Erbakan Altınöz ise konuşmasında İstanbul Kadın Kolları Teşkilatlarımızın mahalle divanları sayısındaki artışını sevindirici olduğunu fakat asıl hedefin sandık divanları olduğunu, kadın kollarımızın bu hedefi de gerçekleştirerek gücüne güç katacağını söyledi.

İl divanımızın “Siyasi Konuşmalar” gündeminin konuğu olarak divan toplantımıza katılan SP Genel Başkan Yardımcısı Şeref Malkoç, “Sivil Anayasa Hazırlıkları” konusunda bir konuşma gerçekleştirdi. Sivil Anayasa çalışmalarını gündeme alan il Kadın Kollarımızı tebrik ederek konuşmasına başlayan Malkoç, batıda ilk Anayasa metinlerinin 200 yıl önce 30 yıl savaşları ve Fransız ihtilali sonunda oluşmaya başladığı, uzun yüzyıllardır birbirleri ile savaşmaktan yorulan Avrupa’nın zorunluluklar sonucunda bu metinleri oluşturduğunu dile getirdi. Ülkemizin ve medeniyetimizin varoluşundan beri hukuk metinlerine bağlı olarak yaşadığını ifade etti. Modern hukuk tarihi ile ilgili bilgi veren Malkoç, ülkemizde bu gün itibari ile, hiçbir gurubun ve ideolojinin beğenmediği 82 Anayasasının uygulandığını ve 82 Ayasasının bütün Hükümetlerce sağının solunun parça parça değiştirilerek Nasrettin Hocanın” leyleği kuşa çevirdiği hadiseye benzetildiğini ifade etti. 82 Anayasasının tümü ile değişmesi konusunda toplumun tüm kesimlerinin mutabık olduğunu fakat hükümetin bu konuda samimi davranmadığını söyledi. Sekiz yıldır bunu gerçekleştirmemiş olmak bunun göstergesidir. Yapılacak Anayasanın AB’nin , Abd’nin isteği doğrultusunda değil milletin değerleri doğrultusunda olması gerektiğini söyleyerek aksi faaliyetlerin ülkemize bir deli gömleğini çıkarıp diğerini giydirmek olacağını vurguladı. Saadet Partisi’nin yapılacak her türlü faydalı çalışmaya önceden olduğu gibi şimdide destek olacağını sözlerine ekledi.

89.il Kadın Kolları divanımızda farklı siyasi partilerden partimize iltihakların olması divanımızı güzelleştiren önemli gündemlerden birini oluşturdu. Şubat ayı itibariyle yapılan iltihaklar;

* Bağcılar ilçesinde AKP’den 1 kişi

* Beylikdüzü ilçesinde AKP’den 5 kişi

* Beyoğlu ilçesinde AKP’den 2 kişi

* Beykoz ilçesinde CHP’den 1 kişi

* Kâğıthane ilçesinde AKP’den 2 kişi

* Sultanbeyli ilçesinde AKP’den 2 kişi

* Sultangazi ilçesinde AKP’den 4 kişi

* Ümraniye ilçesinde AKP’den 4 kişi

* Üsküdar ilçesinde AKP’den 1 kişi

Şeklinde gerçekleşti.

89. İl Kadın Kolları divanımız İl Başkanımız Nagehan Gül Asiltürk’ün, teşkilatlarımızın üye atılımı hedefini başarıyla sonuçlandıracağına olan inancını belirttiği kapanış konuşması ile sona erdi.

 

 

İftiralarla dolu ’soykırım’ programı

02 Mart 2010 Yazan kubra  
Kategori Gündem

Amerikan CBS televizyonu, Kongre’de oylanacak soykırım tasarısı öncesi Ermeni iddialarına destek veren bir program yayınlandı.

iftiralarla-dolu-soykirim-programi-medium-0

Daha önce Fener Rum Patriği’nin iddiaları doğrultusunda Türkiye’de Hıristiyanların baskı gördüğünü öne süren CBS televizyonu bu kez de Ermeni propagandası yaptı. Yine Bob Simon’ın hazırladığı programda Ermeni soykırımı iddialarına destek verildi. 60 dakika adlı programdaki 3 bölüm arasında yer alan tartışmalı yapım, “Tarih yüzünden savaş” başlığı ile sunuldu. Programda Türkler ve Ermeniler arasında ‘bir milyondan fazla Hıristiyan Ermeni’nin büyük sürgün ve katliamının’ nasıl isimlendirileceği konusunda bir savaş yaşandığı belirtilerek, “Ermeniler ve tarihçilerin ezici çoğunluğu, Türk yöneticilerinin soykırım yaptığını ve bunun Hitler’in Yahudilere yaptığı şeye örnek olduğunu söylüyor. Öte yandan Türkler, atalarının böyle bir suç işlemediğini ve Türklerin de savaşın kurbanlarından olduğunu söylüyor.” deniliyor.
450 bin kişilik toplu mezar iddiası
Bu savaşın sadece iki ulus arasında kalmadığı, Beyaz Saray ve Kongre’nin de dahil olduğu, hatta ’soykırımı’ resmen tanıyan tasarının şu anda Amerikan Temsilciler Meclisi ve Senato’ya sunulduğunu vurgulanan programda, Suriye topraklarındaki Deyrizor çölünde ‘450 bin’ Ermeni’nin toplu olarak gömüldüğü iddia ediliyor. Bölgedeki bir tepeciği elleriyle kazak kemik parçaları bulan Ermeni kökenli yazar Peter Balakyan’ın “Burası Ermeni soykırımının en büyük mezarlığıdır.” iddiasını dile getiriyor.

Deyrizor’un Ermeniler için Yahudilerin toplama kampı Auschwitz’e eş değerde olduğu savunularak, “Bu yer hakkındaki en korkunç şey, 95 yıl sonra bile katliamın kanıtlarının yer yerde olması. Fırat Nehri yakınlarında bir tepelik var. Burası aynı zamanda bir toplu mezarlık. Hiçbir zaman kazılmadı. Burada ne olduğunu gösteren kanıtları toplamak için yapmamız gereken tek şey yüzeyi biraz eşelemekti. Binlerce insanın gömüldüğü bu tepelikte durmak oldukça sıra dışı. Kim olduklarına ve nereli olduklarına dair bir kayıt yok.” ifadesine yer veriliyor.

1915 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın şiddetini artırdığı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmakta olduğu kaydedilerek, “Beşinci kol olarak görülen yani düşmanla işbirliği yapmakla suçlanan Ermeniler, Müslüman idareciler tarafından hain olarak değerlendiriliyordu.” deniliyor.
“Hitler, Osmanlı’dan ilham aldı” iddiası
1915′te başlayan Ermeni tehcirinden bahsedilen program yayına hazırlandığında Türkiye’nin Washington Büyükelçisi olarak görev yapan Nabi Şensoy’la bir röportaja da yer veriliyor. Şensoy, Bob Simon’un Suriye’de bulduğu kemiklerle ilgili sorusuna “Türkiye’de de her yerde kemik bulabilirsiniz. Bu topraklarda birçok trajedi yaşandı.” cevap veriyor.

Şensoy, Deyrizor’un Auschwitz’le karşılaştırılmasına ve Ermenilere yönelik katliam iddialarını reddedederek, “Ölüm yürüyüşü diye bir şey yoktur. Sürgün vardı ve bazı trajik olaylar yaşandı. Birinci Dünya Savaşı’ndaki yokluk sırasında birçok olay oldu… En önemli şey, niyet. Bu ölümler başka bir şey. Her iki tarafta da oldu.” diyor. Şensoy, Osmanlı Devleti’nin tehcir kararıyla Ermeni nüfusu yok etmek gibi bir niyetinin olmadığını vurguluyor.

Programda bir mağara gösterilerek buraya sayısız kadın ve çocuğun atıldığı, mağaranın ağzında ateş yakılarak içerdekilerin nefes almasının engellediği iddiasına da yer veriliyor. Ayrıca Hitler’in Polonya’yı işgalinden önce “Bugünlerde kim, Ermenilerin yok edilmesinden bahsediyor?” dediği iddiaları da yinelenerek, Nazi liderinin sözde Ermeni soykırımından ilham aldığı öne sürülüyor.

Anılar silindi, kayıtlar yok edildi
Türklerin, Hitler’in bu sözleri söylediği iddiasına karşı çıktığı ifade edilerek, “Osmanlı yıkıldığı zaman modern Türk devleti kuruldu. Ermenilere ne olduğu ile ilgili anılar silindi, kayıtlar yok edildi. Yeni alfabe kabul edildi. Ama katliam hiç okullarda öğretilmedi.” ifadelerine yer veriliyor. Soykırım sözcüğünü kullanmanın Türklüğe hakaret olarak değerlendirildiği ve hapisle cezalandırıldığı anlatılarak, Ermeni yazar Hrant Dink’in de bu suçtan üç kez yargılandığı ifade ediliyor. Dink’in binlerce ölüm tehdidi aldığı ama buna rağmen yazmaya devam ettiği vurgulanarak, ancak Dink’in bir cinayete kurban gittiği kaydediliyor. Dink’in artık bir şehit olarak kabul edildiği, her yıl Nisan ayında Ermenistan’da yapılan anma törenlerinde de Dink’in de anıldığının altı çiziliyor.

İki yıl önce Temsilciler Meclisi’nde soykırımı tanıyan bir tasarının oylandığı ve Türkiye’nin de tepki olarak büyükelçisini geri çağırdığı hatırlatılarak, Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı’nın uyarılarda bulunduğu bunun üzerine de Bush yönetiminin ve sekiz eski dışişleri bakanının tasarının yasalaşmasını engellediği belirtiliyor.

Programda Türkiye’nin Amerika için öneminden bahsedilerek, hiçbir Amerikan Başkanı’nın soykırımı tanıyamadığı ifade ediliyor. Obama’nın adaylığı sırasında soykırımın varlığını kabul ettiği; ancak Türkiye’yi ziyaretinde bu kelimeye hiç değinmediği kaydediliyor.

Programın sonunda iki ülke arasındaki savaşın bitmekten çok uzak olduğu iddiasına yer veriliyor.

Bu da ABD balyozu

31 Ocak 2010 Yazan kubra  
Kategori Gündem

bu-da-abd-balyozu-album-large-0

Bu soruya cevap verin!

Kurtulmuş, ABD İstanbul Başkonsolosluğunun Türkiye’deki resmi makamların bilgisi dışında İstanbul’daki dini azınlıklara güvenlik eğitimi verdiğini açıkladı ve sordu: ABD İstanbul Başkonsolosluğu, İstanbul’daki hangi dini azınlıklara, hangi gerekçelerle, hangi kapsamda hangi konuları içeren bir güvenlik eğitimi vermiştir? Konuyla ilgili İstanbul Valiliği’ne ve İstanbul emniyetine de herhangi bir bilgi verilmediğini dile getiren Kurtulmuş, “Bu güvenlik eğitiminin amacını bilmek 72 milyonun hakkıdır” dedi.

Üzerine gidilmesi lazım

Prof. Dr. Numan Kurtulmuş,  ABD Dışişleri Bakanlığına bağlı olarak çalışan, ‘İnsan Hakları ve Demokrasi Bürosu’ tarafından hazırlanan raporda,  “ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu tarafından İstanbul’da bulunan dini azınlıklara ‘Genel Güvenlik Stratejisi çerçevesinde güvenlik eğitimi sağlandığı” ifadesinin yer aldığını söyledi. Kurtulmuş, “İçişleri ve Dışişleri Bakanlığına bir sorumluluk olarak bu konuyu tevdi etmek bizim vazifemizdir. Böyle bir konuya muttaki olduktan sonra bunun üzerine gidilmesi lazım” dedi.

ABD’nin, Türkiye’de yaşayan dini azınlıklara yönelik güvenlik eğitimi verdiği ortaya çıktı.  ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu’nun, dini azınlıklara verdiği, stratejik güvenlik eğitimi konusunda Türkiye’den hiçbir resmi makama haber vermediği anlaşıldı. Ankara’da il başkanları ve il müfettişleri toplantısında konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Türkiye’yi sarsacak bir olayı gündeme getirdi. Kurtulmuş, ABD’nin, İstanbul’da dini azınlıklara “stratejik güvenlik eğitimi” verdiğini belgeleriyle açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığına bağlı, İnsan Hakları ve Demokrasi Bürosu tarafından, Türkiye ile ilgili hazırlanan “Din Özgürlükleri Raporu” başlıklı raporda, “ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu tarafından İstanbul’da bulunan dini azınlıklara ‘Genel Güvenlik Stratejisi çerçevesinde güvenlik eğitimi sağlandığı” ifadesinin yer aldığını belirten Kurtulmuş,  “ABD İstanbul Başkonsolosluğu, İstanbul’daki hangi dini azınlıklara, hangi gerekçelerle, hangi kapsamda, hangi konuları içeren bir güvenlik eğitimi vermiştir? Bunu bilmek 72 milyonun hakkıdır” dedi.

Konunun üzerine gidilsin

Kurtulmuş, ABD İstanbul Konsolosluğunun Valilik ve Emniyet’in bilgisi dışında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan dini azınlıklara yönelik hangi gerekçelerle güvenlik eğitimi verdiğinin İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları tarafından mutlaka açıklığa kavuşturulması gerektiğini de vurgulayarak şöyle konuştu: “Şimdi buradan kamuoyu vasıtasıyla İçişleri ve Dışişleri Bakanlığına bir sorumluluk olarak bu konuyu tevdi etmek bizim vazifemizdir. Böyle bir konuya muttaki olduktan sonra bunun üzerine gidilmesi lazım. ABD İstanbul Başkonsolosluğu, İstanbul’daki hangi dini azınlıklara, hangi gerekçelerle, hangi kapsamda hangi konuları içeren, bir güvenlik eğitimi vermiştir? bunu bilmek 72 milyonun hakkıdır.”

Konsolosluk cevap vermedi

Saadet lideri Kurtulmuş’un gündeme taşıdığı belgeyi ortaya çıkaran İstanbul İl Teşkilatı’nın, ABD İstanbul Başkonsolosu Sharon Anderholm Wiener’e de konuyu sorduğu ancak, Wiener’in cevap vermediği belirtildi.

15′inci maddeyi derhal değiştirin

Darbeye karşı olduklarını söyleyen hükümete ve Meclis’teki muhalefete ‘Anayasa’nın geçici 15′inci maddesi’ konusunda bir çağrıda bulunan Kurtulmuş, “darbelere karşı isek şu anda darbeleri yapmış ve darbe sistemini oluşturmuş olan Anayasamızın geçici 15′inci maddesinin derhal değiştirilmesi sağlanmalı ve 12 Eylül darbesini yapanlara yargı yolu mutlaka açılmalıdır” dedi.

Valiliğin haberi yok

Raporda açık bir şekilde ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu tarafından İstanbul’da bulunan dini azınlıklara ‘Genel Güvenlik Stratejisi” çerçevesinde güvenlik eğitimi sağlandığı ifade ediliyor. Bu ne demektir?” diye soran Kurtulmuş, Partisinin İstanbul İl Başkanlığının İstanbul Valiliğine konuyla ilgili bir yazı yazdığını ve olayı sorduğunu kaydetti. Kurtulmuş, İstanbul teşkilatının, valiliğe “Söz konusu eğitimden Valiliğinizin haberi var mıdır? Eğitimin gerekçesi, içeriği süreci ve katılımcıları kimlerdir? Eğitimde partner kuruluşlar var mıdır?” şeklinde sorular sorduğunu ifade ederek, valilikten şu cevabı aldıklarını belirtti: “İstanbul Valiliğinin 6 Ocak 2010 tarihinde yazmış olduğu cevabi yazıda aynen şöyle deniyor; ‘Konu ile ilgili olarak yapılan inceleme ve araştırma neticesinde belirtilen eğitimle ilgili olarak valiliğimizin ve il emniyet müdürlüğümüzün ilgili kısımlarına her hangi bir müracaat olmadığı gibi valiliğimizin ve emniyet müdürlüğümüzün konu ile ilgili herhangi bir ilgi ve bilgisi bulunmamaktadır.”

Milletin asıl gündemi ekonomi

Saadet Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, “Türkiye’nin esas gündemi, pandoranın kutusu ekonomidir, milletin yoksulluğudur, işsizliğidir, dağılan tezgâhtır, insanların borçlu hale getirilmiş olmasıdır” diyen Kurtulmuş,”Saadet Partisi’nin bundan böyle yapacağı çalışmada milletin bir numaralı gündemi olan ekonomik sıkıntıları ortaya koymak ve bunun çözümünü milletimizle paylaşmaktır” ifadelerini kullandı. Kurtulmuş, hükümetin tekel işçileri konusunda düştüğü çıkmazın, ekonomik iflasının bir göstergesi olduğuna da vurgu yaptı.

İktidara yürüyoruz

Saadet Partisi İl Başkanları ve İl Müfettişleri toplantısı AFİTAB Kültür Merkezi’nde geniş bir katılımla yapıldı. Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, salona girişinde İl Başkanları ve İl Müfettişleri tarafından ayakta alkışlandı. Heyecanlı bir ortamda gerçekleşen toplantıda Kurtulmuş, gündemdeki konulara ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

Saadet Partisi’nin toplumun farklı kesimleri tarafından ilgi ile izlendiğini belirten Kurtulmuş, “Saadet Partisi Türkiye’nin ana muhalefet partisi olmuştur” dedi. İstanbul’da yapılan ekonomi konferansı ile Saadet Partisi için yeni bir dönem başladığını bildiren Kurtulmuş, “Bundan böyle Saadet Partisi ülke sorunlarına karşı çözümlerini milletle açık bir şekilde paylaşıyor ve iktidara hazır bir parti olduğunu bütün gücüyle ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan’ın ‘Valiler Toplantısı’nda valilere yaptığı ‘bacası tütmeyen evleri kontrol edin, yoksul vatandaşlarıma yardım edin’ çağrısını anımsatan Kurtulmuş, Erdoğan’ın bu talebini sert bir dille eleştirdi. Kurtulmuş, şöyle konuştu: “İyi güzel bir temenni. Valileri harekete geçirecek bir temenni de Sayın Başbakan siz tiyatro sahnesinde oynanan oyunu seyreden seyirci değilsiniz. Türkiye’nin ekonomik kararları üzerinde karar verecek makamda siz oturuyorsunuz. Evlerin bacasını tütmesini sağlayacak kararları alacak olan da sizsiniz. Dünyanın gerçekleri diyerek, küresel sistemin hükümete öngörmüş olduğu kulvara girerseniz ve bu kulvarda ekonomik politikaları icra ederseniz işte onun için o evlerin bacaları tütmez. Mesele bacası tütmeyen evlerin kapısına bir çuval kömür bırakmak, bir çuval un bırakmak değildir. Mesele 72 milyon vatandaşımıza kömür alacak, bacasını tüttürecek ve ununu alır, çorbasını kaynatır hale getirmektir. Bunun yolu da milletten yana, fukaradan yana kimsesizden yana bir ekonomi politikasını icra etmekten geçiyor.”

Siyasi ve hukuki reform süreci başlatılmalı

Türkiye siyasetine müdahale, darbe iddialarına ilişkin olarak da önemli açıklamalarda bulunan Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, “Saadet Partisi olarak darbe söylentileri üzerinden siyasi polemikler oluşturmak yerine Türkiye’de demokrasinin önünün bir daha kesilmeyeceği bir siyasal yapılanmanın ortaya çıkarılması için eylem planını zorunluluk görmektedir” dedi. Siyasetin gündemine getirdikleri bu ‘Eylem Planı’na ilişkin olarak da bilgi veren Kurtulmuş, şunları kaydetti: “Tüm siyasi partiler ortak bir deklarasyon yayınlayarak Parlamentoyu ve millet egemenliğini her şeyin üstünde tuttuklarını, Parlamentoya ve millet egemenliğine karşı yapılacak olan her türlü olağan dışı müdahalelere karşı tek yumruk olarak, tek vücut olarak millet adına karşı çıkacaklarını acilen hep birlikte deklare etmeliler” dedi.

Türkiye’yi darbe geleneğinden kurtarmak için bütün siyasi partilerin ortak bir çalışma zemini oluşturmak zorunda olduğunun da altını çizen Kurtulmuş, siyasi ve hukuku reform sürecinin gerçekleştirilmesi için mutlaka adım atılması gerektiğini ve bunun yapılması için de gerekli siyasi iklimin oluşturulmasının şart olduğunu vurguladı.

Asıl önemli olanın da yeni Anayasa için düğmeye basılması gerektiğini kaydeden Kurtulmuş, “Bu anayasayı değiştirmek bu hükümetin ve Parlamento’nun boynunun borcudur. Saadet Partisi olarak her türlü desteği vermeye hazırız” dedi. Bu konuda hükümeti de uyaran Kurtulmuş, şunları kaydetti: “Hükümet, Anayasanın birkaç yerini rötuşlayarak, birkaç maddesini değiştiriyormuş gibi yaparak ve ‘yapamazsak referanduma gideriz. Bu referandumda da oluşacak gerilimle hemen Türkiye’yi erken seçime götürürüz’ diye düşünüyorsa önce kendisine sonra Türkiye siyasetine yazık etmiş olur.”

Darbeye karşı olduklarını söyleyen hükümete ve Meclis’teki muhalefete ‘Anayasa’nın geçici 15′nci maddesi’ konusunda bir çağrıda bulunan Kurtulmuş, “darbelere karşı isek şu anda darbeleri yapmış ve darbe sistemini oluşturmuş olan Anayasamızın geçici 15′nci maddesinin derhal değiştirilmesi sağlanmalı ve 12 Eylül darbesini yapanlara yargı yolu mutlaka açılmalıdır” dedi. Türkiye’de yapılan darbelerin kendisinden sonra hukuki alt yapısını hazırladığını bildiren Kurtulmuş, EMASYA Protokolünün de 28 Şubat darbesinin hukuki alt yapısını oluşturduğunu ve yasa dışı olduğunu söyledi.

Ermenistan konusunda haklı çıktık

Ermenistan konusunda imzalanan protokol konusuna da değinen Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, protokolün imzalanmasından bugüne kadar geçen süreçte yaşananların partisini haklı çıkardığını söyledi. “Kamuoyu ile de paylaştığımız çekincelerimiz maalesef süreç içinde gerçekleşmiştir” diyen Kurtulmuş, bunun en somut örneklerinden birinin Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar olduğunu kaydetti.

Saadet iktidara hazırlanıyor

Saadet Partisi’nin bundan böyle çalışmalarını iktidara hazır bir parti disiplini ve coşkusu içinde sürdüreceğine dikkat çeken Kurtulmuş, “Bugün iktidar olsak ülkenin birikmiş olan sorunlarını nasıl çözeceğiz, sadece muhalefet yaparak değil sorunlara yaklaşım tarzımızı da ortaya koyarak bütün milletimizle paylaşmaktayız” dedi.  Türkiye’de kutuplaşmaya yönelik bir siyaset yapıldığının altını çizen Kurtulmuş, bunun yapılma nedeninin de halkın temel sorunlarının gündeme getirmemek olduğunu söyledi. “Türkiye’nin esas gündemi, pandoranın kutusu ekonomidir, milletin yoksulluğudur, işsizliğidir, dağılan tezgâhtır, insanların borçlu hale getirilmiş olmasıdır” diye konuşan Kurtulmuş, şöyle devam etti: “Bunun saklanması, gizlenmesi için Türkiye bir türlü gerçek gündemini konuşamıyor, konuşturulmuyor. Saadet Partisi’nin bundan böyle yapacağı çalışmada milletin bir numaralı gündemi olan ekonomik sıkıntıları ortaya koymak ve bunun çözümünü milletimizle paylaşmaktır”

Maliye Bakanı’na sert eleştiri

Tekel işçilerinin mevcut durumu konusunda da değerlendirmelerde bulunan Kurtulmuş, gelinen sürecin tekel işçilerinin haklı mücadelesinde Saadet Partisi’nin neden yanında olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti. Hükümetin siyasal tercihinin milletin tütün üretmesi ve milletin tarım yapmasından yana değil uluslar arası sermayeden yana olduğu için Tekel işçilerin 47 gündür Ankara’nın ayazında, çamurunda eylem yaptığını kaydeden Kurtulmuş, Başbakan Erdoğan ile Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in tekel işçilerine yönelik söylediği sözleri anımsatarak, bu sözleri sert bir dille eleştirdi.  Başbakan Erdoğan’ın ‘Fakir, fukaranın parasını, tüyü yetmemiş yetimlerin parasını soydurtmayız, yani Tekel işçilerine verdirtmeyiz’ dediğini belirten Kurtulmuş, “Sayın Başbakan milletin tüyü yetmemiş yetimin hakkını tekel işçileri hakkını ararken değil iç borç faizi olarak rantiyeye aktardığınız 56,8 milyar lira verirken düşünecektiniz” dedi.

Başbakan Erdoğan’ın Türk-İş ile yaptığı görüşmede işçilerden bir hafta süre istemesine de tepki gösteren Kurtulmuş, “İşçiler 45 gündür iktidarın burnunun dibinde eylem yapıyor ve siz 45 gündür ne yapacağınıza daha karar vermemişsiniz bir hazırlık içinde değilsiniz. Bu kadar gayri ciddi bir devlet yönetimi olmaz” diye konuştu.  Konuşmasında “Tekel işçileri ne istiyor?” diye soran Kurtulmuş, Tekel işçilerinin bütün taleplerinin hükümet tarafından karşılanması durumunda ayrılacak kaynağın 480 milyon lira olduğuna dikkat çekti. “Ama bunu veremezken aynı hükümet, aynı dönem içinde sadece iç borç faiz ödemelerine 56,8 milyar lira ayırıyor” tepkisinde bulunan Kurtulmuş, 56,8 milyar lira iç borç faiz ödemelerinin 24 bin kişiye yapıldığını bildirdi. Tekel işçilerine verilen hakların ise 16 bin kişiyi ilgilendirdiğini anlatan Kurtulmuş, “Bir tarafa vermediğinizin tam 118 katını rantiyeye veriyorsunuz. Buraya verirken paranız yok, öbür taraftan rantiyeye verirken paranız çok. Bu Gayretullaha dokunur” eleştirisinde bulundu. Hükümetin tekel işçileri konusunda düştüğü çıkmazın, ekonomik iflasın bir göstergesi olduğuna da vurgu yapan Kurtulmuş, bu çıkmazdan kurtulmanın yolunun da yeniden millete dönmek ve milletin taleplerini gerçek olarak kabul etmekten geçtiğini söyledi.

Haber Kaynağını Görüntüle

bu-da-abd-balyozu-original-1

bu-da-abd-balyozu-original-2

bu-da-abd-balyozu-original-3

İsrail’in ölüye de saygısı yok

19 Ocak 2010 Yazan kubra  
Kategori Gündem

İsrail’in, Yafa’da bulunan eski İslami Kışla mezarlıkları üzerinde beş yıldızlı oteller inşa etmeye hazırlandığı bildirildi.

israil-in-oluye-de-saygisi-yok-medium-0El Cezire televizyonunun internet sitesinde yer alan habere göre, İsrail, Kudüs’ten sonra ikinci tarihi kent olan Yafa’daki Müslüman mezarlığına ve Yafa’nın Ulu Cami bitişiğindeki alana otel inşa edecek.

Haberde, Memluk devleti dönemindeki tarihi mezarların yer aldığı alanda ve 1948 yılında Filistin’den göç eden Filistinlilere ait onlarca dönüm arazi üzerinde beş yıldızlı otellerin inşaata başlanacağı ifade edildi.

Söz konusu alanlarda vakıf arazilerinin de olduğunu söyleyen kent sakinleri, İsrail’in, Yafa Ulu Cami çevresindeki alanlarda otel inşa etme hakkını nereden aldığını merak ettiklerini belirtiyorlar.

El Kuds Vakfı yetkilisi Abdülmecid İğberiyet, Yafa’daki Hilton otelinin de yıllar önce Abd Nebi mezarlığının bulunduğu yerde kurulduğunu söyledi.

İğberiyet, İsrail’in Kudüs, Hayfa ve diğer kentlerin mezarlıkları üzerinde binalar ve otoparklar inşa ettiğini belirtti.

İsrail’in başkenti Tel Aviv de bulunan Tel Aviv Üniversitesi de bir Müslüman mezarlığı üzerinde kurulmuştu.

Haber kaynağını görüntüle

ABD ordusunda neler oluyor?

19 Ocak 2010 Yazan kubra  
Kategori Gündem

abd-ordusunda-neler-oluyor--medium-0

Washington Post Gazetesi ABD’deki asker intiharlarının artışına dikkat çekiyor. Gazete, Amerikan birliklerinin dünyanın çeşitli yerlerinde operasyonlarına hız verdiği bir dönemde, intihar vakalarında yaşanan bu ciddi artışa dikkat çekiyor.

Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon yetkilileri, önceki sene intihar eden asker sayısının 140 olduğunu, geçen yıl ise bu sayının 160′a kadar artarak rekor kırdığını söyledi ve 2009′u “korkunç bir yıl” olarak nitelendirdi.

Ordu bünyesindeki intiharların önlenebilmesi amacıyla kurulan çalışma grubunda görevli bir albay, intiharların nedenlerinin aydınlatılamadığını söyledi.

Irak ve Afganistan savaşlarının ortaya çıkardığı olumsuz psikolojinin, intihar vakalarında önde gelen etkenlerden olduğu düşünülüyor. İntihar eden askerlerin üçte ikisinin, Irak veya Afganistan’da çatışmalara katıldığı belirlendi.

İntiharların önüne geçmeye çalışan askeri yetkililer, orduda gödev yapmak üzere yüzlerce psikologu görevlendirdi.

Haber kaynağını görüntüle

Darbeci zihniyetin kökü kazınmalı

06 Aralık 2009 Yazan kubra  
Kategori Manşet, Teşkilat Haberleri, Türkiye

darbeci-zihniyetin-koku-kazinmali-spot-0Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, ABD’nin isteği üzerine Afganistan’a asker gönderilmesine kesinlikle karşı olduklarını belirterek, “Kendisini barış güvercini olarak takdim eden ABD Başkanı Barrack Obama, Afganistan’a asker göndereceğini açıklayarak bir savaş şahini olduğunu göstermiştir” dedi. Irak’tan Afganistan’a bir tane bile Türk askerinin gönderilmesine karşı olduklarını dile getiren Kurtulmuş, bu konuda 9 Aralık’ı dört gözle beklediklerini söyledi. Kurtulmuş, “ABD, Kore’de olduğu gibi Türk askerine Afganistan’da da öl diyor, yok öyle yağma” dedi.

Kurtulmuş, partisinin Antalya’da yapılan bölge toplantısına katıldı. Bölge toplantısına Isparta, Burdur, Antalya İl ve İlçe Başkanları ile yönetim kurulu üyeleri katıldı. Saadet Partisi Antalya İl Binası’nda gerçekleştirilen toplantıda Kurtulmuş, gündemdeki konulara ilişkin önemli açıklamalar yaptı. İsviçre’de yaşanan minare yasağı ve ABD’nin Afganistan’a asker talebi başta olmak üzere Osmanlı döneminden kalma Kâbe’nin revaklarını yıkmayı planlayan Suudi Arabistan’a karşı ‘revakları’ Türkiye’ye getirelim önerisinde bulunan Kurtulmuş, katsayı konusunda Danıştay’ın verdiği kararı sert bir dille eleştirdi. Hükümetin izlediği ekonomik politikalara yönelik de tepkilerini dile getiren Kurtulmuş, yaşanan son olaylardan dolayı da DTP’yi eleştirdi. Kurtulmuş, “Kardeş kavgasını ortadan kaldırma sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi İmralı’da bulunan bir kişinin şahsi ihtiraslarına kurban edilemez” dedi.

Darbeyi kimse aklına bile getirememeli
Türkiye’nin aylardır ”Islak imza, kuru imza… Belge sahte mi gerçek mi” tartışmalarıyla oyalandığını belirten Kurtulmuş, ”Türkiye’de 1960 ihtilali gerçek mi? 12 Mart 1971 gerçek mi? 12 Eylül 1980 gerçek mi? 28 Şubat 1997 gerçek mi? 27 Nisan 2007 gerçek mi? Bunların hepsi gerçek. Bunlar bal gibi ihtilaldır” dedi. Kurtulmuş, bu konular üzerinde kişisel ya da partisel meselelerle polemikler yaratılmaması, Türkiye’de bir daha hiç kimsenin aklının ucundan ihtilal yapmayı geçirmeyeceği bir siyasal sistemin kurulması gerektiğini ifade ederek, şöyle konuştu:

”Türkiye’de ihtilallerin altyapısını hazırlayan bütün yasal yanlışlıkların ortadan kaldırılmasının zorunlu olduğunu düşünüyoruz. Özellikle 28 Şubat’tan bu yana Türkiye’de yapılan bütün darbelerin ve darbe girişimlerinin bütün açıklığıyla ortaya çıkarılması, kamuoyuyla paylaşılabilmesi için olağanüstü yetkilendirilmiş bir TBMM Araştırma Komisyonunun kurulmasının kaçınılmaz olduğunu da aşikârdır. Türkiye’de ikide bir partisi kapatılmış bir siyasi geleneğin temsilcileri olarak, darbenin ve darbe girişimlerinin arkasında kim varsa bunları mutlaka ortaya çıkarılması, mutlaka hesap sorulması, mutlaka yargılanmasının kaçınılmaz olduğunu ifade ediyoruz.”

TSK İç Hizmet Yasası’nın ilgili maddesi ve Anayasanın geçici 15′inci maddesi olmak üzere, Türkiye’de ihtilallerin alt yapısını hazırlayan bütün yasal yanlışlıkların ortadan kaldırılmasını isteyen Kurtulmuş, “12 Eylülle ilgili dizilerin reyting rekorları kırdığını görüyoruz. Bu dönem halkta büyük acılara yol açtı. Türkiye’yi demokratikleşme bakımından 50 yıl geriye götüren 12 Eylül ile yüzleşmeden Türkiye’nin ne Ergenekon’un ne de Susurluk’un, ne de diğer karanlık odaların kapısını açması mümkün değildir. Onun için yasa yapıcıları bir daha hiç kimsenin aklının ucundan ihtilal yapmayı geçiremeyeceği ileri bir demokratik sistemi kurmaya davet ediyorum” dedi.

Parti kapatmak çözüm değil
DTP’nin kapatma davasını da değerlendiren Kurtulmuş, parti kapatmaların bir çözüm olmadığını söyledi. Konuşmasında DTP’yi de uyaran Kurtulmuş, şunları kaydetti: “Türkler ve Kürtler arasında kurulmuş bu fitnenin ortadan kaldırılması için çaba sarf edilmesi gereken bir süreçte, özellikle DTP’li yöneticilere iki çift lafımız var. Eğer gerçekten barış istiyorlarsa, bu fitnenin ortadan kaldırılması isteniyorsa, bütün partilerin özellikle DTP’nin duyarlı olması şarttır. Tansiyonu düşürecek, insanlar arasında kavgayı, gerilimi artıracak bir üslubun asla kullanılmaması lazım. Türkiye’de 30 yıldır devam eden bir fitne var. Bir kardeş kavgası çıkartılmaya çalışılıyor. Bunun ortadan kaldırılması için Saadet Partisi olarak biz aylardır çalışıyoruz. Bu sürecin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi İmralı’da bulunan bir kişinin şahsi ihtiraslarına kurban edilemez. İmralı’da hukukun evrensel prensipleri içerisinde cezaevi şartlarının oluşturulmasını tabi ki talep ederiz. Ama buradaki herhangi bir konu bahane edilerek Türkiye’de bir terör estirilmeye çalışılması, çocukların ellerine molotof kokteylleri verilerek sağa sola saldırı yapılması ne vicdanen, ne de barış ve kardeşlik açısından kabul edilebilir bir husus değildir. Burada herkesi duyarlı olmaya çağırıyorum.”

DTP’nin kapatılmasının sorunu çözmeyeceğini de bildiren Kurtulmuş, “Herkes bu fitnenin ortadan kaldırılması için bütün gayretini ortaya koymak zorundadır. Kavga etmek kolaydır. Uluslararası her türlü kışkırtmaya rağmen, Türkiye’de eğer bir iç savaş çıkmadıysa, bunun en temel sebebi, halkımızın sağduyusudur” dedi.

Katsayı konusunda kararlı olunmalı
Meslek liselerine katsayı konusunda eşitsizlik ortadan kaldırıldığında YÖK’e bir teşekkür mektubu gönderdiklerini anımsatan Kurtulmuş, ancak bunun Danıştay tarafından bozulması sonucu bir hukuki boşluk ortaya çıktığını söyledi. Milletin beklentilerine göre yeni bir yönetmelik ya da yasa çıkartılması gerektiğini anlatan Kurtulmuş, bu konuda YÖK’e ve hükümete sonuna kadar kararlılığını sürdürmesi çağrısında bulundu.

Minare yasağı
Toplantıda, İsviçre’nin referandumla minare yasağı getirmesini de değerlendiren Kurtulmuş, şunları söyledi: “İsviçre’nin bu kararını kendileri açısından kaygıyla izliyoruz. Kendi düşünce dünyalarının arkasında olanları deşifre etmekte olduklarını da buradan ifade etmek isteriz. Korkarız, inşallah öyle olmaz ama, bu oylamalar batı toplumunda bir cadı avı başlangıcı olmasın. Açık şekilde İslam düşmanlığına ve bu düşmanlığın batılı devletlerin, hükümetlerin eliyle yapılıyor hale gelmesinin aracı olmasın. Bunun için herkesi aklı başında olmaya davet ediyorum. Çünkü Müslümanlık, artık Avrupa’nın bir parçasıdır.”

Cami revakları Türkiye’ye getirilmeli
Suudi Arabistan’da Osmanlı döneminde kalan eserlerin yok edilmesini eleştiren Kurtulmuş, “Arabistan’ın yıkmayı istediği Harem’i Şerif’teki revakların Türkiye’ye getirilip Ankara Kocatepe Camii’ne dikilmesi konusunda hükümete çağrıda bulunuyorum. Bu revakları hiç bozmadan alalım. Türkiye’ye getirelim. Ankara Kocatepe Camii’ne getirip koyalım. Ortadoğu’da bu kadar dolaşan hükümet, Suudi yetkililerle acil olarak görüşüp Kabe’nin revaklarının kurtarılmasını sağlamalı” dedi.

www.milligazete.com.tr

Saadet Partisi’nin gündemi; KUDÜS

02 Kasım 2009 Yazan kubra  
Kategori Gündem, Manşet

Saadet Partisi İstanbul Başkanı Erol Erdoğan

Saadet Partisi İstanbul Başkanı Erol Erdoğan

Saadet Partisi İstanbul İl Başkanlığı “Kudüs Nöbeti” tutmaya hazırlanıyor. Mescid-i Aksa ve Kudüs’le ilgili duyarlılığın kalıcı ve etkili hale getirilebilmesi amacıyla tutulacak olan Kudüs Nöbeti BM, İKÖ ve TBMM’nin son durumlarla ilgili işe yarar bir kararlılık ortaya koyuncaya kadar sürdürülmesi planlanıyor.
Kudüs Nöbetiyle ilgili Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Erol Erdoğan’ın açıklaması şöyle:

“Yüzlerce yıl huzurun ve ortak yaşamın mekânı olan Kudüs, son 50 – 60 yıldır maalesef bir kargaşa ve soykırım mekânı olmaya başlamıştır. Bu süreçte, BM’nin işe yaramaz kararları, İKÖ’nün çaresizliği, Arap Dünyasının nemelazımcılığı ve Türkiye’nin insicamsız tutumları da İsrail’in işini kolaylaştırmıştır. Kudüs önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde tekrar güvenin, birlikte yaşamanın ve selametin şehri olmalıdır.”

“Bu konuda yüzlerce yıllık bir tecrübeye sahibiz; henüz 638 yılında bizzat Kudüs sakinleri, Ebu Ubeyde b. Cerrah’a ilettikleri mesajda kendilerinin Hz. Ömer’in yönetimine girmek istediklerini belirtmişler; bu doğrultuda Kudüs’ü teslim etmeye hazır olduklarını söylemişlerdi. Ve o tarihte Patrik Sophronios kendi yazdığı anlaşmayla şehri Hz. Ömer’e teslim etmişti. Sonrasında Emeviler, Abbasiler, Tolunoğulları, Fatımiler, Selçuklular ve en sonunda da Osmanlılar döneminde Kudüs bereketli topraklar olarak kalmış, aynı zamanda ilmin, ticaretin ve mimarinin de merkezi olmuştu.”

“Ancak Haçlı seferleri başta olmak üzere zaman zaman bu bölge, istilacılarla karşılaşmış, huzur bozulmuş, yakıp yıkılmıştır. Her defasında da şehri imar etmek, huzuru sağlamak Müslüman yöneticilere düşmüştür.”

“Maalesef 1940 sonrası bu bölge başlangıç İngiltere sonrasında da ABD desteğiyle işgal ve soykırımlara şahit oldu. İsrail’in Batı Kudüs’ü işgali 1948 yılındadır. O tarihten bu yana BM, İsrail aleyhine onlarca karar aldı; ancak bunlar uygulanmadı. 1948’de Kudüs’te 600 bin Arap – Müslüman varken sadece 100 bin Yahudi vardı. Şu anki nüfus dağılımını söylemek bize utanç verici geliyor… Bu rakamlar bile, 60 yıllık süreçte soykırımın ve işgalin geldiği boyutu anlatmaya yetecektir.”

“196o’larda İsrail’in Kudüs’ü başşehir ilan etmesi durumunda bunu savaş sebebi olacağını ilan eden, 1980’de de İsrail’le gereksiz ilişkiler kurdu diye Dışişleri Bakanını gensoruyla görevden düşüren Türkiye ise maalesef son yıllarda İsrail politikasında “mış” gibi davranmakta ve sonuç alıcı hiçbir strateji yürütmemektedir. Arap Birliği, İKÖ ve BM zaten çekimserlikleriyle Siyonizmin işini kolaylaştırmaktadır. Geçtiğimiz yıl Gazze işgali sonrası Saadet Partisi öncülüğünde İstanbul’da yapılan mitigte genel başkanımız Numan Kurtulmuş’un önerdiği 11 maddelik eylem planını uygulanmış olsaydı Kudüs daha güvende olacaktı.”

“Kudüs meselesi sadece bir Arap sorunu veya Müslüman sorunu değildir. Bu bölge tüm dünyanın ilgilenmesi ve çözmesi gereken orunlar yumağıyla karşı karşıyadır. Onun için herkes sürece katkıda bulunmalı; Türkiye ve İslam dünyası ise tarihi bir yükümlülük olarak bu konuda öncülük yapmalıdır.”

“İstanbul’da tutacağımız Kudüs Nöbeti bu konuda duyarlılık oluşturmak ve dünyanın ilgisini Kudüs’e çevirmek amacına dayanıyor. Saadet Partisi İstanbul İl Yönetimi olarak hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Konuya duyarlı derneklerle de görüşeceğiz. Nöbetin ne zaman başlayacağı, nerde tutulacağı, ne kadar süreceği ve neleri içereceğini yakında ilan edeceğiz.
haber5.com