Saadet Partisi İstanbul Kadın Kolları
23 Haz 2017

İstanbul Kadın Kolları Başkanı Nagehan Gül ASİLTÜRK’ten Ramazan Bayramı Mesajı

IMG_1595 (1)

“Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu azaptan kurtuluş”olan Ramazan ayını geride bırakarak , sevgimizi, umutlarımızı, kardeşlik ve dostluğumuzu, mutluluğumuzu ve kederlerimizi paylaşma, bütün bir toplum olarak kaynaşma günü olan bayrama ulaşmanın huzur ve sevincini yaşıyoruz.

 

Bayramlar , dini şuur ve duygunun gelişmesine , milli ve manevi değerlerin güçlenmesine , toplumda birlik, bereberlik, sevgi ve saygının pekişmesine, yardımlaşma ve dayanışmanın tesisine , kırgınlıkların giderilmesine, toplum içinde açılan yaraların sarılmasına, fakir , yetim ve kimsesizlerin gözetilmesine , kısaca her türlü insanî ve ahlaki değerin yaşanmasına ve kazanılmasına vesile olan müstesna günlerdir.

Bugün körelmeye yüz tutmuş hassasiyetler, ubudiyeti unutmuş zihinler, hırs, tamah ve güç tutkusuyla kararmış kalplere ve medeniyetinin değerlerini heba etmiş toplumlara karşı ,İnsanlık olarak bu müstesna günlerde  kazandığımız bütün güzel hasletlerimizi, hem gönül dünyamızda hem de toplum hayatımızda  birlik, beraberlik, barış ve kardeşlik havası içinde  bundan sonra da sürdürebilmek bizim en büyük bayramımız  olacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, bütün bayramların bayram gibi yaşandığı, barış ve mutluluğun hakim olduğu, insan hakları , adalet ve hukukun gözetildiği, savaş, terör ve yoksulluğun geride kaldığı yaşanabilir bir Türkiye, yeniden büyük Türkiye ve Yeni bir Dünya temennisiyle, milletimin ve İslam aleminin Ramazan Bayramını kutluyor, bütün insanlığa huzur, barış ve saadetler getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

 

Nagehan Gül ASİLTÜRK

İSTANBUL KADIN KOLLARI BAŞKANI

20 Haz 2017

İstanbul Kadın Kolları Pembe Metrobüs Talebini Yineledi.

1146064

Saygıdeğer Basın Mensupları,

Kıymetli Halkımız;

 

Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kolları olarak partimizin genel vizyonu çerçevesinde bu güne kadar ülkemizin pek çok meselesi ile ilgili kampanyalar, basın açıklamaları, çok çeşitli organizasyonlar gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Yaşadığımız bölge ile ilgili karşılaştığımız her sorunu soğukkanlılıkla ele alarak milletimizin taleplerini ve muhtemel çözüm yollarımızı milletimizle ve yöneticilerle paylaşmayı siyasi varlığımızın başlıca gereği olarak gördük, görmekteyiz.

Saadet Partisi ülkemizin en köklü siyasi hareketine mensup bir parti olarak,  ülkemizin ve dünyanın içinde bulunduğu problemleri her yönü ile ele alarak düşünen ve kalıcı çözümler üreten bir parti olarak temayüz etmiş ve saygın bir yer edinmiştir.

Bu yönü ile Saadet Partimizin ele aldığı her ölçekteki meselede güçlüden, çoğunluktan, tekebbürden yana değil haklıdan, işbirlikçilikten yana değil diyalogdan yana tavır alarak ele aldığı görülecektir.

Bu minvalde nüfusu yirmi milyona dayanan bir metropolde yaşayan insanlar olarak yaşadığımız şehrin içinde bulunduğu sıkıntıları da çeşitli vesilelerle ele alarak gündeme taşımaya, yetkililerimizi uyarmaya çalıştığımız kamuoyunun malumudur.

Malatya, Sivas, Ankara, Bursa, Diyarbakır gibi pek çok ilimizde farklı uygulamalarla hayata geçen, ilk kez Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kolları olarak tarafımızca gündeme taşınan “Ulaşımda Kadınlara Pozitif Ayrımcılık” başlığı ile ele aldığımız “Pembe Metrobüs” talebi ile ilgili 20 Şubat 2012 tarihinde il Başkanlığımızca yapılan basın açıklaması ile kamuoyu bilgilendirilmiş, konu Meclis Üyelerimiz tarafından İBB Meclisine sunulmuş ve Başkanlık Makamına sevk edilmesi sağlanmıştır.

2012 yılından itibaren Sivil Toplum Kuruluşlarını harekete geçirip desteklerini de alarak, çok kısa bir zamanda toplanan 60 bin imza ile 12 Mart 2012 tarihinde bu önemli talep, güçlü bir şekilde Büyükşehir Belediye Meclisine ulaştırılmıştır.

Son günlerde İstanbul için Pembe Metrobüs talebinin pek çok ortamda yüksek sesle konuşulduğunu görmekteyiz. Konunun farklı yönleri ile ele alınarak tartışıldığını görmekten de fevkalade memnunuz.

İstanbul başta olmak üzere ulaşım sorunlarımızın altında ülkemizde uygulanan yanlış yatırım politikalarının olduğu gerçeğini görmemek elbette imkânsız. Nüfusu yirmi milyona dayanmış, trafikteki kayıtlı araç sayısı 3 milyon 800 bini aşmış, büyük bütçeli pek çok yatırıma rağmen ulaşım sorunu çözülememiş bilakis bu yatırımların şehrin sorunlarına çözüm olmaktan ziyade artık şehre taşıyamayacağı yükler olarak döndüğü bir ortamda insanca yaşamanın yollarını hep birlikte aramak zorundayız.

Konu ile ilgili yaptığımız bütün açıklamalarımızda belirttiğimiz gibi Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kolları olarak talebimiz, sabah ve akşam yoğun saatlerde hanımlara özel bir alternatifin sunulmasıdır. Bu talep hanımların diğer metrobüsleri kullanmaması, anlamına kesinlikle gelmemelidir. 535 Metrobüs ile dünyanın en büyük metrobüs filosuna sahip olunmasına rağmen yoğun saatlerde yaşanan insanlık dışı manzaraların önüne geçilemediği, şehri yöneten yetkililerimizin de ifadelerinde kendini göstermekte. Tekraren ifade ediyoruz ki bu talep İstanbul’da yaşadığımız trafik sorununa kesinlikle bir çözüm değildir.

Kadını, erkeği, yaşlısı, genci ile yaşadığımız keşmekeşin içinde nispeten rahat edebileceğimiz çözümleri konuşmak ve en makullerini de yetkililerimizden talep etme hakkımızı kullanmak durumundayız.

 

Yukarıda da zikredildiği gibi 2012 yılında Saadet Partisi Kadın Kollarının başlatmış olduğu ve halen de takipçisi bulunduğu

Pembe Metrobüs talebinin kamuoyunda tartışılması sonuç almak için önemlidir.

Büyükşehir belediyesinden sosyal medya üzerinde konu ile ilgili tartışmaları yakından takip ederek hiçbir ayrımcılığa sebebiyet vermeden bu talebi hayata geçirmesini bekliyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

 

 

NAGEHAN GÜL ASİLTÜRK

SAADET PARTİSİ İSTANBUL KADIN KOLLARI BAŞKANI

25 May 2017

TERÖR BÜTÜN İNSANLIĞIN ORTAK PROBLEMİDİR

18698256_10154660550090922_4199456356319187587_n

Genel Başkan Temel Karamollaoğlu, İngiltere’nin Manchester şehrinde meydana gelen ve 22 kişinin ölümüne 50’den fazla kişinin yaralanmasına neden olan terörist saldırıyı kınadı.

Karamollaoğlu; “Hayat hakkı en kutsal haktır. Nerede yaşanırsa yaşansın, kimi hedef alırsa alsın ve kimden gelirse gelsin terörün hiçbir haklı gerekçesi olamaz.” dedi.

Bütün dünyanın teröre karşı bir samimiyet sınavıyla karşı karşıya bulunduğunu kaydeden Karamollaoğlu, “Bu saldırıyla bir kez daha görülmüştür ki terör bütün insanlığın ortak problemidir. Ortak acılar, ortak kararlılıklar gerektirir. Teröre karşı bütün ülkeler samimi ve kararlı bir duruş ortaya koymalıdır. Eğer gerçekten terörle yüzleşmek, gerçekten terörü yok etmek istiyorsak ilk yapmamız gereken, ‘benim teröristim iyidir’ anlayışından vazgeçmek olmalıdır.” değerlendirmesinde bulundu.

25 Tem 2016
342

Darbelere Ve Paralel Yapılanmalara Müsade Edilemez

342

Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, haftalık olağan basın toplantısında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

Basın açıklamasının tam metni şöyle:
DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI,
HAFTALIK OLAĞAN BASIN TOPLANTIMIZA HOŞ GELDİNİZ.
Hepinize teşrifinizden dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.
Değerli arkadaşlar
Saadet Partisi olarak 15 Temmuz darbe girişimini bir kez daha bütün nefretimizle lanetliyoruz.
Genel Kurmay Başkanlığı’nın gayet haklı olarak belirttiği gibi; “Her ne kadar bu darbe girişimi Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde başlatılmış olsa da, bunu yapmaya kalkışan hainlerin, halkımızın Peygamber ocağı olarak adlandırdığı Türk Silahlı Kuvvetlerinin, vatanını, milletini, bayrağını seven ezici çoğunluktaki mensuplarıyla kesinlikle hiçbir alakası yoktur.”
Bu rezaleti, Türkiye Cumhuriyeti Devletine, mazisi şan ve şerefle dolu olan Türk Silahlı Kuvvetlerine ve asil milletimize yaşatan hainler hiç şüphesiz ki en ağır biçimde cezalandırılacaktır.
Çünkü demokratik bir ülkede askeri darbelere asla müsaade edilemeyeceği gibi yine demokratik bir ülkede paralel bir devlet yapılanmasına da asla ve asla müsaade edilemez.
Bu bakımından Aziz Milletimiz 15 Temmuz gecesi, kendine yakışır bir asalet ve olgunlukla gözü dönmüş darbecilere karşı koyarak, tarihi bir destan yazmıştır. Bir cümle ile; 15 Temmuz, bir Milli İrade Zaferidir. Bu münasebetle darbe teşebbüsüne kararlılıkla ve cesurca karşı koyan silahlı kuvvetlerimize, polisimize, emniyet mensuplarımıza ama hepsinden önemlisi bu menfur girişimi önlemek, milli iradeye sahip çıkmak için canını ortaya koyarak, 7 den 77’ye genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle meydanları dolduran aziz milletimize şükran ve minnetlerimizi sunuyor, bir kez daha şehitlerimize Cenab-ı Allah’dan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyorum.
DEĞERLİ ARKADAŞLAR…
Bir teşekkürü de Saadet Partisi teşkilatlarına, ülkemizin en güzide gençlik kollarımıza ve Milli Görüşçü Kuruluşlarımıza borç biliyorum. 15 Temmuz gecesi Saadet Partililer ve bütün Milli Görüşçü kuruluşlarımız “söz konusu vatansa gerisi teferruattır” diyerek ilk andan itibaren tankların karşısında durmuş ve her zamanki gibi Milli Görüş’e yakışır bir cesaret ve fedakârlık örneği ortaya koymuştur. Saadet Partimiz ve Milli Görüşçü kadrolar, 15 Temmuz gecesi 15 şehit vermiştir. Tüm şehitlerimiz için bir kez daha rahmetler diliyorum.
DEĞERLİ ARKADAŞLAR…
Darbe girişimine karşı ilk ve en sert tepkiyi Saadet Partisi göstermiştir.
Sonra Saadet Partisi Genel Başkanı olarak darbe girişiminin ortaya çıktığı andan itibaren, o gece Genelkurmay Başkanlığı ve TBMM’nin önünde, yürüyen tanklara, atılan bombalara ve yağmur gibi yağan mermilere rağmen milletimizle beraber olduk.
DEĞERLİ ARKADAŞLAR…
Şu asla unutulmamalıdır. 15 Temmuz gecesi, Milletimiz bir siyasi partiye, bir siyasi görüşe, bir siyasi harekete ya da bir siyasi şahsiyete değil, topyekûn demokrasiye, topyekûn ülkeye, topyekûn Meclis’e ve topyekûn Milli İradeye sahip çıkmıştır.
Faturası çok ağır olan bu birliktelik devam ettirilmelidir.
Öte yandan darbeye teşebbüs etmiş, bu kanlı cuntanın içinde yer almış, milletine kurşun sıkmış, meclisine bomba atmış olan canilerden elbette hesap sorulmalı ve en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Ancak bütün bunlar yapılırken Hukuk Devleti ilkelerinin dışına çıkılmamalıdır.
Gerçekten zor günler geçiriyoruz. Bu zor günleri aşmanın tek yolu bir ve beraber olmaktır. Omuz omuza vermektir.
Bu nedenle toplumu gerecek,
kutuplaştıracak adımlardan uzak durulmalıdır. Sağcısıyla solcusuyla, alevisiyle, sünnisiyle, genciyle yaşlısıyla milletimizin milli iradeye sahip çıkma konusunda ortaya koyduğu birlik ve beraberlik geleceğimiz adına büyük bir umut ortaya koymuştur. Bu umudu adaletle daha da güçlendirmeliyiz. Çünkü devletin temeli adalettir.
Bu uyarılarımızı bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyoruz. İnandığımız gerçekleri tarihi bir sorumluluk olarak aziz milletimizle paylaşıyoruz. Şüphesiz ki güç ve kudret sahibi yalnız ve yalnız Cenab-ı Allah’dır.
Bu duygularla hepinizi tekrar selamlıyor ve bir kez daha teşriflerinizden dolayı şükranlarımı sunuyorum.

 

17 Nis 2016
2.

İslam Birliği çağrısı: Bu Fotoğraf anı olarak kalmasın!

Anadolu Gençlik Derneği İstanbul Şubesi öncülüğünde bir araya gelen Sivil Toplum Kuruluşları, İslam İşbirliği Teşkilatına üye islam ülkelerini birliğe davet etmek için İstiklal Caddesi’nde yürüyüş gerçekleştirdi.

1. 2.   3

4.   5.    6.

İslam Birliği çağrısı: Bu Fotoğraf anı olarak kalmasın!

İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından İstanbul’da düzenlenen 13. İslam Zirvesi’ne katılan Türkiye de dahil 57 ülke liderlerine “İslam Birliği” kurulmalı mesajı verildi.

Beyoğlu Hüseyin Ağa Camii önünde toplanan Anadolu Gençlik Derneği, Saadet Partisi, İHH Ankara Şubesi ve Memur-Sen üyeleri, İslam ülkelerinin isimlerinin olduğu tişörtler giyerek Galatasaray Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. “Avrupa Değil, İslam Birliği” şeklinde sloganlar atıldı. Daha sonra Galatasaray Lisesi önünde bir basın açıklaması yaptı. Yapılan konuşmalarda, temeli 1969 yılında atılan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kuruluş amacı hatırlatıldı.

BULUT: İSLAM DÜNYASININ BÜYÜK BİR BUHRANI İÇİNDE

Anadolu Gençlik Derneği İstanbul Şube Başkanı Ali Uğur Bulut, “İslam dünyasının büyük bir buhranı içinde olduğundan dolayı İslam İşbirliği Teşkilatı’na tarihi bir sorumluluk içinde görevi icra etmeleri gerektiğini hatırlatıyoruz. Bölgemizde ve coğrafyamızda savaşın bitmesi ve huzurun gelmesi için İslam İşbirliği Teşkilatı inisiyatif alması gerekir. Bu, liderlerine ağır ve tarihi bir görev yüklemektedir. İslam İşbirliği Teşkilatı bilindiği gibi ana görevi ve varlık sebebi Kudüs’ü kurtarmaktır. Ve bugün Kudüs mahzundur. İslam İşbirliği Teşkilatı’na kuruluş amacını hatırlatıyor ve Kudüs’ü özgürlüğüne kavuşturup akan kanı durdurmaya davet ediyoruz”

AYDIN: İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI NEREDEYSE MİSYONUNU KAYBETTİ

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul İl Başkanı Birol Aydın, “Bir bütün olarak insanlık ve özellikle İslam alemi kışı yaşamaktadır. Ne zaman İslam coğrafyaları, mazlum coğrafyaları ilkbaharı yaşayacaklar. Bizim İslam ülkeleri arasında sarsılmaz, yıkılmaz köprüleri kurmaya ihtiyacımız var. Bizim on yıldızlı saraylara, dünyanın en yüksek kulelerine, burçlara ihtiyacımız yok. Bizim ülkelerimizde en yüksek normlarda hukuk uygulamalarına, adalete, örnek insan hakları uygulamalarına ihtiyacımız var. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kuruluş amaç ve ilkeleri, insan haklarına ve kutsal değerlerin korunmasına dayanmakta. Ne yazık ki bugün, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın çoğu üye ülkesi, Batı’da ortaya çıkan ve sadece kan, gözyaşı ve ıstırap getiren düşünce akımlarına teslim olmuş durumdalar. Hal böyle olunca İslam İşbirliği Teşkilatı neredeyse misyonunu kaybetmiş gibi gözükmekte.”

Memur-Sen İstanbul Şube Başkanı Durali Baki de, “İslam dünyasında akan kanın durması için İslam İşbirliği Teşkilatı’nın aktif rol oynaması gerekiyor” diyerek İslam İşbirliği Teşkilatı’nı kuruluş misyonunu hatırlamaya çağırdı.

17 Nis 2016
genel başkan

İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesinin Üzerinde 2 Milyar Müslüman’ın Vebali Ve Sorumluluğu Var

287

Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, düzenlenen basın toplantısıyla İslam İşbirliği Teşkilatı 13. Liderler Zirvesi’ne katılacak olan 57 İslam ülkesi liderine seslendi.

Basın açıklmasının tam metni şöyle;

 

 

DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI…

Haftalık olağan basın toplantımıza hoş geldiniz.

Hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyor, katılımınızdan dolayı teşekkür ediyorum.

Bu toplantının, ülkemiz,  İslam Âlemi ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Her gün 3-5’ini mezara gönderdiğimiz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler diliyorum, mekânları Cennet, ruhları şad olsun. Kederli ailelerine Rabb’im sabr-ı cemil ihsan eylesin.

Milletimizin başı sağ olsun.

 

DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI…

Hepinizin bildiği gibi Türkiye yarın çok önemli bir toplantıya ev sahipliği yapacak.

57 İslam ülkesinin üye olduğu İslam İşbirliği Teşkilatı 13. Liderler Zirvesi 14-15 Nisan tarihleri itibariyle İstanbul’da yapılacaktır.

Bu yıl ki zirvenin ana teması; “Adalet ve Barış için Birlik ve Dayanışma”olarak açıklandı.

Hayırlı uğurlu olsun.

Biz Milli Görüşün tek temsilcisi olan, Saadet Partisi olarak bütün iyi niyetimizle, bütün samimiyetimizle,  bu zirvenin hayırlı sonuçlara vesile olmasını diliyoruz.

Bu zirvede alınacak kararların;

-İslam ülkelerinin gerçekten birlik ve beraberliğine,

 

-Gerçekten huzur ve güvenine,

-Gerçekten barış ve kardeşliğine

hizmet etmesini temenni ediyoruz.

Ancak geçmişte yaşadığımız tecrübelerden ve bugün içinde bulunduğumuz acı tablodan dolayı bu konuda pek ümitvar olamıyoruz.

Neden mi?

Çünkü:

İslam İşbirliği Teşkilatı, 1969 yılında,  yani bundan tam 47 yıl önce,Mescid-i Aksa’nın yakılma girişimi üzerine kurulmuştu.

-Ama Mescidi Aksa bugün tarihinin en dramatik günlerini yaşıyor. İlk kıblegahımız bugün İsrail askerlerinin postallarıyla pervasızca çiğneniyor, kirletiliyor.

-İslam İşbirliği Teşkilatı, bundan 47 yıl önce, İslam ülkeleri arasındaki birlik ve dayanışmayı arttırmak için kurulmuştu.

-Ama bugün, tam tersine,  İslam dünyası tarihin en dağınık, en parçalanmış dönemlerinden birini yaşıyor.

-İslam İşbirliği Teşkilatı, bundan 47 yıl önce İslam ülkeleri arasındaki ekonomik ve kültürel işbirliğiniarttırmak için kurulmuştu.

-Ama bugün İslam ülkeleri bırakın işbirliğini, tarihin en kanlı ırk ve mezhep fitneleriyle boğuşuyor.

-İslam İşbirliği Teşkilatı, bundan 47 yıl önce, İslam ülkelerinde huzur ve güveni sağlamak için kurulmuştu.

-Ama bugün, İslam ülkelerinin her biri, kaosun, anarşinin, terörün kol gezdiği bir coğrafyaya dönüşüyor.

 

DEĞERLİ ARKADAŞLAR…

Daha net söyleyeyim;

Bu zirvenin üzerinde, yıllardır zulme ve ambargoya maruz kalan Filistinli masumların vebali ve sorumluluğu vardır.

Bu zirvenin üzerinde, Suriye’de hayatını kaybeden 470 bin insanın, 14 milyon mültecinin vebali ve sorumluluğu vardır.

Bu zirvenin üzerinde, daha 2 yaşında iken masum bedeni sahillere vuran Aylan bebeğin vebali ve sorumluluğu vardır.

Bu zirvenin üzerinde, emeği sömürülen, kaynakları yağmalanan, ülkeleri parçalanan 2 milyar Müslümanınvebali ve sorumluluğu vardır.

 

DEĞERLİ ARKADAŞLAR…

İşte bu tablo yarım asırdır faaliyette bulunan ve yarın İstanbul’da 13. zirvesini gerçekleştirecek olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın varlığını ve çalışmalarını sorgulanır hale getirmektedir.

İslam dünyasının artık,  görkemli, şatafatlı zirvelere değil, şahsiyetli bir duruşa ihtiyacı vardır.

Süslü laflara, ağdalı bildirilere değil, İslam dünyasını aydınlık bir geleceğe taşıyacak kararlı bir tutumaihtiyacı vardır.

Çünkü bugün yaşadığımız problemin temelini,  ırkçı emperyalizmin sahip olduğu güç değil, maalesef,İslam ülkelerinin içine düştüğü acziyet oluşturmaktadır.

İslam ülkeleri yöneticileri kısır çekişmelerden kurtulup, ümmetin geleceğini düşünerek hareket etmelidir.

Daha acı ama daha açık bir ifadeyle,İslam ülkelerinin yöneticileri siyonizmin sinsi oyunlarına alet olmamak için çok titiz davranmalıdır.

Üzerine basarak bir kez daha söylüyorum, Irkçı Siyonizm ve Küresel Emperyalizm ile işbirliği yaparak, çareyi-çözümü Amerika’da arayarak İslam dünyasına hizmet edilemez.

 

DEĞERLİ ARKADAŞLAR…

Bildiğiniz gibi, İstanbul’da gerçekleşecek bu zirve ile İslam İşbirliği Teşkilatı başkanlığını Türkiye devralacaktır.

Bu durum hem Türkiye hem de İslam dünyası için yeni bir fırsat oluşturmalıdır.

Türkiye,  mevcut durumun tekrarı ve mevcut düzenin devamı yerine,  yeni bir anlayışla, yeni bir vizyona öncülük etmelidir.

Türkiye ihtilafların değil ittifakların, ayrılıkların değil birliklerin ön plana çıkacağı yeni bir başlangıcın mimarı olmalıdır.

Çünkü biz biliyoruz ki, Müslümanlar Cenab-ı Allah’ın kendilerine bahşettiği imkânları birleştirdikleri takdirdemuazzam bir güç oluştururlar.

İnsanlığa yön verirler.

Adalet ve barış üzerine kurulu Yeni Bir Dünya’yı inşa edebilirler.

Bu yüzden, biz Milli Görüşçüler olarak zirveye katılan bütün İslam ülkeleri liderlerine sesleniyoruz;

Geliniz, Mevcut dünya düzenine teslim olmak yerine YENİ BİR DÜNYA’YI kuracak kararlara imza atın.

Bu Yeni Dünya’da;

– Savaş değil, barış olsun.

– Çatışma değil, diyalog olsun.

– Çifte standart değil, adalet esas alınsın.

– Üstünlük değil, eşitlik benimsensin.

– Sömürü değil, hakça paylaşıma rıza gösterilsin.

– Baskı ve zulüm değil, demokrasi ve insan haklarına riayet edilsin.

 

Bu uyarılarımızı bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyoruz.

İnandığımız gerçekleri tarihi bir sorumluluk olarak aziz milletimize arz ediyoruz.

Şüphesiz ki güç ve kudret sahibi yalnız ve yalnız Cenab-ı Allah’dır.

Allah (cc) Ülkemizin, Milletimizin ve İslam Âleminin yardımcısı olsun.

Saygılarımla.

07 Nis 2016
289

Diyarbakır’da “Kardeşlik Divanı”

Genel Merkez Başkanlık Divanı Toplantımız Genel Başkanımız Prof.Dr.Mustafa Kamalak başkanlığında Diyarbakır’da gerçekleştirildi.

Başkanlık Divanı toplantısı “Kardeşlik Divanı” adıyla Diyarbakır’da yapıldı. Toplantıdan önce açıklamalarda bulunan Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, terör sorununa dikkat çekti. Bölgeye bakıldığı zaman son kalenin Türkiye kaldığını belirten Kamalak, “Öyle bir coğrafya da yaşıyoruz ki, artık kaybetmeye tahammülümüz yok. Irak düştü, Libya düştü, Suriye düştü. Burası son kaledir. Burası son direniş hattıdır. Bu vatan bölünürse, bu topraklar parçalanırsa, kardeş kavgasına tutuşursa, bizim gidebilecek hiç bir yerimiz yok” diye konuştu.

Yaşanan terörden dolayı Türkiye’nin kaybettiklerini sıralayan Kamalak, “Çanakkale’de tankla, topla yapamadıklarını şimdi içeride kardeş kavgası çıkararak yapmaya çalışıyorlar. Resmi kayıtlara göre son 30 yılda terör belasına kurban verdiğimiz insan sayısı 50 binin üzerindedir.  Bu rakam I. Dünya Savaşı hariç, Türkiye’nin son 100 yılda girdiği tüm savaşlarda kaybettiği insan sayısından kat be kat fazladır. Yine son 30 yılda terör belası yüzünden savunma harcamalarına ayrılan kaynak 500 milyar dolar civarındadır” dedi.

sur44

FARKLILIKLARIMIZI TAHRİK EDİYORLAR…

Genel Başkanımız Kamalak, “Zaten bölünmüş bir coğrafya, daha da küçük lokmalar haline getirilmek isteniyoruz. İslam ümmeti, ‘Kürt, Türk, Şii, Sünni, Arap, Acem’ gibi her türlü etnik ve mezhebi farklılıklar tahrik edilerek birbirine düşürülmek isteniyor” değerlendirmesinde bulundu.

AB VE ABD İLE BU İŞ ÇÖZÜLMEZ

Kamalak, “Avrupa ile Amerika ile işbirliği yapılarak İslam dünyasına hizmet edilemez. Çözüm Batı’ya yönelmek değil, kendi tarihimize, kendi inancımıza, kendi değerlerimize dönmektir” dedi.

Kamalak, “Kürt sorunu ne şiddet ve terörle, ne de zoraki asimilasyon politikalarıyla çözülebilir. Mesele ancak kardeşlik hukukuna dayalı bir ümmet bilinci ile çözülebilir. Hiçbir çözüm, İslam faktörünü göz önüne almadan tasarlanamaz ve yaşama şansı bulamaz. Çözüm önerileri bölgenin tarihi ve sosyal gerçeklerine uygun olmalıdır. Haklar pazarlık konusu yapılamaz. Kürt ve Türk kardeşliği ayrılmaz bir bütündür. Bir Türk’ün Diyarbakır’a, bir Kürt’ün ise İzmir’e pasaportla gitmek zorunda kalması bu kardeşliğe yapılacak en büyük ihanettir” dedi.

Bu haftaki Başkanlık Divan’ı Toplantısı “Kardeşlik Divan”ı adıyla Genel Başkan Prof. Dr. Mustafa Kamalak’ın başkanlığında Diyarbakır’da gerçekleştirildi. Genel Başkan Diyarbakır’a girer girmez büyük bir sevgi ile karşılandı. Daha sonra ise konvoy şeklinde başkanlık divanının yapıldığı Saadet Partisi İl Binasına geçildi. Toplantıdan önce açıklamalarda bulunan Kamalak, Türkiye’nin kanayan yarası olan terör sorununa dikkat çekti. Toplantı’nın ardından Kamalak, medrese ziyaretleri gerçekleştirerek, Mollalarla bir araya geldi. Daha sonra ise Sur’a giderek halkın sorunlarını bizzat yerinde dinledi.

DÜŞMANA KARŞI HENDEK KAZAN TARİHİN ÇOCUKLARISINIZ

Daha önce Diyarbakır ve Cizre ziyaretlerini hatırlatan Kamalak, Diyarbakır’ın bundan tam bin yıl önce Türk ve Kürt kardeşliğinin birleştiği şehir olduğunun altını çizdi. Kimsenin giremediği zamanlarda Cizre gittiklerini, halkla bir araya geldiklerini belirten Kamalak,  Malazgirt Zaferi’nde Bizans ordularına karşı Kürtlerin ve Türklerin beraber savaştıklarını kaydetti. Geçmişten beri tek millet olunduğunu hatırlatan Kamalak, “Çünkü biz tek bir milletiz, İslam milletiyiz. Bugün birbirine karşı hendek kazanlara, ‘Durun, siz Çanakkale’de düşmana karşı hendek kazan bir tarihin çocuklarınız’ demek için buradayız” diye konuştu.

BİZ AĞITLAR YAKARKEN BİRİLERİ İÇKİLERİNİ YUDUMLUYOR

Halkın refahı için harcanması gereken meblağın, teröre harcandığını bunun da halkın cebinden gittiğini anlatan Kamalak, “Maalesef halkın refahı için kullanılabilecek bu imkân tam tersine hem Kürt hem de Türk halkının cebinden gitmiş ve daha da fakirleşmesine neden olmuştur. Yani Kaybeden biziz. Türkler olarak kaybediyoruz. Kürtler olarak kaybediyoruz. Millet olarak kaybediyoruz, ülke olarak kaybediyoruz. Kürdüyle, Türküyle, Arabıyla, Acemiyle, Alevisi, Sünnisiyle topyekun İslam âlemi olarak kaybediyoruz. Peki, kazanan kim? Bunu anlamak için sadece İsrail’in haritasına bakmak yeterlidir. 1967 yılından bu yana İslam ülkeleri birer birer parçalanıp küçülürken, haritadaki yeri büyüyen, sınırları genişleyen tek ülke işgalci İsrail’dir. Hep söyledim yine söylüyorum. Biz her gün Kürtçe, Türkçe, ağıtlar yakarken, birileri Londra’daki, Washington’daki, Telaviv’deki şatolarında viskilerini yudumlayarak zafer şarkıları söylüyorlar” açıklamasında bulundu.

İSLAM TOPRAKLARI ÇATIŞMALARDA DÜŞÜRÜLMEK İSTENİYOR

Türkiye’nin bugün zorlu bir süreçten ve büyük bir imtihandan geçtiğini ifade eden Kamalak, küresel emperyalizmin kardeşlerin arasını açmak için çalıştığını anlattı. Her zamanki gibi büyük tabloda Büyük İsrail projesinin olduğunu dile getiren Kamalak, “Bizi birbirimize düşürmek, gücümüzü zayıflatmak, kardeşi kardeşe kırdırmak isteyen dış güçler var. Karanlık oyunlarıyla bu aziz milleti yıldırmaya, bezdirmeye, bölmeye ve yok etmeye niyetlenen karanlık güçler var. Dünyayı kendisine köle yapmak isteyen bir Irkçı emperyalizm var. Daha açık söyleyeyim, bütün bu yaşadıklarımızın arkasında Büyük İsrail Projesi var. Bundan 100 yıl önce, Osmanlı imparatorluğu parçalanmış, Hilafet yok edilmiş, Müslümanlar darmadağın edilmişti. Ve bu parçalanmışlığın ardından 1948 yılında Filistin’e işgalci İsrail yerleştirilmişti. Aynı oyun bugün yeniden sahneleniyor. Zaten bölünmüş bir coğrafya daha da küçük lokmalar haline getirilmek isteniyor. İslam ümmeti, ‘Kürt, Türk, Şii, Sünni, Arap, Acem’ gibi her türlü etnik ve mezhebi farklılıklar tahrik edilerek birbirine düşürülmek isteniyor” şeklinde konuştu.

SAADET PARTİSİ’NE HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA İHTİYAÇ VAR

Bütün bu gelişmelerin ışığında Tür-kiye’nin Saadet Partisi’nin basiret, feraset ve dirayetine her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Kamalak, “Çünkü her ne pahasına olursa olsun hakkı haykıran, doğruyu söyleyen tek hareket milli görüş, tek parti saadet partisidir. Gerçekten şöyle bir yakın geçmişe baktığımızda, Kürt meselesiyle en yakından ilgilenen Milli Görüş hareketi olmuştur. Kürt meselesine en cesur ve en sağlıklı bakışı yapan Refah Partisi ve Lideri Necmettin Erbakan olmuştur. Kürt meselesini konuşmanın dahi tabu sayıldığı 1994 yılında Bingöl’de yaptığı konuşma bunun somut örneğidir.Bu konuşmadan dolayı yargılanmış, hapse mahkum edilmiş ve hakkında siyasi yasak getirilmiştir. Şayet Milli Görüş’ün o gün söylediği kardeşlik reçetesi dikkate alınsaydı bugün Türkiye 30 yılını kaybetmemiş olurdu. Binlerce fidanını toprağa vermek zorunda kalmamış olurdu. Analar ağlamaz, ocaklara evlat acısı düşmemiş olurdu. Şimdi bir kez daha uyarıyoruz. Bir kez daha sesleniyoruz. Bir kez daha reçetemizi sunuyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

IRAK DÜŞTÜ, LİBYA DÜŞTÜ, SURİYE DÜŞTÜ, BURASI SON KALEDİR

Büyük İsrail Palanı’nın nihai hedefinin Anadolu olduğunu, bu plan yüzenden son yıllarda büyük kayıplar verildiğini bildiren Kamalak, “Zamanımızı kaybettik, kardeşliğimizi kaybettik. Gençliğimizi kaybettik. Huzur ve güvenliğimizi kaybettik. Geleceğe ilişkin umudumuzu kaybettik. Allah korusun, biraz daha geç kalırsak ülkemizi kaybetmekle karşı karşıya kalırız. Öyle bir coğrafya da yaşıyoruz ki, artık kaybetmeye tahammülümüz yok. Irak düştü, Libya düştü, Suriye düştü. Burası son kaledir. Burası son direniş hattıdır. Bu vatan bölünürse, bu topraklar parçalanırsa, kardeş kavgasına tutuşursa, bizim gidebilecek hiç bir yerimiz yok. Emin olun, biz düşersek yeryüzündeki bütün mazlumlar düşecek” dedi.

MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN POLİTİKALARINA DÖNÜLMEDİKÇE İŞLER DÜZELMEZ

Milli Görüş politikalarına dönülmedikçe, ne terörün ne de halkın huzur ve refaha kavuşacağını söyleyen Kamalak, “Hizmet ve başarının temelinde zihniyet yatar. Milli Görüş’ün ortaya koyduğu ilkelere inanan ve bu ilkelere göre çalışan idareciler, ancak üstün başarılı hizmetlerin altına imza atarlar. Şayet, aynı yöneticiler bu ilkelerden uzaklaşır ve Milli Görüş gömleğini çıkarırlar ise, aynı başarıyı sağlayamazlar. Çünkü bu işler inanç işidir, Bu işler iman işidir, Bu işler azim işidir. Bu işler, ‘bana ne Amerika’dan, bana ne Amerikadan!’ diyebilme işidir. Bu nedenle bir kez daha söylüyorum; Milli Görüş politikalarına dönülmedikçe, ne terör biter, ne de halkımız huzur ve refaha kavuşur” dedi.

 

 

 

 

 

 

31 Mar 2016
287

Vizesiz Seyahat, Zehir Kutusunun Süslü Ambalajıdır

Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, haftalık olağan basın toplantısında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, AB ve Vizesiz Avrupa söylemlerini sert bir şekilde eleştirdi…

Kamalak, günlerdir gündemden düşmeyen AB ve vizesiz Avrupa söylemlerine sert bir dille eleştirerek, “Vizesiz seyahat, zehir kutusunun süslü ambalajıdır. Bu kutunun içinde tam 72 ayrı zehir vardır. Ne aldığımızı büyük puntolarla, çarşaf çarşaf yazanlar, ne verdiğimizden tek kelime bahsetmiyorlar. 1 alıp 72 veriyoruz. .  Bizim medeniyet hedefimiz, Avrupa Birliği’ne köle olmak değil, İslam Birliği’ni kurmaktır. Türkiye 57 yıldır kapısında oyalandığı Avrupa Birliği macerasından artık vazgeçmelidir” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretini de eleştiren Kamalak, “Medyada yer alan haberlere göre, Sayın Erdoğan, Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde tam 16 kez gitmiş Amerika’ya. Peki, sonuç ne? Sonuç ortada;  Parçalanmış bir İslam coğrafyası. Yerinden yurdundan edilerek mülteci bir hayata mahkûm edilmiş İslam ümmeti. Çok net söylüyorum; Batı ile işbirliği yapılarak, Avrupa ile Amerika ile yanak yanağa poz vererek İslam Dünyasına hizmet edilemez. Amerika’ya 16 değil 116 kere gitseniz, Müslümanların lehine bir sonuç çıkmaz” dedi.

Balgat’ta parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündemdeki ‘Vizesiz Avrupa’ söylemlerini sert bir dille eleştirdi. Son günlerin en çok konuşulan gündem başlıklarının başında Avrupa Birliği ve vizesiz seyahat hakkının olduğunu hatırlatan Kamalak, “İktidar ve bir kısım medya tarafından günlerdir estirilen rüzgâra bakılırsa Hükümet yine büyük bir zafere imza atıyor!Ülkede bir bayram havası estiriliyor.Bütün iktidar yetkilileri, ‘Vizesiz Avrupa’ açıklamaları yapıyor. Bütün iktidar gazeteleri; ‘Vizesiz Avrupa’ manşetleri atıyor. Oysa, biz bu filmi geçmişte çok seyrettik. Ne zaman bir bayram havası estirilse, ne zaman zafer naraları atılsa arkasından tam bir felaket geliyor” dedi.

VİZESİZ SEYAHAT YALANIYLA ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLÜYORLAR

Bunun örneğini 96’da imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması’nda yaşadığımızı vurgulayan Kamalak, “O zaman da bu anlaşma, ‘tarihi bir zafer’ olarak sunulmuştu. Ama sonucu felaket oldu. Gümrük Birliği’nin, Türkiye’ye sadece ekonomik maliyeti 20 yılda, 500 milyar doları aştı.  Gıdadan giyime, otomobilden kozmetiğe kadar Türk pazarını Avrupa Birliği malları doldurdu.  Yani o zaman bunu zafer gibi sunanların dediği değil, ‘Yapmayın. Bu anlaşma bu millete ihanettir. Onlar ortak, biz Pazar oluruz!’ diyen Milli Görüş’ün dediği çıktı.Şimdi aynı tiyatro yeniden sahneye konuluyor. ‘Mercedes’e ucuza bineceğiz’ yalanıyla, Türkiye’yi Gümrük Birliği’ne soktukları gibi, şimdi de ‘Vizesiz Seyahat’ yalanıyla Türkiye’yi daha büyük bir felaketin içine sürüklüyorlar.Ne aldığımızı büyük puntolarla, çarşaf çarşaf yazanlar, ne verdiğimizden tek kelime bahsetmiyorlar” diye konuştu.

BİR ALIP 72 VERECEĞİZ

“Sahi Gümrük Birliği ile ne kazandık?” diye soran Kamalak konuşmasına şöyle devam etti:  “Koca bir hiç!Peki, ne kaybettik?En az 500-600 milyar dolar. Vizesiz seyahat getiriyoruz diye süslü laflarla televizyon televizyon dolaşıyorlar. Ama sıra ne vereceğimize gelince tek kelime etmiyorlar.  Hatırlarsınız, Irak’ın işgali sırasında Türkiye 1 koyup 3 alacaktı. Ama tam tersine 3 koydu, ama 1 bile alamadı.Şimdi durum daha da vahim,  1 alıp 72 veriyoruz.  Vizesiz seyahat Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin istediği 72 şartı yerine getirmesine bağlı.Peki, ne var bu 72 tavizin içinde?  Bunları yazan, millete açıklayan yok.”

KARŞILIĞINDA AVRUPA’YA NE VERİYORSUNUZ?

“Hiç laf kalabalığı yapmayın, dürüstçe açıklayın” diyerek Hükümete seslenen Kamalak şu soruları yöneltti;  “Avrupa’ya siz ne veriyorsunuz? Örneğin istenen tavizlerin içinde, Kıbrıs var, mı yok mu? Şehit kanlarıyla alınan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki egemenlik hakkımızdan vazgeçiyor musunuz, vazgeçmiyor musunuz? Kıbrıs’ı Rumlara teslim ediyor musunuz, etmiyor musunuz? Türkiye’nin en önemli su kaynakları olan Fırat ve Dicle’yi İsrail yararlansın diye uluslararası bir konsorsiyuma açıyor musunuz, açmıyor musunuz? Sınırlarımızı Avrupa Birliği’ne açarken, İslam ülkelerine kapatıyor musunuz, kapatmıyor musunuz? Türk Ordusunu, İslam ülkelerine karşı, Avrupa Birliği Savunması’nın bir parçası yapıyor musunuz, yapmıyor musunuz? Bu milletin evlatlarına, kendi ahlaki ve manevi değerlerimizi değil de batının bozuk değerlerini öğretmeyi kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz? Evet! Ne var bu 72 tavizin içinde? Çıkın milletin karşısına, dürüstçe açıklayın.”

BU ZAFER DEĞİL HEZİMETTİR

“Bu bir zafer değil, tarihin en şerefli milleti için bir hezimettir” diyerek konuşmasına devam eden Kamalak, “Bu ihanetin hesabını veremezsiniz. Yine yoksa ‘Safmışız. Yanıldık. Aldatıldık mı?’ diyeceksiniz. Vizesiz seyahat, zehir kutusunun süslü ambalajıdır. Bu kutunun içinde tam 72 ayrı zehir vardır! Sizler aracılığıyla bu hükümeti bir kez daha uyarıyorum.  Bizim medeniyet hedefimiz, Avrupa Birliği’ne köle olmak değil, İslam Birliği’ni kurmaktır. Türkiye 57 yıldır kapısında oyalandığı Avrupa Birliği macerasından artık vazgeçmelidir.

116 SEFER DE GİTSENİZ LEHİMİZE SONUÇ ÇIKMAZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretine de değinen Kamalak, “Medyada yer alan haberlere göre, Sayın Erdoğan, Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde tam 16 kez gitmiş Amerika’ya. Peki, sonuç ne? Sonuç ortada;  Parçalanmış bir İslam coğrafyası. Yerinden yurdundan edilerek mülteci bir hayata mahkûm edilmiş İslam ümmeti. Çok net söylüyorum; Batı ile işbirliği yapılarak, Avrupa ile Amerika ile yanak yanağa poz vererek İslam Dünyasına hizmet edilemez. Amerika’ya 16 değil 116 kere gitseniz, Müslümanların lehine bir sonuç çıkmaz. İşte Milli Görüş farkı budur. Örnek mi istiyorsunuz: Erbakan bir kere İran’a gitti, bir kere Mısır’a gitti, bir kere Malezya’ya gitti. Döndüğünde yüzyılın en büyük dış politik hamlesi D-8’leri kurdu. Bu yüzden biz diyoruz ki tek çare Milli Görüştür. Saadet Partisi’dir” diyerek eleştirdi.

TEHLİKELİ VE HAYALİ MACERALARLA VAKİT GEÇİRMEYİN

“Türkiye, tehlikeli ve hayali maceralarla vakit geçirmek yerine Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni bir Dünya mücadelesi vermelidir.” diyen Kamalak konuşması şöyle tamamladı: “ Bunun için de ilk adım olarak ‘barış’ ve ‘üretim’ merkezli yeni bir döneme geçmelidir. ‘Milli, Güçlü, Süratli ve Yaygın Kalkınma dönemi’ başlatılmalıdır. Tüketen değil üreten ekonomi için gerekli alt yapı ve yatırımlara öncelik verilmelidir. Milleti bu tür yalanlarla kandırmaktan vazgeçip, şeffaf, şaibesiz ve dürüst bir yönetim anlayışı ortaya konulmalıdır. En önemlisi de Batı kulübüne girmenin değil, İslam Birliği’ni kurmanın mücadelesi verilmelidir. Evde, sokakta, şehirde, ülkede barışı sağlayacak adımlar atılmalıdır. Çünkü barış olmadan üretim olmaz. Üretim olmadan da itibar olamaz.  Bu uyarılarımızı, hükümete bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyor, inandığımız gerçekleri tarihi bir sorumluluk olarak Aziz Milletimize arz ediyoruz.”

22 Mar 2016
SAADETTEN_TERORLE_MUCADELE_RECETESI_

Saadet’ten terörle mücadele reçetesi

SAADETTEN_TERORLE_MUCADELE_RECETESI_

SON DÖNEMDE ARTAN TERÖR OLAYLARININ ELE ALINDIĞI TERÖR, GÜNEYDOĞU VE ÇÖZÜM ADLI RAPOR YAYINLANDI

Saadet Partisi, ülkenin öncelikli sorunlarının başında gelen terör ve terörizm ile ilgili yeni bir rapor hazırladı. Terör, Güneydoğu ve Çözüm adlı raporda, sorun ele alınırken, çözüm önerileri de bir bir dile getirildi… Terör sorununun temelinde taklitçi yönetimlerin, uyguladığı yanlış politikaların zemin oluşturduğunun vurgulandığı raporda, sorunun sadece terör bağlamında değil, bölgesel olarak da ele alınması gerektiği ifade edildi. Hazırlanan raporun çözüm önerileri kısmında ise din, inanç ve kardeşlik temasının sürekli gündemde tutulması gerektiğinin altı çizildi…

MEVCUT DURUM ŞU ŞEKİLDE

Raporun giriş kısmında terörün yıllardan beri Türkiye’nin bir numaralı meselesi olduğu ve gün geçtikçe daha tehlikeli bir istikamete doğru ilerlediği uyarısı yapılırken, terörün dış desteklerine dikkat çekildi. Terörün, dış güçler tarafından planlı olarak tahrik edilip desteklendiği vurgusunun yer aldığı raporda, mevcut durum 14 maddeyle sıralandı.

ANADOLU BİRLİKTE FETHEDİLDİ

UYGULANAN tüm politikalar neticesinde terör olaylarının durmadığının da altı çizilerek, tarihte yaşanan kardeşlik örnekleri ile sorunun ırkçılık olmadığı, uluslararası bir operasyon olduğu da raporda yer aldı. Raporda, tarihi notlar 5 madde altında toplandı.

TAKLİTÇİ İKTİDARLARIN YAPTIĞI YANLIŞLAR

Saadet Partisi’nin hazırladığı raporda terörün bu hale gelmesindeki temel faktörün taklitçi zihniyetler olduğunun altı çizilirken, yanlış politikaların sorunu daha girift bir hale getirerek bu günlere taşıdığı ifade edildi. Taklitçi zihniyetlerin yaptığı yanlışlar ise 15 maddeyle tespit edildi.

SORUNUN ANA MESELESİ 3 TÜRDÜR

Saadet Partisi’nin hazırladığı raporda dikkat çeken bir diğer konu ise, sorunun sadece bir mesele değil 3 temel sorun olduğu vurgusu. ‘Terör, Kürt Meselesi, Güneydoğu Meselesi’ şeklinde ele alınması halinde sorunlara daha gerçekçi ve akılcı yaklaşılabileceği bilgisinin yer aldığı raporda, ilgili bölüm 6 madde altında toplandı.

Son dönemde artan terör olayları ile ilgili çalışmalar yürüten Saadet Partisi, terör konusunda önemli bir çalışmaya daha imza attı. Hazırladığı raporda, sorun temellendirilirken, soruna ilişkin çözüm önerileri de yer aldı. Maddeler halinde hazırlanan raporda, öncelikle mevcut durum ele alındı.

MEVCUT DURUM ŞU ŞEKİLDE

Raporun giriş kısmında terörün yıllardan beri Türkiye’nin bir numaralı meselesi olduğu ve gün geçtikçe daha tehlikeli bir istikamete doğru ilerlediği uyarısı yapılırken, terörün dış desteklerine dikkat çekildi. Terörün, dış güçler tarafından planlı olarak tahrik edilip desteklendiği vurgusunun yer aldığı raporda, mevcut durum şu maddeler ile ifade edildi;

*Bölgenin bir kısmına gidilemiyor.

*Yolların büyük kısmı mayınlanmış, teröristler şehir yapılanmasını tamamlamış.

*Her gün yoğun çatışmalar oluyor.

*Her gün insanlar ölüyor, şehit cenazeleri geliyor.

*Analar kan ağlıyor.

*Halk mağdur, iki ateş arasında can pazarı yaşıyor. Evleri yıkılmış, işyerleri kapanmış, şehri terk ederek kendi ülkesinde mülteci durumuna düşmüş.

*Bölgenin önemli bir kısmında sosyal ve ekonomik yapı çökmüş durumdadır.

*Eğitim öğretim durmuş, öğretmenler bölgeyi terk etmişler

*Bölgenin kırsal alanları, ilçe ve köyler boşalmış durumda.

*İç ve dış göç ve bunun doğurduğu demografik yapının oluşturduğu problemler istikrarsızlık ve tehditler oluşturmaktadır.

*Bölge halkı iki ateş arasında kaldığı kanaatindedir. Kendisini çaresizlik içerisine itilmiş görmektedir.

*Teröre karşı yapılan savaşta suçlu ile masum arasında dikkatli bir ayrım yapılamaması bölge halkını yanlış tercihlere itmektedir.

*Diğer yandan ölümlerin çoğalması, temelinde terör olan bu çatışmayı kişi ve kitlelerin vicdanında etnik bir düşmanlığa doğru itmektedir.

*Kaldırılan her cenazede duygular derinleşerek dile getirilmekte ve asırlarca bir arada yaşayan, birbiri için canını veren kardeşler arasında etnik tefrikalar oluşturulmak suretiyle kardeşlerin birbirine düşman edilmesi istenmektedir.

ANADOLU BİRLİKTE FETH EDİLDİ

Uygulanan tüm politikalar neticesinde terör olaylarının durmadığının da altı çizilerek, tarihte yaşanan kardeşlik örnekleri ile sorunun ırkçılık olmadığı uluslararası bir operasyon olduğu da rapor da yer aldı. Raporda, tarihi notlar ise şu şekilde dile getirildi;

*1071’de Sultan Alpaslan Bizans ile savaşırken Kürtler 10 bin asker verdi. Çünkü Kürtler de Anadolu’nun İslamlaşmasını istiyordu. O zaman ne Kürtlerin Kürtçülük ne de Türklerin Türkçülük iddiaları vardı.

*Tarih boyunca savaşlarda en büyük destekler Kürtlerden alındı.

*Yine her iki millet asırlar boyunca aynı inancın kardeşleri olarak siperde vücutlarını birbirlerine kalkan ettiler.

*Bu yüzyılın başlarında Musul’da toplanan Kürt aşiretleri Osmanlı Padişahının ve İslam halifesinin yanında savaşmaya karar verdiler Sevr Anlaşmasını yırttılar. Osmanlıya karşı savaşmaları için Kürtlerle görüşmeye gelen İngiliz Valisi’ne, Kürt Lideri Şeyh Mahmut El- Berzencî, elini uzatmadı. Ve “Müslümanların Halifesine savaş açan bir ülkenin valisinin eli necistir” dedi

*Adıyaman’da Bedir Ağa, kendisini isyana teşvik etmek için altın yüklü katırlarla gelen İngiliz görevlisine “Ben Halife’ye isyan etmem” dedi. İngiliz Valisini altınlarıyla beraber huzurundan kovdu.

TAKLİTÇİ İKTİDARLARIN YAPTIĞI YANLIŞLAR

Partinin hazırladığı raporda terörün bu hale gelmesindeki temel faktörün taklitçi zihniyetler olduğunun altı çizilirken, yanlış politikaların sorunu daha girift bir hale getirerek bu günlere taşıdığı ifade edildi.  Taklitçi zihniyetlerin yaptığı yanlışlar da raporda şu şekilde yer aldı;

*Geçmişten bu yana iktidarlar materyalist ve ırkçı politikalar uygulamışlardır. Halen aynı politikalar uygulamaya devam etmektedir.

*Koyu Kapitalist “Bozuk Ekonomik Düzen”le özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizi sömürü bir düzenle aç, işsiz ve geri bırakmışlardır.

*Ülkemizin her yerinde bu meyanda Doğu ve Güneydoğuda insan hakları yeterince tanınmamış, demokrasi ve çoğulcu demokrasi lafta kalmış, “Hizmet Devleti” değil “Baskı Devleti” uygulaması yapılmıştır. Terörle mücadelede güvenlik güçlerinin ağırlığı gittikçe artırılmış, durum adeta bir savaş görüntüsü kazanmıştır.

*Milli menfaatlerimizi gözeten bağımsız politikalar uygulanamamıştır. Terörü teşvik eden ve Türkiye’yi bölmek isteyen dış güçlerin güdümünde hareket edilmiştir.

*Teröristleri açıkça destekleyen, onlara yardımcı olan güçlerin Türkiye’de üst’lenmesine boyun eğilmiştir.

*Yüksek yetenekli ve bölgeyle kaynaşarak oraya gerçek manada hizmet edecek kadroların tayinlerini sağlayabilecek çapta teşvikler oluşturulamamıştır.

*Hükümet; “Çözüm Süreci/Barış Süreci”nde yanlış yöntemler uygulamıştır:

*Hükümet; terör, Kürt ve Güneydoğu meselesinde yanlış kişi/kuruluşları muhatap almıştır.

*Doğu ve Güneydoğuda yaşayan geniş Kürt, Türkmen ve Arap aşiretleriyle ve aşiret liderleriyle, korucularla, kanaat önderleriyle, medrese âlimleriyle, STK’lar, siyasi partiler…vb ile görüşmemiştir.

*Kandil’i, İmralı’yı ve HDP’yi muhatap almıştır. Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Dolmabahçe Sarayı’nda HDP temsilcileriyle bir araya gelerek Abdullah Öcalan’ın yazdığı 10 maddelik deklarasyonu dinlemiştir.

*Terör örgütüyle masaya oturduğunu görüp Devleti arkasında görmeyen yöre insanları PKK Örgütü’nün zaten hâkimiyet kurmaya çalıştığı bölgede çaresizlikle teröre boyun eğmiştir.

*Gerekli emniyet tedbirleri alınmamış, vatandaşın mağdur edilmiştir.

* Teröristler bölge şartlarına adapte olmuşlardır. Eğitim görerek profesyonel hale gelmekte ve gittikçe güçlenen silah, teçhizat varlığına sahip olmaktadırlar. Kütle hareketlerinde gittikçe artan bir deneyim kazandıkları intibası vardır. Bunlarla savaşan güvenlik kuvvetlerimizin çoğu bölgenin ve şartlarının yabancısıdırlar. Bu nedenlerle terörle mücadele önleyici olmaktan çok kovalayıcı bir mahiyet almıştır.

*Bölgenin zaten zor olan tabii şartlarının doğurduğu ekonomik kısıtlamaları aşacak güç ve kapsamda “Bölgesel Kalkınma Projeleri” geliştirilememiştir.

*Güneydoğuda oluk oluk kan akarken Başkanlık sisteminin bir çözümmüş gibi sunulması yanlıştır.

SORUNUN ANA MESELESİ 3 TÜRDÜR

Saadet Partisi’nin hazırladığı raporda dikkat çeken bir diğer konu ise sorunun sadece bir mesele değil 3 temel sorun olduğu vurgusu. ‘Terör, Kürt Meselesi, Güneydoğu Meselesi’ şeklinde ele alınması halinde sorunlara daha gerçekçi ve akılcı yaklaşılabileceği bilgisinin yer aldığı raporda ilgili bölümde şu maddeler yer aldı;

*Kürt Meselesi ve Güneydoğu meselesinin çözülmemiş olması, terörün gelişmesine ortam hazırladığı gibi, terörde diğer iki meselenin çözülmesine zorluk çıkartıyor.

*Bu böyledir diye, üç ayrı meselenin varlığını görmemezlikten gelip ya da yok farz edip meseleyi sadece terör mesesi olarak ele alarak çözmek mümkün değildir.

*Kürt meselesi için her çözüm şekli konuşulabilir ve tartışılabilir. Esasında mesenin bunca içinden çıkılamaz hale gelmesinin sebeplerinden biri, bu konunun; geçmişte bir tabu gibi her türlü tartışmanın dışında tutulması, şimdi ise doğuştan verilen hakların pazarlık konusu yapılması ve lütuf gibi sunulmasıdır.

* Şüphesiz Kürtler de Türkler de bu bölgenin, İslam coğrafyası ve İslam dünyasının şerefli kavimleri ve parçasıdırlar. Bir kısım taklitçi yöneticiler Avrupa, Amerika veya başka bir güce eğilim gösterseler bile, Kürt halkının kalbi İslam dünyasında atar. Bundan hareketle bölgesel her çözüm, İslam faktörünü göz önüne almadan tasarlanamaz ve yaşama şansı bulamaz.

*Elbette Kürtlerin tabii hakları var. Kendi dilleriyle konuşmaları, medyayı kullanmaları, eğitim yapmaları onların tabii haklarıdır ve zaten tarih boyunca bu haklarını kullanmışlardır. Ancak, son 70 yılda izlenen milliyetçi materyalist ve ırkçı politikalar problem oluşturmuş ve problemi ağırlaştırmıştır. Şüphesiz çözüm, yeni milli devletler kurmak, yeni parçalar ihdas etmek değil, parçaları birleştirmek, yeni ve ırkçılığa dayanmayan, büyük bir bütüne doğru yol almaktır. Bir bütün içinde hep beraber saadet bulabilmektir.

*Bu sebeplerden dolayı, terörle mücadele sadece güvenlik tedbirleri olarak düşünülmemeli. Bu konu, kaynağını ve sebeplerini ortadan kaldıracak çok unsurlu ve kapsamlı bir bütün olarak ele alınmalıdır.

SAADET PARTİSİ’NİN TERÖRE KARŞI REÇETESİ

Hazırlanan terör raporunda terörün temelinde nelerin olduğu ve nasıl bu hale geldiği aktarıldıktan sonra da terör karşı reçeteye de yer verildi. Parti, çözüm önerisi başlığı altında 15 maddelik bir reçeteyi kamuoyuna sundu.  İlgili maddelere ise şu şekilde raporda yer aldı;

*Türk, Kürtsüz; Kürt, Türksüz yapamaz. Biz kardeşiz, bu toprağı birlikte savunduk, Ülkemizi birlikte kurduk. Bir bedenin uzuvlarıyız.

*Rabbimiz birdir, Peygamberimiz birdir, Kitabımız birdir, kıblemiz birdir, bayrağımız birdir.  Bu kadar birlik yetmiyor mu?  İnançlarımız etrafında birleşmeliyiz.

*Bu kanın durması, barış ve kardeşliğin tesisi.

*Herkese temel insani haklarının pazarlık konusu yapılmadan verilmesi.

*Bölgeye yatırım yapılması, istihdamın sağlanması.

*“Önce Ahlak ve Maneviyat” prensibini esas alan maneviyatçı eğitim modeline geçilmesi, çocuklarımızı vatanını, milletini seven evlatlar olarak yetiştirilmesi.

*Bütün ülke evlatları, bu meyanda Müslümanlar arasında kardeşliğin doğmasına zemin hazırlanması.

*Faizci sömürü düzenin terk edilerek yerine Adil Düzen’in kurulması

*Baskı rejiminin terk edilmesi.

*Yabancı güçlerin teröre desteklerinin önlenmesi.

*Bölgede çalışan kamu görevlilerinin; bölgenin sosyal ve kişilik yapılarını çok iyi bilen bir yönetim, bölge insanlarına şefkatle yaklaşabilecek ve onlarla bütünleşebilen bir yaklaşım sergileyecek şekilde eğitilmesi.

*Yaygın ve hızlı çalışan bir istihbarat, teröristleri hedeflerine varmadan tespit edebilecek bir haberleşme sistemi.

*Bölge için özel kalkınma programı.

*Teröre destek veren İncirlik Üssü’nün boşaltılması.

*Terörist olayların cereyan etmeden önce, daha hazırlık safhasında iken önlenmesi, bunun için kuvvetli istihbarata ilaveten, modern teçhizat ve özel eğitim görmüş, süratli ulaşım gücüne sahip profesyonel timlerin sayılarının artırılması.

MİLLİ GÖRÜŞ HÜKÜMETLERİ DÖNEMİNDE TERÖR YAŞANMADI

1969 yılında milletin ruh kökü olarak başlayan Milli Görüş Hareketi’nin hükümetleri döneminde terör olaylarının neredeyse yaşanmadığı da rapor da şu maddeler halinde sıralandı;

*1974 -1978 yıllarında Mili Görüş hükümette idi. İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı hükümetin Milli Görüş kanadına bağıydı. Son 25 yılda terörün en düşük olduğu yıllar bu yıllardır.

*1996-97 yıllarında 11 aylık Refahyol Hükümeti süresince terör en düşük seviyede seyretmiş, şehit cenazesi gelmemiştir.

*Milli Görüş’ün Ağır Sanayi hamlesinin büyük ve önemli yatırımlarından pek çok tesis, dengesizliği gidermek için Doğu ve Güneydoğu Anadolu da kurulmuştur.

*Güneydoğu ve Doğu Anadolu’daki yollar ve diğer önemli yatırımların pek çoğu Milli Görüş hükümette iken yapılmıştır.

*Önceki dönemlerde karayollarına yeni makine parkı kurulduğu zaman bu makineler Batı illerine veriliyor, batıdakiler de Güneydoğudaki illere naklediliyordu. Milli Görüş bu haksızlığı önleyerek adil davrandı.

02 Mar 2016
NECMETTÝN ERBAKAN, ÇEÞÝTLÝ KÝÞÝLER ÝLE...

BİR ÖMÜRDE BİN ÖMÜRLÜK HİZMETLERİ İLE ERBAKAN!

NECMETTÝN ERBAKAN   01

Onu anmak, onu yaşamaktır.

Vefatının beşinci yılında Milli Görüş Lideri Pro.Dr.Necmettin Erbakan hocamızı, 54.TC Hükümetinin Başbakanı olarak kurmuş olduğu en yüksek düzeyde uluslararası kuruluş olan D-8’in umdelerinden “Savaş Değil Barış! Çatışma Değil,Diyalog!” teması ile anıyoruz.

İçinde bulunduğumuz zaman diliminde en çok ihtiyaç duyulan iki unsur; “Diyalog” ve “Barış”.

Saadet Partisi’nin Genel Başkanı olarak hayata gözlerini kapatan Erbakan Hocamız Milli Görüşün yeni bir dünya kurma hamlesi olduğunu, bunun hiç kolay olmadığını, 5 parti kurmaya mecbur kaldığını söylüyor ve her konuşmasında, 1,5 milyar İslam Âleminin, 7,5 milyar insanın huzur ve saadet içerisinde olmadığını, ızdıraplar, sıkıntılar ve gözyaşının artarak devam ettiğini çarpıcı istatisdiki rakamlarla belirtiyordu.inancımızın temelinin sevgi, şefkat hoşgörü ve merhamet olduğunuvurguluyor,bundan dolayıda sadece Müslümanların değil bütün insanlığın saadetini gaye edinmemiz gerektiği bilincini veriyordu.

Ancak, doğru teşhisle doğru tedavinin mümkün olduğunu söyleyen Erbakan Hocamız,dünyanın nasıl idare edildiği ve nelerin yapılması gerektiği hususlarını herzaman genel hatlarıyla ortaya koyuyordu. Etkin ülkeler, yapılar ve kurumlar tarafından dünyanın şekillendirildiğini, yönetildiğini ve ana hedefilerinin de kendi inanç ve idealleri çerçevesinde ‘Dünya Hâkimiyeti’ni sağlamak olduğunu dile getiriyorbu etkin ülke ve yapılarının temel stratejilerinin şunlar olduğunu belirtiyordu; Askeri üstünlüğü sağlamak için stratejik bölge ve ülkelerin işgali veya kontrolü, Enerji kaynaklarının ve geçiş güzergâhlarının kontrolü, Stratejik madenlerin kontrolü,Kalkınmakta olan ülkelerin ekonomik bağımsızlığının engellenmesi.

Teşhis doğru yapılınca,niyette halis olunca tedavi mümkündü elbet.

Savaş,çatışma,işgal,sömürülere sahne olan 20. Asrın sonunda bir kapı aralanmıştı aydınlığa…  Ve İslam Birliğinin çekirdek oluşumu olan D-8, Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümetin efsane Başbakanı Prof.Dr.Necmettin Erbakan tarafından Türkiye’nin öncülüğünde, Mısır,Malezya, Pakistan,İran,Bangladeş,Endonezya ve Nijerya’nın katılımıyla kuruldu.

İlerlemiş bilim ve teknolojiye rağmen gıda,giyim ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan,milyonlarca insana umut oldu D-8.

Vazgeçilmez doğrulara dönüşün sembolü, huzur,barış,saadet dünyasının kurucu gücü oldu D-8.

Hakka ve adalete dayalı ilkeleri doğrultusunda; temel hakların korunduğu,hiç kimseye zarar verilmeyen  ve hiç kimseden zarar görülmeyen bir sistemin temel taşı oldu D-8.

Erbakan Hocamızın dünyevi menfaatler gözetmeksizin yaptığı hizmetlerde, meclis kürsüsünden söylediği gibi “ben bunları bana oy versinler diye yapmıyorum, Allah rızası için yapıyorum Allah rızası için” haykırışını hayatı boyu yaptığı tüm fiillerde gördük…

Tutkuları vardı ideal edindiği, Milli,yerli, yaygın sanayi tutkusu…Erbakan HocamızAğır sanayinin diğer sanayileri kuran sanayi olduğunu,ancak büyük ve lider ülkelerin bu sanayi kurup işletebildiğini ve geliştirebildiğini biliyor ve 1974-78 yılları arası Hükümet ortağı olduğu dönemde ağır sanayi hamlesini başlatıyor,tüm yurdu adeta şantiye alanına çeviriyordu. O yıllarda şöyle sesleniyordu; “Nasıl lider ülke olunacak? Bak fabrika kuran fabrika olarak 7 tane demir çelik, 32 tane makine kimya’nın ağır makine fabrikası kurularak! Tümosan motor ve makine sanayi 13 tane olacak. Taksan 4 tane yapılacak. Temsan 12 tane, Tüsaş 1 tane, Tersane 2 tane, Ziraat Makineleri sanayi 3 tane kurulacak. Toplam makina fabrikası 74 taneyi bulacak. Böylece 113 tane ihtiyaç karşılayan fabrikamız, 74 tane de makine fabrikamız olacak… 4 tane de ağır harp sanayi fabrikası; Tank Fabrikası, Top Fabrikası, Roket Fabrikası ve Harp Gemisi Fabrikası tamamlanacak! Neden bahsediyorum ben size; 1974-78’de yürüttüğümüz ağır sanayi hamlesinden. O dönemde Elektronik Sanayi Testaş (2 tane) ve Telesan’ı kurup hizmete açtık. Kim konuşuyor Millî Görüş konuşuyor. Millî Görüş konuştu mu böyle konuşur. Irkçı emperyalistler, Ağır sanayi hamlesini gözden düşürmek için ‘ağır’ kelimesini ‘hantal’ diye tercüme etmeye kalktıklar.Bana bak ırkçı emperyalist; çocuk mu aldatıyorsun sen! Ne hantalı,hantal sensin! Ağır sanayi demek fabrikalar yapan fabrika demek. Senin canına okumak demek. Senden makine almaya mecbur olmamak demek. Bağımsız olmak demek. Lider ülke olmak demek.” Diyordu.

NECMETTÝN ERBAKAN, ÇEÞÝTLÝ KÝÞÝLER ÝLE...

Erbakan Hocamız bir başka önemli ideali olan “Faizsiz Adil Ekonomik Düzen “ ile ilgili tezlerine Hükümet ortağı olduğu her dönemde kısa görev süresine ve tüm engellemelere rağmen uygulama alanı oluşturuyor, ‘Adil ekonomik düzen, hakkı üstün tuttuğu ve toplumda sınıf ayırımı yapmadığı için bir çatışma değil barış sistemidir. Açık, sade, basit, tatbikatı kolay bir sistem olduğu gibi, toplumda herkesi kuşattığı için, herkesi üretime teşvik ettiği için, ekonominin önündeki engelleri kaldırıp ekonomik kalkınmayı hızlandırdığı için, herkese refah getirdiği için ideal bir sistemdir.’diyordu.

Faiz ile alakalı; “Bakınız, ‘Faiz, haramdır, günahtır’ şeklinde papağan gibi milyonlarca kere tekrarlanan sözler, vaizler, nasihatler, faiz oranını ve tahribatını artırmaktan başka bir netice vermemiştir.Halbuki, “Faiz kaldırılmıştır” kararnamesinin mürekkebi 1 mg. bile tutacak değildir.” Diyen Erbakan Hocamız; “;Üretim Ne Demek ?Çalisip Kazanmak.Rantiye Ne Demek ? Çalişmadan Kazanmak.Faizden Kazanmak.Biri Haramzade Biri Helalzadearadaki Fark Bu !” diyerek önemli bir tesbitte bulunuyordu.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez Erbakan döneminde ‘Faizsiz bankacılık sistemi kararnamesi’ çıkartılmış,Türkiye’nin faizsiz ilk yatırım bankası olan DESİYAB Kurulmuştur. Ayrıca yatırım teşvikleri Anadoluya kaydırılmş üçbinden fazla tesise teşvik verilmiştir.

Prof.Dr.Necmeddin Erbakan Refahyol Hükümeti Başbakanı olduğu dönemde, faizin bütçe içindeki payını olabildiğince düşürmüş, 50 milyar dolarlık bütçeye 6 ayda faizden kurtardığı 35 milyar doları ilave etmiştir, hemde yeni borç alınmadan,yeni vergi konmadan,zam yapılmadan bu ancak inanç,azim ve kararlılıkla olabilir.  Yina aynı dönemde milletin parasını millete vermek için,borçlanmanın önünü kesen tek hesap sistemi olan“Havuz sistemi”ni hayata gecirdi.IMF kapı dışarı edildi.Dek bütçe yapıldı. Önceki yıllar 5 milyar dolar zarar eden KİT’ler 2 milyar dolar kara geçti. 100 alan memura 250 verildi. İşçi emeklilerinin maaşlarını yüzde 100 arttırıldı. Bağkur emeklisine yüzde 300 verildi. Memur emeklisinin maaşını yüzde 216 arttırıldı.Fakir fukara fonu önceki dönemlerde faize yani bütçe açıklarına giderken, onun döneminde fonda toplanan paraların tamamı fakir fukaraya verildi hepsinin duasını aldı.Tarım bakanlığı bütçesi yüzde 89 arttırıldı. Tarımsal destekemeye 38 trilyon ayrılmıştı,sene sonunda 95 trilyon verildi. Toprak mahsulleri ofisi köylüden 43 trilyonluk mal alıyordu,136 trilyona çıkartılarak, Yüzde 312 arttırdı. 145 milyon dolarlık hububat alınırken, 330 milyon dolarlık hububat alındı. Başka; Pancar yüzde 189 arttırılmış, bugday yüzde 282 arttırılmış, tütün yüzde 207 arttırılmış, kabuklu fındık yüzde 468 arttırılmıştı. Halkı enflezdirmeme adınaEşel-Mobil

Kıbrıs, O’nun sevdasıydıAsırlardır küresel güçlerin nüfuz mücadelelerine sahne olan Kıbrıs, bugün olduğu gibi geçmişte de uluslar arası çatışma alanı içerisinde yer alıyor, her gün ayrı bir diplomatik manevraya maruz kalıyordu.1957-1963 yılları arasında İngiltere’de başbakanlık yapan M.Harold Macmillan ” Kıbrıs adasını elinde tutan, Türkiye’nin arka kapısını ve İskenderun limanını kontrol altında tutar” diyordu. Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı için çalışan EOKA Terör Örgütü yıllarca bölgede katliamlar yaptı. Mathiatı, Ayvasıl, Kumsal katliamları başta olmak üzere örgüt Müslüman vatandaşa kan ve gözyaşı döktürdü.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, bütün bu gerçekler dolayısıyla büyük politik oyunlara sahne olan Kıbrıs’ta Müslüman Türklerin yaşadığı katliama dur denilmesi için koalisyon ortağı olduğu hükümeti,Ecevit’in olumsuz tavrına ve çekingenliğine rağmen harekât kararı almaya zorladı. Garantör ülke olan İngiltere’ye Kıbrıs konusunu görüşmek için Ecevit’in uçağı daha Etimesgut Askeri Havaalanı’ndan yeni kalkmışken Başbakan Vekili Erbakan Milli Güvenlik Kurulu’nu acil gündem koduyla topladı. MGK devam ederken yapılan bütün itirazlara rağmen Erbakan, dönemin Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar’a gemilerin yola çıkması için o tarihi emri verdi Ve harekât gerçekleştirilerek, Türklerin soykırıma uğraması önlendi. Türkiye Cumhuriyeti’nin 37’inci Hükümeti, Erbakan Hocamızıngayretleri ile yapılan bütün baskılara rağmen Kıbrıs’ta akan kanı durdurmayı bildi.İngiltere harekat için “harekatın asıl mimarı Erbakan’dır” yorumu yapmıştı. Operasyon devam ettiği sürede ABD ve İngiltere başta olmak üzere iki yüzlülükleri her seferde gün yüzüne çıkan ülkeler Türkiye’ye askeri ambargo kararları alırken, başta İran olmak üzere Pakistan, Afganistan ve Suudi Arabistan’dan da Türkiye’ye yardım sözleri geldi. Bu günlerde zor şartlar altında olan Libya Devlet Başkanı Muhammer Kaddafi ise ambargo sonrası jet yakıtlarımızın tükenmesi ile Türkiye’ye jet yakıtı yardımı yaptı. Ayrıca ülkemizdeki tüm abd üsleri kapatıldı.

Türkiye hükümeti, harekâtı Zürih ve Londra Antlaşması’nın IV. maddesinden doğan haklarını kullanarak gerçekleştirdi. Fakat Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi bu harekâtı işgal olarak değerlendiriyor. Oysa Avrupa Konseyi Parlamentler Meclisi’nin 29 Temmuz 1974 tarihli 573 sayılı kararı ve Atina’daki Temyiz Mahkemesi’nin 21 Mart 1979 tarihli kararı, Türk müdahalesinin yasal olduğunu kanıtlamıştı.

Türkiye’nin 40 bin civarındaki askeri adanın kuzeyine yerleşti. Rum kesimi ve Birleşmiş Milletler harekâtı “işgal” olarak nitelendirdi. Şubat 1975 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’ye silah ambargosu koydu. 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.

Erbakan hocamız eğitim konusunda; “Evlâtlarımızı vatana, millete yararlı çocuklar yapmak için evlâtlarımızı insanı kâmil yoluna sevk etmek için bugünkü maarifi ahlâk, maneviyat ve fazilet esasları üzerinde yeniden kuracak, eğitimde şuur olacak, ailede huzuru sağlayacağız.”derken,

Faydalı ilim konusunda; “Teknik Üniversitede yetiştirdiğimiz mühendisler Avrupa’dan gelecek yedek parçaların kataloğunu kullanmak için yetişmeyecek, traktörleri, tankları, uçakları, motorları doğrudan doğruya bizim yurdumuzda imal etmek Avrupa’dan daha iyi imal etmek için yetişecektir. Bundan dolayı bu yoldaki sloganlarımız «Bildiğini yap, yaptığını bil», «Faydalı ilim istiyoruz» düsturlarıdır.Teknik Üniversitemizin araştırmaları bu memleket meseleleri üzerine olacaktır. Her sahada yine en büyük âlimlerin ve ariflerin bizim yurdumuzda yetişmesine büyük ehemmiyet verilecektir. Bu yoldaki sloganlarımız şunlardır. «Üniversitelerimiz yine dünyaya ışık saçacak,», «Yine en yüksek âlimleri biz yetiştireceğiz.»diyordu.

 

Erbakan, Maddi kalkınma ile birlikte Manevi Kalkınmayı da esas aldı,ortağı olduğu Hükümet proramında,30-Kasım-1974’de TBMM Başkanlığınasunulan 4.Beş yıllık Planda ilk defa”ManeviKalkınma” adı altında çok önemli ve geniş bir bölümeyer verdirmiştir. O dönemde 4 yılda,350 İmam HatipOkulu,10 Yüksek İslam Enstitüsü,3 Bin kuran Kursu açılmış, genelge yayınlatarak bütün resmi kurumlarda cami ve mescitlerin açılmasını sağlanmıştır.Müstehcen neşriyatla mücadele edilmiş,Karaköy’deki çıplak kadın heykelinin kaldırılması gerçekleşmiş ve en önemliside Karayolu ile hacca gitme yasağı kaldırılmış böylelikle 140.000 kişi hacca gitmiştir. Hükümet değişikli sonrası tekrar yasaklanmıştır.

 

Güneydoğu meselesi ülkemizin geçmişinde büyük maddi ve manevi tahribata neden olmuş,gelinen noktada ise idarecilerin dış güdümlü politikaları ile içinden çıkılmaz bir hal almıştır.Her gün yaşanan terör olayları, bölgeden gelen şehit cenazeleri yüreğimizi yakmaktadır.

Yeryüzünün tek teokratik devleti olan İsrail,Kürt kardeşlerimizin yaşadığı topraklarla ilgili kirli emellerini sürdürmekte,her fırsatta yahudi devleti’nin vazgeçilmez bir parçası olduğunu vurgulamaktadır.

1991 yılında yaşanan Körfez Savaşı bahane edilerek Saddam Hüseyin’in Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgesine saldırı girişimini engellemek isteyen ABD, Huzur Harekatı adı verdikleri bir çalışma ile ülkenin kuzeyini ‘uçuşa yasak bölge’ ilan etmişlerdi. Bu gerekçeler doğrultusunda Çekiç Güç adı verilen ABD Askeri Birlikleri Diyarbakır’a konuşlanmış, bölgeden sözde Kuzey Irak’ın korunmasını sağlamışlardı. Ancak bu süreç zarfında Çekiç Güç denilen yapının bölgede yeni bir devlet oluşumuna zemin hazırladığı ve PKK terör örgütüne de yardım ve yataklık yaptığı birçok rapor ve açıklamaya yansımıştı.

Meclis kürsülerinden;“Sorarım size, asırlar boyu tek vücut olarak yaşadığımız halde ne oldu da bu husumet ortaya çıktı? Niçin bu kanlar akıyor?”diye haykıran Erbakan Hocamız, Başbakanlığı döneminde mecliste PKK’nın bir siyonizmin oyunu olduğunu vurguluyor, dış basında yankı bulan bu konuşmaları sonucu Amerika, İngiltere ve Fransa’dan açıkca tehdit alıyordu. Fakat Erbakan bu tehditlere aldırmadan operasyonlara devam etmiş ve PKK’yı bitirme noktasına getirmişti.Genelkurmay Başkanlığı’nın basına sızan 1995 yılındaki raporlarda, Çekiç Güç’ün Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurduğu açıkça dile getirilerken, yaşananlar, PKK’ya da helikopterlerden yardımlar atıldığı kaydedilmişti. Çekiç Güce mensup bir subay,kaymakamımızı tokatlıyor, radarlarımız kilitleniyor,gümrüklerde çekiç Güç adına gelen sandıklar zorla açtırılınca içinden silahlar çıkıyordu.Tüm bu yaşananlardan sonra bir türlü siyasi bir irade gösteremeyen Türkiye, “Refah-Yol Hükümeti’ni Erbakan’ı beklemek zorunda kaldı. 1996 yılının yaz aylarında iktidara gelen Erbakan Hükümeti, 6 ay sonra Çekiç Güç’ün görev süresinin 6 aylık uzatılma aşamasında son noktayı koyarak, 31 Aralık 1996 günü Çekiç Güç denilen şer odağını ülkeden söküp atmıştır. Yine Başbakanlığı döneminde Ağrı ilinde Bakanlar Kurulu toplantısı gerçekleştiren Erbakan, 54. Hükümetin Başbakanı olarak “Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesel Kalkınma Projesi ve Uygulama Planı” hazırlatarak çalışmalara başlanmasını sağladı. Çoğu gerçekleştirilen Plandan bazı başlıklar;Doğu ve Güneydoğu’da yapılacak yatırımlara geniş vergi muafiyeti getirilecek. Bölgede terör nedeniyle yarım kalmış yatırımlar süratle tamamlanacak. Bunlar için ilk planda beş trilyonluk kredi verilecek. ilk planda yardım amacıyla 2 trilyonluk kaynak Güneydoğu’ya aktarılacak. Bu kaynak zaman içinde 10 trilyona çıkarılacak.Bölgedeki sektörlerin başnda gelen hayvancılık için özel kredi ve teşvik uygulaması genişletilecek. Boru hattının açılmasıyla yumuşayan Irak – Türkiye ilişkileri çerçevesinde petrol karşılığı insani yardım götüren kamyonların depo hacimleri artırılacak ve sınır ticaretinin geliştirilmesinin önündeki engeller kaldırılacak.Yüksek istihdam sağlayacak düşük maliyetli projeler yaygınlaştırılacak. Bu çerçevede özellikle kadınlara yönelik olarak karşılıksız dokuma tezgahı verilmesi gibi projeler hayata geçirilecek. Doğu planına göre OHAL uygulanan il sayısı 4’e indirilecek, Kürtçe TV ve radyo yayınının yanı sıra Bölge Valiliği de yeniden düzenlenecek.

 

Ömrünü tüm insanlığa saadet, huzur, adalet ve barış getirmek için adeta vakfeden Erbakan Hoca’nın olmazsa olmazlarından birisi de Filistin davasıdır.

O, ümitlerin kesildiği bir anda tüm ümmetin umudu olarak; bir çiçekle bahar mı gelir diyenlere inat, açan bir çiçeği bin bir çeşit çiçeklerle bezeli bir bahçeye çeviren Erbakan Hoca, uykudakileri uyandırmaya yeter olan o tek kişi oldu.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan çağımızın Abdülhamid’iydi. İslam ümmeti Siyonizm’in ne tür bir bela olduğunu ondan öğrendi.

Erbakan Hoca’mız 1980’de yapılan “Büyük Kudüs Yürüyüşü” öncesi söylediği tarihi sözü Çağlayan’da yüz binlerin katıldığı “Zalime Lanet Mitingi’nde bir kez daha haykırıyor ve “Amerika, İsrail’i çok seviyorsa, İsrail’e Amerika’da bir eyalet versin” diyerek adeta Emperyaliz’e ve Siyonizm’e bir kez daha meydan okuyordu.
Filistin Başbakanı İsmail Haniye, “11 aylık Milli Görüş iktidarında İsrail Gazze’ye tek bir mermi dahi atmaya cesaret edemedi” demişti. Erbakan Hoca’mızın onurlu, şuurlu, milli, güçlü duruşundan dolayı.

Gazze Hükümeti Eski Sağlık Bakanı Dr. Besim Naimi şu ifadeleri dile getirmiştir: Biz Filistinliler Erbakan’a ‘Filistin’in Hamisi’ sıfatını verdik. Eğer Türkiye çok değerli bir insanı kaybettiyse, Türkiye’den sonra bu değerli insanı kaybeden ikinci ülke Filistin’dir.

Türkiye’de ilkleri gerçekleştiren REFAHYOL Hükümeti Filistin açısından da bir ilki gerçekleştirdi ve son derece önemli icraatlardan birisi olarak Mehmetçiği 80 yıl aradan sonra Filistin’e gönderdi./ REFAHYOL Hükümeti Türkiye tarafından imzalanan bu anlaşmayı üç gün sonra 04.02.1997 tarihinde Bakanlar Kurulu olarak onaylıyor, bir yandan bu anlaşmanın Meclis tarafından da tasdiki için hazırlanan tasarıyı Meclis’e sevk ederken, diğer yandan Anayasa’nın 92. Maddesi’ne göre bölgeye asker gönderilmesi için Meclis’ten izin talebinde bulunuyordu. Filistin’e asker gönderme önerisi TBMM’nin 20 Şubat 1997 tarihli 59. Birleşimi’nde görüşülmüş ve bütün partilerin oy birliğiyle ve alkışlarla kabul edilmişdi.

Erbakan Hoca Başbakan olduğu dönemde tam da Siyonistlerin Büyük İsrail Devleti için hedef koyduğu 1897 Siyonist Kongresi’nin 100. yıldönümünde (1997) ve yapıldığı İsviçre’nin Basel kentindeki aynı tarihi salonda Avrupaİslam Birliği Konferansı adıyla bir uluslararası toplantı düzenleyip Siyonist oyunları bir kez daha boşa çıkartmıştı.

ERBAKAN’DAN ÖNEMLİ BİR TESBİT “DEMOKRATUR OYUNU” TARİFİ; “Demokrasi demek insanların kendi kendilerini idare etmeleri demek demokratur demek milletin idareye alet edilmesi demek. Irkçı emperyalizm 350 senede demokratur diye bir nizam keşfetmiş. Hemen bütün ülkelerin gazeteleri elinde, yazarları elinde, iş adamları elinde, politikacıları elinde, bu ülkelerde yapmış olduğu propagandalar vasıtasıyla istediği partiyi seçtiriyor, sonra da sen seçtin diyor. Buralarda demokratur dönüyor demokrasi değil! ABD’de, Almanya’da dahi tatbik ediliyor, dünya böyle idare ediliyor. Demokrasi diye birşey yok demokratur diye insanların aldatılması var.”

ERBAKAN HOCAMIZDAN MİLLİ GÖRÜŞÜN TARİFİ VE HEDEFLERİ

“Milli Görüş; Malazgirt, Kosova, Niğbolu, İstanbul, Çanakkale, Galiçya, Sakarya, Kıbrıs demektir.

Milli Görüş; Sultan Fatih, Ulubatlı Hasan, Seyid Çavuş, Hasan Basri Çantay, Rıdvan Hoca ve Sütçü İmam demektir.
Milletimizin inancı, tarihi, kimliği ve kendisidir.

Milli Görüş; İstiklal Savaşını yapan, tek başına bütün emperyalist dünyaya meydan okuyup kazanan görüş demektir.

Bu milletin aslına dönmesidir. Taklitçilikten ve Batı’ya teslimiyetçilikten vazgeçilmesidir.

Milli Görüş, maneviyatçıdır. Yani ahiret inancını taşır. Diğerleri materyalist ve maddiyatçıdır.

Milli Görüş, Hakkı Üstün tutmakta, haklıyı savunmaktadır. Diğerleri güce dayanır ve güçlüden yanadır.

Milli Görüş, nefis terbiyesini esas alır. Diğerleri nefsi arzularının peşinde koşmaktadır.

Eğer Milli Görüş Gömleğini çıkarırsanız geriye sıfır kalır, artık o bir hiçtir.

Milli Görüş, Türkiye’yi asılına özüne çeken bir römorkör gibidir. Varlığı bile Batıl zihniyetleri hizaya getirmeye yeterlidir.

Milli Görüş’ün yapacağı 2 büyük hizmet kalmıştır, bunları da inşaallah yakında başaracaktır:

1- Yeniden Büyük Türkiye’yi Kuracağız

2- Yeni Bir Dünyayı kuracağız

Kim bunları istiyorsa Milli Görüşte yerini almalıdır: Kim, her yönden bağımsız ve kalkınmış bir Türkiye arzuluyorsa Ve her kim, “Önce Türkiye” deyip, Milli çıkarlarını şahsi hesaplarının üstünde tutuyorsa işte bunlar biran evvel Milli Görüş’ün tek temsilcisi SaadetPartisi saflarına katılmalıdır.

“Biz biliyorsunuz geçen sefer geldiğimiz zaman D-8’leri kurduk. Şimdi D-60’ları, D-160’ları ertesinde kuracağız, yeni bir dünya düzeni kuracağız, Yeni Birleşmiş Milletler. Yeni siyasi irade, teknolojik işbirliği teşkilatı, yeni para birimi, ekonomik işbirliği, yeni bir banka, dünya bankası ama bunun gibi faizci değil. Yeni bir IMF, fakirleri doyurmak için, soymak için değil. Bundan başka kültür işbirliği, ifsadı körüklemek için değil, ıslah için. Şuurlandırma ve aynı zamanda da tanıtma teşkilatı olacak, kadın ve aileyi koruma. Dünya teşkilatları olacak bütün insanlığın saadeti için. Teknolojide öne geçeceğimiz için 2’nci Yalta’yı yapacağız, hakkınıza razı olun, oturun oturduğunuz yerde diyeceğiz, ecdadımız gibi yeni bir dünya kuracağız.”

“Onların dağları yerinden oynatacak kadar kuvvetli organizasyonları olsa dahi, biliniz ki Allah’ın dediği gerçekleşecek ve Hak galip gelecektir.”

kapatýlan refah partisinin genel baþkaný ve eski baþbakan necmettin erbakan saadet partisinin mitinginde konuþtu. 22 mart 2009. saadet partisinin istanbul mitingi çaðlayan meydanýnda yapýldý. (CÝHAN/ayten kaya)

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan 84 yaşını geçmiş olmasına rağmen, aynı kararlılık ve azimle mücadelesine son nefesine kadar devam etmiş ve 27 Şubat 2011 günü hakkın rahmetine kavuşmuştur. Allah rahmet etsin. Mekanı cennet olsun. Cennetinde bizleri buluştursun.

Güzel ülkemizin güzel evlatları! Geleceğimizi teslim edeceğimiz siz gençler! Kutsal emaneti taşıyacak ey yeni nesil! Yakın tarihimizi çok iyi araştırın,inceleyin,irdeleyin. O zaman göreceksiniz ki sizler için çırpınmış,ter dökmüş, kendisine yapılan zulmün her türlüsüne canı pahasına sabretmiş,karşılaşabileceği hertürlü tehlikeyi göze almış,vazgeçilemez doğrulardan asla taviz vermemiş güzel bir insan, ,büyük bir devlet adamı,kutlu bir lider ve o liderin önderliğinde başlatılmış bir Milli Görüş Hareketi var.Çağrımız size, çağrımız herkese, çağrımız tüm insanlığa, gelin hep birlikte dünyamızı gül bahçesine çevirelim.Her derdimizin çaresi,“sevgi medeniyeti”nin ihyasındadır.

Saadet partili kadınlar olarak;Liderimiz,Erbakan Hocamız emanetin başımız üzerinedir! Diyor, onun inancını,gayretini, azim ve kararlılığını kuşanarak var gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz!