Saadet Partisi İstanbul Kadın Kolları
22 Mar 2016
SAADETTEN_TERORLE_MUCADELE_RECETESI_

Saadet’ten terörle mücadele reçetesi

SAADETTEN_TERORLE_MUCADELE_RECETESI_

SON DÖNEMDE ARTAN TERÖR OLAYLARININ ELE ALINDIĞI TERÖR, GÜNEYDOĞU VE ÇÖZÜM ADLI RAPOR YAYINLANDI

Saadet Partisi, ülkenin öncelikli sorunlarının başında gelen terör ve terörizm ile ilgili yeni bir rapor hazırladı. Terör, Güneydoğu ve Çözüm adlı raporda, sorun ele alınırken, çözüm önerileri de bir bir dile getirildi… Terör sorununun temelinde taklitçi yönetimlerin, uyguladığı yanlış politikaların zemin oluşturduğunun vurgulandığı raporda, sorunun sadece terör bağlamında değil, bölgesel olarak da ele alınması gerektiği ifade edildi. Hazırlanan raporun çözüm önerileri kısmında ise din, inanç ve kardeşlik temasının sürekli gündemde tutulması gerektiğinin altı çizildi…

MEVCUT DURUM ŞU ŞEKİLDE

Raporun giriş kısmında terörün yıllardan beri Türkiye’nin bir numaralı meselesi olduğu ve gün geçtikçe daha tehlikeli bir istikamete doğru ilerlediği uyarısı yapılırken, terörün dış desteklerine dikkat çekildi. Terörün, dış güçler tarafından planlı olarak tahrik edilip desteklendiği vurgusunun yer aldığı raporda, mevcut durum 14 maddeyle sıralandı.

ANADOLU BİRLİKTE FETHEDİLDİ

UYGULANAN tüm politikalar neticesinde terör olaylarının durmadığının da altı çizilerek, tarihte yaşanan kardeşlik örnekleri ile sorunun ırkçılık olmadığı, uluslararası bir operasyon olduğu da raporda yer aldı. Raporda, tarihi notlar 5 madde altında toplandı.

TAKLİTÇİ İKTİDARLARIN YAPTIĞI YANLIŞLAR

Saadet Partisi’nin hazırladığı raporda terörün bu hale gelmesindeki temel faktörün taklitçi zihniyetler olduğunun altı çizilirken, yanlış politikaların sorunu daha girift bir hale getirerek bu günlere taşıdığı ifade edildi. Taklitçi zihniyetlerin yaptığı yanlışlar ise 15 maddeyle tespit edildi.

SORUNUN ANA MESELESİ 3 TÜRDÜR

Saadet Partisi’nin hazırladığı raporda dikkat çeken bir diğer konu ise, sorunun sadece bir mesele değil 3 temel sorun olduğu vurgusu. ‘Terör, Kürt Meselesi, Güneydoğu Meselesi’ şeklinde ele alınması halinde sorunlara daha gerçekçi ve akılcı yaklaşılabileceği bilgisinin yer aldığı raporda, ilgili bölüm 6 madde altında toplandı.

Son dönemde artan terör olayları ile ilgili çalışmalar yürüten Saadet Partisi, terör konusunda önemli bir çalışmaya daha imza attı. Hazırladığı raporda, sorun temellendirilirken, soruna ilişkin çözüm önerileri de yer aldı. Maddeler halinde hazırlanan raporda, öncelikle mevcut durum ele alındı.

MEVCUT DURUM ŞU ŞEKİLDE

Raporun giriş kısmında terörün yıllardan beri Türkiye’nin bir numaralı meselesi olduğu ve gün geçtikçe daha tehlikeli bir istikamete doğru ilerlediği uyarısı yapılırken, terörün dış desteklerine dikkat çekildi. Terörün, dış güçler tarafından planlı olarak tahrik edilip desteklendiği vurgusunun yer aldığı raporda, mevcut durum şu maddeler ile ifade edildi;

*Bölgenin bir kısmına gidilemiyor.

*Yolların büyük kısmı mayınlanmış, teröristler şehir yapılanmasını tamamlamış.

*Her gün yoğun çatışmalar oluyor.

*Her gün insanlar ölüyor, şehit cenazeleri geliyor.

*Analar kan ağlıyor.

*Halk mağdur, iki ateş arasında can pazarı yaşıyor. Evleri yıkılmış, işyerleri kapanmış, şehri terk ederek kendi ülkesinde mülteci durumuna düşmüş.

*Bölgenin önemli bir kısmında sosyal ve ekonomik yapı çökmüş durumdadır.

*Eğitim öğretim durmuş, öğretmenler bölgeyi terk etmişler

*Bölgenin kırsal alanları, ilçe ve köyler boşalmış durumda.

*İç ve dış göç ve bunun doğurduğu demografik yapının oluşturduğu problemler istikrarsızlık ve tehditler oluşturmaktadır.

*Bölge halkı iki ateş arasında kaldığı kanaatindedir. Kendisini çaresizlik içerisine itilmiş görmektedir.

*Teröre karşı yapılan savaşta suçlu ile masum arasında dikkatli bir ayrım yapılamaması bölge halkını yanlış tercihlere itmektedir.

*Diğer yandan ölümlerin çoğalması, temelinde terör olan bu çatışmayı kişi ve kitlelerin vicdanında etnik bir düşmanlığa doğru itmektedir.

*Kaldırılan her cenazede duygular derinleşerek dile getirilmekte ve asırlarca bir arada yaşayan, birbiri için canını veren kardeşler arasında etnik tefrikalar oluşturulmak suretiyle kardeşlerin birbirine düşman edilmesi istenmektedir.

ANADOLU BİRLİKTE FETH EDİLDİ

Uygulanan tüm politikalar neticesinde terör olaylarının durmadığının da altı çizilerek, tarihte yaşanan kardeşlik örnekleri ile sorunun ırkçılık olmadığı uluslararası bir operasyon olduğu da rapor da yer aldı. Raporda, tarihi notlar ise şu şekilde dile getirildi;

*1071’de Sultan Alpaslan Bizans ile savaşırken Kürtler 10 bin asker verdi. Çünkü Kürtler de Anadolu’nun İslamlaşmasını istiyordu. O zaman ne Kürtlerin Kürtçülük ne de Türklerin Türkçülük iddiaları vardı.

*Tarih boyunca savaşlarda en büyük destekler Kürtlerden alındı.

*Yine her iki millet asırlar boyunca aynı inancın kardeşleri olarak siperde vücutlarını birbirlerine kalkan ettiler.

*Bu yüzyılın başlarında Musul’da toplanan Kürt aşiretleri Osmanlı Padişahının ve İslam halifesinin yanında savaşmaya karar verdiler Sevr Anlaşmasını yırttılar. Osmanlıya karşı savaşmaları için Kürtlerle görüşmeye gelen İngiliz Valisi’ne, Kürt Lideri Şeyh Mahmut El- Berzencî, elini uzatmadı. Ve “Müslümanların Halifesine savaş açan bir ülkenin valisinin eli necistir” dedi

*Adıyaman’da Bedir Ağa, kendisini isyana teşvik etmek için altın yüklü katırlarla gelen İngiliz görevlisine “Ben Halife’ye isyan etmem” dedi. İngiliz Valisini altınlarıyla beraber huzurundan kovdu.

TAKLİTÇİ İKTİDARLARIN YAPTIĞI YANLIŞLAR

Partinin hazırladığı raporda terörün bu hale gelmesindeki temel faktörün taklitçi zihniyetler olduğunun altı çizilirken, yanlış politikaların sorunu daha girift bir hale getirerek bu günlere taşıdığı ifade edildi.  Taklitçi zihniyetlerin yaptığı yanlışlar da raporda şu şekilde yer aldı;

*Geçmişten bu yana iktidarlar materyalist ve ırkçı politikalar uygulamışlardır. Halen aynı politikalar uygulamaya devam etmektedir.

*Koyu Kapitalist “Bozuk Ekonomik Düzen”le özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizi sömürü bir düzenle aç, işsiz ve geri bırakmışlardır.

*Ülkemizin her yerinde bu meyanda Doğu ve Güneydoğuda insan hakları yeterince tanınmamış, demokrasi ve çoğulcu demokrasi lafta kalmış, “Hizmet Devleti” değil “Baskı Devleti” uygulaması yapılmıştır. Terörle mücadelede güvenlik güçlerinin ağırlığı gittikçe artırılmış, durum adeta bir savaş görüntüsü kazanmıştır.

*Milli menfaatlerimizi gözeten bağımsız politikalar uygulanamamıştır. Terörü teşvik eden ve Türkiye’yi bölmek isteyen dış güçlerin güdümünde hareket edilmiştir.

*Teröristleri açıkça destekleyen, onlara yardımcı olan güçlerin Türkiye’de üst’lenmesine boyun eğilmiştir.

*Yüksek yetenekli ve bölgeyle kaynaşarak oraya gerçek manada hizmet edecek kadroların tayinlerini sağlayabilecek çapta teşvikler oluşturulamamıştır.

*Hükümet; “Çözüm Süreci/Barış Süreci”nde yanlış yöntemler uygulamıştır:

*Hükümet; terör, Kürt ve Güneydoğu meselesinde yanlış kişi/kuruluşları muhatap almıştır.

*Doğu ve Güneydoğuda yaşayan geniş Kürt, Türkmen ve Arap aşiretleriyle ve aşiret liderleriyle, korucularla, kanaat önderleriyle, medrese âlimleriyle, STK’lar, siyasi partiler…vb ile görüşmemiştir.

*Kandil’i, İmralı’yı ve HDP’yi muhatap almıştır. Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Dolmabahçe Sarayı’nda HDP temsilcileriyle bir araya gelerek Abdullah Öcalan’ın yazdığı 10 maddelik deklarasyonu dinlemiştir.

*Terör örgütüyle masaya oturduğunu görüp Devleti arkasında görmeyen yöre insanları PKK Örgütü’nün zaten hâkimiyet kurmaya çalıştığı bölgede çaresizlikle teröre boyun eğmiştir.

*Gerekli emniyet tedbirleri alınmamış, vatandaşın mağdur edilmiştir.

* Teröristler bölge şartlarına adapte olmuşlardır. Eğitim görerek profesyonel hale gelmekte ve gittikçe güçlenen silah, teçhizat varlığına sahip olmaktadırlar. Kütle hareketlerinde gittikçe artan bir deneyim kazandıkları intibası vardır. Bunlarla savaşan güvenlik kuvvetlerimizin çoğu bölgenin ve şartlarının yabancısıdırlar. Bu nedenlerle terörle mücadele önleyici olmaktan çok kovalayıcı bir mahiyet almıştır.

*Bölgenin zaten zor olan tabii şartlarının doğurduğu ekonomik kısıtlamaları aşacak güç ve kapsamda “Bölgesel Kalkınma Projeleri” geliştirilememiştir.

*Güneydoğuda oluk oluk kan akarken Başkanlık sisteminin bir çözümmüş gibi sunulması yanlıştır.

SORUNUN ANA MESELESİ 3 TÜRDÜR

Saadet Partisi’nin hazırladığı raporda dikkat çeken bir diğer konu ise sorunun sadece bir mesele değil 3 temel sorun olduğu vurgusu. ‘Terör, Kürt Meselesi, Güneydoğu Meselesi’ şeklinde ele alınması halinde sorunlara daha gerçekçi ve akılcı yaklaşılabileceği bilgisinin yer aldığı raporda ilgili bölümde şu maddeler yer aldı;

*Kürt Meselesi ve Güneydoğu meselesinin çözülmemiş olması, terörün gelişmesine ortam hazırladığı gibi, terörde diğer iki meselenin çözülmesine zorluk çıkartıyor.

*Bu böyledir diye, üç ayrı meselenin varlığını görmemezlikten gelip ya da yok farz edip meseleyi sadece terör mesesi olarak ele alarak çözmek mümkün değildir.

*Kürt meselesi için her çözüm şekli konuşulabilir ve tartışılabilir. Esasında mesenin bunca içinden çıkılamaz hale gelmesinin sebeplerinden biri, bu konunun; geçmişte bir tabu gibi her türlü tartışmanın dışında tutulması, şimdi ise doğuştan verilen hakların pazarlık konusu yapılması ve lütuf gibi sunulmasıdır.

* Şüphesiz Kürtler de Türkler de bu bölgenin, İslam coğrafyası ve İslam dünyasının şerefli kavimleri ve parçasıdırlar. Bir kısım taklitçi yöneticiler Avrupa, Amerika veya başka bir güce eğilim gösterseler bile, Kürt halkının kalbi İslam dünyasında atar. Bundan hareketle bölgesel her çözüm, İslam faktörünü göz önüne almadan tasarlanamaz ve yaşama şansı bulamaz.

*Elbette Kürtlerin tabii hakları var. Kendi dilleriyle konuşmaları, medyayı kullanmaları, eğitim yapmaları onların tabii haklarıdır ve zaten tarih boyunca bu haklarını kullanmışlardır. Ancak, son 70 yılda izlenen milliyetçi materyalist ve ırkçı politikalar problem oluşturmuş ve problemi ağırlaştırmıştır. Şüphesiz çözüm, yeni milli devletler kurmak, yeni parçalar ihdas etmek değil, parçaları birleştirmek, yeni ve ırkçılığa dayanmayan, büyük bir bütüne doğru yol almaktır. Bir bütün içinde hep beraber saadet bulabilmektir.

*Bu sebeplerden dolayı, terörle mücadele sadece güvenlik tedbirleri olarak düşünülmemeli. Bu konu, kaynağını ve sebeplerini ortadan kaldıracak çok unsurlu ve kapsamlı bir bütün olarak ele alınmalıdır.

SAADET PARTİSİ’NİN TERÖRE KARŞI REÇETESİ

Hazırlanan terör raporunda terörün temelinde nelerin olduğu ve nasıl bu hale geldiği aktarıldıktan sonra da terör karşı reçeteye de yer verildi. Parti, çözüm önerisi başlığı altında 15 maddelik bir reçeteyi kamuoyuna sundu.  İlgili maddelere ise şu şekilde raporda yer aldı;

*Türk, Kürtsüz; Kürt, Türksüz yapamaz. Biz kardeşiz, bu toprağı birlikte savunduk, Ülkemizi birlikte kurduk. Bir bedenin uzuvlarıyız.

*Rabbimiz birdir, Peygamberimiz birdir, Kitabımız birdir, kıblemiz birdir, bayrağımız birdir.  Bu kadar birlik yetmiyor mu?  İnançlarımız etrafında birleşmeliyiz.

*Bu kanın durması, barış ve kardeşliğin tesisi.

*Herkese temel insani haklarının pazarlık konusu yapılmadan verilmesi.

*Bölgeye yatırım yapılması, istihdamın sağlanması.

*“Önce Ahlak ve Maneviyat” prensibini esas alan maneviyatçı eğitim modeline geçilmesi, çocuklarımızı vatanını, milletini seven evlatlar olarak yetiştirilmesi.

*Bütün ülke evlatları, bu meyanda Müslümanlar arasında kardeşliğin doğmasına zemin hazırlanması.

*Faizci sömürü düzenin terk edilerek yerine Adil Düzen’in kurulması

*Baskı rejiminin terk edilmesi.

*Yabancı güçlerin teröre desteklerinin önlenmesi.

*Bölgede çalışan kamu görevlilerinin; bölgenin sosyal ve kişilik yapılarını çok iyi bilen bir yönetim, bölge insanlarına şefkatle yaklaşabilecek ve onlarla bütünleşebilen bir yaklaşım sergileyecek şekilde eğitilmesi.

*Yaygın ve hızlı çalışan bir istihbarat, teröristleri hedeflerine varmadan tespit edebilecek bir haberleşme sistemi.

*Bölge için özel kalkınma programı.

*Teröre destek veren İncirlik Üssü’nün boşaltılması.

*Terörist olayların cereyan etmeden önce, daha hazırlık safhasında iken önlenmesi, bunun için kuvvetli istihbarata ilaveten, modern teçhizat ve özel eğitim görmüş, süratli ulaşım gücüne sahip profesyonel timlerin sayılarının artırılması.

MİLLİ GÖRÜŞ HÜKÜMETLERİ DÖNEMİNDE TERÖR YAŞANMADI

1969 yılında milletin ruh kökü olarak başlayan Milli Görüş Hareketi’nin hükümetleri döneminde terör olaylarının neredeyse yaşanmadığı da rapor da şu maddeler halinde sıralandı;

*1974 -1978 yıllarında Mili Görüş hükümette idi. İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı hükümetin Milli Görüş kanadına bağıydı. Son 25 yılda terörün en düşük olduğu yıllar bu yıllardır.

*1996-97 yıllarında 11 aylık Refahyol Hükümeti süresince terör en düşük seviyede seyretmiş, şehit cenazesi gelmemiştir.

*Milli Görüş’ün Ağır Sanayi hamlesinin büyük ve önemli yatırımlarından pek çok tesis, dengesizliği gidermek için Doğu ve Güneydoğu Anadolu da kurulmuştur.

*Güneydoğu ve Doğu Anadolu’daki yollar ve diğer önemli yatırımların pek çoğu Milli Görüş hükümette iken yapılmıştır.

*Önceki dönemlerde karayollarına yeni makine parkı kurulduğu zaman bu makineler Batı illerine veriliyor, batıdakiler de Güneydoğudaki illere naklediliyordu. Milli Görüş bu haksızlığı önleyerek adil davrandı.

22 Mar 2016
IMG_0590

İstanbul İl Kadın Kolları Pembe Metrobüs Talebi İçin Görüşmelerine Devam Ediyor.

IMG_0590

Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kolları olarak sunmuş olduğumuz  Pembe Metrobüs Çalışması ,bir çok STK tarafından da her geçen gün gündeme taşınarak ihtiyacın gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Bu kapsamda Saadet Partisi İstanbul İl  kadın kolları olarak bu çalışmanın arkasında olduğumuzu tekrar yinelemek adına İstanbul İl Kadın Kolları Başkan vekilimiz Nevin Gökçe ve Başkan yardımcılarından oluşan bir heyetle Metrobüs direktörü Abdullah Kazdal’ı makamında ziyaret etti.

ABDULLAH KAZDAL

İstanbul’un ulaşım problemleri ve bilhassa metrobüs’ün gündeme alındığı görüşmede , kadın kolları, yetkililere ilk ağızdan konu ile ilgili projelerini iletme fırsatı buldu.

Ulaşım sorununa getirilen güzel bir  fikir olan metrobüs gerek güzergah , gerekse hızlılık açısından cazip bir alternatif olarak insanımızın teveccühünü kazanmıştır. Buna bağlı olarak da gitgide yoğunluk artmış , istenmeyen görüntüler maalesef karşımıza çıkmaya başlamıştır.özellikle iş giriş ve çıkış saatlerinde oluşan aşırı kalabalık, yolculuk kalitesine zarar vermekte, halkımızı tedirgin etmektedir.

IMG_0591

Bu sorunların akabinde halkımızın her ihtiyacında olduğu gibi bu konuyu da gündeme taşıyan Saadet partimiz hem yoğunluğa çare olacak alternatif fikirler hem de kadınlarımıza rahat bir nefes aldıracak pembe metrobüs önerisini bu ziyarette ayrıntıları ile sunmuştur.

Kadın kolları yetkilileri Çözüm odaklı bu talebi  sonuç alıncaya kadar gündemde tutmaya devam edeceklerini ifade etmektedirler.

Saadet Partisi İstanbul il Kadın Kolları Başkanlığı

 

20 Mar 2016
IMG-20160320-WA0021

HANE-İ SAADET SULTANBEYLİ’DE

IMG-20160317-WA0012

Saadet Partisi Sultanbeyli Kadın Kolları’nın gayretli çalışmaları ile hizmete giren Hane-i Saadet bürosu görkemli bir açılışı ile hizmete girdi.

HANE-İ SAADET MEHMET AKİF ERSOY MAHALLESİ’NDE AÇILDI

Programa Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul İl Başkanı Birol Aydın,  İl Başkan Yardımcısı Hüseyin Oruç, İstanbul İl Kadın Kolları Başkanı Nagehan Gül Asıltürk, Saadet Partisi Sultanbeyli İlçe Başkanı Fetullah Bülbül, Saadet Partisi Sultanbeyli Belediye Meclis Üyesi İsmail Yılmaz, Sultanbeyli İlçe Kadın Kolları Başkanı Ayşe Miroğlu ve İl ve İlçe kadın kolları üyeleri katıldı. Açılışta konuşan Birol Aydın “Saadet herkese lazım olan bir şey. Bugün İslam âlemi olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey” dedi. Tüm insanlığın saadeti için çalışan Saadet Partisi Kadın Kolları İstanbul İl Başkanlığı’nın tüm ilçelerde açmayı planlandığı Hane-i Saadet bürolarının açılışları devam ediyor.  Bu kapsamda ciddi bir çalışma ortaya koyan Saadet Partisi Sultanbeyli Kadın Kolları Mehmet Akif Ersoy Mahallesine Hane-i Saadet bürosunu kazandırdı.

IMG-20160317-WA0009

SAADET HERKESE LAZIM OLAN BİR ŞEY

Açılışa katılan Birol Aydın yaptığı konuşmada, “Her şeyden önce Hane-i Saadet olarak yeniden tanzim olan iyi niyetlerle açılışını yapacağımız bu lokalin Mehmet Akif  Mahallemizde yaşayan bütün sakinlerimizin özellikle hanımefendilerimizin iyiliğine, güzelliğine ve hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyoruz. Yine bu güzel örnek çalışmadan dolayı hem il kadın kollarımıza ve bu faaliyete öncülük yapan Sultanbeyli  ilçemizin kadın kollarına şükranlarımı arz ediyorum. Rabbim kendilerinden razı olsun. Saadet herkese lazım olan bir şey. Bugün de ülke olarak, millet olarak, İslam âlemi olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey. Saadet geçici mutluluk değildir, saadet sürekli mutluluk demektir. Bizimde bugün Saadet Partisi kadın kolları olarak yaptığımız bu çalışmalara ülkemizin her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Canımız yanıyor, şehitlerimiz var, sokaklarımızı görüyoruz, TV ekranlarını görüyoruz bütün bu gördüklerimiz ‘Hadi daha fazla çalış’ diye adeta bize bir zorlama yapıyor ve bu şekilde biz de çalışmalarımız arttırıyoruz, Cenab-ı Allah bu çalışmalarımızı ülkemizin birliğine ve dirliğine bütün insanlarımızı huzur ve saadetine vesile eylesin” dedi.

IMG-20160320-WA0010

İNSANLIĞIN SAADETİ HANELERİMİZDEN GEÇİYOR

Hane-i Saadet programı hakkında bilgi veren İstanbul İl Kadın Kolları Başkanı Nagehan Gül Asıltürk, “Hane-i Saadet çalışmamız İstanbul’un tüm ilçelerinde açmayı planladığımız bir çalışma. Beyoğlu’ndan sonra Sultanbeyli’de ikinci büromuzu açtık.  Biz Saadet Partisi olarak tüm insanlığın saadeti için uğraşıp çaba harcıyoruz. Ve biliyoruz ki insanlığın saadeti hanelerimizden geçiyor. Bunun içinde hanımlarımızın bu hanelerinin dizaynını sağlayıp, gerçek manada yoğrulup insan yetiştirme noktasındaki gayretleriyle faaliyetlerimizi sürdüreceğiz” diye konuştu. Lokallerde insanlığın saadeti için, kadınlara yönelik faaliyetleri gerçekleştireceklerini söyleyen Asıltürk, “Haftanın belli bir günü Asr-ı Saadet dersleri, yöresel çalışmalar yapacağız, haftanın yahut ayın belli bir günü farklı yörelerden örneklerle burada hanımları buluşturacağız. Burada farklı tatların tanıtımını yapacaklar. Bunun yanı sıra el sanatları ile ilgili çalışmalarımız olacak. Onların tercih ettiği noktalarda eğitimciler bulup yardımcı olmaya çalışacağız. Ayrıca çocuklarımıza yönelik sinevizyon ve film gösterimleri olacak. Oyun odaları oluşturduk, anneler orada faaliyet halinde olurken çocuklarımız ile ilgilenecek kardeşlerimiz olacak. Böylece çocuklarımızın geleceğine yönelik eğitim faaliyetleri gerçekleştirmiş olacağız. Sağlık ve hukuk alanında insan yetiştirmeye dair seminerler faaliyete geçirilecek. Ve biz bu konuda mahalle şuurunu yerleştirmek için elimizden geleni yapmaya çalışacağız” diyerek kadın çalışmalarının önemine dikkat çekti.

IMG-20160320-WA0021

02 Mar 2016
NECMETTÝN ERBAKAN, ÇEÞÝTLÝ KÝÞÝLER ÝLE...

BİR ÖMÜRDE BİN ÖMÜRLÜK HİZMETLERİ İLE ERBAKAN!

NECMETTÝN ERBAKAN   01

Onu anmak, onu yaşamaktır.

Vefatının beşinci yılında Milli Görüş Lideri Pro.Dr.Necmettin Erbakan hocamızı, 54.TC Hükümetinin Başbakanı olarak kurmuş olduğu en yüksek düzeyde uluslararası kuruluş olan D-8’in umdelerinden “Savaş Değil Barış! Çatışma Değil,Diyalog!” teması ile anıyoruz.

İçinde bulunduğumuz zaman diliminde en çok ihtiyaç duyulan iki unsur; “Diyalog” ve “Barış”.

Saadet Partisi’nin Genel Başkanı olarak hayata gözlerini kapatan Erbakan Hocamız Milli Görüşün yeni bir dünya kurma hamlesi olduğunu, bunun hiç kolay olmadığını, 5 parti kurmaya mecbur kaldığını söylüyor ve her konuşmasında, 1,5 milyar İslam Âleminin, 7,5 milyar insanın huzur ve saadet içerisinde olmadığını, ızdıraplar, sıkıntılar ve gözyaşının artarak devam ettiğini çarpıcı istatisdiki rakamlarla belirtiyordu.inancımızın temelinin sevgi, şefkat hoşgörü ve merhamet olduğunuvurguluyor,bundan dolayıda sadece Müslümanların değil bütün insanlığın saadetini gaye edinmemiz gerektiği bilincini veriyordu.

Ancak, doğru teşhisle doğru tedavinin mümkün olduğunu söyleyen Erbakan Hocamız,dünyanın nasıl idare edildiği ve nelerin yapılması gerektiği hususlarını herzaman genel hatlarıyla ortaya koyuyordu. Etkin ülkeler, yapılar ve kurumlar tarafından dünyanın şekillendirildiğini, yönetildiğini ve ana hedefilerinin de kendi inanç ve idealleri çerçevesinde ‘Dünya Hâkimiyeti’ni sağlamak olduğunu dile getiriyorbu etkin ülke ve yapılarının temel stratejilerinin şunlar olduğunu belirtiyordu; Askeri üstünlüğü sağlamak için stratejik bölge ve ülkelerin işgali veya kontrolü, Enerji kaynaklarının ve geçiş güzergâhlarının kontrolü, Stratejik madenlerin kontrolü,Kalkınmakta olan ülkelerin ekonomik bağımsızlığının engellenmesi.

Teşhis doğru yapılınca,niyette halis olunca tedavi mümkündü elbet.

Savaş,çatışma,işgal,sömürülere sahne olan 20. Asrın sonunda bir kapı aralanmıştı aydınlığa…  Ve İslam Birliğinin çekirdek oluşumu olan D-8, Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümetin efsane Başbakanı Prof.Dr.Necmettin Erbakan tarafından Türkiye’nin öncülüğünde, Mısır,Malezya, Pakistan,İran,Bangladeş,Endonezya ve Nijerya’nın katılımıyla kuruldu.

İlerlemiş bilim ve teknolojiye rağmen gıda,giyim ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan,milyonlarca insana umut oldu D-8.

Vazgeçilmez doğrulara dönüşün sembolü, huzur,barış,saadet dünyasının kurucu gücü oldu D-8.

Hakka ve adalete dayalı ilkeleri doğrultusunda; temel hakların korunduğu,hiç kimseye zarar verilmeyen  ve hiç kimseden zarar görülmeyen bir sistemin temel taşı oldu D-8.

Erbakan Hocamızın dünyevi menfaatler gözetmeksizin yaptığı hizmetlerde, meclis kürsüsünden söylediği gibi “ben bunları bana oy versinler diye yapmıyorum, Allah rızası için yapıyorum Allah rızası için” haykırışını hayatı boyu yaptığı tüm fiillerde gördük…

Tutkuları vardı ideal edindiği, Milli,yerli, yaygın sanayi tutkusu…Erbakan HocamızAğır sanayinin diğer sanayileri kuran sanayi olduğunu,ancak büyük ve lider ülkelerin bu sanayi kurup işletebildiğini ve geliştirebildiğini biliyor ve 1974-78 yılları arası Hükümet ortağı olduğu dönemde ağır sanayi hamlesini başlatıyor,tüm yurdu adeta şantiye alanına çeviriyordu. O yıllarda şöyle sesleniyordu; “Nasıl lider ülke olunacak? Bak fabrika kuran fabrika olarak 7 tane demir çelik, 32 tane makine kimya’nın ağır makine fabrikası kurularak! Tümosan motor ve makine sanayi 13 tane olacak. Taksan 4 tane yapılacak. Temsan 12 tane, Tüsaş 1 tane, Tersane 2 tane, Ziraat Makineleri sanayi 3 tane kurulacak. Toplam makina fabrikası 74 taneyi bulacak. Böylece 113 tane ihtiyaç karşılayan fabrikamız, 74 tane de makine fabrikamız olacak… 4 tane de ağır harp sanayi fabrikası; Tank Fabrikası, Top Fabrikası, Roket Fabrikası ve Harp Gemisi Fabrikası tamamlanacak! Neden bahsediyorum ben size; 1974-78’de yürüttüğümüz ağır sanayi hamlesinden. O dönemde Elektronik Sanayi Testaş (2 tane) ve Telesan’ı kurup hizmete açtık. Kim konuşuyor Millî Görüş konuşuyor. Millî Görüş konuştu mu böyle konuşur. Irkçı emperyalistler, Ağır sanayi hamlesini gözden düşürmek için ‘ağır’ kelimesini ‘hantal’ diye tercüme etmeye kalktıklar.Bana bak ırkçı emperyalist; çocuk mu aldatıyorsun sen! Ne hantalı,hantal sensin! Ağır sanayi demek fabrikalar yapan fabrika demek. Senin canına okumak demek. Senden makine almaya mecbur olmamak demek. Bağımsız olmak demek. Lider ülke olmak demek.” Diyordu.

NECMETTÝN ERBAKAN, ÇEÞÝTLÝ KÝÞÝLER ÝLE...

Erbakan Hocamız bir başka önemli ideali olan “Faizsiz Adil Ekonomik Düzen “ ile ilgili tezlerine Hükümet ortağı olduğu her dönemde kısa görev süresine ve tüm engellemelere rağmen uygulama alanı oluşturuyor, ‘Adil ekonomik düzen, hakkı üstün tuttuğu ve toplumda sınıf ayırımı yapmadığı için bir çatışma değil barış sistemidir. Açık, sade, basit, tatbikatı kolay bir sistem olduğu gibi, toplumda herkesi kuşattığı için, herkesi üretime teşvik ettiği için, ekonominin önündeki engelleri kaldırıp ekonomik kalkınmayı hızlandırdığı için, herkese refah getirdiği için ideal bir sistemdir.’diyordu.

Faiz ile alakalı; “Bakınız, ‘Faiz, haramdır, günahtır’ şeklinde papağan gibi milyonlarca kere tekrarlanan sözler, vaizler, nasihatler, faiz oranını ve tahribatını artırmaktan başka bir netice vermemiştir.Halbuki, “Faiz kaldırılmıştır” kararnamesinin mürekkebi 1 mg. bile tutacak değildir.” Diyen Erbakan Hocamız; “;Üretim Ne Demek ?Çalisip Kazanmak.Rantiye Ne Demek ? Çalişmadan Kazanmak.Faizden Kazanmak.Biri Haramzade Biri Helalzadearadaki Fark Bu !” diyerek önemli bir tesbitte bulunuyordu.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez Erbakan döneminde ‘Faizsiz bankacılık sistemi kararnamesi’ çıkartılmış,Türkiye’nin faizsiz ilk yatırım bankası olan DESİYAB Kurulmuştur. Ayrıca yatırım teşvikleri Anadoluya kaydırılmş üçbinden fazla tesise teşvik verilmiştir.

Prof.Dr.Necmeddin Erbakan Refahyol Hükümeti Başbakanı olduğu dönemde, faizin bütçe içindeki payını olabildiğince düşürmüş, 50 milyar dolarlık bütçeye 6 ayda faizden kurtardığı 35 milyar doları ilave etmiştir, hemde yeni borç alınmadan,yeni vergi konmadan,zam yapılmadan bu ancak inanç,azim ve kararlılıkla olabilir.  Yina aynı dönemde milletin parasını millete vermek için,borçlanmanın önünü kesen tek hesap sistemi olan“Havuz sistemi”ni hayata gecirdi.IMF kapı dışarı edildi.Dek bütçe yapıldı. Önceki yıllar 5 milyar dolar zarar eden KİT’ler 2 milyar dolar kara geçti. 100 alan memura 250 verildi. İşçi emeklilerinin maaşlarını yüzde 100 arttırıldı. Bağkur emeklisine yüzde 300 verildi. Memur emeklisinin maaşını yüzde 216 arttırıldı.Fakir fukara fonu önceki dönemlerde faize yani bütçe açıklarına giderken, onun döneminde fonda toplanan paraların tamamı fakir fukaraya verildi hepsinin duasını aldı.Tarım bakanlığı bütçesi yüzde 89 arttırıldı. Tarımsal destekemeye 38 trilyon ayrılmıştı,sene sonunda 95 trilyon verildi. Toprak mahsulleri ofisi köylüden 43 trilyonluk mal alıyordu,136 trilyona çıkartılarak, Yüzde 312 arttırdı. 145 milyon dolarlık hububat alınırken, 330 milyon dolarlık hububat alındı. Başka; Pancar yüzde 189 arttırılmış, bugday yüzde 282 arttırılmış, tütün yüzde 207 arttırılmış, kabuklu fındık yüzde 468 arttırılmıştı. Halkı enflezdirmeme adınaEşel-Mobil

Kıbrıs, O’nun sevdasıydıAsırlardır küresel güçlerin nüfuz mücadelelerine sahne olan Kıbrıs, bugün olduğu gibi geçmişte de uluslar arası çatışma alanı içerisinde yer alıyor, her gün ayrı bir diplomatik manevraya maruz kalıyordu.1957-1963 yılları arasında İngiltere’de başbakanlık yapan M.Harold Macmillan ” Kıbrıs adasını elinde tutan, Türkiye’nin arka kapısını ve İskenderun limanını kontrol altında tutar” diyordu. Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı için çalışan EOKA Terör Örgütü yıllarca bölgede katliamlar yaptı. Mathiatı, Ayvasıl, Kumsal katliamları başta olmak üzere örgüt Müslüman vatandaşa kan ve gözyaşı döktürdü.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, bütün bu gerçekler dolayısıyla büyük politik oyunlara sahne olan Kıbrıs’ta Müslüman Türklerin yaşadığı katliama dur denilmesi için koalisyon ortağı olduğu hükümeti,Ecevit’in olumsuz tavrına ve çekingenliğine rağmen harekât kararı almaya zorladı. Garantör ülke olan İngiltere’ye Kıbrıs konusunu görüşmek için Ecevit’in uçağı daha Etimesgut Askeri Havaalanı’ndan yeni kalkmışken Başbakan Vekili Erbakan Milli Güvenlik Kurulu’nu acil gündem koduyla topladı. MGK devam ederken yapılan bütün itirazlara rağmen Erbakan, dönemin Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar’a gemilerin yola çıkması için o tarihi emri verdi Ve harekât gerçekleştirilerek, Türklerin soykırıma uğraması önlendi. Türkiye Cumhuriyeti’nin 37’inci Hükümeti, Erbakan Hocamızıngayretleri ile yapılan bütün baskılara rağmen Kıbrıs’ta akan kanı durdurmayı bildi.İngiltere harekat için “harekatın asıl mimarı Erbakan’dır” yorumu yapmıştı. Operasyon devam ettiği sürede ABD ve İngiltere başta olmak üzere iki yüzlülükleri her seferde gün yüzüne çıkan ülkeler Türkiye’ye askeri ambargo kararları alırken, başta İran olmak üzere Pakistan, Afganistan ve Suudi Arabistan’dan da Türkiye’ye yardım sözleri geldi. Bu günlerde zor şartlar altında olan Libya Devlet Başkanı Muhammer Kaddafi ise ambargo sonrası jet yakıtlarımızın tükenmesi ile Türkiye’ye jet yakıtı yardımı yaptı. Ayrıca ülkemizdeki tüm abd üsleri kapatıldı.

Türkiye hükümeti, harekâtı Zürih ve Londra Antlaşması’nın IV. maddesinden doğan haklarını kullanarak gerçekleştirdi. Fakat Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi bu harekâtı işgal olarak değerlendiriyor. Oysa Avrupa Konseyi Parlamentler Meclisi’nin 29 Temmuz 1974 tarihli 573 sayılı kararı ve Atina’daki Temyiz Mahkemesi’nin 21 Mart 1979 tarihli kararı, Türk müdahalesinin yasal olduğunu kanıtlamıştı.

Türkiye’nin 40 bin civarındaki askeri adanın kuzeyine yerleşti. Rum kesimi ve Birleşmiş Milletler harekâtı “işgal” olarak nitelendirdi. Şubat 1975 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’ye silah ambargosu koydu. 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.

Erbakan hocamız eğitim konusunda; “Evlâtlarımızı vatana, millete yararlı çocuklar yapmak için evlâtlarımızı insanı kâmil yoluna sevk etmek için bugünkü maarifi ahlâk, maneviyat ve fazilet esasları üzerinde yeniden kuracak, eğitimde şuur olacak, ailede huzuru sağlayacağız.”derken,

Faydalı ilim konusunda; “Teknik Üniversitede yetiştirdiğimiz mühendisler Avrupa’dan gelecek yedek parçaların kataloğunu kullanmak için yetişmeyecek, traktörleri, tankları, uçakları, motorları doğrudan doğruya bizim yurdumuzda imal etmek Avrupa’dan daha iyi imal etmek için yetişecektir. Bundan dolayı bu yoldaki sloganlarımız «Bildiğini yap, yaptığını bil», «Faydalı ilim istiyoruz» düsturlarıdır.Teknik Üniversitemizin araştırmaları bu memleket meseleleri üzerine olacaktır. Her sahada yine en büyük âlimlerin ve ariflerin bizim yurdumuzda yetişmesine büyük ehemmiyet verilecektir. Bu yoldaki sloganlarımız şunlardır. «Üniversitelerimiz yine dünyaya ışık saçacak,», «Yine en yüksek âlimleri biz yetiştireceğiz.»diyordu.

 

Erbakan, Maddi kalkınma ile birlikte Manevi Kalkınmayı da esas aldı,ortağı olduğu Hükümet proramında,30-Kasım-1974’de TBMM Başkanlığınasunulan 4.Beş yıllık Planda ilk defa”ManeviKalkınma” adı altında çok önemli ve geniş bir bölümeyer verdirmiştir. O dönemde 4 yılda,350 İmam HatipOkulu,10 Yüksek İslam Enstitüsü,3 Bin kuran Kursu açılmış, genelge yayınlatarak bütün resmi kurumlarda cami ve mescitlerin açılmasını sağlanmıştır.Müstehcen neşriyatla mücadele edilmiş,Karaköy’deki çıplak kadın heykelinin kaldırılması gerçekleşmiş ve en önemliside Karayolu ile hacca gitme yasağı kaldırılmış böylelikle 140.000 kişi hacca gitmiştir. Hükümet değişikli sonrası tekrar yasaklanmıştır.

 

Güneydoğu meselesi ülkemizin geçmişinde büyük maddi ve manevi tahribata neden olmuş,gelinen noktada ise idarecilerin dış güdümlü politikaları ile içinden çıkılmaz bir hal almıştır.Her gün yaşanan terör olayları, bölgeden gelen şehit cenazeleri yüreğimizi yakmaktadır.

Yeryüzünün tek teokratik devleti olan İsrail,Kürt kardeşlerimizin yaşadığı topraklarla ilgili kirli emellerini sürdürmekte,her fırsatta yahudi devleti’nin vazgeçilmez bir parçası olduğunu vurgulamaktadır.

1991 yılında yaşanan Körfez Savaşı bahane edilerek Saddam Hüseyin’in Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgesine saldırı girişimini engellemek isteyen ABD, Huzur Harekatı adı verdikleri bir çalışma ile ülkenin kuzeyini ‘uçuşa yasak bölge’ ilan etmişlerdi. Bu gerekçeler doğrultusunda Çekiç Güç adı verilen ABD Askeri Birlikleri Diyarbakır’a konuşlanmış, bölgeden sözde Kuzey Irak’ın korunmasını sağlamışlardı. Ancak bu süreç zarfında Çekiç Güç denilen yapının bölgede yeni bir devlet oluşumuna zemin hazırladığı ve PKK terör örgütüne de yardım ve yataklık yaptığı birçok rapor ve açıklamaya yansımıştı.

Meclis kürsülerinden;“Sorarım size, asırlar boyu tek vücut olarak yaşadığımız halde ne oldu da bu husumet ortaya çıktı? Niçin bu kanlar akıyor?”diye haykıran Erbakan Hocamız, Başbakanlığı döneminde mecliste PKK’nın bir siyonizmin oyunu olduğunu vurguluyor, dış basında yankı bulan bu konuşmaları sonucu Amerika, İngiltere ve Fransa’dan açıkca tehdit alıyordu. Fakat Erbakan bu tehditlere aldırmadan operasyonlara devam etmiş ve PKK’yı bitirme noktasına getirmişti.Genelkurmay Başkanlığı’nın basına sızan 1995 yılındaki raporlarda, Çekiç Güç’ün Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurduğu açıkça dile getirilerken, yaşananlar, PKK’ya da helikopterlerden yardımlar atıldığı kaydedilmişti. Çekiç Güce mensup bir subay,kaymakamımızı tokatlıyor, radarlarımız kilitleniyor,gümrüklerde çekiç Güç adına gelen sandıklar zorla açtırılınca içinden silahlar çıkıyordu.Tüm bu yaşananlardan sonra bir türlü siyasi bir irade gösteremeyen Türkiye, “Refah-Yol Hükümeti’ni Erbakan’ı beklemek zorunda kaldı. 1996 yılının yaz aylarında iktidara gelen Erbakan Hükümeti, 6 ay sonra Çekiç Güç’ün görev süresinin 6 aylık uzatılma aşamasında son noktayı koyarak, 31 Aralık 1996 günü Çekiç Güç denilen şer odağını ülkeden söküp atmıştır. Yine Başbakanlığı döneminde Ağrı ilinde Bakanlar Kurulu toplantısı gerçekleştiren Erbakan, 54. Hükümetin Başbakanı olarak “Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesel Kalkınma Projesi ve Uygulama Planı” hazırlatarak çalışmalara başlanmasını sağladı. Çoğu gerçekleştirilen Plandan bazı başlıklar;Doğu ve Güneydoğu’da yapılacak yatırımlara geniş vergi muafiyeti getirilecek. Bölgede terör nedeniyle yarım kalmış yatırımlar süratle tamamlanacak. Bunlar için ilk planda beş trilyonluk kredi verilecek. ilk planda yardım amacıyla 2 trilyonluk kaynak Güneydoğu’ya aktarılacak. Bu kaynak zaman içinde 10 trilyona çıkarılacak.Bölgedeki sektörlerin başnda gelen hayvancılık için özel kredi ve teşvik uygulaması genişletilecek. Boru hattının açılmasıyla yumuşayan Irak – Türkiye ilişkileri çerçevesinde petrol karşılığı insani yardım götüren kamyonların depo hacimleri artırılacak ve sınır ticaretinin geliştirilmesinin önündeki engeller kaldırılacak.Yüksek istihdam sağlayacak düşük maliyetli projeler yaygınlaştırılacak. Bu çerçevede özellikle kadınlara yönelik olarak karşılıksız dokuma tezgahı verilmesi gibi projeler hayata geçirilecek. Doğu planına göre OHAL uygulanan il sayısı 4’e indirilecek, Kürtçe TV ve radyo yayınının yanı sıra Bölge Valiliği de yeniden düzenlenecek.

 

Ömrünü tüm insanlığa saadet, huzur, adalet ve barış getirmek için adeta vakfeden Erbakan Hoca’nın olmazsa olmazlarından birisi de Filistin davasıdır.

O, ümitlerin kesildiği bir anda tüm ümmetin umudu olarak; bir çiçekle bahar mı gelir diyenlere inat, açan bir çiçeği bin bir çeşit çiçeklerle bezeli bir bahçeye çeviren Erbakan Hoca, uykudakileri uyandırmaya yeter olan o tek kişi oldu.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan çağımızın Abdülhamid’iydi. İslam ümmeti Siyonizm’in ne tür bir bela olduğunu ondan öğrendi.

Erbakan Hoca’mız 1980’de yapılan “Büyük Kudüs Yürüyüşü” öncesi söylediği tarihi sözü Çağlayan’da yüz binlerin katıldığı “Zalime Lanet Mitingi’nde bir kez daha haykırıyor ve “Amerika, İsrail’i çok seviyorsa, İsrail’e Amerika’da bir eyalet versin” diyerek adeta Emperyaliz’e ve Siyonizm’e bir kez daha meydan okuyordu.
Filistin Başbakanı İsmail Haniye, “11 aylık Milli Görüş iktidarında İsrail Gazze’ye tek bir mermi dahi atmaya cesaret edemedi” demişti. Erbakan Hoca’mızın onurlu, şuurlu, milli, güçlü duruşundan dolayı.

Gazze Hükümeti Eski Sağlık Bakanı Dr. Besim Naimi şu ifadeleri dile getirmiştir: Biz Filistinliler Erbakan’a ‘Filistin’in Hamisi’ sıfatını verdik. Eğer Türkiye çok değerli bir insanı kaybettiyse, Türkiye’den sonra bu değerli insanı kaybeden ikinci ülke Filistin’dir.

Türkiye’de ilkleri gerçekleştiren REFAHYOL Hükümeti Filistin açısından da bir ilki gerçekleştirdi ve son derece önemli icraatlardan birisi olarak Mehmetçiği 80 yıl aradan sonra Filistin’e gönderdi./ REFAHYOL Hükümeti Türkiye tarafından imzalanan bu anlaşmayı üç gün sonra 04.02.1997 tarihinde Bakanlar Kurulu olarak onaylıyor, bir yandan bu anlaşmanın Meclis tarafından da tasdiki için hazırlanan tasarıyı Meclis’e sevk ederken, diğer yandan Anayasa’nın 92. Maddesi’ne göre bölgeye asker gönderilmesi için Meclis’ten izin talebinde bulunuyordu. Filistin’e asker gönderme önerisi TBMM’nin 20 Şubat 1997 tarihli 59. Birleşimi’nde görüşülmüş ve bütün partilerin oy birliğiyle ve alkışlarla kabul edilmişdi.

Erbakan Hoca Başbakan olduğu dönemde tam da Siyonistlerin Büyük İsrail Devleti için hedef koyduğu 1897 Siyonist Kongresi’nin 100. yıldönümünde (1997) ve yapıldığı İsviçre’nin Basel kentindeki aynı tarihi salonda Avrupaİslam Birliği Konferansı adıyla bir uluslararası toplantı düzenleyip Siyonist oyunları bir kez daha boşa çıkartmıştı.

ERBAKAN’DAN ÖNEMLİ BİR TESBİT “DEMOKRATUR OYUNU” TARİFİ; “Demokrasi demek insanların kendi kendilerini idare etmeleri demek demokratur demek milletin idareye alet edilmesi demek. Irkçı emperyalizm 350 senede demokratur diye bir nizam keşfetmiş. Hemen bütün ülkelerin gazeteleri elinde, yazarları elinde, iş adamları elinde, politikacıları elinde, bu ülkelerde yapmış olduğu propagandalar vasıtasıyla istediği partiyi seçtiriyor, sonra da sen seçtin diyor. Buralarda demokratur dönüyor demokrasi değil! ABD’de, Almanya’da dahi tatbik ediliyor, dünya böyle idare ediliyor. Demokrasi diye birşey yok demokratur diye insanların aldatılması var.”

ERBAKAN HOCAMIZDAN MİLLİ GÖRÜŞÜN TARİFİ VE HEDEFLERİ

“Milli Görüş; Malazgirt, Kosova, Niğbolu, İstanbul, Çanakkale, Galiçya, Sakarya, Kıbrıs demektir.

Milli Görüş; Sultan Fatih, Ulubatlı Hasan, Seyid Çavuş, Hasan Basri Çantay, Rıdvan Hoca ve Sütçü İmam demektir.
Milletimizin inancı, tarihi, kimliği ve kendisidir.

Milli Görüş; İstiklal Savaşını yapan, tek başına bütün emperyalist dünyaya meydan okuyup kazanan görüş demektir.

Bu milletin aslına dönmesidir. Taklitçilikten ve Batı’ya teslimiyetçilikten vazgeçilmesidir.

Milli Görüş, maneviyatçıdır. Yani ahiret inancını taşır. Diğerleri materyalist ve maddiyatçıdır.

Milli Görüş, Hakkı Üstün tutmakta, haklıyı savunmaktadır. Diğerleri güce dayanır ve güçlüden yanadır.

Milli Görüş, nefis terbiyesini esas alır. Diğerleri nefsi arzularının peşinde koşmaktadır.

Eğer Milli Görüş Gömleğini çıkarırsanız geriye sıfır kalır, artık o bir hiçtir.

Milli Görüş, Türkiye’yi asılına özüne çeken bir römorkör gibidir. Varlığı bile Batıl zihniyetleri hizaya getirmeye yeterlidir.

Milli Görüş’ün yapacağı 2 büyük hizmet kalmıştır, bunları da inşaallah yakında başaracaktır:

1- Yeniden Büyük Türkiye’yi Kuracağız

2- Yeni Bir Dünyayı kuracağız

Kim bunları istiyorsa Milli Görüşte yerini almalıdır: Kim, her yönden bağımsız ve kalkınmış bir Türkiye arzuluyorsa Ve her kim, “Önce Türkiye” deyip, Milli çıkarlarını şahsi hesaplarının üstünde tutuyorsa işte bunlar biran evvel Milli Görüş’ün tek temsilcisi SaadetPartisi saflarına katılmalıdır.

“Biz biliyorsunuz geçen sefer geldiğimiz zaman D-8’leri kurduk. Şimdi D-60’ları, D-160’ları ertesinde kuracağız, yeni bir dünya düzeni kuracağız, Yeni Birleşmiş Milletler. Yeni siyasi irade, teknolojik işbirliği teşkilatı, yeni para birimi, ekonomik işbirliği, yeni bir banka, dünya bankası ama bunun gibi faizci değil. Yeni bir IMF, fakirleri doyurmak için, soymak için değil. Bundan başka kültür işbirliği, ifsadı körüklemek için değil, ıslah için. Şuurlandırma ve aynı zamanda da tanıtma teşkilatı olacak, kadın ve aileyi koruma. Dünya teşkilatları olacak bütün insanlığın saadeti için. Teknolojide öne geçeceğimiz için 2’nci Yalta’yı yapacağız, hakkınıza razı olun, oturun oturduğunuz yerde diyeceğiz, ecdadımız gibi yeni bir dünya kuracağız.”

“Onların dağları yerinden oynatacak kadar kuvvetli organizasyonları olsa dahi, biliniz ki Allah’ın dediği gerçekleşecek ve Hak galip gelecektir.”

kapatýlan refah partisinin genel baþkaný ve eski baþbakan necmettin erbakan saadet partisinin mitinginde konuþtu. 22 mart 2009. saadet partisinin istanbul mitingi çaðlayan meydanýnda yapýldý. (CÝHAN/ayten kaya)

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan 84 yaşını geçmiş olmasına rağmen, aynı kararlılık ve azimle mücadelesine son nefesine kadar devam etmiş ve 27 Şubat 2011 günü hakkın rahmetine kavuşmuştur. Allah rahmet etsin. Mekanı cennet olsun. Cennetinde bizleri buluştursun.

Güzel ülkemizin güzel evlatları! Geleceğimizi teslim edeceğimiz siz gençler! Kutsal emaneti taşıyacak ey yeni nesil! Yakın tarihimizi çok iyi araştırın,inceleyin,irdeleyin. O zaman göreceksiniz ki sizler için çırpınmış,ter dökmüş, kendisine yapılan zulmün her türlüsüne canı pahasına sabretmiş,karşılaşabileceği hertürlü tehlikeyi göze almış,vazgeçilemez doğrulardan asla taviz vermemiş güzel bir insan, ,büyük bir devlet adamı,kutlu bir lider ve o liderin önderliğinde başlatılmış bir Milli Görüş Hareketi var.Çağrımız size, çağrımız herkese, çağrımız tüm insanlığa, gelin hep birlikte dünyamızı gül bahçesine çevirelim.Her derdimizin çaresi,“sevgi medeniyeti”nin ihyasındadır.

Saadet partili kadınlar olarak;Liderimiz,Erbakan Hocamız emanetin başımız üzerinedir! Diyor, onun inancını,gayretini, azim ve kararlılığını kuşanarak var gücümüzle çalışacağımıza söz veriyoruz!

21 Şub 2016

İstanbul Kadın Gençlik Kollarımız İl Divan Toplantısını Gerçekleştirdi.

20160206_134425

Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Gençlik Kolları 44.İl Divanı Kağıthane İlçemizin ev sahipliğinde  partimizin İl merkezinde gerçekleştirilmiştir.

Divan İstanbul İl Kadın Gençlik Kolu Başkanı Sümeyye Uğur’un açılış konuşmasıyla başladı. Şubat ayının önemine dikkat çeken Uğur “ Şubat ayı bizim için şehadet ayıdır, bizim için hüzün aydır. Hocamızı kaybettiğimiz, ebediyete uğurladığımız tarihtir. Kime kulluk ettiğimizi, kime ümmet olduğumuzu ve kime er olduğumuzu asla unutmayalım. Biz böyle bir davada olmasaydık Siyonizm’den, Arz-ı Mevud’dan haberdar olamazdık.  15 yaşındaki bir kız çocuğu Siyonizm hakkında konuşabiliyorsa bu er olabildiği davanın yüklediği şuurdandır. Bizim için Şubat ayı sadece liderimizin vefatına üzülme ayı değil, onun emanetine sahip çıkmamız gerektiğini, onu daha da iyi anlamamız ve tanımamız gerektiğini hatırladığımız bir aydır.” ifadelerinde bulundu.

20160206_134454

Siyasi konuşmalar günden maddesinde konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kolları Siyasi İşler Başkan Yardımcısı Pakize Yüzbaşıoğlu hanımefendi gençliğin yaptığı çalışmaların önemine dikkat çekerek “Bizim neslimiz İslam’ın uygulandığı bir dönem olmak zorunda. İnsanlar söze doymuş durumda. Söz artık bir şey ifade etmiyor. Bizim neslimize yönelik bir şey ortaya koymak istiyorsak bunu ancak yaşam şekli ile ortaya koyabiliriz.

Allah fırsatlar içinde fırsatlar yaratır. Bakarsınız tam da İslam Birliği’nin kurulacağı bir zaman elimize geçti ama peki bu işin sosyolojik çalışmalarını, istatistik araştırmalarını kim yapacak? Bu meselenin anlaşma metinlerini kim yazacak? ikinci Yalta Konferansı’nı kim yapacak? Diplomasisini kim organize edecek bunun için kendimizi çok iyi yetiştirmemiz, iyi eğitmemiz ve her an hazırlıklı olmamız gerekiyor.

Ben edebiyat öğrencisiysem İslam dünyasının edebi kazanımlarını, bütün köşe taşlarını adım adım bilmem gerekir. Mesela felsefe öğrencileri, felsefe yazarları birkaç üniversitenin felsefe bölümünden bir araya gelen akademisyenlerimiz bir basın açıklaması yapsalar şöyle bir şuur ortaya koysalar; Deseler ki Suriye’li mülteci durumundan sonra Türkiye’de ve İslam ülkelerinde artık çağdaş dönem felsefe dersinin verilmesini istemiyoruz. Çünkü felsefe bir düşünce mantığını anlamak ve ondan istifade etmektir. Bizim felsefe fakültelerimizin tamamı Batı temelli. İnsan haklarına kağıt üzerinde yazan batının ne olduğunu biz uygulamada gördük. Hollanda’ya giden 50 Suriyeli’nin alyansına kadar aldılar. Buna da mazeret olarak yapılacak yardımları göstererek 50 tane insanın koluna bileklik takarak içeri alan yapıyı biz model olarak almanın gerekli olmadığını düşünüyoruz. Asıl bilinmesi gereken Bizim yaptıklarımız. Bizim çok kıymetli bir halkımız var.  Birleşmiş Milletler’in raporuna göre tüm dünyada en çok yardım eden ülke Türkiye. OECD’nin raporuna göre de maddi kazancın yani gayri safi milli hasılanın en kötü dağıtıldı ülkelerden biri de. Türkiye Dünya sıralamasında sondan üçüncü. Anlaşılması gereken ülke Türkiye. Batılı üniversitelerinin bunu araştırması lazım. Bu millete bu yardımları yaptıran düşünce nedir bunu anlama ihtiyacı olan Batı medeniyetinin kendisidir. Keşke böyle bir basın açıklaması gerçekleştirilseydi.Bu düşüncelerin bizim zihnimizde olması lazım. Her duruma karşı zihnimizde paket programların bulunması lazım.

Milli duygulara sahip insanlar olarak çok zor zamanlardan geçiyoruz. Yaşananların farkındayız ve bu da üzerimize bir stres oluşturuyor. Bizim milli birlik ve beraberlik duygularımız her şeye rağmen sapasağlam Ayakta duruyor. Pkk’nın ne olduğunu, içinde hangi ülkelerin ajanları olduğunu biliyoruz.Bunların hepsi birer proje. Kimse bunlara bakıp da bizim ayrıştığımızınsöyleyemez.” ifadelerinde bulundu.

Divanımız  raporların takvimi ve müzakeresinin ardından sona erdi.

12 Şub 2016

EN ÇOK İHTİYAÇ DUYDUĞUMUZ ŞEY SAADET

18c_11

Saadet Partisi Kadın Kolları İstanbul İl Başkanlığı’nın tüm ilçelerde yapacağı Hane-i Saadet programlarının ilki dün Beyoğlu’nda gerçekleştirildi.

Programa Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul İl Başkanı Birol Aydın, Saadet Partisi Genel Başkan Başdanışmanı Lütfi Kibiroğlu, Saadet Partisi Kadın Kolları İstanbul İl Sorumlusu Zübeyde Kamalak, Saadet Partisi İstanbul Kadın kolları Başkanvekili Nevin Gökçe, Beyoğlu İlçe Kadın Kolları Başkanı Şule Rıdvanoğlu katıldı. Açılışta konuşan Birol Aydın “Saadet herkese lazım olan bir şey. Bugün İslam âlemi olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey” dedi.

SEDANUR ŞEKER- ELİF ÖRS

Tüm insanlığın saadeti için çalışan Saadet Partisi Kadın Kolları İstanbul İl Başkanlığı’nın tüm ilçelerde yapacağı Hane-i Saadet programlarının ilki dün Beyoğlu İlçesi Piyalepaşa Mahalle lokalinde gerçekleşti. Programa Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul İl Başkanı Birol Aydın, Saadet Partisi Genel Başkan Başdanışmanı Lütfi Kibiroğlu, Saadet Partisi Kadın Kolları İl Sorumlusu Zübeyde Kamalak, Saadet Partisi İl Başkan Vekili Nevin Gökçe olmak üzere İl ve İlçe kadın kolları üyeleri katıldı.

SAADET HERKESE LAZIM OLAN BİR ŞEY

Açılışa katılan Birol Aydın yaptığı konuşmada, “Her şeyden önce Hane-i Saadet olarak yeniden tanzim olan iyi niyetlerle açılışını yapacağımız bu lokalin Piyalepaşa Mahallemizde yaşayan bütün sakinlerimizin özellikle hanımefendilerimizin iyiliğine, güzelliğine ve hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyoruz. Yine bu güzel örnek çalışmadan dolayı hem il kadın kollarımıza ve bu faaliyete öncülük yapan Beyoğlu ilçemizin kadın kollarına şükranlarımı arz ediyorum. Rabbim kendilerinden razı olsun. Saadet herkese lazım olan bir şey. Bugün de ülke olarak, millet olarak, İslam âlemi olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey. Saadet geçici mutluluk değildir, saadet sürekli mutluluk demektir. Bizimde bugün Saadet Partisi kadın kolları olarak yaptığımız bu çalışmalara ülkemizin her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Canımız yanıyor, şehitlerimiz var, sokaklarımızı görüyoruz, TV ekranlarını görüyoruz bütün bu gördüklerimiz ‘Hadi daha fazla çalış’ diye adeta bize bir zorlama yapıyor ve bu şekilde biz de çalışmalarımız arttırıyoruz, Cenab-ı Allah bu çalışmalarımızı ülkemizin birliğine ve dirliğine bütün insanlarımızı huzur ve saadetine vesile eylesin” dedi.

hayırlara vesile olmasını diliyorum

Çalışmaların toplumun en küçük sosyal birimi olan aileden başladığının önemine vurgu yapan Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak’ın eşi Zübeyde Kamalak, “Milli Görüş’ün tek temsilcisi olan Saadet Partisi’nin mahalle lokallerinin açılışı için burada bulunuyoruz. Hayırlara vesile olmasını diliyorum. Hayırlı hizmetler yapılmasını diliyorum. Ve inşallah bu açılan lokallerle aile ve bireyleri yeniden eski geleneklerimizi hatırlatırız. Geleneksel aile yapısını geri getirmek için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bir çalışması var ancak bunu Allah’ın izniyle Saadet Partisi olarak biz gerçekleştireceğiz. İslam âlemi ve ülkemize Saadet gelmeden saadet gelmeyeceği bir kez daha anlaşılmıştır” ifadelerini kullandı.

İNSANLIĞIN SAADETİ HANELERİMİZDEN GEÇİYOR

Hane-i Saadet programı hakkında bilgi veren Beyoğlu İlçe Kadın Kolları Başkanı Şule Rıdvanoğlu, “Hane-i Saadet çalışmamız İl Kadın Kollarımızın bize vermiş olduğu hedef doğrultusunda bugün burada ilk adımını atıyoruz. Biz Saadet Partisi olarak tüm insanlığın saadeti için uğraşıp çaba harcıyoruz. Ve biliyoruz ki insanlığın saadeti hanelerimizden geçiyor. Bunun içinde hanımlarımızın bu hanelerinin dizaynını sağlayıp, gerçek manada yoğrulup insan yetiştirme noktasındaki gayretleriyle faaliyetlerimizi sürdüreceğiz” diye konuştu. Lokallerde insanlığın saadeti için, kadınlara yönelik faaliyetleri gerçekleştireceklerini söyleyen Rıdvanoğlu, “Haftanın belli bir günü Asr-ı Saadet dersleri, yöresel çalışmalar yapacağız, haftanın yahut ayın belli bir günü farklı yörelerden örneklerle burada hanımları buluşturacağız. Burada farklı tatların tanıtımını yapacaklar. Bunun yanı sıra el sanatları ile ilgili çalışmalarımız olacak. Onların tercih ettiği noktalarda eğitimciler bulup yardımcı olmaya çalışacağız. Ayrıca çocuklarımıza yönelik sinevizyon ve film gösterimleri olacak. Oyun odaları oluşturduk, anneler orada faaliyet halinde olurken çocuklarımız ile ilgilenecek kardeşlerimiz olacak. Böylece çocuklarımızın geleceğine yönelik eğitim faaliyetleri gerçekleştirmiş olacağız. Sağlık ve hukuk alanında insan yetiştirmeye dair seminerler faaliyete geçirilecek. Ve biz bu konuda mahalle şuurunu yerleştirmek için elimizden geleni yapmaya çalışacağız” diyerek kadın çalışmalarının önemine dikkat çekti.

BİR HAYRI İSTEMEK O HAYRI YAPMAK GİBİDİR

İl ve İlçe kadın kollarımıza teşekkür ederek sözlerine başlayan CANSUYU İstanbul Şube Başkanı Lütfü Kibiroğlu, “Bir hayrı istemek o hayrı yapmak gibidir. Hane-i Saadet unuttuğumuz bir kelime oldu. Şöyle baktığımızda hanelerimizde saadet kaldı mı? İşte yaptığınız bu hareket öyle müthiş bir hareket ki yürekten tebrik ediyorum. Bir toplumda kadın bozulursa, toplumda bozulur. Çünkü kadın anadır, namustur, sevgilidir. Kadınlarımızı sokağa döktüler, boşanmalar evlilikleri geçiyor. İşte Hane-i Saadet bu kötü gidişe dur diyecek çalışmalardan biri olacaktır. Ben bütün yüreğimle inanıyorum. Bu işe gönül veren arkadaşlar yükünüz o kadar ağır ki, ama bu işten alacağınız sevaba inanın melekler bile imrenir” değerlendirmesinde bulundu. Konuşmalarının ardından lokalin açılış kurdelesini kesen Birol Aydın, Lütfi Kibiroğlu ve Zübeyde Kamalak mahalleli ile Piyalepaşa lokalini ziyaret ederek hane-i saadet zincirlerinin ilkini başlatmış oldu.

http://www.milligazete.com.tr/haber/EN_COK_IHTIYAC_DUYDUGUMUZ_SEY_SAADET/395982

21 Oca 2016

Eğitim Düzelirse Her Şey Düzelir

----

Genel Sekreterimiz Tacettin Çetinkaya gündeme dair bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasının tam metni şöyle;

2015- 2016 yarıyılı tatili 22 Ocak Cuma günü başlıyor. Yaklaşık 18 milyon civarındaki öğrencimiz iki haftalık bir tatil yapacaklar. Sevgili öğrencilerimize, saygıdeğer öğretmenlerimiz ve çocuklarımızın anne ve babalarına sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Bugün kuşkusuz Türkiye’nin bir numaralı sorunu terör olmakla beraber, terörün de kökenlerine indiğimizde asıl sorunun eğitimde olduğu açıktır.

Mevcut eğitim sisteminin içeriği, Batı’nın çatışmacı, ırkçı ve sömürgeci dünya görüşüne göre hazırlanmıştır. Milletimizin dünya görüşü ve değer ölçülerini yansıtmayan mevcut eğitim sisteminin yol açtığı sorunlar herkesin malumudur. Bu sorunlar, toplumun temel kurumu olan aile kurumunu sarsmaktadır. Ülkemizin birliğini ve huzurunu da tehdit etmektedir.

AKP Hükümetleri 13 yıllık iktidarları boyunca yüzünü Batı’ya dönerek milli ve manevi değerlerimizi Avrupa Birliği’ne katılma uğruna hiç etti, zaten bozuk olan eğitim sistemimizi içinden çıkılmaz hale getirdi. AKP Hükümetlerinin, yıllarını harcadığı AB sürecinde eğitim sistemimizin durumu her geçen gün bozuldu.

Batı’nın zihniyet olarak; yozlaşmış ve seküler değerleri, yaratılışı, dini ve ahlakı yok sayan yaklaşımları ile amaçladığımız nesiller yetişmeyeceği anlaşılmıştır.

Mevcut Milli Eğitim sistemi;

1.      Milletimizin ortak dünya görüşünü yansıtmamaktadır.

2.      Batılı değerleri kendine esas almıştır: Bu da sorunları çözememekte ve hatta sorun üretmektedir.

3.      Batıyı model alan eğitim sistemimiz inançlarımızla çelişmektedir. Bu çelişkili eğitim sistemiyle erdemli bir gençlik, bir nesil, bir toplum inşa edemeyiz.

4.      Şekille uğraşan bu anlayışın eğitimin temel ve kronikleşmiş problemlerini çözmesi beklenmez.

5.      Kendi eğitim sistemi kendisi için insan yetiştiremeyen bir toplum olduk.

6.      Bu eğitim sistemiyle güçlü bir devlete sahip olmamız mümkün görünmüyor.

 

“64. AKP Hükümeti 2016 Eylem Planı (İcraatlar ve Reformlar)” kitapçığının 130 numaralı eyleminde;“Eğitimin tüm kademelerindeki müfredat, temel becerileri içerecek şekilde güncellenecek ve etkin bir rehberlik sistemi oluşturulacak.” denmektedir. Dolayısıyla müfredatların yeniden düzeleceğine ilişkin vaatte bulunulmaktadır.

2006 ve 2010 yıllarında yine böyle “Eğitimde Reform” adı altında bir dizi değişiklikler vaat edilmiş, bu arada müfredatlar da önemli ölçüde değiştirilmişti. Hatta Sultan Fatih’in adı verilen “FATİH” projesi büyük bir sansasyonla sunulmuştu.

Ancak müfredatlardaki yanlışlıklar ve bozukluklar düzeltilmemiş, toplumumuzun değer yargılarına uygun hale getirilmemişti. Aksine AB uyum yasalarına uyumlu hale getirilmişti. Yani müfredatlar daha da kirli ve bozuk hale getirilmişti. Zaten FATİH projesi de şu anda çökmüş vaziyettedir. Kimse nedense FATİH projesinden de artık bahsetmiyor.

“64. Hükümet 2016 Eylem Planı (İcraatlar ve Reformlar)” başlığıyla eğitim meselesi yine ele alınıyor. Ne zaman ki AKP Hükümetleri “Reform, icraat, eylem planı…” gibi iddialı sözleri konuşmaya başlıyor artık biliyoruz ki iş daha bozuk hale getirilecek. Çünkü 13 yıllık geçmişte bu hep böyle oldu.

Milli eğitimimiz bu yaklaşımlarla düzelmez.  Eğitimin başındaki “MİLLΔ kelimesinin içi tam olarak doldurulursa eğitim düzelir. Eğitim düzelirse her şey düzelir. Ekonomi düzelir, hukuk düzelir, devlet düzelir, siyaset düzelir, terör biter… Bu da ancak “MİLLİ GÖRÜŞ” anlayışıyla olur. Milli Görüş bütün problemlerin çözümü için reçete sunuyor. Çünkü Milli Görüş meseleye bir dava olarak yaklaşıyor,  “MAARİF DAVAMIZ” diyor. Topyekün milletçe, hep beraber eğitim davasında el atalım diyor…

 

Milli Eğitim sistemimiz, diğer ifadeyle “MAARİF DAVAMIZ” ancak şu on maddeyle düzelir:

1.      Ruhumuza uygun yeni bir eğitim modeli geliştirilmelidir.

2.      Müfredatlara ve ders kitaplarına ruh olarak kendi ruh kökümüz giydirilmelidir.

3.      Müfredat programlarına ve ders kitaplarına hak ve adalet şuuru, sevgi ve merhamet davranışlara yansıtılmalıdır.

4.      Ahlaki ve manevi değerlerimiz asıl değerler olarak alınmalıdır.

5.      Kendi medeniyet değerlerimiz öğrencilerimize şuur olarak verilmelidir.

6.      Kendi tarihimiz, kendi edebiyatımız, şiirlerimiz, örf ve adetlerimiz unutturulmamalı, bunlara daha fazla yer verilmelidir.

7.      İslam’ın barış, kardeşlik, birlik-beraberlik prensipleri temel davranış olarak çocuklarımıza kazandırılmalıdır.

8.      Ülkemizin imarı ve ıslahını temel amaç edinen gençlerin yetiştirilmesi amaçlanmalıdır.

9.      Şuurlu nesiller şuurlu öğretmenler eliyle yetişir. Öğretmenlerimizin donanımlı hale getirilmesi için destekler yapılmalıdır.

10.  Karma eğitim dayatmasından vazgeçilmelidir.

 

Irkçı- tekelci mihrakların kuşatması altında olan ülkemizi ve bölgemizi bu kuşatmadan kurtarmamız gerekir. Bunun için eğitim sistemimizi, hukuk düzenimizi ve mevcut ekonomik yapıyı milletimizin dünya görüşü, değer ölçüleri ve tarihi müktesebatımıza göre yeniden yapılandırma zamanı gelmiştir.

Kendi inancı ve değer ölçülerinin etrafında kenetlenen milletimiz, dünyanın en karışık coğrafyası olan bu bölgede adil bir cihan devleti olan Osmanlı Devleti’ni kurmadı mı? Kendi dünya görüşü ve değer ölçülerimizi bilmeyen ve Batı’yı yeterince tanımayan, sömürgecilerden medet uman bir zümrenin peşine takılarak Batı’yı taklit etmeye başladığımız 19. Yüzyılın ikinci yarısından beri başımıza gelen sıkıntı ve felaketlerden hala ders almayacak mıyız?

Bugün tarihimizin bir dönüm noktasındayız. Kendi değerlerimiz etrafında toplanarak milli birlik ve bütünlüğümüzü sağlayacak bir eğitim sistemiyle “Yeniden Büyük Türkiye”yi inşa etmeliyiz. Geçmişte Selçuklu ve Osmanlı Devletlerini kendi inancımız ve değerlerimiz etrafında kenetlenerek kurduk. Bu coğrafyada “farklılıkta birliği sağlayan” örnek bir medeniyet inşa ettik. Kendi özümüze döner isek, yeniden medeniyetimizi ihya ve inşa etme inanç ve değerlerine sahibiz. Aksi takdirde mevcut bozuk eğitim sistemi, hukuk düzeni ve ekonomik yapıyı sürdürerek kapitalist, sömürgeci, çatışmacı Batı’nın ve Irkçı Küresel Emperyalizmin takipçisi olmaya devam ederiz. O takdirde bağımsızlığımızı, birliğimizi ve bütünlüğümüzü devam ettirmemiz zamanla güçleşir.

Yaşanabilir Bir Türkiyeiçin başta eğitim olmak üzere hukuk sisteminde ve ekonomik yapıda yeniden yapılanma süreci vakit kaybedilmeden başlatılmalıdır.

Yeniden Büyük Türkiye’nin inşası da ancak ve ancak bu şekilde gerçekleşir.

21 Oca 2016

Merkezler Değiştirilerek Terör Önlenemez

-------------

Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, partisinin genel merkezinde düzenlenen haftalık olağan basın toplantısında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

Hükümetin terörü önlemek için Cizre ve Yüksekova’yı il merkezleri yapma planının çözüm getirmeyeceğine dikkat çeken Kamalak, “Şimdi hükümet terörü önlemek için Cizre ve Yüksekova’yı il merkezleri yapacakmış! Olabilir! Peki, Diyarbakır’ı Sur’unu ne yapacaksınız? Beyler, terörün sebebi Cizre’nin, Yüksekova’nın il merkezleri olmayışı değil, Ankara’da çözüm üreten basiretli bir hükümet’in bulunmayışıdır” dedi.
Son 6 ayda Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan terör olaylarının bilançosunu açıklayan Kamalak, “Sadece şu son 6 ayda Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan terör olaylarından etkilenen insan sayısı 1,5 milyona ulaşmış bulunuyor. 122 bin nüfuslu Sur ilçesinde vatandaşlarımızın yüzde 90’ına yakını evlerini tek etmiş durumda. Şırnak, Cizre, Silopi ve bölgedeki daha birçok yer de Sur’dan farklı değil. 90’larda köyler boşalıyordu, şimdi ise şehirler boşalıyor” diye konuştu.
1128 akademisyenin imza attığı bildiri ile başlayan ve gözaltlılarla devam eden süreci değerlendiren Kamalak, bildiride yer alan dış desteğin altını çizdi. Kamalak, “Tehlikeli bir zemine doğru kaydırılıyoruz. Bunu anlamak için bu bildiriye verilen dış desteğe bakmak yeterli olacaktır.  Bakın kimler destek vermiş bu bildiriye; ABD Dış İşleri Bakanlığı.  ABD Ankara büyükelçiliği, Avrupa Birliği, İngiltere, Yunanistan… Listeyi daha da uzatabiliriz. Açık söyleyeyim; işin içinde bunlar varsa mutlaka bir çapanoğlu, mutlaka bir tezgâh vardır” şeklinde konuştu.
Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, parti genel merkezinde düzenlediği haftalık olağan basın toplantısında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. Kamalak konuşmasına öncelikle terör saldırıları sonucu hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet yakınlarına ise sabırlar dileyerek başladı. Ülkenin çok zor günlerden geçtiğinin altını çizen Kamalak, terör sebebiyle Türkiye’nin tehlikeli bir alana çekilmek istendiğine dikkat çekti. Kamalak, aylardır süren terör saldırılarının bilançosunu açıkladı.
GİTTİĞİNİZ YOL YANLIŞ, BU CADDE ÇIKMAZ SOKAK
Ülkenin her gün yeni bir dram, yeni bir acı, yeni bir şehit haberiyle uyandığını belirten Kamalak, “Okullar roket mermileriyle vuruluyor. Şehirlerin en güvenlikli bölgelerinde canlı bombalar patlıyor. Ocaklarımıza kor, yüreklerimize hüzün düşüyor. Bu şehitler nereden geliyor. Saadet Partisi olarak yıllardır gücümüzün yettiğince haykırıyoruz. Doğruları söylemeye, iktidarı uyarmaya kendilerine yanlışlarını göstermeye çalışıyoruz.  ‘Gittiğiniz yol yanlış, bu cadde çıkmaz sokak’ demekten dilimizde tüy bitti.  Örneğin sözde Çözüm süreci başladığında bizzat bugünkü Sayın Cumhurbaşkanımıza endişelerimizi ifade ettik. Bununla da yetinmedik, Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere bütün siyasi parti liderlerine, ilgili bakanlara seslendik. ‘Bu gidişatın sonu hayır değil. Bu gidiş, Türkiye’yi ya bölünmeye, ya da daha büyük çatışmalara götürür’ diye uyardık. Keşke biz haksız çıksaydık. Keşke biz yanılsaydık. Ama bugün geldiğimiz nokta ortada” dedi.
6 AYDA TERÖRDEN 1,5 MİLYON İNSAN ETKİLENDİ
TBMM’nin resmi raporlarına göre, 90’lı yıllarda terör belası yüzünden, 905 köy ve 2 bin 523 mezranın boşaltıldığını hatırlatan Kamalak, “O zaman evlerini terk edenlerin sayısı 378 bin 335 kişi olarak resmi kayıtlara geçmişti” diye konuştu. Bu günkü tabloyu da ortaya koyan Kamalak, 6 ayda Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan terör olaylarından etkilenen insan sayısı 1.5 milyon olarak açıkladı. 90’lı yıllarda köylerin boşaltıldığını şimdi ise şehirlerin boşaltıldığını vurgulayan Kamalak, “Sadece şu son 6 ayda Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan terör olaylarından etkilenen insan sayısı 1,5 milyona ulaşmış bulunuyor. 122 bin nüfuslu Sur ilçesinde vatandaşlarımızın yüzde 90’ına yakını evlerini tek etmiş durumda. Şırnak, Cizre, Silopi ve bölgedeki daha birçok yer de Sur’dan farklı değil. 90’larda köyler boşalıyordu, şimdi ise şehirler boşalıyor. İşte terörle mücadelede aldığımız yol, maalesef, budur” diye konuştu.
ORDADOĞU’DA YAŞANAN SİNSİ OYUN TÜRKİYE İÇİN OYNANIYOR
Dış politikada da endişelerini her platformda dile getirdiklerini söyleyen Kamalak, İslam dünyasının parçalandığını dile getirerek şunları kaydetti: “Irak’ta uyardık. Libya’da uyardık, Suriye’de uyardık. ‘Yanlış yapıyorsunuz, Irkçı Siyonizm, Küresel Emperyalizmin oyununa geliyorsunuz’ dedik. ‘İslam dünyasını,  Şii, Sünni, Arap, Acem diye bölmeye çalışanlar, Türkiye’mizi de Kürt-Türk diyerek tahrik edip,  birbirine düşürmeye çalışıyorlar’ dedik.  Asıl amaçları Büyük İsrail Devletini kurmak, asıl hedefleri ise Türkiye’yi bölmektir.   Keşke biz haksız çıksaydık. Keşke biz yanılsaydık. Irak bölündü, Libya parçalandı. Suriye’de tam bir katliam yaşanıyor. Bugün aynı sinsi oyun Türkiye için oynanıyor. Aynı kirli plan Türkiye için yapılıyor”
AKADEMİSYENLERİN BİLDİRİSİNE ABD DIŞ İŞLERİ BAKANLIĞI DESTEK VERDİ
Akademisyenlerin bildirisi ile başlayan ve gözaltlılarla devam eden tartışmalara değinen Kamalak, bu sürecin bir oyunun parçası olduğunu bildirerek, “Tehlikeli bir zemine doğru kaydırılıyoruz. Bunu anlamak için bu bildiriye verilen dış desteğe bakmak yeterli olacaktır.  Bakın kimler destek vermiş bu bildiriye; ABD Dış İşleri Bakanlığı.  ABD Ankara büyükelçiliği, Avrupa Birliği, İngiltere, Yunanistan… Listeyi daha da uzatabiliriz. Açık söyleyeyim; işin içinde bunlar varsa mutlaka bir çapanoğlu, mutlaka bir tezgâh vardır. Çünkü biz bu filmi biliyoruz. Yine çünkü biz bu filmi daha önce izledik. Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da izledik! Yemen’de,  Suriye’de defalarca izledik. Ülkeler değişiyor, isimler değişiyor, roller değişiyor ama senaryo hiç değişmiyor. Önce içerde bir takım ihtilaflar oluşturuyorlar. Sonra bu ihtilafları körüklüyorlar. Kardeş kavgası çıkarmanın zeminini oluşturuyorlar. Sonra” bu ülkede terör var, baskı var, diktatörlük var diyerek uluslararası yaptırımların ve siyasi müdahalelerin zeminini oluşturmaya” çalışıyorlar. Irakta aynısını yaptılar. Libya’da aynısını yaptılar. Suriye’de aynısını yaptılar. Şimdi nihai hedefleri olan Türkiye’nin üzerine oynuyorlar” açıklamasında bulundu.
ÜLKEYİ KİŞİSEL HIRSLARINIZIN, SİYASİ İHTİRASLARINIZIN KURBANI YAPMAYIN
Türkiye’nin büyük bir kuşatma altında olduğunun altını çizen Kamalak, bu karşı ise iktidarın kuşatmayı bozacak iradeyi ortaya koymadığına dikkat çekerek, “Gerçekten Türkiye büyük bir kuşatma ile karşı karşıyadır. Ama iktidar bu oyunları bozacak, bu kuşatmayı kıracak iradeyi ortaya koyacağına tam tersine bu planları yapanların ekmeğine yağ sürmektedir. Türkiye böylesine hassas bir dönemeçte iken iktidar ile ana muhalefet arasında patlak veren ‘diktatör tartışması’ tam da budur. İktidar ve ana muhalefet bilerek ya da bilmeyerek bu oyuna düşmektedir. Unutulmamalıdır ki, Irak’ı parçalamadan önce, Saddam da ‘Diktatörlükle!’ suçlanıyordu.  Libya’yı parçalamadan önce Kaddafi de ‘Diktatörlükle!’ suçlanıyordu. Şimdi o ülkeler o diktatörleri mumla arıyor. Buradan iktidar ve ana muhalefete çağrıda bulunuyorum. Aklınızı başınıza toplayın. Koskoca bir ülkeyi kişisel hırslarınızın, siyasi ihtiraslarınızın kurbanı yapmayın Derhal bu üsluptan vazgeçin. Keskin dillerinizle sadece muhatabınızı yaralamıyorsunuz. Fakat aynı zamanda milleti geriyor, ülkeyi bölüyorsunuz. Yeter artık! Devleti yıpratmayın!” diye konuştu.
MERKEZ DEĞİŞTİRMEKLE TERÖR ÖNLENEMEZ
Hükümetin terörü önlemek için Cizre ve Yüksekova’yı il merkezleri yapma planını değerlendiren Kamalak, bu yöntem ile çözüme varılamayacağını aktararak, “Şimdi hükümet terörü önlemek için Cizre ve Yüksekova’yı il merkezleri yapacakmış! Olabilir! Peki, Diyarbakır’ı Sur’unu ne yapacaksınız? Beyler, terörün sebebi Cizre’nin, Yüksekova’nın il merkezleri olmayışı değil, Ankara’da çözüm üreten basiretli bir hükümet’in bulunmayışıdır. Mevcut iktidarın dış politikası tam bir faciadır. Suriye’de, Libya’da, Mısır’da hayatını kaybetmiş olan 400 bin insanla, bedenleri sahillerimize vuran binlerce ceset dış politika faciasının ‘en canlı’ şahitleridir. Keza mevcut iktidarın iç politikası da bir hüsrandır. Her gün, al bayrağa sarılı olarak, üç-beşini birlikte uğurladığımız şehitlerimiz iç politikadaki hüsranın ‘en canlı’ şahitleridir. Eğer Milli Görüş iktidarda olsaydı, dış politikadaki bu facia, iç politikadaki bu hüsran yaşanır mıydı?” diye sordu.
16 Oca 2016

SON YAŞANAN OLAYLARA SESSİZ KALAMAYIZ!

saadet-300x174

Diyarbakır İli Çınar İlçesi İlçe Emniyet Müdürlüğü ve polis lojmanlarına terör örgütü PKK tarafından yapıldığı tespit edilen saldırıda 1 emniyet görevlimizin şehit düştüğü 5 sivil vatandaşımızın vefat ettiği ve 39 vatandaşımızın da yaralandığı haberi ile uyandık. Şehidimize ve ölen vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı kardeşlerimize de acil şifalar diliyoruz.

14 yıldır iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi kurulduğu 14 Ağustos 2001 tarihinden itibaren dünyadaki ve ülkemizdeki sorunlar karşısında takınacağı tutumun mevcut sorunların zor çözümleri karşısında sorunu çözmeye yönelik bir direnç ortaya koymak yerine, sorunlar karşısında küresel statükoya boyun eğen bir tavır alacağının garantisini vererek siyaset sahnesine girmiştir.

Dünya ve ülkemiz mazlumları için bir ümit olarak ortaya çıkmış Milli Görüş hareketinin zorlu fakat en meşru yollarla sorun çözen mücadelesini sırtlayamayan insanların katkısı ile kurulmuş siyasi bir hareketten, bugün iç ve dış politikada karşı karşıya bulunduğumuz manzaradan daha farklı bir şey beklemek mevcut AK Parti hükümetine büyük bir iltifat olur kanaatindeyiz. Ülkemizin eğitim, işsizlik, sınaî, adalet, tarım, dış politika, terör gibi en temel meseleleri çözülmek bir yana birbirini olumsuz yönde besleyen kangrenleşmiş meseleler haline getirilmiş durumda.

Diyarbakır Çınar İlçesi’nde yaşanan saldırı da terör konusunda yanlış ve sorumsuz politikaların neticesi olarak karşımıza çıkıyor. Maalesef iktidar partisinin politika belirleme sürecinin ülkemizin menfaatlerini önceleyen değil, küresel ve bölgesel konjonktüre teslim olmuş zihniyetle, yönlendiren güçlerin menfaatleri ve politikaları belirleyici olmaktadır. Aksi takdirde düzenli ve dünyanın sayılı orduları arasında yerini almış güvenlik güçlerimiz karşısında bir terör örgütünün varlık gösteremeyeceği her akıl sahibinin malumudur. 2009’da başlayan ve 2012 itibari ile neredeyse Türkiye gündeminin tek maddesi olarak gündemi işgal eden, “Çözüm Süreci”nin ne olduğunu, neye hizmet ettiğini sorgulayan herkesin neredeyse vatan haini ilan edildiği noktadan ve tam olarak neye tekabül ettiği bilinmeyen “Çözüm Süreci” 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri sonucu bambaşka bir yöne evirildi. Büyük Ortadoğu Projesi paralelinde ülke gündemine sokulmaya çalışılan Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi (AK Parti seçmeninin %70 ininde istemediği) için gerekli vekil sayısını çıkaramayan iktidar partisi, miadı dolmuş, tasfiye süreci başlamış, yerine daha işlevsel piyon ve aktörlerin ikame edildiği PKK’yı karşısına alarak istediği oy oranına ulaşabilmiştir. Türkiye’yi bekleyen Başkanlık Sistemine geçiş ve Yeni Anayasa süreçlerinden bağımsız bir şekilde AK Parti hükümetinin terörle mücadelesini okumak yanlış, en azından eksik bir okuma olacaktır. PKK’yı karşısına olabildiğine alan hükümet, PKK’nın gelişip serpilmesine en büyük katkıları verdiğini sağır sultanın bile duyduğu ABD ve İsrail ile ilişkilerinde en güzel dönemini yaşamakta.

1 Kasım seçimleri öncesi güneydoğu Anadolu bölgemizi HDP dışında, Genel başkan düzeyinde ziyaret eden tek siyasi parti genel başkanı Sn Mustafa Kamalak’ın da ifadelerinde yerini bulduğu gibi “Ülke olarak kirli, sinsi ve kanlı bir oyunun kurbanı oluyoruz”  Çok açıktır ki millet birbirinden asla kopmak istemiyor. Aksi bir kanaati bölge insanımız taşıyor olsaydı bu gün, HDP’nin %80 oy aldığı bölgelerde güvenlik güçlerimizin operasyon yapma imkânı olmazdı. PKK bölge insanımızdan destek alamamaktadır. Sur, Silopi, Cizre ve Şırnak ta yaşanan hadiseler asla bütün bölgeye mal edilemez.

Hükümet, her akşam haber bültenlerinde bölgede yapılan operasyonların vaveylasından kendine puan toplama hesapları yapmak kısırlığından bir an evvel kurtulup, ne pahasına olursa olsun bölgede 100 bin kişinin çalışacağı büyük yatırımları devlet eli ile planlayarak götürmek zorundadır. Yine bölgede cirit atan her türlü yabancı unsuru bölgeden temizleyerek her aşaması ayrı bir skandal olan Suriye politikasındaki yanlışlarını BOP rağmen düzeltmelidir.

İslam dünyası ve ülkemiz için 20. Yüzyılın yetiştirdiği en önemli şahsiyet, Milli Görüşün Kurucusu ve ülkemizin eski başbakanlarından merhum Erbakan’ın ifadeleri bu günlerimize yön vermelidir. Bile bile ateşe düşmenin vebali büyüktür. 1992 yılında mecliste dönemin hükümetine yapılan uyarılara kulak verdiğimizde bu uyarıların bu günün hükümetine yapılmışçasına geçerliliğini koruduğu aşikârdır çünkü zihniyet aynıdır;

“Bakınız, plan şudur; şimdi önce Kuzey Irak’ta bir otorite boşluğu meydana getirilecek. Burada Batı’nın yönetiminde oradaki halkı değil Batı’nın arzularını gözetecek bir bölge meydana getirilecek. Ondan sonra Türkiye’nin Güneydoğu’su bu bölgeye ilhak edilecek ve bunun için Türkiye, Irak, Suriye ve İran’da Müslümanlar birbirini ezsin diye bölgedeki Kürt kökenli Müslümanlarla birbirlerini Vietnam’a dönüştürülecek. Bu Vietnam’a dönüşürken sözde kurtarıcı gibi İsrail Lübnan’ı alacak ve böylece ta Akdeniz’de geniş bir kapısı bulunan İsrail Lübnan boşluğundan Kuzey Irak – Ermenistan – Bakü’ye kadar uzanan bir koridor kurulacak. Bu koridor içerisinde Kuzey Irak ve Güneydoğu Anadolu bir araya getirilip önce Ermenistan’ın yönetimine verilecek. Burada oturan Müslüman halk Ermeni değirmeninde öğütülecek ve İsrail’e yumuşak yutulacak bir lokma haline getirilerek teslim edilecek. İşte plan budur. Bu planın tatbikatını görüyoruz. İşte daha iki yıl evvel Amerikalı yarbayların Riyad’taki karargâhlarında yaptıkları açıklama: “Biz Kuzey ırak’ta otorite boşluğu kuracağız, Anadolu’dan da buraya parçalar ilave edeceğiz” demediler mi? Bunları biz burada kaç defa konuşmadık mı?

İşte şimdi Güneydoğu Anadolu Lübnanlaştırılmadı mı? Bu PKK’yı oradan buraya kim gönderiyor zannediyorsunuz. Amerika gönderiyor. İşte ellerindeki silah, işte plan… Ne acıklıdır ki, bizim zaten çok şükür istihbaratımız yok. Çünkü olan istihbaratımız da CIA ve MOSSAD ile işbirliği halinde. Şu halimize bakınız. Amerikalı adam istediği gibi oynuyor. Bize istihbarat diye yönlendiriyor. Onlara da git vur diyor. Bizim bir milli istihbaratımız yok. İki aydan beri daha istihbarata bir başkan bile konulamadı ve böylece bu hükümetin elinde Güneydoğu Anadolu görüldüğü gibi Lübnanlaştırıldı. Ve tabi bu dış güçler Müslüman ülkeleri birbirine düşürmek istiyor ki, burası Vietnamlaşsın, Müslümanlar birbirlerini öldürsünler, İsrail daha serbest kalsın. Bunun için de politikaları İsrail ile Türkiye’yi birbirine yaklaştırmaktır. Ne yazık ki bu hükümet görüldüğü gibi İsrail ile can ciğer dosttur. Onun dışişleri bakanıyla görüşüyor. Oradan gelen heyetlere Dolmabahçe Sarayı’nda hepsi arka arkaya dizilip saygı duruşunda bulunuyorlar. Yürüyen ne? Yürüyen Siyonist plan, dış güçlerin planı… Netice ne oluyor? Bizim Anadolu’muzun bir parçası Lübnan oluyor. Bizim Anadolu’muzun bir parçası Vietnamlaştırılmak isteniyor. Şu hale bakınız.

Elbette bu vatan hepimizin… Elbette sizleri ikaz etmek bizim için vatan borcudur. Ne yapıyorsunuz, farkında değilsiniz, biz sizi size aynada göstermeye çalışıyoruz. Bak yaptıklarınız bu. İstemiyorsunuz ama istemediğiniz halde siz farkında olmadan ülkenin bölünmesi için çalışanlara yardımcı oluyorsunuz. Kendinize gelin, elbette sizi ikaz etmek bizim vazifemiz, bu Meclis’in vazifesi.” diyor yıllar öncesinden Merhum Erbakan.

Siyasette erdem doğru söylemekten daha çok doğru yapmak, doğru yapana omuz vermektir. Ülke olarak yıllardır en temel sorunlarımızı çözmenin tek yolunun laf dan ziyade icraata yönelmek olduğu gerçeği artık önümüzde duran en büyük gerçek . Ülkemizin selameti bölgemizin istikrarı için bir an evvel İslam birliği kurma çalışmaları başlatılmalıdır. Camiamız bu konu da yapılacak çalışmalara bütün birikimi ile hizmet etmeye hazırdır. Ayrıca iç ve dış politikanın gücünün içerde yapılan reel yatırımlara bağlı olduğu aşikardır. Başta Güney Doğu Anadolu olmak üzere ülkemizin her yeri acilen ihtiyacı olan yatırıma ve desteğe kavuşturulmalı, DPT yetişmiş kadrolarından istifade edilerek devletin bütün riskleri alarak gereken yatırımları ortaya koyması şarttır. Hassaten Güney Doğu Anadolu bölgemiz “sorunlu” bölge olarak işlenen imajı iç turizm canlandırılarak kırılmalı kardeşlik bağlarını canlandıracak her türlü sosyal çalışma önünde engel bırakılmamalıdır.

Uludere (Roboski)  ile başlayan ve bu gün farklı şekillerle devam ettirilen ayırma, koparma süreci, ’90 lar da hezimete uğrayan muadilleri gibi başarısızlığa uğramaya mahkumdur. Çünkü bu kardeşlik geçmişte bu günkünden çok daha büyük sınavlardan geçmiştir.

Aziz milletimizin mayası imanla karılmıştır ve ilan ediyoruz ki “Orta Doğu” da Türk-Kürt ittifakı daha çok haçlı ittifakı bozacaktır.

NAGEHAN GÜL ASİLTÜRK

İSTANBUL İL KADIN KOLLARI BAŞKANI

 

 

 

 

 

14 Oca 2016

TESLİMİYET

cats

TESLİMİYET
İl Kadın Kollarımız Yeni Camii HÜNKAR KASRI Sergi Alanında açılışı yapılan Tezhip sergisine katıldı.
İçerisinde İl Kadın Kolları Başkanımız Nagehan Gül ASİLTÜRK hanımefendinin eserlerinin de bulunduğu sergide ziyaretimizden duyduğu memnuniyetini dile getiren ASİLTÜRK, Klasik İslam Sanatlarından biri olan Tezhip sanatına ilgi duyan herkesi Sergiye davet etti.