Genel Merkez Başkanlık Divanı Toplantımız Genel Başkanımız Prof.Dr.Mustafa Kamalak başkanlığında Diyarbakır’da gerçekleştirildi.

Başkanlık Divanı toplantısı “Kardeşlik Divanı” adıyla Diyarbakır’da yapıldı. Toplantıdan önce açıklamalarda bulunan Genel Başkanımız Prof. Dr. Mustafa Kamalak, terör sorununa dikkat çekti. Bölgeye bakıldığı zaman son kalenin Türkiye kaldığını belirten Kamalak, “Öyle bir coğrafya da yaşıyoruz ki, artık kaybetmeye tahammülümüz yok. Irak düştü, Libya düştü, Suriye düştü. Burası son kaledir. Burası son direniş hattıdır. Bu vatan bölünürse, bu topraklar parçalanırsa, kardeş kavgasına tutuşursa, bizim gidebilecek hiç bir yerimiz yok” diye konuştu.

Yaşanan terörden dolayı Türkiye’nin kaybettiklerini sıralayan Kamalak, “Çanakkale’de tankla, topla yapamadıklarını şimdi içeride kardeş kavgası çıkararak yapmaya çalışıyorlar. Resmi kayıtlara göre son 30 yılda terör belasına kurban verdiğimiz insan sayısı 50 binin üzerindedir.  Bu rakam I. Dünya Savaşı hariç, Türkiye’nin son 100 yılda girdiği tüm savaşlarda kaybettiği insan sayısından kat be kat fazladır. Yine son 30 yılda terör belası yüzünden savunma harcamalarına ayrılan kaynak 500 milyar dolar civarındadır” dedi.

sur44

FARKLILIKLARIMIZI TAHRİK EDİYORLAR…

Genel Başkanımız Kamalak, “Zaten bölünmüş bir coğrafya, daha da küçük lokmalar haline getirilmek isteniyoruz. İslam ümmeti, ‘Kürt, Türk, Şii, Sünni, Arap, Acem’ gibi her türlü etnik ve mezhebi farklılıklar tahrik edilerek birbirine düşürülmek isteniyor” değerlendirmesinde bulundu.

AB VE ABD İLE BU İŞ ÇÖZÜLMEZ

Kamalak, “Avrupa ile Amerika ile işbirliği yapılarak İslam dünyasına hizmet edilemez. Çözüm Batı’ya yönelmek değil, kendi tarihimize, kendi inancımıza, kendi değerlerimize dönmektir” dedi.

Kamalak, “Kürt sorunu ne şiddet ve terörle, ne de zoraki asimilasyon politikalarıyla çözülebilir. Mesele ancak kardeşlik hukukuna dayalı bir ümmet bilinci ile çözülebilir. Hiçbir çözüm, İslam faktörünü göz önüne almadan tasarlanamaz ve yaşama şansı bulamaz. Çözüm önerileri bölgenin tarihi ve sosyal gerçeklerine uygun olmalıdır. Haklar pazarlık konusu yapılamaz. Kürt ve Türk kardeşliği ayrılmaz bir bütündür. Bir Türk’ün Diyarbakır’a, bir Kürt’ün ise İzmir’e pasaportla gitmek zorunda kalması bu kardeşliğe yapılacak en büyük ihanettir” dedi.

Bu haftaki Başkanlık Divan’ı Toplantısı “Kardeşlik Divan”ı adıyla Genel Başkan Prof. Dr. Mustafa Kamalak’ın başkanlığında Diyarbakır’da gerçekleştirildi. Genel Başkan Diyarbakır’a girer girmez büyük bir sevgi ile karşılandı. Daha sonra ise konvoy şeklinde başkanlık divanının yapıldığı Saadet Partisi İl Binasına geçildi. Toplantıdan önce açıklamalarda bulunan Kamalak, Türkiye’nin kanayan yarası olan terör sorununa dikkat çekti. Toplantı’nın ardından Kamalak, medrese ziyaretleri gerçekleştirerek, Mollalarla bir araya geldi. Daha sonra ise Sur’a giderek halkın sorunlarını bizzat yerinde dinledi.

DÜŞMANA KARŞI HENDEK KAZAN TARİHİN ÇOCUKLARISINIZ

Daha önce Diyarbakır ve Cizre ziyaretlerini hatırlatan Kamalak, Diyarbakır’ın bundan tam bin yıl önce Türk ve Kürt kardeşliğinin birleştiği şehir olduğunun altını çizdi. Kimsenin giremediği zamanlarda Cizre gittiklerini, halkla bir araya geldiklerini belirten Kamalak,  Malazgirt Zaferi’nde Bizans ordularına karşı Kürtlerin ve Türklerin beraber savaştıklarını kaydetti. Geçmişten beri tek millet olunduğunu hatırlatan Kamalak, “Çünkü biz tek bir milletiz, İslam milletiyiz. Bugün birbirine karşı hendek kazanlara, ‘Durun, siz Çanakkale’de düşmana karşı hendek kazan bir tarihin çocuklarınız’ demek için buradayız” diye konuştu.

BİZ AĞITLAR YAKARKEN BİRİLERİ İÇKİLERİNİ YUDUMLUYOR

Halkın refahı için harcanması gereken meblağın, teröre harcandığını bunun da halkın cebinden gittiğini anlatan Kamalak, “Maalesef halkın refahı için kullanılabilecek bu imkân tam tersine hem Kürt hem de Türk halkının cebinden gitmiş ve daha da fakirleşmesine neden olmuştur. Yani Kaybeden biziz. Türkler olarak kaybediyoruz. Kürtler olarak kaybediyoruz. Millet olarak kaybediyoruz, ülke olarak kaybediyoruz. Kürdüyle, Türküyle, Arabıyla, Acemiyle, Alevisi, Sünnisiyle topyekun İslam âlemi olarak kaybediyoruz. Peki, kazanan kim? Bunu anlamak için sadece İsrail’in haritasına bakmak yeterlidir. 1967 yılından bu yana İslam ülkeleri birer birer parçalanıp küçülürken, haritadaki yeri büyüyen, sınırları genişleyen tek ülke işgalci İsrail’dir. Hep söyledim yine söylüyorum. Biz her gün Kürtçe, Türkçe, ağıtlar yakarken, birileri Londra’daki, Washington’daki, Telaviv’deki şatolarında viskilerini yudumlayarak zafer şarkıları söylüyorlar” açıklamasında bulundu.

İSLAM TOPRAKLARI ÇATIŞMALARDA DÜŞÜRÜLMEK İSTENİYOR

Türkiye’nin bugün zorlu bir süreçten ve büyük bir imtihandan geçtiğini ifade eden Kamalak, küresel emperyalizmin kardeşlerin arasını açmak için çalıştığını anlattı. Her zamanki gibi büyük tabloda Büyük İsrail projesinin olduğunu dile getiren Kamalak, “Bizi birbirimize düşürmek, gücümüzü zayıflatmak, kardeşi kardeşe kırdırmak isteyen dış güçler var. Karanlık oyunlarıyla bu aziz milleti yıldırmaya, bezdirmeye, bölmeye ve yok etmeye niyetlenen karanlık güçler var. Dünyayı kendisine köle yapmak isteyen bir Irkçı emperyalizm var. Daha açık söyleyeyim, bütün bu yaşadıklarımızın arkasında Büyük İsrail Projesi var. Bundan 100 yıl önce, Osmanlı imparatorluğu parçalanmış, Hilafet yok edilmiş, Müslümanlar darmadağın edilmişti. Ve bu parçalanmışlığın ardından 1948 yılında Filistin’e işgalci İsrail yerleştirilmişti. Aynı oyun bugün yeniden sahneleniyor. Zaten bölünmüş bir coğrafya daha da küçük lokmalar haline getirilmek isteniyor. İslam ümmeti, ‘Kürt, Türk, Şii, Sünni, Arap, Acem’ gibi her türlü etnik ve mezhebi farklılıklar tahrik edilerek birbirine düşürülmek isteniyor” şeklinde konuştu.

SAADET PARTİSİ’NE HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA İHTİYAÇ VAR

Bütün bu gelişmelerin ışığında Tür-kiye’nin Saadet Partisi’nin basiret, feraset ve dirayetine her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Kamalak, “Çünkü her ne pahasına olursa olsun hakkı haykıran, doğruyu söyleyen tek hareket milli görüş, tek parti saadet partisidir. Gerçekten şöyle bir yakın geçmişe baktığımızda, Kürt meselesiyle en yakından ilgilenen Milli Görüş hareketi olmuştur. Kürt meselesine en cesur ve en sağlıklı bakışı yapan Refah Partisi ve Lideri Necmettin Erbakan olmuştur. Kürt meselesini konuşmanın dahi tabu sayıldığı 1994 yılında Bingöl’de yaptığı konuşma bunun somut örneğidir.Bu konuşmadan dolayı yargılanmış, hapse mahkum edilmiş ve hakkında siyasi yasak getirilmiştir. Şayet Milli Görüş’ün o gün söylediği kardeşlik reçetesi dikkate alınsaydı bugün Türkiye 30 yılını kaybetmemiş olurdu. Binlerce fidanını toprağa vermek zorunda kalmamış olurdu. Analar ağlamaz, ocaklara evlat acısı düşmemiş olurdu. Şimdi bir kez daha uyarıyoruz. Bir kez daha sesleniyoruz. Bir kez daha reçetemizi sunuyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

IRAK DÜŞTÜ, LİBYA DÜŞTÜ, SURİYE DÜŞTÜ, BURASI SON KALEDİR

Büyük İsrail Palanı’nın nihai hedefinin Anadolu olduğunu, bu plan yüzenden son yıllarda büyük kayıplar verildiğini bildiren Kamalak, “Zamanımızı kaybettik, kardeşliğimizi kaybettik. Gençliğimizi kaybettik. Huzur ve güvenliğimizi kaybettik. Geleceğe ilişkin umudumuzu kaybettik. Allah korusun, biraz daha geç kalırsak ülkemizi kaybetmekle karşı karşıya kalırız. Öyle bir coğrafya da yaşıyoruz ki, artık kaybetmeye tahammülümüz yok. Irak düştü, Libya düştü, Suriye düştü. Burası son kaledir. Burası son direniş hattıdır. Bu vatan bölünürse, bu topraklar parçalanırsa, kardeş kavgasına tutuşursa, bizim gidebilecek hiç bir yerimiz yok. Emin olun, biz düşersek yeryüzündeki bütün mazlumlar düşecek” dedi.

MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN POLİTİKALARINA DÖNÜLMEDİKÇE İŞLER DÜZELMEZ

Milli Görüş politikalarına dönülmedikçe, ne terörün ne de halkın huzur ve refaha kavuşacağını söyleyen Kamalak, “Hizmet ve başarının temelinde zihniyet yatar. Milli Görüş’ün ortaya koyduğu ilkelere inanan ve bu ilkelere göre çalışan idareciler, ancak üstün başarılı hizmetlerin altına imza atarlar. Şayet, aynı yöneticiler bu ilkelerden uzaklaşır ve Milli Görüş gömleğini çıkarırlar ise, aynı başarıyı sağlayamazlar. Çünkü bu işler inanç işidir, Bu işler iman işidir, Bu işler azim işidir. Bu işler, ‘bana ne Amerika’dan, bana ne Amerikadan!’ diyebilme işidir. Bu nedenle bir kez daha söylüyorum; Milli Görüş politikalarına dönülmedikçe, ne terör biter, ne de halkımız huzur ve refaha kavuşur” dedi.