Gaziosmanpaşa İlçemiz Kasım Ayı Divanını Gerçekleştirdi
30 Kasım 2011 Yazan Saadet Kadın
Kategori Gaziosmanpaşa, Manşet, Teşkilat Haberleri
Saadet Partisi Gaziosmanpaşa İlçe Kadın Kolları Kasım Ayı ilçe divanını gerçekleştirdi. Toplantıya ilçe yönetim kurulu üyeleri, mahalle yönetimleri ve müşahitler katıldı.

İlçe Kadın Kolları Başkanı Semanur Demir,Saadet Partisi’nin teşkilat yapısı üzerinde durdu.Teşkilatın hayatımız üzerinde etkileri ile alakalı katılımcılara söz verdi.Ay içerisinde yapılan çalışmaların faaliyet raporu katılımcılara duyruldu.

Semanur Demir;yine,yeniden Milli Görüş sloganıyla 4 Aralık ta gerçekleşecek olan İstanbul Kongresine ilçe merkezimizden yoğun katılım sağlayacağız ifadelerini kullandı.
Gaziosmanpaşa’da Gençler Çiğ Köfte Partisinde Buluştu
29 Kasım 2011 Yazan Saadet Kadın
Kategori Gaziosmanpaşa, Manşet, Teşkilat Haberleri
Saadet Partisi Gaziosmanpaşa Kadın Kolları Gençlik Komisyonu ilçe merkezinde düzenledikleri çiğ köfte partisi ile gençlerle bir araya geldi.
Saadet Partisi İstanbul Kadın Kolları Gençlik Komisyonu üyesi Kübra Küçükateş,İlçe Gençlik Başkanı Ayşe Tunç ve yönetim kurulu üyeleri de buluşmada hazır bulundu.İlçe sınırlarında ikamet eden çalışan ve okuyan gençliğin hedef alındığı programa ilgi yoğundu.
Kardeşlik bağlarının pekiştirildiği organizasyondan katılımcılar memnun ayrıldı.
Gençliğin Temelinin İnşası Ahlak ve Maneviyat Harcı ile Atılmalıdır…
29 Kasım 2011 Yazan Saadet Kadın
Kategori Manşet, Sultanbeyli, Teşkilat Haberleri
Saadet Partisi Sultanbeyli Kadın Kolları Gençlik Komisyonu “24 Kasım Öğretmenler Günü”nü münasebetiyle bir dizi okul ziyaretleri gerçekleştirdi.
İlçe Gençlik Kolları Başkanı Ayşegül Miroğlu,öğretmenlerle gerçekleşen dialogta bizim için genç,bir ülkenin yarını,umutları,motoru ve en büyük gerçeğidir. Nasıl bir gençlik isteniyorsa o şekilde eğitilmeli ve hayata hazırlanmalıdır ve bu noktada siz öğretmenlerimizin sorumluluğunun farkındayız ifadelerini kullandı.
Tüm olumsuzluklara rağmen gösterdikleri fedakârlık ve gayretlerden dolayı tüm öğretmenlere teşekkür ettiklerini belirterek faaliyetlerini noktaladılar
Başakşehir İlçemizden Anlamlı Ziyaret
29 Kasım 2011 Yazan Saadet Kadın
Kategori Başakşehir, Manşet, Teşkilat Haberleri
Saadet Partisi Başakşehir İlçe Kadın Kolları 24 Kasım Öğretmenler Gününü unutmadı.İlçe Kadın Kolları Başkanı Begüm Güzey,İlçe Başkan Yardımcıları ve Yönetim Kurulundan oluşan heyetle “Başakşehir Lisesi” ve “Fatih Sultan Mehmet” okullarını ziyaret ederek öğretmenlerimizin ve eğitim kadrolarının 24 Kasım öğretmenler gününü tebrik ettiler.
Öğretmenler günüyle ilgili sözlü açıklamalarla yetinmeyip bizzat okulları ziyaret eden heyetlerimizi karşılarında gören öğretmenlerimiz heyetlerimize sevgi ve takdirlerini ilettiler.
Eğitim camiasının sorunları ve Saadet Partisi’nin çözüm önerilerinin de aktarıldığı görüşmeler son derece samimi bir havada gerçekleşti
Saadet Partisi İstanbul Kadın Kollarından ÖĞ-DER Ziyareti
27 Kasım 2011 Yazan Saadet Kadın
Kategori Gündem, Manşet
Saadet Partisi İstanbul Kadın Kolları Öğretmenler Günü münasebetiyle “Şuurlu Öğretmenler Derneği”ni ziyaret etti.İstanbul İl Başkanı Selam Esmerer,Stk Birim Başkanı Ali İhsan Gündoğdu,Eğitim Birim Başkanı Şaban Aydın,Kadın Kollları Başkan Danışmanı Meral Afşar,Stk Birim Başkanı Özlem Serenli ve Genel Merkez Yalova İl Sorumlusu Nazmiye Gülbaş’ın katılımıyla gerçekleşmiştir.Heyetimizi Öğ-Der İstanbul Şube Başkanı Celal Çoban,yönetim kurulu üyeleri ve derneğe üye öğretmenler karşılamıştır.
Saadet Partisi İl Başkanı Esmerer;”Öğretmenlerin Günü”nü tebrik ederek,yaşadığınız sıkıntılara şahit oluyoruz ve bu noktada sivil toplum örgütlerine,sendikalara çok iş düştüğünü belirtti.Öğ-Der Başkanı Celal Çoban İstanbul’da 400 üyelerinin olduğunu ve Öğ-Der’in kuruluşunun 4.seneseninde 27 ilçede teşkilatlanma çalışmalarının tamamlandığını ifade etti.Derneğimiz her yıl olduğu gibi önemli isimlerle konferans ve sempozyumlara devam edecektir.Bu yıl 100 bin Öğretmene 100 bin kitap hediye başlıklı kampanyanın startını verdik.Dağıtılan kitabımız çok değerli yazarlarımızdan Eğitimci Halil İbrahim Er’in Peygamber Efendimiz(sav)’in Eğitim Metodu isimli eseridir.Toplumların gelişiminde en önemli yapı taşı eğitimdir bizde Öğ-Der olarak “Milli Şuur” isimli dergimizle 3 ayda bir okurlarımızla buluşup değerli paylaşımlarda bulunuyoruz.
Saadet Partisi İl Kadın Kolları Başkan Danışmanı Meral Afşar;Toplumumuzun en saygın ve en fedakar şahsiyetleri olan öğretmenlerimizin yılın yalnızca bir günü değil her günü hatırlanması gerekmektedir.“Bizlere emeğini yılmadan, fedakarca sunan, geleceğimizi çizen adsız kahramanlarımız öğretmenlerimize hürmet ve şükranlarımı sunduklarını belirtti.
Hicri yılbaşı ve HiCRET
26 Kasım 2011 Yazan Saadet Kadın
Kategori Kadınca
Bismillahirrahmanirrahim
26 Kasım 2011 Cumartesi günü 1 Muharrem 1433 olup hicri yılbaşıdır. Maddi ve Manevi hayırlara, bereketlere vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan diliyoruz.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye hicret, göç etmelerini tarih başlangıcı olarak esas alan takvime “hicrî takvim” denir. Bu takvim, ayın yörüngesi üzerindeki dönüşüne göre düzenlendiği için: “Kamerî, ay takvim”, bütün İslâm ülkelerinde kullanılageldiği için de “İslâm takvimi” diye de isimlendirilmiştir.
Oniki ay esasına dayanan hicrî takvim yılı, Muharrem ayı ile başlar ve Zilhicce ayı ile sona erer. Hicrî, kamerî aylar şunlardır: “Muharrem, Safer, Rebiulevvel, Rebiulahîr, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce. Lütfen ezberleyelim ve çocuklarımıza da ezberletelim.
Hicrî takvim, hicretin 16 veya 17. yılında, Hz. Ömer (R.A.)nun hilafeti esnasında, sahabe-i kiram ile yapılan istişareler neticesinde uygulamaya konulmuştur. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Rebiulevvel ayında hicret etmişti. Ancak hicrî yıl, Muharrem ayı ile başladığından tarih iki ay sekiz gün geri alınıp hicrî takvimin başlangıcı, 1 muharrem olarak tesbit edildi.
İslâm tarihinin dönüm noktası
Bütün takvim başlangıçlarına, o takvimi kullananlarca mühim ve mukaddes sayılan bir hadise esas alınır. Hicrî takvimde de, hicret esas alınmıştır. Çünkü hicret, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz ve ashabının, dine hizmet etmek ve İslâm devletini kurmak üzere ALLAH Teâlâ’nın izni ile Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye göç etmesi olup İslâm tarihinin bir dönüm noktası ve en önemli olaylarından biridir.
Lügatta terketmek, ayrılmak, ilgisini kesmek anlamına gelen hecr, hicran masdarından isim olan hicret: “Kişinin herhangi bir şeyden bedenen, lisanen veya kalben ayrılıp uzaklaşması demektir; ancak kelime daha çok “bir yerin terkedilerek başka bir yere göç edilmesi” anlamında kullanılır. Istılah olarak genelde gayrımüslim ülkeden İslâm ülkesine göç etmeyi, özelde ise: Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz ve ashabının; dine hizmet etmek ve İslâm devletini kurmak üzere ALLAH Teâlâ’nın izni ile Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye göç etmeleridir. Medine-i Münevvere’ye göç eden müslümanlara muhacir, Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimize ve muhacirlere yardım eden Medineli müslümanlara da ensar adı verilmiştir.
Kur’an-ı Kerim’de hicret kelimesi yer almamakla birlikte otuz bir yerde hecr kökünden gelen çeşitli türemiş kelimelerin geçtiği görülür. Bunlar kullanışlarına göre “Kur’an’ı terk etmek (Furkan süresi: 30), bir kişiden, bir gruptan ayrılmak (Nisa süresi: 34, Meryem süresi: 46 Müzzemmil süresi: 10), kötü şeyleri terk etmek(Müddesir süresi: 5) ve ıstılah anlamına uygun olarak “ALLAH uğrunda başka bir yere göç etmek” (Bakara süresi:218, Al-i İmran süresi:195, Nisa süresi:89-97, Tevbe süresi:20) anlamlarına gelmektedir. Hicret eden kimse karşılığında da muhacir ve çoğul olarak da muhacirûn, muhâcirât kelimeleri kullanılmakta (Nisa süresi:100, Tevbe süresi:100,117, Nur süresi:22, Mümtehıne süresi:10), bu ayetlerin çoğunda da Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye göç eden müslümanlar kasdedilmekte, olayın kendisinden çok onu gerçekleştirenlerin ve bu amellerinin önemine dikkat çekilmiş, ayrıca bu hicret kelimesi hadis-i şeriflerin pekçoğunda Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvere’ye göç olayına işaret etmekte, ancak farklı anlamlarda kullanıldığı da görülmektedir. Mesela Abdullah b. Amr b. As (R.A.)’dan rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:
“Hakiki Muhacir, ALLAH’ın yasakladığı şeyleri bırakan kimsedir.”(Buhari, İman: 4-5, Rikak: 26, Müslim, İman: 64-65, Ayrıca Bk. Ebû Davud, Cihad: 2, Tirmizi: Kıyamet: 52, İman- 12, Nesai, İman: 8-9-11)buyurmakta; Fudale b. Ubeyd (R.A.) den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:
“Hakiki Muhacir, hataları ve günahları terk eden kimsedir” (İbni Mace, Fitne:2, A.b. Hanbel, 4/114)buyurarak hicretin kötü şeyleri terk etmek anlamına geldiği belirtilmektedir. O halde, bizler de ALLAH’ın yasakladığı şeylerden kaçınıp nefsimizin kötü isteklerini frenleyerek her an hicret halinde olabilir ve hicret sevabına nail olabiliriz. Günahlarla, isyanlarla kirlenen gönül dünyamızın, kulluğa, itaate, ibadete yönelmesinin de gerçek hicret olduğunu unutmayalım.
Hicret birlik, beraberlik ve dayanışmasının simgesidir
HİCRETİN ahlak ve zühd ile ilgisine işaret eden ayet ve hadis-i şerifleri dikkate alan mutasavvıflar, bu kavramı hem “haramları terk edip kötülüklerden uzaklaşmak”, hem de “nefsi terbiye etmek maksadıyla yolculuğa çıkmak” veya “kalben ve zihnen halkı terk etmek” anlamında kullanılmış seyr u sülük dedikleri manevi yolculuğu da bir çeşit hicret saymışlardır.
Hicret; İslâm davasının hedefe giden yolunda bir dönüm noktasıdır. Hicret; İslam toplumunun teşkilatlanması, bir güç haline gelmesi ve çevresine kendini kabul ettirmesi sürecinin ilk adımı olmuştur. Hicret; her vesile ile birlik, beraberlik ve dayanışmayı vurgulayan İslam’ın hayat bulmasına yol açan önemli bir olaydır. Hicret; imanın maddi güç karşısında kazandığı zaferin simgesidir. Hicret, ALLAH rızası için; anadan, babadan, yardan, diyardan, maldan, mülkten hatta candan, evlattan vazgeçişin, ibretli ve meşakkatli kıssasıdır.
Hicret, yapılan zulüm ve işkencelerden, kötü şartlardan kaçış değil; İslam’ın hükümlerini yaşatacak ve yaşayacak yeni şartların ve mekânların aranışıdır. Hicrette bedenen rahata kavuşmak gayesi asla güdülmemiştir. Çünkü din hizmeti; sıkıntı, eziyet ve imtihan meydanlarında cereyan ediyor. Gerektiğinde aile efradın, memleket ve yurdun, makam ve maaşın feda edilebilmesini istiyor.
Hicret; Hak’kın batıla galip gelmesi ve islamı tümüyle yaşamanın azmidir. Hicret; tevhid inancının kalplerde kökleşmesinin, gerektiğinde mallardan ve canlardan feragat etmenin sembolüdür. Hicret; Ensar ve Muhacirinin sergiledikleri dostluk ve kardeşliğin, milli birlik ve bütünlüğün en güzel timsalidir. Hicret; ilk müslümanların inançları uğruna gösterdikleri fedakârlığın doruk noktasıdır.
Mekkeli ve Medineli Müslümanların destanı
HİCRET; her şeylerini ALLAH için, göz kırpmadan terk eden Mekke-i Mükerreme’li Muhacirler ile onları bağırlarına basan, muhtaç oldukları halde onları kendilerine tercih eden Medineli Müslümanların, Ensarın destanıdır. Bu destanda fedakârlık, kardeşlik, ahde vefa, birlik ve beraberlik, değerlerin paylaşımı, özgürlük aşkı, adalet, saygı ve hoşgörü temel konulardır.
Hicret, İslâm tarihinin en önemli olaylarından biri ve bu tarihin bir dönüm noktası sayılır. İslâm tarihinde iki önemli hicret olayı gerçekleşmiştir:
1- Habeşistan’a hicret: Peygamberliğin beşinci yılında onbiri erkek, dördü kadın olmak üzere toplam 15 kişi; altıncı yılında da onüçü kadın yetmiş yedisi erkek olmak üzere toplam 90 kişi Habeşistan’a hicret etmiştir.
2- Medine-i Münevvere’ye hicret ki, hicret denildiği zaman akla bu gelir.
Tarihte Hicret
YÜCE ALLAH, emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etmek üzere peygamberler göndermiştir. Görevleri sadece insanları doğru yola ulaştırmak olan bu kutlu elçilerin hemen hepsi, pek çok işkence ve zulme maruz kalmışlardır. Bazısı öldürülmüş, bazısı yurtlarından göçe zorlanmış, bazıları da toplumdan soyutlanarak baskı altında tutulmuşlardır. Hâlbuki bu kutlu elçiler, gönderildikleri toplum için rahmet, şefkat ve sevgi kaynağı idiler.
Kur’an-ı Kerim, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizden önceki dönemlerde de peygamberlerin ve onlara inanan insanların kâfirlerce hicret etmeye zorlandıklarından ve bunların inançları uğrunda yurtlarını bırakıp başka yerlere gittiklerinden bahseder. Çünkü batıl düzenler, gerçekten Hakk’a inananlara hayat hakkı tanımak istemezler. Onlar gerektiğinde bütün zulüm mekanizmalarını inananların aleyhine çalıştırmaktan geri durmazlar. Çünkü, yarasanın ışıktan ürktüğü gibi, onlar da inananların gerçekleri ve mutlak doğruları gözleri önüne sermeleri ve böylece kendi menfaatlerinin ortadan kalkmasından, ilahlık davalarının sahteliğinin ortaya çıkmasından, sömürü çarklarının durmasından endişelenirler, korkarlar. Tarih boyunca inananlara zalim düzenler eliyle yapılan zulüm, baskı ve şiddetin asıl sebebi budur. Bugün yeryüzünün her bölgesinde Müslümanlar üzerindeki baskı ve terör bundan kaynaklanmaktadır.
Ayet-i kerimelerde belirtildiği üzere, Hz. İbrahim (A.S.) kendi kavmine ALLAH’ın dinini anlatmada hiçbir engel tanımamış, Nemrut’un zorbalığına boyun eğmemiş, bir bir işkencelere maruz kalmasına rağmen yolundan dönmemiştir. Fakat O’nun bütün gayretleri bir netice doğurmamış ve toplumunu küfür bataklığından çekip alamamıştır. Artık netice belli olmuştur; kavmi kendi doğrultusunda gitmektedir. Hz. İbrahim (A.S.) da tevhid üzere yoluna devam etmektedir. Hz. İbrahim (A.S.) kavminin kendisini ateşte yakma teşebbüsünün ardından ve kavminin iman etmesine imkan ve ihtimal kalmadığını anlayınca:
“Doğrusu ben rabbimin emrettiği yere gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek.”(Saffat sûresi:99)demiş sapıklık ve küfür diyarından uzak kalmak gayesiyle her şeyiyle yalnız ALLAH’a kulluk edebilmek için Önce Filistin’e, ardından Mısır’a göç edip, daha sonra da Ken’an diyarına yerleşmişti. Hz. İbrahim (A.S.)la beraber Filistin’e kadar bu hicrete katılan Hz. Lut (A.S.), peygamberlik görevini yaparken kâfirlerin azgınlık ve ahlaksızlıkları karşısında Cenab-ı Hak’tan aldığı emirle bir gece vakti inananlarla birlikte yurdundan çıkmış, arkasına dönüp bakmadan gitmesi istenilen yere gitmişti. (Bak. Hûd sûresi:77-81, Hicr sûresi:65) Hz. Şuayb (A.S.)a kavminin ileri gelen kibirlileri:
“Ey Şuayb! Kesinlikle seni ve seninle beraber iman edenleri memleketimizden çıkaracağız yahut dinimize döneceksiniz” (Araf sûresi:88) demişler, O’nu ve müminleri hicrete zorlamışlardı. Hz. Musa (A.S.), ALLAH’ın emriyle geceleyin Mısır’dan yola çıkardığı Israiloğullarını göç ettirmeyi başarmış, peşlerine düşen Firavun ve ordusu ise denizde boğulmuştu. (Yunus sûresi:90, Taha sûresi:77-78, Şuârâ sûresi:52-67)
Kur’an-ı Kerim Ashab-ı Kehf’ten, “Rablerine iman eden gençler”(Kehf sûresi:13) olarak söz etmektedir. Bunun üzerine, ALLAH da onların hidayetlerini artırmıştı. Ashab-ı Kehf’in kavimleri ALLAH’tan başka tanrılara taptıkları için onlardan uzaklaşmalarını Kur’an-ı Kerim övgüyle anlatmaktadır. Onlar bu davranışlarıyla doğru yolu bulmayı ve ALLAH’ın rahmetine kavuşmayı gaye edinmişlerdi. Böylece onlar, zalim bir toplum içinde yaşayıp, dinlerini açığa vuramamaktansa mağaraya çekilip orada inançlarını yaşamayı tercih etmişler ve son derece az olduklarından mevcut düzene karşı duramayacaklarını anlamış bulunuyorlardı.
İşte bu gibi ayet-i kerimelere dayanarak hicretin bütün peygamberlerin hayatında yer aldığı söylenebilir. Kâfirlerden görülen eziyet ve baskılar, hak dini tebliğ imkânının ortadan kalkmış olması onları göç etmek zorunda bırakmıştır. Nitekim İbrahim süresinde Mekke-i Mükerreme’lilerden öncekilerin, Nuh, Ad ve Semud kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin kıssaları anlatılırken kâfirlerin peygamberlerine: “Elbette sizi ya yurdumuzdan çıkaracağız ya da mutlaka dinimize döneceksiniz.” dedikleri bildirilerek rablerinin bu peygamberlere, “Zalimleri mutlaka helak edeceğiz” diye vaadde bulunduğu belirtilir. (İbrahim sûresi:9-13)
Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz ve ilk müslümanlar da, daha önceki Peygamberler ve ümmetlerin akıbetine maruz kaldılar. Bildiğiniz gibi, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Mekke-i Mükerreme’de doğdu ve kendisine peygamberlik görevi burada verildi. İnsanlığın yaratılış gayesini, ahiret inancını yitirdiği, insanî değerlerini kaybettiği, şirke, zulme ve her türlü ahlaksızlığa saplandığı bir dönemde Yüce Rabbimiz, Hz.Muhammed (S.A.V.) Efendimizi son peygamber olarak göndermiştir.
Devamı var
Mehmet TALÜ
Milli Gazete
Saadet Partisi İstanbul Kadın Kollarından EĞİTİM-BİR-SEN Ziyareti
26 Kasım 2011 Yazan Saadet Kadın
Kategori Gündem, Manşet
Ziyarette Eğitim-Bir-Sen çalışmaları hakkında bilgi veren Emrullah Aydın;Türkiye’nin en büyük konfederasyonu Memur-Sen’e bağlı olduklarını Eğitim-Bir-Sen’in ülke genelinde 200 bin İstanbulda ise 20 bin üyesi ve üyelerinin %27’sinin bayan olduğunu dile getirdi.Eğitim-Bir-Sen olarak bu yıl Öğretmenler Gününü kutlamadıklarını Öğretmenler Günü’nde, eğitim çalışanlarının yaşadıkları sorunlara dikkat çekmek amacıyla alanlara çıkarak, yetkililere, ‘Öğretmenler Günü’nde kutlama mesajı değil, hakkımızı istiyoruz” diye seslendiklerini belirtti
666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile (KHK) “eşit işe eşit ücret” kapsamında farklı kurumlarda aynı unvanlarla çalışanların maaşlarında ek ödeme ile düzenleme yapılırken, muadili olmadığı gerekçesiyle, öğretmen ve öğretim elemanlarının ek ödemede kapsam dışı bırakılmasının kabul edilemeyeceğine ülke genelinde çeşitli açıklama ve etkinliklerle dikkat çektik. Sorunlarımızı dillendirerek öğretmenlerin sadece yılda bir gün hatırlanmamasını, süslü sözlerle ve boş vaatlerle avutulmaktan öteye geçerek kalıcı çözümler getirilmesini istedik. Şube ve temsilciliklerimizle; valilik, il milli eğitim müdürlükleri ve AK Parti İl binaları önünden yetkililere seslenerek, taleplerimizi gündeme taşıdık dedi.Hükümetin yeni işe başlayan öğretmenleri eğiteceğiz söylemlerinin ise kendilerini fazlası ile rahatsız ettiklerini belirtti.
Saadet Partisi İstanbul Kadın Kolları STK Birim Başkanı Özlem Serenli geçtiğimiz yıl Hükümet tarafından gündeme getirilen ithal öğretmen teklifi bizleri çok üzmüştür diyerek atama bekleyen öğretmenlerin biran önce göreve getirilmelerini umutla bekliyoruz dedi.
AKP İktidarının sürekli beklentilerle geçtiğini özellikle atamaların yapılamamasının maliyeden bütçe alınmasındaki eksikliklerden kaynaklanması bizleri üzmektedir diyen Aydın,geçmiş dönemlerden biliyoruz ki sizler çok iyi bir alternatifsiniz diyerek ziyaretten memnun kaldıklarını dile getirdi.
Saadet Partisi İstanbul Kadın Kollarından Diş Hekimleri Odası Ziyareti
18 Kasım 2011 Yazan Saadet Kadın
Kategori Gündem, Manşet
Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kolları 16.11.2011 Çarşamba günü Diş Hekimleri Haftası sebebi ile Diş Hekimleri Odasını ziyaret etti.
Saadet Partisi İstanbul İl Kadın Kolları Başkan Danışmanı Meral Afşar, STK Birim Başkanı Özlem Gerek Serenli, yönetim kurulu üyesi Pakizen Yüzbaşıoğlu, Zehra Durmuş ve İstanbul İl Başkan Yardımcısı Ali İhsan Gündoğdu ile birlikte, Diş Hekimleri Odası Genel Başkanı Prof. Dr. Serdar Çintan, Kurucu Başkanı Prof. Dr. Turhan Atalay, Genel Başkan Vekili Ender Kazazoğlu, yönetim kurulu üyeleri Diş Hekimi Ayten Yıldırım (Genel Sekreter) Diş Hekimi Berna Aytaç (Salman) Diş Hekimi Güler Gültekin Diş Hekimi Reyhan Oytun Öğün makamlarında kabul ettiler.
Görüşmede Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ender Kazazoğlu İstanbul’da Diş Hekimleri Odasına bağlı 6500 üyelerinin olduğunu ama hükümetin yanlış politikaları sebebiyle Diş Hekimleri Odasının ve diğer Odaların kapatılmakla tehdit edildiğini ifade etti. Sağlık Bakanı ile görüşme taleplerinin sert bir ifadeyle geri çevrildiğini belirten Kazazoğlu ” şuan hükümet bedava sağlık hizmeti adı altında basit ucuz malzemelerle hastaları tedavi ettiklerini, bu kötü malzemeler sebebiyle çoğu diş teknisyeninin Karaciğer, Akciğer kanserine maruz kaldığını” belirtti. Pakizen Yüzbaşıoğlu; bu malzemeler ülkemizde çok daha yüksek kalitede üretilebilir ve yeni iş sahası açılabilir. Maalesef hükümet üretim yapamak şöyle dursun üretim yapan fabrikalarımızı da her geçen gün özelleştirme adı altında satmaktadır.
Ali İhsan Gündoğdu; Biz Saadet Partisi Olarak hükümetin yanlış kararlarına tek başına miting ve basın açıklamalarıyla çözüm ve önerileriyle karşı çıkan tek partiyiz. Diş Hekimleri Sektörünün kamulaştırılması ve özelde mesleklerini icra edememeleri en büyük sorun. Prof. Dr. Turhan Atalay; Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak’ı takip ettiklerini Erbakan Hocanın 20 yaş daha genç olsaydı siyasette çok şeyin farklı olacağını dile getirdi. Mecliste çoğunluk sebebiyle muhalefet partilerinin çıkışlarının sonuçsuz kaldığını ifade etti. Dr. Ender Kazazoğlu ve yönetim kurulu sıkıntıları şöyle dile getirdi. Diş tedavisinde kaynaktan çok sonuca yönelik bir çalışma var 0-18 yaş grubuna koruyucu tedavilerin yapılmadığını ve bilgide verilmediğini üstelik şuan hükümetin karar hükmündeki kararnameyle yönetildiğini çoğunluğun sağlandığı avantajla odaları meslek kuruluşlarını bakanlık altına bir kuruma bağlıyor ki buda odaların By-pass etmenin bir yoludur. Fakat ülkemiz bugün atılan sağlık temellerinin zararını 10 sene sonra görecektir. Prof. Dr. Serdar Çintan; şuan muhalefet olan her partinin desteğine ihtiyacımız var.
Saadet Partisinden bu desteği bekliyoruz sözlerinden sonra teşkilat mensuplarımız diş hekimlerinin bu özel günlerini kutlayarak görüşmeyi tamamladılar.
Yaşlı Ve Özürlüler Manevi Bakımın Eksikliğini Yaşıyor
09 Kasım 2011 Yazan Saadet Kadın
Kategori Kadınca
SAKARYA – Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar, tıbbî ve sosyal bakım hizmeti alan yaşlı ve özürlülerin manevi bakımın eksikliğini yaşadığını belirtti. Seyyar, “Sosyal bilim dalları maneviyat ekseninde yeniden gözden geçirilmesi lazım.” dedi.
Türkiye’de 500 binin üzerinde evde yaşayan bakıma muhtaç insan bulunuyor. Tıbbî tedavi, tıbbî ve sosyal bakım hizmeti alan bu insanlar, psiko-sosyal rehabilitasyon hizmetlerinin önemli bir parçası olan manevi bakımın eksikliğini yaşıyor. Manevî bakım, özellikle kronik hastalara, kalıcı sakatlığı olan özürlülere ve yaşlılığa bağlı değişik sıhhî sorunları olanlara büyük destek veriyor.
‘Tıbbî Sosyal Hizmetlerde Manevî Bakım’ isimli kitabı kaleme alan sosyal siyaset uzmanı Prof. Dr. Ali Seyyar, maneviyatın, tıbbî ve sosyal hizmetlerde bütüncül ve birleştirici bir rol üstlendiğini, kişinin sağlığına daha kolay kavuşmasına veya bu mümkün değilse mevcut durumuyla barışık olmasına ve hayata bağlı kalmasına yardımcı olduğunu söyledi.
Pek çok gelişmiş ülkede bakım hizmetlerinin bir parçası olarak kabul edilerek uygulanan manevi bakımın, Türkiye’de uygulanmadığını kaydeden Seyyar, Türkiye’de sosyal bilimlerin manevi gerçeklerden uzaklaştırılarak daha çok davranışsal ve seküler bir iklime sokulduğunu ifade etti.
Sosyal hizmetlerin milli kültüre uygun bir şekilde yeniden dizayn edilmesi gerektiğini vurgulayan Seyyar, “Sosyal bilim dalları maneviyat ekseninde yeniden gözden geçirilmesi lazım. Manevi bilimler ile sosyal bilimlerin birlikte paralel şekilde kaynaşarak yürütülmesi lazım. Sosyal bilimlerin ilerlemesinin sağlanabilirliği manevi bilimlere ağırlık vermekle mümkün olur. Manevi bilimler dendiğinde bizim vahiy kaynaklarımız olan Kur’an ve Sünnetin anlaşılması lazım.” dedi.
“BAKIM HİZMETLERİNDE MANEVİ TERAPİSTLER VEYA SOSYAL İLAHİYATÇILAR YETİŞTİRİLMELİ”
Manevi bakımın sosyal bakım hizmetlerin bir parçası olduğunu belirten Seyyar, Türkiye’de geliştirilen bakım modellerinin tıbbi ve hemşirelik modelleri üzerine inşaa edildiğini ifade etti.
Seyyar, bütüncül bakım hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olan manevi bakım anlayışının, gerek sağlık alanında, gerekse sosyal bakım hizmetlerinde kurumsal bir nitelik kazanması gerektiğini dile getirdi.
Tıbbi ve sosyal bakımın manevi bakımla takviye edilmesinin önemli olduğunu anlatan Seyyar, şunları söyledi; “İleri derece özürlülükten, yaşlılıktan veya kalıcı hastalıklardan dolayı insanlar bakıma muhtaç hale gelebilir. Korunmaya muhtaç hale gelen bu insanlara bakım hizmeti verilmezse ölüme terk edilirler. Bakıma muhtaç kişinin kendi konumunu nasıl algıladığı önemli. Burada çok sorunlar çıkıyor. İntihar edenler, hayata küsüp kendini dışlayanlar, kadere küsüp imanını yitirenler. Bütün bu tehlikeli durumlar önüne geçilmesi gereken çok ciddi sosyal ve manevi risklerdir. Bakım hizmetleri alanında manevi terapistler veya sosyal ilahiyatçılar yetiştirerek o kişilerin evlerine kadar gidilmeli ve manevi motivasyon, teskin ve teselli yöntemleriyle kendilerinin manevi huzura kavuşmalarına destekçi olunmalıdır.”
“MUSİBET GİBİ ALGILANAN BÜTÜN OLUMSUZ OLAYLAR HAYRA DÖNÜŞEBİLİR”
Tıbbi ve sosyal bakım modellerinin insanları mutlu etmeye yetmediğini savunan Seyyar, “İnsanlar sadece bu yönde hizmetlerle mutlu olamıyor. Sorun şu; kişi ‘Ben neden sakatlandım?’,'Neden bu hale geldim?’ diye soruyor. Manevi telkin modelleriyle bu kişinin kader anlayışını yeniden gözden geçirmemiz lazım. Biz ‘kadere iman ettik’ diyoruz. Fakat gerçekleşen sosyal risklerin ve değişik dünyevi musibetlerin karşısında kadere karşı inancımız sarsılıveriyor.” diye konuştu.
Manevi sosyal hizmet uygulamalarıyla bu olağanüstü durumlara kişilerin hazırlıklı olmasının sağlanabileceğine işaret eden Seyyar, “Kişisel, toplumsal ve doğal felaketlere hazırlıklı olmayan insanlar manevi yönden yetersiz olmalarından dolayı psiko-sosyal şok ve çöküntüler de yaşayabilir. Biz maneviyat odaklı koruyucu sosyal hizmetler bağlamında kişilere ‘Altı T’ modelini veya formülünü tavsiye ediyoruz. Afet öncesi tedbir ve tedavi sonrası için teslimiyet, tevekkül, tahammül ve teşekkür. Her türlü tehlikeye karşı tedbir almak, aklın emrettiği bir yaklaşımdır. Buna rağmen bedenimize zarar verici bir sonuç ortaya çıkması halinde tıbbi tedavi yöntemlerine müracaat etmek ise hayata yeniden sarılmak adına önemlidir. Teslimiyet şuuruyla musibet gibi algılanan bütün olumsuz olaylar hayra dönüşebilmektedir. Tevekkül de çok önemli bir kavramdır. Allah’ı vekil kılmak suretiyle bütün dertlerimizi bertaraf edebileceğimiz gibi hayatta huzurlu ve etkin olabiliriz.” tespitinde bulundu.
“ÖLÜM HABERİ VERİLİRKEN MANEVİ SOSYAL HİZMET UZMANI DA BULUNMALI”
Manevi sosyal bakım hizmetlerinin uygulanabilmesi için manevi terapist veya manevi bakım elemanlarına ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Seyyar, “Din görevlilerimize hem sosyal hem de manevi bakım elemanı olabilmeleri için kurslar düzenlenebilir. Diğer taraftan ilahiyat fakültelerinde manevi bakım bölümleri açılabilir. Sosyal hizmet bölümlerinde de manevi bakım dersleri konulabilir. Böylece hem ilahiyatçıları sosyal bakım alanına kazandırmış oluruz hem de sosyal hizmet uzmanlarını manevi bakım alanına yaklaştırmış oluruz. Bakıma muhtaç kişilere hem sosyal hem de manevi bakım hizmetlerinin birlikte verilmesi gerekiyor. Devlet Denetleme Kurulu da bu yönde bir tavsiyede bulunmuştu. Ancak uygulama takvimi ile bu bütüncül modeli hazırlayacak ve uygulayacak muhatap kurumlar belirlenmemişti.” şeklinde konuştu.
Doğal afetler, maden ve trafik kazalarında ölenler ile şehitlerin ailelerine haber verilirken manevi sosyal hizmet uzmanının da bulunmasının faydalı olacağını ifade eden Seyyar, şunları kaydetti: “Âfetlerde mağdurlara manevi sosyal hizmet sunmaya hazır meslek elemanlarının başında psikologlar, sosyologlar, sosyal ilahiyatçılar, manevî terapistler, çocuk gelişim ve sosyal hizmet uzmanları gelmelidir. Mağdurların travma sonrası stres bozukluğundan kaynaklanan değişik negatif tavır ve tepkilerinin giderilmesi, manevî dünyalarıyla barışık ve topluma yeniden adapte olmaları için, her mahallede değişik sosyal mesleklerden oluşan gönüllü ekipler oluşturulmalı. Afetler için özel olarak tasarlanmış manevî sosyal hizmet modelleri, bütüncül afet yönetim ve programlarına dâhil edilmeli ve uygulanmalıdır.”
MİLLİ GAZETE
Bahçelievler’de Bayram Coşkusu
09 Kasım 2011 Yazan Saadet Kadın
Kategori Bahçelievler, Manşet, Teşkilat Haberleri
Saadet Partisi Bahcelievler Kadın Kolları Kurban Bayramı öncesinde minik kalpleri fethetti.İlçe sınırları içerisinde ikamet eden ihtiyaç sahibi çocukları ve annelerini ilçe merkezinde ağırlayarak bayramlık kıyafetler armağan etti.
Programın açılış konuşmasını yapan İlçe Kadın Kolları Başkanı Fatma Okumuş son günlerde yaşanan terör olaylarına ve kardeşliğin önemine vurgu yaptı.
Milli Görüş Lideri Prof.Dr.Necmeddin Erbakan’ın “Bir milletin asıl gücü tankı tüfeği değil,imanlı ve şuurlu evlatlarıdır”sözünü hatırlatarak neslimiz üzerinde oynanan oyunlara dikakt etmemiz gerekir.Çizgi filmler,reklamlar,oyuncaklar bunların hepsinde beyinlerine ve ahlaki değerlerine yönelik ince saldırılar vardır diyerek aileleri uyanık olmaya davet etti.Saadet Partimizin tek çatı olduğunu belirterek er yada geç gelinecek adres burasıdır dedi.İslam Birliği’nin harekete geçirilmesi ile kardeşlik bağlarımız dahada güçlenecektir.Katılımcılara Milli Görüş Lideri Erbakan’ın “İç Meselelerimiz ile alakalı sinevizyon izletildi.
Çocuklar bizim en kıymetlilerimiz diyerek emeği geçen hayırseverlere ve yönetim kurulu üylerine herkese teşekkür eden Okumuş,70 çocuk için hazırlanan hediye paketlerini onlara takdim etti.


.jpg)







