Tedbir Alın!
Saadet Partisi Genel Sekreteri Turhan Alçelik, başta Giresun olmak üzere Doğu Karadeniz’de yaşanan sel felaketlerinden gerekli derslerin çıkarılarak, tedbirlerin biran önce alınmasını istedi. Giresun’un afet bölgesi ilan edilmesinin yerinde bir karar olduğuna dikkat çeken Alçelik, ancak bu afetlerin önüne geçebilmek için bu kararın tek başına yeterli olmayacağının altını çizdi. “Başta belediye olmak üzere hükümet, burada hangi tedbirleri alacağına karar vermesi gerekiyor. Burası sürekli yağış alan bir bölgemiz. Şimdiden gerekli tedbirleri almazsak bölge insanını bu felaketlerden kurtaramayız” diye konuşan Alçelik, nelerin yapılması gerektiği konusunda sağlıklı bir karara varabilmek için de öncelikle bölgeyi çok iyi bilen bilimsel bir heyetin oluşturulmasını istedi.
Giresun başta olmak üzere Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan sel felaketleri ile ilgili olarak gazetemize değerlendirmelerde bulunan Saadet Partisi Genel Sekreteri Turhan Alçelik, sel felaketinin nehir yataklarının taşması sonucunda meydana geldiğini anımsattı. Öncelikle bu nehir yataklarının ıslah edilmesi gerektiğini vurgulayan Alçelik, nehirlerin üzerine yapılan köprülerin de tekrar gözden geçirilerek bölgeye uygun olmasının önemine işaret etti. Alçelik, şunları kaydetti: “Nehirler üzerinde kurulan bu köprüler böyle bir sıkıntı halinde özellikle alt kısımları tıkanıp bir baraj etkisi oluşturuyor. Bu da felakete zemin hazırlıyor. Bunun için bu köprülerin hepsi gözden geçirilmesi gerekiyor”
Öte yandan kanalizasyon ve kirli su giderlerinin de bölge şartlarına uygun olmamasından dolayı felakete davetiye çıkardığını bildiren Alçelik, bölgede denetim eksikliğinin de bulunduğunun altını çizdi. Alçelik, “Nehrin etrafına bir takım yerleşim ruhsatları verilmiş. Bundan böyle buralara çok rahat yerleşim ruhsatı verilmemesi gerekiyor” dedi. Karadeniz Sahil Yolu’na yönelik eleştirileri de haklı bulduklarını bildiren Alçelik, ancak suçlu aramak yerine çözüm üretilmesi gerektiğini söyledi. “Projeden kaynaklanan hatalar var ise bu işin hukuki boyutunu oluşturuyor” diye konuşan Alçelik, şöyle konuştu: “Ama bütün bu yaşananlardan ders alıp, neler yapılması gerekenler üzerinde odaklanılması lazım. Yoksa suçlu arayarak bugün tedbir almıyorsanız ileride yaşanacak felaketler için de yapacağınız bir şey yok demektir. Bu bakımdan ben olayı geçmişte şu hatalardan çok, bölgede yaşayan, bölgeyi çok iyi bilen insanların katılımı ile bir heyet oluşturulması gerekiyor. Bu heyetin çalışmaları sonucunda yapılması gerekenler belirlenerek bunlar hayata geçirilmeli”
Saadetli günlerin sofrası…
Sebze Çorbası

MALZEME: 3 çorba kaşığı katıyağ, 3 adet orta boy soğan, 1 adet orta boy havuç, 1 adet pırasanın beyaz kısmı, 1 adet küçük kereviz, 8 bardak et suyu, 3 adet orta boy patates, tuz ve karabiber.
HAZIRLANIŞI: Soğanı ayıklayın, havucu kazıyın, pırasanın dış kabuklarını temizleyin. Kerevizin ve patatesin kabuklarını soyup patatesi kalın halkalar şeklinde doğrayın. Kalan sebzelerin tümünü yıkayıp iri parçalar halinde doğrayın. Yağı bir tencerede eritin, iri doğranmış sebzeleri birkaç dakika bir kevgirle karıştırarak pişirin. Et suyunu ilave edin. Patatesleri kaynamaya başlayınca ilave edin. Tuz ve biberini serpin. Sebzeler yumuşayıncaya kadar yaklaşık 40 dakika pişirin. Çorbayı blendırdan geçirin. Tekrar kaynatarak istediğiniz kıvama getirin. Sıcak olarak servis yapın.
Mantar Sote

MALZEME: 2 demet taze soğan, 3 adet havuç, 250 gr. mantar, 2-3 diş sarmısak, 300 gr. bulgur, 100 gr. katıyağ, tuz, 3 su bardağı et suyu, 1 demet dereotu, kekik, 1 demet maydanoz, 100 gr. ceviz içi.
HAZIRLANIŞI: Taze soğan ve havuçları temizleyip uzunlamasına dörde bölün. Her bir parçayı parmak uzunluğunda kesin. Sarmısakları ayıklayıp döğün. Mantarları ayıklayıp iri parçalar halinde kesin. Bulguru tencerede yağ koymadan iyice kavurun. Diğer tarafta bir kaşık yağda sarmısak ve havuçları kavurun. Bulgur, tuz ve et suyunu ilave edin. Kapağı kapalı olarak kısık ateşte 10 dakika demlendirin. Mantar ve taze soğanları ilave edip 10 dakika daha pişirin. Maydanoz ve dereotunu ayıklayıp kıyın, kekik ile beraber pilava ekleyin. Pilavı demlenmeye bırakın. İri kıyılmış cevizleri kalan yağ ile kavurun. Pilavla karıştırıp servis yapın.
Paşa Pilavı

MALZEME: 2 su bardağı pirinç, 2,5 su bardağı et suyu, 3 kaşık tereyağı, 50 gr. rendelenmiş kaşar peyniri, 1 küçük kutu bezelye, 2 küçük boy soğan, 1 havuç, 1 kaşık kıyılmış maydanoz, 2 çorba kaşığı zeytinyağı, yeteri kadar tuz.
HAZIRLANIŞI: Havucu ve 1 soğanı rendeleyin ve bir tencereye koyun. Maydanoz, 1,5 bardak su ve tuz ilave ederek havuçlar yumuşayıncaya kadar kaynatın (sebzeler haşlandıktan sonra tencerede kalan suyun yarım bardaktan fazla olmamasına dikkat edin). Tenceredekileri delikli bir süzgeçten, kaşığın tersiyle ezerek geçirin. Diğer soğanı da rendeleyin ve 1 kaşık zeytinyağında kavurun. Pirinç, yarım bardak sebze suyu ve 2,5 bardak et suyu ve tereyağını da ilave ederek kısık ateşte pilavınızı pişirin. Başka bir tencerede bezelyeleri bir kaşık zeytinyağında karıştırarak 10 dakika kavurun. Bezelyeleri pişmiş pilavınıza ilave ederek karıştırın ve 10 dakika dinlendirdikten sonra servis tabağına aktarın. Arzu ederseniz üzerine kaşar peyniri rendesi serperek servis yapabilirsiniz.
Afiyet Olsun…
Saadet Partisi Gençliğinden Protesto
28 Temmuz 2009 Yazan kubra
Kategori Teşkilat Haberleri
Saadet Partisi Gaziosmanpaşa İlçe Gençlik Kolları Üyeleri ,
Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği Üyeleri ve Saadet Partisi Gençlik Kolarına mensup yaklaşık 500 kişi Beşiktaş Meydanı’nda Çin hükümetini protesto etmek için toplandı. Çin hükümeti aleyhine sloganlar atan kalabalık adına bir basın açıklaması yapıldı.
Yapılan basın açıklamasında, başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Türk yetkililerden konuya ilişkin duyarlı olmaları istendi. Eylem, yapılan konuşmaların ardından olaysız şekilde son buldu. Eyleme SP İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanı Başkanı Hüseyin Terzi’de katıldı.
BOĞAZ KÖPRÜSÜNDEN BAYRAK SARKITTILAR
Çin’de yaşanan olayları protesto etmek isteyen bir grup, Boğaziçi Köprüsü’nden aşağı Doğu Türkistan bayrağı sarkıttı.
Grup akşam saatlerinde Boğaziçi Köprüsü’ne çıkarak eylem yaptı. Çin’de yaşanan olayları protesto eden grup, köprüden aşağı Doğu Türkistan bayrağı sarkıttı.
TEKDAL: Başörtüsü yasağıda kalksın
Saadet Partisi Kadın Kolları Genel Başkanı Ayşenur Tekdal, 11 yıldan beri devam eden katsayı adaletsizliğinin kaldırılmasından duyduğu memnuniyeti ifade ederek, milyonlarca insanın mağduriyetine neden olan başörtüsü yasağının da mutlaka biran önce kaldırılması gerektiğini vurguladı.
Partisinin Kayseri’de gerçekleştirilen Kadın Kolları Aylık İl Başkanları ve İl Müfettişleri toplantısında yaptığı konuşmada gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ayşenur Tekdal, Temmuz ayının en önemli olaylarından birinin Kıbrıs Barış Harekatı’nın 35 yıldönümü olduğunu söyledi. “Barış harekâtı 20 Temmuz 1974′te Erbakan hocamızın gayret ve dirayeti ile Türk Silahlı Kuvvetlerimizin üstün başarısı sonucunda gerçekleşmiştir” diyen Tekdal, Kıbrıs’ın Ortadoğu barışı, İslam âlemi ve Türkiye’nin korunması için büyük öneme sahip olduğunu hatırlatarak, bu harekatı gerçekleştirenlere şükran borçlu olduklarını ifade etti.
20 Temmuz’un aynı zamanda Saadet Partisi’nin 8. kuruluş yıldönümü olduğunu vurgulayan Tekdal, “20 Temmuz 2001′de kurulan Saadet Partimizin 8. kuruluş yıldönümünü de hayırlara vesile olması dileği ile kutluyor, kurucularına ve tüm görevlilerine esenlikler diliyorum. Bu arada Meslek ve İmam Hatip Liselerinin 11 yıldan beri devam eden haksızlığını sona erdiren katsayı adaletsizliğini ortadan kaldıran YÖK Genel Kurulunun aldığı karadan dolayı, karar sahiplerini ve emeği geçenleri kutluyor, ülkemiz için hayırlı bir başlangıç olmasını diliyorum. YÖK Başkanı Sayın Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ın şahsında genel kurulun değerli üyelerine Saadet Partisi Kadın Kolları olarak teşekkürlerimizi sunuyorum” dedi.
Bu karanlık tabloyu Saadet düzeltir
SAADET’den katsayı araştırma ekibi önerdi
”Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK, meslek kuruluşları ve ilgili derneklerin temsilcilerinden oluşacak, katsayı uygulamasının yol açtığı sorunları ve telafi yollarını araştırma ekibi kurulmalıdır. TBMM de bu ekibe destek vermeli ve Meclis’te bir komisyon kurularak çalışmanın verimliliği arttırılmalıdır. Katsayı konusu sadece bir düzenleme yapılarak geçiştirilebilecek bir konu değildir. Geride kalan hasar tespit edilmeli, telafi için çaba gösterilmelidir.”
Milliyet yazdı…
Bu kez siyasi kimliğinin değil, profesörlük unvanının peşinden giderek İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin Üsküdar’daki kampüsünde buluyoruz Kurtulmuş’u. Karşımızda bu ders dönemine 29 Mart yerel seçimlerini, yani sayısız miting, konuşma, toplantı, TV programı ve ziyaretleri sığdırmış ama okulda tek dersini aksatmamış bir “genel başkan” duruyor.
Tarih: 8 Haziran, Pazartesi.
Yer: İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi, 122 nolu sınıf.
Ders: Siyasal İletişim.
Ve bu mühim dersin hocası, “kendi halinde” bir akademisyen değil, birçok siyasi yorumcuya göre “Milli Görüş’ü küllerinden yeniden doğuracak isim”: Saadet Partisi’nin sekiz aylık genel başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş.
Yılların akademisyeni, İletişim Fakültesi hocalarına ayrılan odanın bir köşesinde oturmuş, birazdan yapacağı sınavın sorularını hazırlıyor. Aslında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi kökenli. 1998’de Fazilet Partisi’nin İstanbul İl Başkanı olunca, doçentliğe kadar yükseldiği akademik hayatından ayrıldı, parti işleri nedeniyle beş yıl akademisyenliğe ara verdi. Hem de profesörlüğüne beş ay gibi kısa bir süre kala. Daha sonra İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde yeniden göreve başladı, profesörlük unvanını aldığı bu okulun İletişim Fakültesi’nde siyasal iletişim, insan kaynakları yönetimi, sosyal politika, liderlik, stratejik yönetim dersleri verdi. Aynı zamanda Halkla İlişkiler Bölümü’nün başkanı ve tam zamanlı öğretim üyesiydi. Saadet Partisi’nin başına geçince ilk işi idari görevlerinden ayrılmak oldu ama öğrencilerinden kopamadı. Haftada bir gün okulda öğrencileriyle bir araya gelmeye devam etti. Genel başkan olduktan sonra da üçüncü sınıf öğrencilerine Siyasal İletişim ve İnsan Kaynakları Yönetimi derslerini vermeye devam etti.
“Hoca Numan Kurtulmuş” mu daha demokrattır, “Genel Başkan Numan Kurtulmuş” mu?
Fark etmiyor herhalde. Demokratlık bir tavırdır, bir yönetim şekli, bir algılamadır. Ben bu anlamda aktif siyasete girmeden önce de hep aynı tavrı sergiledim. Bunları birbirinden ayırmanın, bu nedenle, çok doğru olmadığı kanaatindeyim.
“Derste Demokrat Parti’nin, Refah’ın ve AKP’nin kampanyalarını anlatıyorum”
Okul hayatı mı zor, siyaset sahnesi mi?
Siyasetin daha zor tarafları var; yoğun, kendinizin dışında olan işlerle de ilgilenmek zorundasınız. Akademisyenlik öyle değil, ilişkilerinizi, hükümlerinizi, yapacağınız işleri kendinize göre seçiyorsunuz. Siyasette vakti yaratmak imkanı daha zor. Birçok şey sizin dışınızda gelişiyor, bir anda yoğun bir kampanya içerisine giriyorsunuz, eve gelmeden, bir yere uğramadan yaşıyorsunuz. Ama ikisini çelişir görmüyorum. Akademik hayatta öğrendiklerim bana siyasette de çok büyük destek verdi. Oradaki altyapının bana siyasette önemli bir tecrübe sağladığını düşünüyorum. İkisi birbirini destekliyor, çelişmiyor.
Okul hayatından öğrendiğiniz hangi bilgi siyasette en çok fayda sağladı?
Olaylara farklı alanlardan bakıyorsunuz, karşınızdakilerin açısından bakmayı biliyorsunuz.
Öğrenciler, işin doğası gereği, muhaliftir, siyasetçileri sevmez, mütemadiyen yalan söylediğinizi düşünürler. Derste bunları dile getiriyorlar mı, siyaset tartışıyor musunuz?
Benim ders konularım da siyasetin çok içinde. Sosyal politika konuşuyorsunuz, siyasetin çok içinde, insan kaynakları yönetimi, ekonomide yeniden yapılanma dersleri veriyorsunuz, bunlar siyasetle ilişkili konular. Siyasal İletişim dersinde seçim kampanyaları anlatıyorum. Mesela 1950 Demokrat Parti, 1970 Ecevit, 1983 Anavatan, 1991 Refah, Genç Parti, AKP kampanyalarını anlatıyorum. Ama şuna çok büyük özen gösteriyorum, bu dersler kapsamında siyaseti tartıştık ama asla gündelik siyaseti, bizim partiyi gündeme getirdiği zaman, özellikle öğrencilerin dersi kaynatmak amaçlı sorduğu sorular oluyor, yok bunları derste konuşmuyoruz. Ders dışında, teneffüste konuşuyoruz. Yani kendi siyasal kimliğimi, asla hocalık kimliğimle karıştırmıyorum. Burada özellikle çok dikkatli davranıyorum.
Güncel siyaset konuşmadan ders oluyor mu?
Ders sosyal politikaların çeşitli uygulamaları olunca, bir şeyler söylüyorsunuz güncel politika konularında. Tırnak içerisinde, politize etmeden bunları söylüyorum. Ama asla kendi politik kimliğimi bu ders muhtevasına karıştırmıyorum.
Bu çok zor olmuyor mu?
Yıllar içerisinde çok doğal bir şekilde oluyor, zorlanmıyorum, dikkat ediyorum.
Öğrencilerinizin aranızda siyasal kimliği veya tavrı çok belli olanlar var mı? Mesela koyu CHP’li, koyu AKP’li öğrencilerle aranız nasıl?
Pek tabii var. Bu partileri destekleyen arkadaşlarımız, farklı kanaatte olan arkadaşlarımız var. Ama hepsiyle iyi bir iletişim kurduğumuzu zannediyorum.
Ders dışında kapınızı çalıyorlar mı?
Bir kere kapım bütün öğrenci arkadaşlara açık. Özel sorunları olan arkadaşlar oldu, herkese yardımcı olmaya çalıştım. Konuşmalarımı takip edip, soru soruyorlar. Hakkımızda çıkan haberler oluyor, onları kesip getiriyorlar. “Annemin size çok selamı var” diyenler oluyor, bunlar çok güzel şeyler. İmaj konusunda öğretim üyesi arkadaşların yardımları oluyor. Seçim kampanyası sırasında da herkes bir gönüllü danışman oldu. “Hocam bu renk olmamış, kravatı şöyle tak, şöyle konuş” diyenler oldu.
29 Mart seçim kampanyası döneminde derslere devam ettiniz mi?
Ettim, hatta 29 Mart seçiminin ertesi sabahı dersim vardı, ben geldim, öğrenciler yoktu, kantine gidip buldum. Şaşırdılar, “Gelmeyeceksiniz zannettik” dediler. İki tane öğrencim de Antep ya da Maraş mitingine gelmiş, orada görünce şaşırdım. Hatta havalimanında karşıladılar, hoşuma gitti.
Bir lakabınız var mı?
Vallahi bilmiyorum.
Sıfırcı olmasın?
Yok “titiz” olur da, “sıfırcı” olmaz. Genelde kimseyi bırakmam, kalma durumu olanı 10 puan yükseltirim. Ama sonra tüm kağıtları baştan alıp tüm sınıfın notlarını 10 puan yükseltirim, haksızlık olmasın diye.
Size seslenirken “Hocam” mı, “Başkanım” mı demeleri hoşunuza gider?
Elbette hocam denilmesi daha sıcak, daha içselleştirilmiş bir şey. Anadolu’da şimdi derslerine girdiğim öğrenciler, profesör olmuşlar, bu çok güzel bir duygu. Hiç ummadığınız yerde öğrenciniz karşınıza çıkıyor.
İşte sınav salonu…
Kurtulmuş’un elindeki dört sınav sorusundan üçü şöyle: “Siyasal kampanya döneminde önemli olan hususlar”, “İdeal bir demokrasi nasıl olmalıdır?”, “Seçmenlerin oy kararını neler etkiler?”…
Kendisi hem akademisyen hem de siyasi kimliğiyle yanıtlara hakim. Sınav salonu ise alışıldık öğrenci karmaşasında. “Nereden sorar?” tahminleri yapanlar, harıl harıl ders çalışanlar…
“Yine son ana bıraktım, hocaya ayıp olacak” diyenler de var. Belli ki Kurtulmuş’un farklı bir etkisi var öğrenciler üzerinde.
Bazı öğrenciler ise sıralara kopya yazmakla meşgul. “Kopyacı” sorulara da yanıt vermiyor, ancak “Nasıldır hocan, iyi midir?” sorusunu, “Sınavda sorduklarına göre değişir” diye cevaplıyor.
“Hocam çok heyecanlıyız”
Kurtulmuş salona girince sessizlik hakim oluyor. Kurtulmuş önce ağır ağır sıraların aralarını dolaşıyor, öğrencileriyle selamlaşıyor. Bu arada, arka sıralarda oturan bir öğrenciyi yerinden kaldırıp en ön sıraya gönderince, beklemediği bir tepkiyle karşılaşıyor: “Hocam bu çok aşağılayıcı oldu ama…” Ve öğrenciler
o anda daha bir öğrenci, hoca daha bir hoca oluyor, diyaloglar başlıyor:
- Tükenmez kalem kullanabilir miyim?
- Nasıl istiyorsan öyle yaz.
- Hocam bu sorular çok genel olmuş, biraz açar mısınız?
- Onu sen açacaksın. Uzun uzun değil, bildiğini yaz. Masal anlatmayacaksın.
- Hocam çok heyecanlıyız.
- Neden? Çalışmadın di mi?
- Hocam dört soru var burada, biri seçmeli mi?
- Hayır, hepsi yanıtlanacak.
Öğrencileri ne diyor?
Melike Gallenkuş:
“Çok kolay bir hoca, TV’de gördüğümüz o sert adam değil. Derste siyaset konuşmuyor ama entelektüelliği, tavırları nedeniyle Milli Görüş’e, SP’ye olan bakışımızda değişme oldu. Ama derslerde partisi hakkında hiç konuşmuyor.”
Emin Mert Şenyer:
“Tam bir demokrat, Türkiye’nin ihtiyacı olan bir hoca ve siyasetçi. Dinliyor, çok iyi kalpli, çok dürüst, çok farklı bir hoca. Çok seviyorum. İnşallah tabanı da onun kadar temiz olur.”
Talha Baltaoğlu:
“Kesinlikle siyaset konuşmuyor. Sorsak bile yanıtlamıyor. Genel başkanlığı ile hocalığını asla birbirine karıştırmıyor. Sorunca nesnel yanıtlar veriyor. Ders işleyişi bakımından birçok hocadan çok çok daha iyi.”
Nazlıhan Vanlı:
“Siyasetçi kimliğini okula taşımıyor, parti ismi bile vermiyor, kendi görüşlerini söylemiyor. Gayet esprili, dersleri çok zevkli geçiyor.”
Şükran Pakkan – Milliyet / 14.06.2009
Saadet Partisi sekiz yaşında
Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, partisinin ”milletin enerjisini kısır çekişmelere harcamayacağını, siyaseti çıkar aracı haline getirmeyeceğini” bildirdi.
Kurtulmuş, partisinin 8. kuruluş yıldönümü dolayısıyla yayımladığı mesajda, Saadet Partisi’nin 150 yıllık fikri bir geleneğin ve büyük bir siyasi hareketin temsilcisi olduğunu kaydetti.
Saadet Partisi’nin 1969′da bağımsızlar hareketiyle başlayan, MNP, MSP, Refah ve Fazilet partileriyle süren siyasi sürecinde ”yeniden büyük Türkiye’yi kurma” konusundaki iddia ve iradesinden hiçbir zaman vazgeçmediğini, rotasını rüzgara göre değiştirmediğini belirten Kurtulmuş, ilk günkü heyecan ve kararlılıkla hedefe yürüdüklerini kaydetti.
29 Mart yerel seçimlerinde elde edilen sonucun bunun göstergesi olduğunu ileri süren Kurtulmuş, bütün sevdalarının güçlü ve müreffeh Türkiye’yi yeniden kurmak olduğunu vurguladı.
Partisinin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da millet yararına gördüğü icraatları destekleyeceğini, milli çıkarlara ters her türlü gelişme ve politikanın karşısında olacağını belirten Kurtulmuş, milletin emanetini kutsal sayarak, haksızlıklara boyun eğmeden yollarında ilerlemeyi sürdüreceklerini ifade etti. Kurtulmuş, şunları kaydetti:
”Milletimize bir kez daha söz veriyoruz; bundan sonra da milletten başkasına minnet etmeyeceğiz. Egemenlerin önünde diz çökmeyeceğiz. Küresel köyün kavalcısı olmayacağız. Milletimize asla yalan söylemeyeceğiz. Tutamayacağımız sözü vermeyecek, verdiğimiz sözü yerine getirmek için bütün gücümüzle çalışacağız. Milletimizin enerjisini kısır çekişmelere harcamayacağız. Siyaseti bir çıkar aracı haline getirmeyeceğiz. Harun gibi gelip Karun gibi gitmeyeceğiz. Musa gibi gelip firavunlaşmayacağız.
Saadet Partisi’nin 8. kuruluş yıldönümünde milletimize bugüne kadar verdikleri destek ve gösterdikleri teveccühten dolayı şükranlarımızı sunuyor özgürlükten, refahtan ve adaletten yana olan herkesi birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.”
Bitkilerin cilde etkileri
27 Temmuz 2009 Yazan Saadet Kadın
Kategori Kadınca

Ihlamur: Cilt dokusunu güçlendirir ve yeni hücre oluşumunu destekler. Kuru ve duyarlı cilt ler için uygundur.
Isırgan otu: Cildin kan dolaşımını hızlandırır. Yağlı saçlara ve kepeğe karşı kullanılabilir.
Kekik: Dezenfekte gücü çok yüksektir. Özel likle, sağlıksız ve iltihaplanmaya yatkın ciltler için önerilir.
Mayıs Papatyası: Bu klasik güzellik bitkisi, il tihaplanmayı önleyici ve yatıştırıcı etkileriyle, özellikle problemli ve duyarlı ciltler için çok önemlidir.
Cilt Tazeleyici Bir Bitki Formülü Daha:
Bir avuç elma sirkesi veya damıtılmış beyaz sirkeye 1 kahve fincanı su. Her yüz yıkamadan sonra uygulayın. Derinin doğal asitliğini sağlar ve kaba lekeli deriyi temizler ve zarifleştirir. Hoş kokulu içeriklerin ilavesi ile çok daha estetik bir hale getirilebilir. Aynı oranı bir sirke saç boyası için de kullanabilirsiniz, sarışınlar saçlarında beyaz sirke kullanmalıdırlar.
Not: Son araştırmalara göre, deri ve saç zararlı bakteri etkilerine karşı koruma sağlayan doğal bir asit yüzeyine sahiptir. Banyodan sonra deri ve saçınızın sağlığı ve güzelliği için asit dengesinin sağlanması gereklidir.


