Saadet Partisi İstanbul Kadın Kolları
20 Haz 2017

İstanbul Kadın Kolları Pembe Metrobüs Talebini Yineledi.

1146064

Saygıdeğer Basın Mensupları,

Kıymetli Halkımız;

 

Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kolları olarak partimizin genel vizyonu çerçevesinde bu güne kadar ülkemizin pek çok meselesi ile ilgili kampanyalar, basın açıklamaları, çok çeşitli organizasyonlar gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Yaşadığımız bölge ile ilgili karşılaştığımız her sorunu soğukkanlılıkla ele alarak milletimizin taleplerini ve muhtemel çözüm yollarımızı milletimizle ve yöneticilerle paylaşmayı siyasi varlığımızın başlıca gereği olarak gördük, görmekteyiz.

Saadet Partisi ülkemizin en köklü siyasi hareketine mensup bir parti olarak,  ülkemizin ve dünyanın içinde bulunduğu problemleri her yönü ile ele alarak düşünen ve kalıcı çözümler üreten bir parti olarak temayüz etmiş ve saygın bir yer edinmiştir.

Bu yönü ile Saadet Partimizin ele aldığı her ölçekteki meselede güçlüden, çoğunluktan, tekebbürden yana değil haklıdan, işbirlikçilikten yana değil diyalogdan yana tavır alarak ele aldığı görülecektir.

Bu minvalde nüfusu yirmi milyona dayanan bir metropolde yaşayan insanlar olarak yaşadığımız şehrin içinde bulunduğu sıkıntıları da çeşitli vesilelerle ele alarak gündeme taşımaya, yetkililerimizi uyarmaya çalıştığımız kamuoyunun malumudur.

Malatya, Sivas, Ankara, Bursa, Diyarbakır gibi pek çok ilimizde farklı uygulamalarla hayata geçen, ilk kez Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kolları olarak tarafımızca gündeme taşınan “Ulaşımda Kadınlara Pozitif Ayrımcılık” başlığı ile ele aldığımız “Pembe Metrobüs” talebi ile ilgili 20 Şubat 2012 tarihinde il Başkanlığımızca yapılan basın açıklaması ile kamuoyu bilgilendirilmiş, konu Meclis Üyelerimiz tarafından İBB Meclisine sunulmuş ve Başkanlık Makamına sevk edilmesi sağlanmıştır.

2012 yılından itibaren Sivil Toplum Kuruluşlarını harekete geçirip desteklerini de alarak, çok kısa bir zamanda toplanan 60 bin imza ile 12 Mart 2012 tarihinde bu önemli talep, güçlü bir şekilde Büyükşehir Belediye Meclisine ulaştırılmıştır.

Son günlerde İstanbul için Pembe Metrobüs talebinin pek çok ortamda yüksek sesle konuşulduğunu görmekteyiz. Konunun farklı yönleri ile ele alınarak tartışıldığını görmekten de fevkalade memnunuz.

İstanbul başta olmak üzere ulaşım sorunlarımızın altında ülkemizde uygulanan yanlış yatırım politikalarının olduğu gerçeğini görmemek elbette imkânsız. Nüfusu yirmi milyona dayanmış, trafikteki kayıtlı araç sayısı 3 milyon 800 bini aşmış, büyük bütçeli pek çok yatırıma rağmen ulaşım sorunu çözülememiş bilakis bu yatırımların şehrin sorunlarına çözüm olmaktan ziyade artık şehre taşıyamayacağı yükler olarak döndüğü bir ortamda insanca yaşamanın yollarını hep birlikte aramak zorundayız.

Konu ile ilgili yaptığımız bütün açıklamalarımızda belirttiğimiz gibi Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kolları olarak talebimiz, sabah ve akşam yoğun saatlerde hanımlara özel bir alternatifin sunulmasıdır. Bu talep hanımların diğer metrobüsleri kullanmaması, anlamına kesinlikle gelmemelidir. 535 Metrobüs ile dünyanın en büyük metrobüs filosuna sahip olunmasına rağmen yoğun saatlerde yaşanan insanlık dışı manzaraların önüne geçilemediği, şehri yöneten yetkililerimizin de ifadelerinde kendini göstermekte. Tekraren ifade ediyoruz ki bu talep İstanbul’da yaşadığımız trafik sorununa kesinlikle bir çözüm değildir.

Kadını, erkeği, yaşlısı, genci ile yaşadığımız keşmekeşin içinde nispeten rahat edebileceğimiz çözümleri konuşmak ve en makullerini de yetkililerimizden talep etme hakkımızı kullanmak durumundayız.

 

Yukarıda da zikredildiği gibi 2012 yılında Saadet Partisi Kadın Kollarının başlatmış olduğu ve halen de takipçisi bulunduğu

Pembe Metrobüs talebinin kamuoyunda tartışılması sonuç almak için önemlidir.

Büyükşehir belediyesinden sosyal medya üzerinde konu ile ilgili tartışmaları yakından takip ederek hiçbir ayrımcılığa sebebiyet vermeden bu talebi hayata geçirmesini bekliyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

 

 

NAGEHAN GÜL ASİLTÜRK

SAADET PARTİSİ İSTANBUL KADIN KOLLARI BAŞKANI

09 Haz 2017

İstanbul Kadın Kolları olarak TAİM’in iftar davetine katılım sağlandı.

46d16b53-1cee-4877-b30e-23b881149f72

Türk-Arap İlişkileri Merkezi (TAİM) ve Kudüs Nuru Kadın ve Çocuk Derneğinin ortaklaşa düzenlemiş olduğu iftar programına Siyasi parti temsilcileri ve Sivil Toplum Kuruluşları katılım sağladı.

İstanbul Kadın Kolları olarak davetli olduğumuz iftar programına Genel idare kurulu üyemiz F.Nevin GÖKÇE ve  İl Kadın Kolları Başkan Yardımcısı Özlem GEREK SERENLİ’ de davete iştirak ettiler.

25 May 2017

AK PARTİ SÖYLEMLERİMİZDEN BELKİ FAYDALANIR AMA KİMSEYİ ALIP GÖTÜREMEZ

411

Genel Başkan Temel Karamollaoğlu, İstanbul İl Başkanlığında düzenlediği haftalık basın toplantısında, Türkiye ve dünya gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Karamollaoğlu, İslam dünyasının, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar bölündüğünü belirterek, “Daha da vahimi düşmanlarından medet umar hale gelmiştir. Böyle bir dönemde Türkiye’nin kozmetik tedbirlere değil, köklü değişikliklere ihtiyacı vardır. Karşı karşıya bulunduğumuz tehlike ve tehditleri idrak ederek, bunları savuşturacak yeni bir bir program ve vizyona ihtiyaç olduğu açıktır.” dedi.

Yeni Şafak gazetesi yazarı Akif Emre’nin vefatının kendilerini çok üzdüğünü aktaran Karamollaoğlu, İngiltere’de meydana gelen patlamaya da değinerek, “Hepimizi çok üzdü, endişeleniyoruz. Son yıllarda meydana gelen bütün terör olayları Müslümanlarla ilişkilendirilmeye çalışılıyor. Bu hadiseleri meydana getirenler kim olursa olsun, biz terörü lanetliyoruz.” diye konuştu.
Karamollaoğlu, Türkiye’nin tarihi bir dönemeçte olduğunu, toplumun kutuplaştığını ve gerildiğini, bu nedenle sağduyu için Türkiye’nin yeni bir vizyona ihtiyacı olduğunu belirtti.

İSLAM DÜNYASI BÖLÜNMÜŞTÜR
Ortadoğu’daki gelişmeler ve Türkiye’nin izlediği dış politikaya ilişkin görüşlerini de aktaran Karamollaoğlu, şöyle devam etti:
“İslam dünyası tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar bölünmüş, daha da vahimi düşmanlarından medet umar hale gelmiştir. Böyle bir dönemde Türkiye’nin kozmetik tedbirlere değil, köklü değişikliklere ihtiyacı vardır. Karşı karşıya bulunduğumuz tehlike ve tehditleri idrak ederek, bunları savuşturacak yeni bir bir program ve vizyona ihtiyaç olduğu açıktır. Ülkemizin en önemli meselesi dış politikada savaş değil, barış dili kullanılması gerekiyor. Çatışma ve gerilim değil, sağduyu ve diyalog esas alınmalıdır. Unutmamalıyız ki çevremiz ateş çemberi içindedir. Muhtemel tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilebilmesi için ivedilikle harekete geçilmelidir. Yerli ve bağımsız bir savunma sanayii için bütün imkanların seferber edilmesi gerekir. Aynı zamanda iç politikada öfkeyle değil, merhametle, adaletle hareket edilmelidir.”
Karamollaoğlu, Anadolu’nun şu anda en büyük problemlerinden birinin iç göç olduğunu, Anadolu’ya yatırım yapmadan iç göçün önlenemeyeceğini vurguladı.

Geçtiğimiz günlerde Saadet Partisi’nin de yer aldığı bir çalıştayın ardından hazırlanan raporda ilginç sonuçların ortaya çıktığını dile getiren Karamollaoğlu, “Son 2 yılda, 2 milyon insan Doğu Anadolu’dan batıya göç etmiş. Fakat enteresan olan başka bir husus, hala Doğu Anadolu’da yaşayan insanlarımızın yüzde 75’i batıya göç etme eğiliminde. Yani her 4 kişiden 3’ü bulduğu ilk fırsatta batıya göç etmeyi düşünüyor. Göç etme isteğinin sebeplerinin ilk sırasında ise işsizlik ve geçim zorluğu var. Yani bu insanlar doğdukları yerde karınlarını doyuramıyorlar. Göçün temel sebebi bu. Eğer siz Anadolu’ya yatırım yapmazsanız, bu insanlara bulundukları yerde iş ve istihdam sağlayacak fabrikaları kurmazsanız bu göç önlenemez.” dedi.

MÜSLÜMANLARI SİLAHLI ÇATIŞMAYA SEVKEDİYOR
ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan ziyaretine de değinen Karamollaoğlu, şunları anlattı:
“Bu ziyarette İslam NATO’su gündeme gelmiştir. Aynı zamanda ABD ile Suudi Arabistan arasında ilk aşamada 100 milyar dolarlık, geniş çerçevede bakıldığında 550 milyar dolarlık bir anlaşma imzalandığına şahit oluyoruz. Bu ziyaret ve bu ziyarete bağlı olarak yapılan anlaşma bizi biraz endişeye sevk ediyor. Bu kurulacak olan İslam NATO’su, milli görüş tarihi boyunca bizim dile getirdiğimiz İslam NATO’su mu olacaktır? Yoksa başka bir görev mi üstlenecek? Şunu unutmamamız lazım, biz İslam NATO’sunu gündeme getirirken, İslam ülkelerini dışarıdan gelecek tehlikelere karşı korumayı esas almıştık. Ama öyle bir adım, Müslümanları silahlı çatışmaya sevk etmek için atılıyorsa, bu bizi endişelendiriyor. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra geçen 30 yılda dünyanın neresinde kan ve gözyaşı varsa, oranın bir İslam toprağı olduğunu görüyoruz. İran devriminin hemen arkasından Irak ile İran’ın çarpıştırılması, aslında bu yolda atılan en tehlikeli adımlardan biridir. Yaklaşık 8 yıl devam eden bu savaşın kimseye fayda getirmediği ortaya çıkınca, çatışma bitti. Maalesef bundan sonra Batı, yeni arayışların içine girdi ve Irak, Suriye, Mısır, Libya, Yemen, dünyanın neresine bakarsanız bakın, İslam topraklarında üzücü çatışmalar meydana geldi.”

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE İNANIYORUZ
Basın mensuplarının sorusu üzerine Sözcü gazetesinin bazı çalışanlarının gözaltına alınmasına ilişkin görüşlerini de açıklayan Karamollaoğlu, şöyle konuştu:
“Çok karışık bir dönemden geçiyoruz. Bir ihtilal denemesinin arkasından bu ihtilale teşebbüs edenlerle daha ciddi mücadele edebilmek için bir olağanüstü hâl ilanına ihtiyaç vardı. Ancak olağanüstü hâl, olağan hale gelirse o zaman bir problem var demektir. Biz, basın özgürlüğüne inanıyoruz. Basın elbette üzerine düşen vazifeyi yapacak. Demokratik bir ülke olma iddiasındaysak, basının, devlet yöneticilerinin canını sıkacak, hatta acıtacak tenkitlerine imkân verilmesi gerekir.”

AK PARTİ SÖYLEMLERİMİZDEN BELKİ FAYDALANIR AMA KİMSEYİ ALIP GÖTÜREMEZ
Ak Parti’nin partisinin bazı önemli isimlerini transfer edeceğiyle ilgili iddialara yanıt veren Karamollaoğlu, “Ak Partinin bu teşebbüsü beni memnun etti. Bu bir diyaloğun kurulması manasına gelir. Arkadaşlarımızın söylemlerinden belki faydalanırlar. Bizden kimseyi alıp götürebileceklerine ihtimal vermiyorum.” dedi.

AK PARTİ CAMİASI DA İYİ BİLİR
Karamollaoğlu, Saadet Partisi’nin kurucu üyesi olan ve Kayseri’de uzun süre il başkanlığı yapan Avukat Mustafa Akkaş’ın dün FETÖ operasyonunda gözaltına alındığını hatırlatarak, “Yani bütün Kayseri de bilir ve ben eminim, AK Parti camiası da bilir ki bu arkadaşımızın FETÖ ile hiçbir alakası yoktur, olması da mümkün değildir. Ama böyle bilinen bir insanın bile aniden bir baskınla gözaltına alınması… O zaman biz ciddi manada endişeleniyoruz. Bu konuda daha titiz ve adil davranılmasını istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

25 May 2017

TERÖR BÜTÜN İNSANLIĞIN ORTAK PROBLEMİDİR

18698256_10154660550090922_4199456356319187587_n

Genel Başkan Temel Karamollaoğlu, İngiltere’nin Manchester şehrinde meydana gelen ve 22 kişinin ölümüne 50’den fazla kişinin yaralanmasına neden olan terörist saldırıyı kınadı.

Karamollaoğlu; “Hayat hakkı en kutsal haktır. Nerede yaşanırsa yaşansın, kimi hedef alırsa alsın ve kimden gelirse gelsin terörün hiçbir haklı gerekçesi olamaz.” dedi.

Bütün dünyanın teröre karşı bir samimiyet sınavıyla karşı karşıya bulunduğunu kaydeden Karamollaoğlu, “Bu saldırıyla bir kez daha görülmüştür ki terör bütün insanlığın ortak problemidir. Ortak acılar, ortak kararlılıklar gerektirir. Teröre karşı bütün ülkeler samimi ve kararlı bir duruş ortaya koymalıdır. Eğer gerçekten terörle yüzleşmek, gerçekten terörü yok etmek istiyorsak ilk yapmamız gereken, ‘benim teröristim iyidir’ anlayışından vazgeçmek olmalıdır.” değerlendirmesinde bulundu.

25 Tem 2016
342

Darbelere Ve Paralel Yapılanmalara Müsade Edilemez

342

Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, haftalık olağan basın toplantısında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

Basın açıklamasının tam metni şöyle:
DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI,
HAFTALIK OLAĞAN BASIN TOPLANTIMIZA HOŞ GELDİNİZ.
Hepinize teşrifinizden dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.
Değerli arkadaşlar
Saadet Partisi olarak 15 Temmuz darbe girişimini bir kez daha bütün nefretimizle lanetliyoruz.
Genel Kurmay Başkanlığı’nın gayet haklı olarak belirttiği gibi; “Her ne kadar bu darbe girişimi Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde başlatılmış olsa da, bunu yapmaya kalkışan hainlerin, halkımızın Peygamber ocağı olarak adlandırdığı Türk Silahlı Kuvvetlerinin, vatanını, milletini, bayrağını seven ezici çoğunluktaki mensuplarıyla kesinlikle hiçbir alakası yoktur.”
Bu rezaleti, Türkiye Cumhuriyeti Devletine, mazisi şan ve şerefle dolu olan Türk Silahlı Kuvvetlerine ve asil milletimize yaşatan hainler hiç şüphesiz ki en ağır biçimde cezalandırılacaktır.
Çünkü demokratik bir ülkede askeri darbelere asla müsaade edilemeyeceği gibi yine demokratik bir ülkede paralel bir devlet yapılanmasına da asla ve asla müsaade edilemez.
Bu bakımından Aziz Milletimiz 15 Temmuz gecesi, kendine yakışır bir asalet ve olgunlukla gözü dönmüş darbecilere karşı koyarak, tarihi bir destan yazmıştır. Bir cümle ile; 15 Temmuz, bir Milli İrade Zaferidir. Bu münasebetle darbe teşebbüsüne kararlılıkla ve cesurca karşı koyan silahlı kuvvetlerimize, polisimize, emniyet mensuplarımıza ama hepsinden önemlisi bu menfur girişimi önlemek, milli iradeye sahip çıkmak için canını ortaya koyarak, 7 den 77’ye genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle meydanları dolduran aziz milletimize şükran ve minnetlerimizi sunuyor, bir kez daha şehitlerimize Cenab-ı Allah’dan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyorum.
DEĞERLİ ARKADAŞLAR…
Bir teşekkürü de Saadet Partisi teşkilatlarına, ülkemizin en güzide gençlik kollarımıza ve Milli Görüşçü Kuruluşlarımıza borç biliyorum. 15 Temmuz gecesi Saadet Partililer ve bütün Milli Görüşçü kuruluşlarımız “söz konusu vatansa gerisi teferruattır” diyerek ilk andan itibaren tankların karşısında durmuş ve her zamanki gibi Milli Görüş’e yakışır bir cesaret ve fedakârlık örneği ortaya koymuştur. Saadet Partimiz ve Milli Görüşçü kadrolar, 15 Temmuz gecesi 15 şehit vermiştir. Tüm şehitlerimiz için bir kez daha rahmetler diliyorum.
DEĞERLİ ARKADAŞLAR…
Darbe girişimine karşı ilk ve en sert tepkiyi Saadet Partisi göstermiştir.
Sonra Saadet Partisi Genel Başkanı olarak darbe girişiminin ortaya çıktığı andan itibaren, o gece Genelkurmay Başkanlığı ve TBMM’nin önünde, yürüyen tanklara, atılan bombalara ve yağmur gibi yağan mermilere rağmen milletimizle beraber olduk.
DEĞERLİ ARKADAŞLAR…
Şu asla unutulmamalıdır. 15 Temmuz gecesi, Milletimiz bir siyasi partiye, bir siyasi görüşe, bir siyasi harekete ya da bir siyasi şahsiyete değil, topyekûn demokrasiye, topyekûn ülkeye, topyekûn Meclis’e ve topyekûn Milli İradeye sahip çıkmıştır.
Faturası çok ağır olan bu birliktelik devam ettirilmelidir.
Öte yandan darbeye teşebbüs etmiş, bu kanlı cuntanın içinde yer almış, milletine kurşun sıkmış, meclisine bomba atmış olan canilerden elbette hesap sorulmalı ve en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Ancak bütün bunlar yapılırken Hukuk Devleti ilkelerinin dışına çıkılmamalıdır.
Gerçekten zor günler geçiriyoruz. Bu zor günleri aşmanın tek yolu bir ve beraber olmaktır. Omuz omuza vermektir.
Bu nedenle toplumu gerecek,
kutuplaştıracak adımlardan uzak durulmalıdır. Sağcısıyla solcusuyla, alevisiyle, sünnisiyle, genciyle yaşlısıyla milletimizin milli iradeye sahip çıkma konusunda ortaya koyduğu birlik ve beraberlik geleceğimiz adına büyük bir umut ortaya koymuştur. Bu umudu adaletle daha da güçlendirmeliyiz. Çünkü devletin temeli adalettir.
Bu uyarılarımızı bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyoruz. İnandığımız gerçekleri tarihi bir sorumluluk olarak aziz milletimizle paylaşıyoruz. Şüphesiz ki güç ve kudret sahibi yalnız ve yalnız Cenab-ı Allah’dır.
Bu duygularla hepinizi tekrar selamlıyor ve bir kez daha teşriflerinizden dolayı şükranlarımı sunuyorum.

 

25 Tem 2016
11059916_1041563755868946_6933490237279672508_n

BİR MİLLİ GÖRÜŞ ZAFERİ KIBRIS BARIŞ HAREKATI

11059916_1041563755868946_6933490237279672508_n

Tarihte Kıbrıs 1571 yılında 2. Selim zamanında Venedikli korsanlardan Osmanlı İmparatorluğu’na geçmiş ve 361 yıl aralıksız olarak adada bulunan halklar barış içinde yaşamışlardır. Osmanlı-Rus harbinde Osmanlı Devleti’nin zayıflığından istifade etmek isteyen İngiltere, destek karşılığında Kıbrıs yönetimini sözleşme ve ek protokollerle üzerine almıştır. Tehdit bertaraf olunca İngiltere,sözünde durmamış ve 1. Dünya Harbi’nde Osmanlı Devleti yenik düşünce adayı ilhâk ettiğini açıklamıştır.Kıbrıs, 1914 -1960 yılları arasında İngiltere hâkimiyetinde kalmış, ama adada yaşayan her iki toplumun baskısı sonucu 1960 ta Kıbrıs’ta bağımsız bir cumhuriyetin kurulmasına razı olmuştur. Zürih ve Londra’da yapılan Garanti ve İttifak anlaşmaları ile 15 Ağustos 1960 ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü, bir başka devlete iltihâk edememe garantisini Türkiye,İngiltere ve Yunanistan taahhüt etmişlerdir. Böylece Türkiye ada üzerinde garantör devlet olmuştur.

Yeni kurulan devlette beklenen barış ortamı sağlanamamış, Rum tarafı Türk toplumunu hazmedememiştir. Rum tarafının başında bulunan Makarios 22 Aralık 1963’te Garanti anlaşmasını iptal ettiğini ilan etmiştir. Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı için çalışan EOKA Terör Örgütü yıllarca bölgede katliamlar yapmıştır.Mathiatı, Ayvasıl ve Kumsal katliamları başta olmak üzere örgüt yıllarca Türk halkına kan ve gözyaşı döktürmüştür.  Kıbrıs’ta tarihe Kanlı Noel olarak geçen 24 Aralık’ta Lefkoşa’da yapılan Kumsal katliamında Tabip Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi ve küçük çocukları evinin banyosunun küvetinde hunharca katledilmiştir.Vahşetin sembolü olan bu canilik sonrası Türkiye’nin önünü sürekli ellerindeki siyasi ve askeri kozlarla kesen İngiltere,ABD ve BM artık bu vahşete sessiz kalınamayacağını görememiştir.

Adada,1963’ten 1974 yılına kadar 100’den fazla Türk köyü yakılmış; 27.000 Türk göç etmek zorunda kalmış, yüzlerce Türk öldürülmüş,  binlercesi yaralanmıştır. Yaşlı, genç, çocuk demeden yüzlerce masum Türk insanı katledilmiştir. Bunun üzerine Türkiye, 13 Şubat 1964’te Güvenlik Konseyi’ne başvurur. BM,Adaya Barış Gücü göndermeyi kararlaştırır. Ancak BM Barış Gücü’ne rağmen Rum saldırıları bitmez.Bunun üzerine Kıbrıs’a ilk olarak 7 Haziran 1964 günü TBMM’ce müdahale kararı alınır. Ancak bu müdahaleden iki gün önce ABD Başkanı Johnson’un meşhur mektubu gelir.   Mektupta;Türkiye’nin adaya yapacağı müdahalenin iki NATO ülkesini (Türkiye ve Yunanistan) savaş durumuna sokacağı, bunun kabul edilemez olduğu, SSCB’nin Türkiye’ye karşı yapacağı olası bir müdahalede NATO’nun Türkiye’nin yanında olmama ihtimali ve ABD’nin 1947 antlaşması çerçevesinde Türkiye’ye verdiği askeri malzemelerin bu müdahalede kullanılamayacağı sert cümlelerle ifade edilmiştir. Türkiye’nin en çok güvendiği müttefiki Amerika’dan aldığı diplomatik teamüllerin dışında yazılmış bu mektup Türkiye’de hayal kırıklığına sebep olmuştur.Bunun üzerine Başbakan İsmet İnönü Kıbrıs’a müdahale fikrinden vazgeçmiştir.

26 Ocak 1974 günü CHP ve MSP arasında koalisyon hükümeti olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin 37. Hükümeti, yapılan bütün baskılara rağmen Kıbrıs’ta akan kanın ancak müdahâle ile durdurulacağına karar verdi. Dönemin CHP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit’in Batılı güçlerden çekinmesine rağmen koalisyon ortağı MSP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın kararlı tavrı sonrası akan kan durduruldu. Garantör ülke olan İngiltere’ye Kıbrıs konusunu görüşmek için Ecevit’in uçağı daha havalimanından yeni kalkmışken Başbakan Vekili Erbakan Milli Güvenlik Kurulunu acilen toplamıştır. MGK devam ederken yapılan bütün itirazlara rağmen Erbakan, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar’a gemilerin yola çıkması için tarihi emri vermiştir 20 Temmuz ve 14 Ağustos’ta yapılan iki harekât neticesinde Ada’nın kuzeyi Türk askeri tarafından alınmıştır. “Büyük Güçler,Türkiye ve Kıbrıs Meselesi (1967-1975)” başlıklı TÜBİTAK projesi için dönemin İngiliz Arşivleri’ni tarayan Tarihçi Doç. Dr. Mustafa Sıtkı BİLGİN İngilizlere göre, harekâtın mimarının ERBAKAN olduğunu açıklamıştır.

Türkiye hükümeti, harekâtı Zürih ve Londra Antlaşması’nın 4. maddesinden doğan haklarını kullanarak gerçekleştirmiştir.Ancak BM ve Avrupa Konseyi bu harekâtı işgal olarak değerlendirmektedir. Operasyon devam ettiği sürede ABD ve İngiltere başta olmak üzere birçok batılı ülke Türkiye’ye askeri ambargo kararları alırken, başta İran olmak üzere Pakistan, Afganistan ve Suudi Arabistan’dan Türkiye’ye yardım sözleri gelmiştir. Arap baharı neticesinde devrilen ve katledilen Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi ise ambargo sonrası jet yaptıklarımızın tükenmesi ile Türkiye’ye Jet yakıtı yardımı yapmıştır. Harekât sonrasında, Türkiye’nin 40 bin civarındaki askeri Ada’nın kuzeyine yerleşti. Rum Kesimi ve BM harekâtı işgal olarak adlandırdı. Şubat 1975 tarihinde ABD, Türkiye’ye silah ambargosu koydu. 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.

Kıbrıs;Türkiye açısından gerek Kıbrıs Türkleri,gerek jeo-stratejik, gerekse tarihî yönden büyük önem arz etmektedir. Ada âdeta yüzen gemi konumunda olup Türkiye’nin, sıkıntılı olan Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki ileri karakolu konumundadır. Kıbrıs Türklerinin  güvenliği milletler arası antlaşmalarla teminat altına alınmıştır. Bu antlaşmalara göre Türkiye,Kıbrıs Türklerini her türlü sıkıntıdan korumak ve kollamak zorundadır. Kıbrıs Barış Harekatı kaçınılmaz bir harekâttır. Bu harekât yalnızca Türkiye’nin milli menfaatleri ve stratejik avantajları için değil, kendisinden yıllardır kurtarıcı olarak yardım bekleyen soydaşları için bir el uzatma, Türkiye’nin kendine olan öz güveninin kazanılması ya da  kanıtlanmasına en güzel örnektir.

 

HABİBE ERDOĞAN

SAADET PARTİSİ İSTANBUL İL KADIN KOLLARI-PLANLAMA VE KOORDİNASYON BAŞKANI

17 Nis 2016
2.

İslam Birliği çağrısı: Bu Fotoğraf anı olarak kalmasın!

Anadolu Gençlik Derneği İstanbul Şubesi öncülüğünde bir araya gelen Sivil Toplum Kuruluşları, İslam İşbirliği Teşkilatına üye islam ülkelerini birliğe davet etmek için İstiklal Caddesi’nde yürüyüş gerçekleştirdi.

1. 2.   3

4.   5.    6.

İslam Birliği çağrısı: Bu Fotoğraf anı olarak kalmasın!

İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından İstanbul’da düzenlenen 13. İslam Zirvesi’ne katılan Türkiye de dahil 57 ülke liderlerine “İslam Birliği” kurulmalı mesajı verildi.

Beyoğlu Hüseyin Ağa Camii önünde toplanan Anadolu Gençlik Derneği, Saadet Partisi, İHH Ankara Şubesi ve Memur-Sen üyeleri, İslam ülkelerinin isimlerinin olduğu tişörtler giyerek Galatasaray Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. “Avrupa Değil, İslam Birliği” şeklinde sloganlar atıldı. Daha sonra Galatasaray Lisesi önünde bir basın açıklaması yaptı. Yapılan konuşmalarda, temeli 1969 yılında atılan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kuruluş amacı hatırlatıldı.

BULUT: İSLAM DÜNYASININ BÜYÜK BİR BUHRANI İÇİNDE

Anadolu Gençlik Derneği İstanbul Şube Başkanı Ali Uğur Bulut, “İslam dünyasının büyük bir buhranı içinde olduğundan dolayı İslam İşbirliği Teşkilatı’na tarihi bir sorumluluk içinde görevi icra etmeleri gerektiğini hatırlatıyoruz. Bölgemizde ve coğrafyamızda savaşın bitmesi ve huzurun gelmesi için İslam İşbirliği Teşkilatı inisiyatif alması gerekir. Bu, liderlerine ağır ve tarihi bir görev yüklemektedir. İslam İşbirliği Teşkilatı bilindiği gibi ana görevi ve varlık sebebi Kudüs’ü kurtarmaktır. Ve bugün Kudüs mahzundur. İslam İşbirliği Teşkilatı’na kuruluş amacını hatırlatıyor ve Kudüs’ü özgürlüğüne kavuşturup akan kanı durdurmaya davet ediyoruz”

AYDIN: İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI NEREDEYSE MİSYONUNU KAYBETTİ

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul İl Başkanı Birol Aydın, “Bir bütün olarak insanlık ve özellikle İslam alemi kışı yaşamaktadır. Ne zaman İslam coğrafyaları, mazlum coğrafyaları ilkbaharı yaşayacaklar. Bizim İslam ülkeleri arasında sarsılmaz, yıkılmaz köprüleri kurmaya ihtiyacımız var. Bizim on yıldızlı saraylara, dünyanın en yüksek kulelerine, burçlara ihtiyacımız yok. Bizim ülkelerimizde en yüksek normlarda hukuk uygulamalarına, adalete, örnek insan hakları uygulamalarına ihtiyacımız var. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kuruluş amaç ve ilkeleri, insan haklarına ve kutsal değerlerin korunmasına dayanmakta. Ne yazık ki bugün, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın çoğu üye ülkesi, Batı’da ortaya çıkan ve sadece kan, gözyaşı ve ıstırap getiren düşünce akımlarına teslim olmuş durumdalar. Hal böyle olunca İslam İşbirliği Teşkilatı neredeyse misyonunu kaybetmiş gibi gözükmekte.”

Memur-Sen İstanbul Şube Başkanı Durali Baki de, “İslam dünyasında akan kanın durması için İslam İşbirliği Teşkilatı’nın aktif rol oynaması gerekiyor” diyerek İslam İşbirliği Teşkilatı’nı kuruluş misyonunu hatırlamaya çağırdı.

17 Nis 2016
genel başkan

İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesinin Üzerinde 2 Milyar Müslüman’ın Vebali Ve Sorumluluğu Var

287

Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, düzenlenen basın toplantısıyla İslam İşbirliği Teşkilatı 13. Liderler Zirvesi’ne katılacak olan 57 İslam ülkesi liderine seslendi.

Basın açıklmasının tam metni şöyle;

 

 

DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI…

Haftalık olağan basın toplantımıza hoş geldiniz.

Hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyor, katılımınızdan dolayı teşekkür ediyorum.

Bu toplantının, ülkemiz,  İslam Âlemi ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Her gün 3-5’ini mezara gönderdiğimiz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler diliyorum, mekânları Cennet, ruhları şad olsun. Kederli ailelerine Rabb’im sabr-ı cemil ihsan eylesin.

Milletimizin başı sağ olsun.

 

DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI…

Hepinizin bildiği gibi Türkiye yarın çok önemli bir toplantıya ev sahipliği yapacak.

57 İslam ülkesinin üye olduğu İslam İşbirliği Teşkilatı 13. Liderler Zirvesi 14-15 Nisan tarihleri itibariyle İstanbul’da yapılacaktır.

Bu yıl ki zirvenin ana teması; “Adalet ve Barış için Birlik ve Dayanışma”olarak açıklandı.

Hayırlı uğurlu olsun.

Biz Milli Görüşün tek temsilcisi olan, Saadet Partisi olarak bütün iyi niyetimizle, bütün samimiyetimizle,  bu zirvenin hayırlı sonuçlara vesile olmasını diliyoruz.

Bu zirvede alınacak kararların;

-İslam ülkelerinin gerçekten birlik ve beraberliğine,

 

-Gerçekten huzur ve güvenine,

-Gerçekten barış ve kardeşliğine

hizmet etmesini temenni ediyoruz.

Ancak geçmişte yaşadığımız tecrübelerden ve bugün içinde bulunduğumuz acı tablodan dolayı bu konuda pek ümitvar olamıyoruz.

Neden mi?

Çünkü:

İslam İşbirliği Teşkilatı, 1969 yılında,  yani bundan tam 47 yıl önce,Mescid-i Aksa’nın yakılma girişimi üzerine kurulmuştu.

-Ama Mescidi Aksa bugün tarihinin en dramatik günlerini yaşıyor. İlk kıblegahımız bugün İsrail askerlerinin postallarıyla pervasızca çiğneniyor, kirletiliyor.

-İslam İşbirliği Teşkilatı, bundan 47 yıl önce, İslam ülkeleri arasındaki birlik ve dayanışmayı arttırmak için kurulmuştu.

-Ama bugün, tam tersine,  İslam dünyası tarihin en dağınık, en parçalanmış dönemlerinden birini yaşıyor.

-İslam İşbirliği Teşkilatı, bundan 47 yıl önce İslam ülkeleri arasındaki ekonomik ve kültürel işbirliğiniarttırmak için kurulmuştu.

-Ama bugün İslam ülkeleri bırakın işbirliğini, tarihin en kanlı ırk ve mezhep fitneleriyle boğuşuyor.

-İslam İşbirliği Teşkilatı, bundan 47 yıl önce, İslam ülkelerinde huzur ve güveni sağlamak için kurulmuştu.

-Ama bugün, İslam ülkelerinin her biri, kaosun, anarşinin, terörün kol gezdiği bir coğrafyaya dönüşüyor.

 

DEĞERLİ ARKADAŞLAR…

Daha net söyleyeyim;

Bu zirvenin üzerinde, yıllardır zulme ve ambargoya maruz kalan Filistinli masumların vebali ve sorumluluğu vardır.

Bu zirvenin üzerinde, Suriye’de hayatını kaybeden 470 bin insanın, 14 milyon mültecinin vebali ve sorumluluğu vardır.

Bu zirvenin üzerinde, daha 2 yaşında iken masum bedeni sahillere vuran Aylan bebeğin vebali ve sorumluluğu vardır.

Bu zirvenin üzerinde, emeği sömürülen, kaynakları yağmalanan, ülkeleri parçalanan 2 milyar Müslümanınvebali ve sorumluluğu vardır.

 

DEĞERLİ ARKADAŞLAR…

İşte bu tablo yarım asırdır faaliyette bulunan ve yarın İstanbul’da 13. zirvesini gerçekleştirecek olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın varlığını ve çalışmalarını sorgulanır hale getirmektedir.

İslam dünyasının artık,  görkemli, şatafatlı zirvelere değil, şahsiyetli bir duruşa ihtiyacı vardır.

Süslü laflara, ağdalı bildirilere değil, İslam dünyasını aydınlık bir geleceğe taşıyacak kararlı bir tutumaihtiyacı vardır.

Çünkü bugün yaşadığımız problemin temelini,  ırkçı emperyalizmin sahip olduğu güç değil, maalesef,İslam ülkelerinin içine düştüğü acziyet oluşturmaktadır.

İslam ülkeleri yöneticileri kısır çekişmelerden kurtulup, ümmetin geleceğini düşünerek hareket etmelidir.

Daha acı ama daha açık bir ifadeyle,İslam ülkelerinin yöneticileri siyonizmin sinsi oyunlarına alet olmamak için çok titiz davranmalıdır.

Üzerine basarak bir kez daha söylüyorum, Irkçı Siyonizm ve Küresel Emperyalizm ile işbirliği yaparak, çareyi-çözümü Amerika’da arayarak İslam dünyasına hizmet edilemez.

 

DEĞERLİ ARKADAŞLAR…

Bildiğiniz gibi, İstanbul’da gerçekleşecek bu zirve ile İslam İşbirliği Teşkilatı başkanlığını Türkiye devralacaktır.

Bu durum hem Türkiye hem de İslam dünyası için yeni bir fırsat oluşturmalıdır.

Türkiye,  mevcut durumun tekrarı ve mevcut düzenin devamı yerine,  yeni bir anlayışla, yeni bir vizyona öncülük etmelidir.

Türkiye ihtilafların değil ittifakların, ayrılıkların değil birliklerin ön plana çıkacağı yeni bir başlangıcın mimarı olmalıdır.

Çünkü biz biliyoruz ki, Müslümanlar Cenab-ı Allah’ın kendilerine bahşettiği imkânları birleştirdikleri takdirdemuazzam bir güç oluştururlar.

İnsanlığa yön verirler.

Adalet ve barış üzerine kurulu Yeni Bir Dünya’yı inşa edebilirler.

Bu yüzden, biz Milli Görüşçüler olarak zirveye katılan bütün İslam ülkeleri liderlerine sesleniyoruz;

Geliniz, Mevcut dünya düzenine teslim olmak yerine YENİ BİR DÜNYA’YI kuracak kararlara imza atın.

Bu Yeni Dünya’da;

– Savaş değil, barış olsun.

– Çatışma değil, diyalog olsun.

– Çifte standart değil, adalet esas alınsın.

– Üstünlük değil, eşitlik benimsensin.

– Sömürü değil, hakça paylaşıma rıza gösterilsin.

– Baskı ve zulüm değil, demokrasi ve insan haklarına riayet edilsin.

 

Bu uyarılarımızı bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyoruz.

İnandığımız gerçekleri tarihi bir sorumluluk olarak aziz milletimize arz ediyoruz.

Şüphesiz ki güç ve kudret sahibi yalnız ve yalnız Cenab-ı Allah’dır.

Allah (cc) Ülkemizin, Milletimizin ve İslam Âleminin yardımcısı olsun.

Saygılarımla.

07 Nis 2016
289

Diyarbakır’da “Kardeşlik Divanı”

Genel Merkez Başkanlık Divanı Toplantımız Genel Başkanımız Prof.Dr.Mustafa Kamalak başkanlığında Diyarbakır’da gerçekleştirildi.

Başkanlık Divanı toplantısı “Kardeşlik Divanı” adıyla Diyarbakır’da yapıldı. Toplantıdan önce açıklamalarda bulunan Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, terör sorununa dikkat çekti. Bölgeye bakıldığı zaman son kalenin Türkiye kaldığını belirten Kamalak, “Öyle bir coğrafya da yaşıyoruz ki, artık kaybetmeye tahammülümüz yok. Irak düştü, Libya düştü, Suriye düştü. Burası son kaledir. Burası son direniş hattıdır. Bu vatan bölünürse, bu topraklar parçalanırsa, kardeş kavgasına tutuşursa, bizim gidebilecek hiç bir yerimiz yok” diye konuştu.

Yaşanan terörden dolayı Türkiye’nin kaybettiklerini sıralayan Kamalak, “Çanakkale’de tankla, topla yapamadıklarını şimdi içeride kardeş kavgası çıkararak yapmaya çalışıyorlar. Resmi kayıtlara göre son 30 yılda terör belasına kurban verdiğimiz insan sayısı 50 binin üzerindedir.  Bu rakam I. Dünya Savaşı hariç, Türkiye’nin son 100 yılda girdiği tüm savaşlarda kaybettiği insan sayısından kat be kat fazladır. Yine son 30 yılda terör belası yüzünden savunma harcamalarına ayrılan kaynak 500 milyar dolar civarındadır” dedi.

sur44

FARKLILIKLARIMIZI TAHRİK EDİYORLAR…

Genel Başkanımız Kamalak, “Zaten bölünmüş bir coğrafya, daha da küçük lokmalar haline getirilmek isteniyoruz. İslam ümmeti, ‘Kürt, Türk, Şii, Sünni, Arap, Acem’ gibi her türlü etnik ve mezhebi farklılıklar tahrik edilerek birbirine düşürülmek isteniyor” değerlendirmesinde bulundu.

AB VE ABD İLE BU İŞ ÇÖZÜLMEZ

Kamalak, “Avrupa ile Amerika ile işbirliği yapılarak İslam dünyasına hizmet edilemez. Çözüm Batı’ya yönelmek değil, kendi tarihimize, kendi inancımıza, kendi değerlerimize dönmektir” dedi.

Kamalak, “Kürt sorunu ne şiddet ve terörle, ne de zoraki asimilasyon politikalarıyla çözülebilir. Mesele ancak kardeşlik hukukuna dayalı bir ümmet bilinci ile çözülebilir. Hiçbir çözüm, İslam faktörünü göz önüne almadan tasarlanamaz ve yaşama şansı bulamaz. Çözüm önerileri bölgenin tarihi ve sosyal gerçeklerine uygun olmalıdır. Haklar pazarlık konusu yapılamaz. Kürt ve Türk kardeşliği ayrılmaz bir bütündür. Bir Türk’ün Diyarbakır’a, bir Kürt’ün ise İzmir’e pasaportla gitmek zorunda kalması bu kardeşliğe yapılacak en büyük ihanettir” dedi.

Bu haftaki Başkanlık Divan’ı Toplantısı “Kardeşlik Divan”ı adıyla Genel Başkan Prof. Dr. Mustafa Kamalak’ın başkanlığında Diyarbakır’da gerçekleştirildi. Genel Başkan Diyarbakır’a girer girmez büyük bir sevgi ile karşılandı. Daha sonra ise konvoy şeklinde başkanlık divanının yapıldığı Saadet Partisi İl Binasına geçildi. Toplantıdan önce açıklamalarda bulunan Kamalak, Türkiye’nin kanayan yarası olan terör sorununa dikkat çekti. Toplantı’nın ardından Kamalak, medrese ziyaretleri gerçekleştirerek, Mollalarla bir araya geldi. Daha sonra ise Sur’a giderek halkın sorunlarını bizzat yerinde dinledi.

DÜŞMANA KARŞI HENDEK KAZAN TARİHİN ÇOCUKLARISINIZ

Daha önce Diyarbakır ve Cizre ziyaretlerini hatırlatan Kamalak, Diyarbakır’ın bundan tam bin yıl önce Türk ve Kürt kardeşliğinin birleştiği şehir olduğunun altını çizdi. Kimsenin giremediği zamanlarda Cizre gittiklerini, halkla bir araya geldiklerini belirten Kamalak,  Malazgirt Zaferi’nde Bizans ordularına karşı Kürtlerin ve Türklerin beraber savaştıklarını kaydetti. Geçmişten beri tek millet olunduğunu hatırlatan Kamalak, “Çünkü biz tek bir milletiz, İslam milletiyiz. Bugün birbirine karşı hendek kazanlara, ‘Durun, siz Çanakkale’de düşmana karşı hendek kazan bir tarihin çocuklarınız’ demek için buradayız” diye konuştu.

BİZ AĞITLAR YAKARKEN BİRİLERİ İÇKİLERİNİ YUDUMLUYOR

Halkın refahı için harcanması gereken meblağın, teröre harcandığını bunun da halkın cebinden gittiğini anlatan Kamalak, “Maalesef halkın refahı için kullanılabilecek bu imkân tam tersine hem Kürt hem de Türk halkının cebinden gitmiş ve daha da fakirleşmesine neden olmuştur. Yani Kaybeden biziz. Türkler olarak kaybediyoruz. Kürtler olarak kaybediyoruz. Millet olarak kaybediyoruz, ülke olarak kaybediyoruz. Kürdüyle, Türküyle, Arabıyla, Acemiyle, Alevisi, Sünnisiyle topyekun İslam âlemi olarak kaybediyoruz. Peki, kazanan kim? Bunu anlamak için sadece İsrail’in haritasına bakmak yeterlidir. 1967 yılından bu yana İslam ülkeleri birer birer parçalanıp küçülürken, haritadaki yeri büyüyen, sınırları genişleyen tek ülke işgalci İsrail’dir. Hep söyledim yine söylüyorum. Biz her gün Kürtçe, Türkçe, ağıtlar yakarken, birileri Londra’daki, Washington’daki, Telaviv’deki şatolarında viskilerini yudumlayarak zafer şarkıları söylüyorlar” açıklamasında bulundu.

İSLAM TOPRAKLARI ÇATIŞMALARDA DÜŞÜRÜLMEK İSTENİYOR

Türkiye’nin bugün zorlu bir süreçten ve büyük bir imtihandan geçtiğini ifade eden Kamalak, küresel emperyalizmin kardeşlerin arasını açmak için çalıştığını anlattı. Her zamanki gibi büyük tabloda Büyük İsrail projesinin olduğunu dile getiren Kamalak, “Bizi birbirimize düşürmek, gücümüzü zayıflatmak, kardeşi kardeşe kırdırmak isteyen dış güçler var. Karanlık oyunlarıyla bu aziz milleti yıldırmaya, bezdirmeye, bölmeye ve yok etmeye niyetlenen karanlık güçler var. Dünyayı kendisine köle yapmak isteyen bir Irkçı emperyalizm var. Daha açık söyleyeyim, bütün bu yaşadıklarımızın arkasında Büyük İsrail Projesi var. Bundan 100 yıl önce, Osmanlı imparatorluğu parçalanmış, Hilafet yok edilmiş, Müslümanlar darmadağın edilmişti. Ve bu parçalanmışlığın ardından 1948 yılında Filistin’e işgalci İsrail yerleştirilmişti. Aynı oyun bugün yeniden sahneleniyor. Zaten bölünmüş bir coğrafya daha da küçük lokmalar haline getirilmek isteniyor. İslam ümmeti, ‘Kürt, Türk, Şii, Sünni, Arap, Acem’ gibi her türlü etnik ve mezhebi farklılıklar tahrik edilerek birbirine düşürülmek isteniyor” şeklinde konuştu.

SAADET PARTİSİ’NE HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA İHTİYAÇ VAR

Bütün bu gelişmelerin ışığında Tür-kiye’nin Saadet Partisi’nin basiret, feraset ve dirayetine her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Kamalak, “Çünkü her ne pahasına olursa olsun hakkı haykıran, doğruyu söyleyen tek hareket milli görüş, tek parti saadet partisidir. Gerçekten şöyle bir yakın geçmişe baktığımızda, Kürt meselesiyle en yakından ilgilenen Milli Görüş hareketi olmuştur. Kürt meselesine en cesur ve en sağlıklı bakışı yapan Refah Partisi ve Lideri Necmettin Erbakan olmuştur. Kürt meselesini konuşmanın dahi tabu sayıldığı 1994 yılında Bingöl’de yaptığı konuşma bunun somut örneğidir.Bu konuşmadan dolayı yargılanmış, hapse mahkum edilmiş ve hakkında siyasi yasak getirilmiştir. Şayet Milli Görüş’ün o gün söylediği kardeşlik reçetesi dikkate alınsaydı bugün Türkiye 30 yılını kaybetmemiş olurdu. Binlerce fidanını toprağa vermek zorunda kalmamış olurdu. Analar ağlamaz, ocaklara evlat acısı düşmemiş olurdu. Şimdi bir kez daha uyarıyoruz. Bir kez daha sesleniyoruz. Bir kez daha reçetemizi sunuyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

IRAK DÜŞTÜ, LİBYA DÜŞTÜ, SURİYE DÜŞTÜ, BURASI SON KALEDİR

Büyük İsrail Palanı’nın nihai hedefinin Anadolu olduğunu, bu plan yüzenden son yıllarda büyük kayıplar verildiğini bildiren Kamalak, “Zamanımızı kaybettik, kardeşliğimizi kaybettik. Gençliğimizi kaybettik. Huzur ve güvenliğimizi kaybettik. Geleceğe ilişkin umudumuzu kaybettik. Allah korusun, biraz daha geç kalırsak ülkemizi kaybetmekle karşı karşıya kalırız. Öyle bir coğrafya da yaşıyoruz ki, artık kaybetmeye tahammülümüz yok. Irak düştü, Libya düştü, Suriye düştü. Burası son kaledir. Burası son direniş hattıdır. Bu vatan bölünürse, bu topraklar parçalanırsa, kardeş kavgasına tutuşursa, bizim gidebilecek hiç bir yerimiz yok. Emin olun, biz düşersek yeryüzündeki bütün mazlumlar düşecek” dedi.

MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN POLİTİKALARINA DÖNÜLMEDİKÇE İŞLER DÜZELMEZ

Milli Görüş politikalarına dönülmedikçe, ne terörün ne de halkın huzur ve refaha kavuşacağını söyleyen Kamalak, “Hizmet ve başarının temelinde zihniyet yatar. Milli Görüş’ün ortaya koyduğu ilkelere inanan ve bu ilkelere göre çalışan idareciler, ancak üstün başarılı hizmetlerin altına imza atarlar. Şayet, aynı yöneticiler bu ilkelerden uzaklaşır ve Milli Görüş gömleğini çıkarırlar ise, aynı başarıyı sağlayamazlar. Çünkü bu işler inanç işidir, Bu işler iman işidir, Bu işler azim işidir. Bu işler, ‘bana ne Amerika’dan, bana ne Amerikadan!’ diyebilme işidir. Bu nedenle bir kez daha söylüyorum; Milli Görüş politikalarına dönülmedikçe, ne terör biter, ne de halkımız huzur ve refaha kavuşur” dedi.

 

 

 

 

 

 

31 Mar 2016
287

Vizesiz Seyahat, Zehir Kutusunun Süslü Ambalajıdır

Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, haftalık olağan basın toplantısında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu.

Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, AB ve Vizesiz Avrupa söylemlerini sert bir şekilde eleştirdi…

Kamalak, günlerdir gündemden düşmeyen AB ve vizesiz Avrupa söylemlerine sert bir dille eleştirerek, “Vizesiz seyahat, zehir kutusunun süslü ambalajıdır. Bu kutunun içinde tam 72 ayrı zehir vardır. Ne aldığımızı büyük puntolarla, çarşaf çarşaf yazanlar, ne verdiğimizden tek kelime bahsetmiyorlar. 1 alıp 72 veriyoruz. .  Bizim medeniyet hedefimiz, Avrupa Birliği’ne köle olmak değil, İslam Birliği’ni kurmaktır. Türkiye 57 yıldır kapısında oyalandığı Avrupa Birliği macerasından artık vazgeçmelidir” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretini de eleştiren Kamalak, “Medyada yer alan haberlere göre, Sayın Erdoğan, Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde tam 16 kez gitmiş Amerika’ya. Peki, sonuç ne? Sonuç ortada;  Parçalanmış bir İslam coğrafyası. Yerinden yurdundan edilerek mülteci bir hayata mahkûm edilmiş İslam ümmeti. Çok net söylüyorum; Batı ile işbirliği yapılarak, Avrupa ile Amerika ile yanak yanağa poz vererek İslam Dünyasına hizmet edilemez. Amerika’ya 16 değil 116 kere gitseniz, Müslümanların lehine bir sonuç çıkmaz” dedi.

Balgat’ta parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündemdeki ‘Vizesiz Avrupa’ söylemlerini sert bir dille eleştirdi. Son günlerin en çok konuşulan gündem başlıklarının başında Avrupa Birliği ve vizesiz seyahat hakkının olduğunu hatırlatan Kamalak, “İktidar ve bir kısım medya tarafından günlerdir estirilen rüzgâra bakılırsa Hükümet yine büyük bir zafere imza atıyor!Ülkede bir bayram havası estiriliyor.Bütün iktidar yetkilileri, ‘Vizesiz Avrupa’ açıklamaları yapıyor. Bütün iktidar gazeteleri; ‘Vizesiz Avrupa’ manşetleri atıyor. Oysa, biz bu filmi geçmişte çok seyrettik. Ne zaman bir bayram havası estirilse, ne zaman zafer naraları atılsa arkasından tam bir felaket geliyor” dedi.

VİZESİZ SEYAHAT YALANIYLA ÜLKEYİ FELAKETE SÜRÜKLÜYORLAR

Bunun örneğini 96’da imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması’nda yaşadığımızı vurgulayan Kamalak, “O zaman da bu anlaşma, ‘tarihi bir zafer’ olarak sunulmuştu. Ama sonucu felaket oldu. Gümrük Birliği’nin, Türkiye’ye sadece ekonomik maliyeti 20 yılda, 500 milyar doları aştı.  Gıdadan giyime, otomobilden kozmetiğe kadar Türk pazarını Avrupa Birliği malları doldurdu.  Yani o zaman bunu zafer gibi sunanların dediği değil, ‘Yapmayın. Bu anlaşma bu millete ihanettir. Onlar ortak, biz Pazar oluruz!’ diyen Milli Görüş’ün dediği çıktı.Şimdi aynı tiyatro yeniden sahneye konuluyor. ‘Mercedes’e ucuza bineceğiz’ yalanıyla, Türkiye’yi Gümrük Birliği’ne soktukları gibi, şimdi de ‘Vizesiz Seyahat’ yalanıyla Türkiye’yi daha büyük bir felaketin içine sürüklüyorlar.Ne aldığımızı büyük puntolarla, çarşaf çarşaf yazanlar, ne verdiğimizden tek kelime bahsetmiyorlar” diye konuştu.

BİR ALIP 72 VERECEĞİZ

“Sahi Gümrük Birliği ile ne kazandık?” diye soran Kamalak konuşmasına şöyle devam etti:  “Koca bir hiç!Peki, ne kaybettik?En az 500-600 milyar dolar. Vizesiz seyahat getiriyoruz diye süslü laflarla televizyon televizyon dolaşıyorlar. Ama sıra ne vereceğimize gelince tek kelime etmiyorlar.  Hatırlarsınız, Irak’ın işgali sırasında Türkiye 1 koyup 3 alacaktı. Ama tam tersine 3 koydu, ama 1 bile alamadı.Şimdi durum daha da vahim,  1 alıp 72 veriyoruz.  Vizesiz seyahat Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin istediği 72 şartı yerine getirmesine bağlı.Peki, ne var bu 72 tavizin içinde?  Bunları yazan, millete açıklayan yok.”

KARŞILIĞINDA AVRUPA’YA NE VERİYORSUNUZ?

“Hiç laf kalabalığı yapmayın, dürüstçe açıklayın” diyerek Hükümete seslenen Kamalak şu soruları yöneltti;  “Avrupa’ya siz ne veriyorsunuz? Örneğin istenen tavizlerin içinde, Kıbrıs var, mı yok mu? Şehit kanlarıyla alınan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki egemenlik hakkımızdan vazgeçiyor musunuz, vazgeçmiyor musunuz? Kıbrıs’ı Rumlara teslim ediyor musunuz, etmiyor musunuz? Türkiye’nin en önemli su kaynakları olan Fırat ve Dicle’yi İsrail yararlansın diye uluslararası bir konsorsiyuma açıyor musunuz, açmıyor musunuz? Sınırlarımızı Avrupa Birliği’ne açarken, İslam ülkelerine kapatıyor musunuz, kapatmıyor musunuz? Türk Ordusunu, İslam ülkelerine karşı, Avrupa Birliği Savunması’nın bir parçası yapıyor musunuz, yapmıyor musunuz? Bu milletin evlatlarına, kendi ahlaki ve manevi değerlerimizi değil de batının bozuk değerlerini öğretmeyi kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz? Evet! Ne var bu 72 tavizin içinde? Çıkın milletin karşısına, dürüstçe açıklayın.”

BU ZAFER DEĞİL HEZİMETTİR

“Bu bir zafer değil, tarihin en şerefli milleti için bir hezimettir” diyerek konuşmasına devam eden Kamalak, “Bu ihanetin hesabını veremezsiniz. Yine yoksa ‘Safmışız. Yanıldık. Aldatıldık mı?’ diyeceksiniz. Vizesiz seyahat, zehir kutusunun süslü ambalajıdır. Bu kutunun içinde tam 72 ayrı zehir vardır! Sizler aracılığıyla bu hükümeti bir kez daha uyarıyorum.  Bizim medeniyet hedefimiz, Avrupa Birliği’ne köle olmak değil, İslam Birliği’ni kurmaktır. Türkiye 57 yıldır kapısında oyalandığı Avrupa Birliği macerasından artık vazgeçmelidir.

116 SEFER DE GİTSENİZ LEHİMİZE SONUÇ ÇIKMAZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretine de değinen Kamalak, “Medyada yer alan haberlere göre, Sayın Erdoğan, Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde tam 16 kez gitmiş Amerika’ya. Peki, sonuç ne? Sonuç ortada;  Parçalanmış bir İslam coğrafyası. Yerinden yurdundan edilerek mülteci bir hayata mahkûm edilmiş İslam ümmeti. Çok net söylüyorum; Batı ile işbirliği yapılarak, Avrupa ile Amerika ile yanak yanağa poz vererek İslam Dünyasına hizmet edilemez. Amerika’ya 16 değil 116 kere gitseniz, Müslümanların lehine bir sonuç çıkmaz. İşte Milli Görüş farkı budur. Örnek mi istiyorsunuz: Erbakan bir kere İran’a gitti, bir kere Mısır’a gitti, bir kere Malezya’ya gitti. Döndüğünde yüzyılın en büyük dış politik hamlesi D-8’leri kurdu. Bu yüzden biz diyoruz ki tek çare Milli Görüştür. Saadet Partisi’dir” diyerek eleştirdi.

TEHLİKELİ VE HAYALİ MACERALARLA VAKİT GEÇİRMEYİN

“Türkiye, tehlikeli ve hayali maceralarla vakit geçirmek yerine Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni bir Dünya mücadelesi vermelidir.” diyen Kamalak konuşması şöyle tamamladı: “ Bunun için de ilk adım olarak ‘barış’ ve ‘üretim’ merkezli yeni bir döneme geçmelidir. ‘Milli, Güçlü, Süratli ve Yaygın Kalkınma dönemi’ başlatılmalıdır. Tüketen değil üreten ekonomi için gerekli alt yapı ve yatırımlara öncelik verilmelidir. Milleti bu tür yalanlarla kandırmaktan vazgeçip, şeffaf, şaibesiz ve dürüst bir yönetim anlayışı ortaya konulmalıdır. En önemlisi de Batı kulübüne girmenin değil, İslam Birliği’ni kurmanın mücadelesi verilmelidir. Evde, sokakta, şehirde, ülkede barışı sağlayacak adımlar atılmalıdır. Çünkü barış olmadan üretim olmaz. Üretim olmadan da itibar olamaz.  Bu uyarılarımızı, hükümete bir kardeşlik vazifesi olarak yapıyor, inandığımız gerçekleri tarihi bir sorumluluk olarak Aziz Milletimize arz ediyoruz.”